Kategori: Rota/Doğa

  • Anadolu’nun Minnet Duyulası 6 Köpek Türü

    Anadolu’nun Minnet Duyulası 6 Köpek Türü

    Büyükşehirlerde de öyle ama Anadolu’da, özellikle hayvancılıkla uğraşan bölgelerde köpekler ailenin en sevilen, en çok ilgi gösterilen fertlerinden biridir. Onlar, sadece emektar hâlleriyle değil var oluşlarıyla Türkiye’nin en özel değerleridir. Topraklarımıza ait köpek türleri, koruma altına alınarak, üretim çiftlikleri kurularak, uluslararası kuruluşlara katılım sağlanarak yaşatılmaya ve tanıtılmaya çalışılıyor. Bu gösterişli arkadaşlarla karşılaşmak her zaman mümkün olmayabilir, içlerinden 6 tanesini sizin için listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    anadolu köpekleri

    Burun biçiminden dolayı çatalburun adı verilen köpek, sakinliği ve keskin koku alma yetisi sayesinde av, arama kurtama ve narkotik polis köpeği olabilirken, sevecen yapısı nedeniyle de çocuklarla en iyi anlaşan köpektir. Memleketi ise Mersin-Tarsus’tur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    anadolu köpekleri

    Geçmişi 4000 yıl önceye ve Orta Asya’ya kadar uzanan alabay, sadık ve korumacı yapısının yanı sıra korkusuz ve geri adım atmayan tarafıyla da sürülerin lider nitelikli çobanıdır. Fakat alabayın yabancılarla arası pek de iyi değildir ve karşılaşıldığında gözlerinin içine bakılması çok tavsiye edilmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    anadolu köpekleri

    Akbaş, Batı ve Orta Anadolu’nun, özellikle de Eskişehir’in en zeki ve sadık sürü köpeği olarak ün yapmıştır. Sahibini, misafiri, dost ve düşmanı ayırt edebilen bir canlı olarak, sahibi herhangi bir talimatta bulunmadığı sürece saygılı ve sakin kalabilir. En belirgin özelliklerinden biri bağımsızlığına düşkün olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    anadolu köpekleri

    Güçlü, hızlı, cesur… Bunlar bir karabaşın en belirgin özellikleridir. Burun, göz çevresi ve kulaklarındaki siyahlık nedeniyle bu ismi alan köpek bir kangal türüdür ve zorlu iklim şartlarına dayanıklıdır. Anadolu çoban köpeği karabaş, insanlara karşı şefkatlidir fakat dünyada kurtlara kafa tutan nadir köpeklerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    anadolu köpekleri

    İnsanda görür görmez sarılma isteği uyandıran Kars çoban köpeği, yabancılara şüpheyle yaklaşan, son derece zeki, kuvvetli ve pençelerini kullanmaktan çekinmeyen bir köpektir. Sığır sürülerinin bekçisi olan bu karizmatik canlı dağlık alanların koşullarıyla uyumludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    anadolu köpekleri

    Türklerin Orta Asya’dan göçüne eşlik eden kangallar o gün bugündür insanımızla kadim dostluklar kurmaya devam etmiştir. Dünyanın tanıdığı bir ırk olan köpek hakkında efsaneler, hikâyeler bile üretilmiştir. Gücü, hâkimiyeti, cesareti, hızı dillere destandır ama bunlar kadar önemli bir niteliği de insanlarla kurduğu sevgi bağıdır.

  • 8 Madde İle Ülkemizin En Küçük Şehri Yalova

    8 Madde İle Ülkemizin En Küçük Şehri Yalova

    Türkiye’nin en küçük ili Yalova kuzeyinden güneybatısına kadar Marmara Denizi ile çevrilmiş ve bu hâliyle ülkemizin en uzun sahil şeritlerinden birine sahip… Doğası ile yaz ayları kadar sonbahar ve kış aylarında da turist çeken bölge 1995 yılında il olmuştu. En yoğun renkleri mavi ve yeşil olan şehrimizi 8 özelliği ile gelin birlikte tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir köşk 1930 yılında iki gün içinde temel seviyesine kadar kazılıp altına ray döşenerek 4.80 metre kaydırıldı. Yalova’daki çiftlikte köşkün hemen yanı başındaki çınar ağacının dalları çok uzadığı için kesmek isteyen bahçıvana Atatürk’ün sunduğu formül neticesinde yaşanmıştı bu durum… Günümüzde müzeye dönüştürülen Yürüyen Köşk, pazartesi günleri dışında her gün ziyaret edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yalova’nın turistik ilçelerinin başında Çınarcık geliyor. Çevre illerden günü birlik de turist çeken ilçede özellikle Dipsiz Göl çevresinde kurulan kamp sakinlerine muhteşem bir manzara sunuyor. Teşvikiye Beldesi Erikli Yaylası’nda bulunan göl kâşif ruhlu insanların çok iyi bildiği ama pek çok kişi tarafından henüz keşfedilmemiş sakin bir doğa parçası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yalova’nın en büyük ilçesi Çınarcık’ta Erikli Yaylası içinde bulunan ve Dipsiz Göl’ün tersine hemen herkes tarafından varlığı bilinen başka bir güzellik de Erikli Şelalesi… Şelaleden yansıyan su sesi eşliğinde trekking yapmaya gelen doğa tutkunlarına hafta sonları piknik yapmaya gelen insanlar da eşlik ediyor ve doğa içinde canlı, renkli görüntüler oluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1995’te ilçeye dönüşen Altınova, huzurlu ve sakin sokaklarda yürüyüş yapmak, dönüşte çantasında doğal ürünlere yer vermek isteyenler için oldukça uygun bir yer… Altınova’da, özellikle İzmir Körfezi’nin en dar yerindeki Hersek Köyü ve buradaki 15. yüzyıldan kalan Hersekzade Ahmet Paşa Camii de görmek isteyebileceğiniz yerler arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şehrin özellikle yaz aylarında nüfusunu birkaç kez katlayan ilçelerinden biri de Armutlu… Merkeze 55 km uzaklıkta olan ilçeye Mudanya ve İstanbul’dan deniz ulaşımı bulunuyor. Burası uzun yürüyüşler yapılabilen sahilleri, kum plajları ile deniz ve deniz sporuna meraklı olanların bilhassa tercih ettiği bir bölge…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yalova, sadece ülke içinde değil uluslararası düzeyde rağbet gören kaplıcalara sahip. Kentin farklı yerlerine dağılmış kaplıcalar merkeze 12 kilometre mesafede bulunan Termal ilçesinde yoğunluk gösteriyor ve bu bölge 19. yüzyıl sonlarından itibaren sağlık merkezi olarak ilgi görüyor. Büyük otellerin imkânlarıyla ya da Kurşunlu Hamam gibi tarihi yapılarda şifalı sularla buluşmak mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yalova, kendine özgü geleneklerin yaşayabilmesi için gayret gösteren bir şehir. Farklı mevsimlerde farklı ilçelerde düzenlediği festivaller ise bu amacın en güzel araçları oluyor. Örneğin, Geleneksel Delmece Yaylası Şenlikleri’nde yayla ve üretim kültürü paylaşılırken, Uluslararası Kafkas Halk Dansları ve Müzik Festivali’nde sergilenen yöresel danslarla bütün sokaklar renkleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Göç alan bir şehir olarak Yalova mutfağında farklı toplulukların mutfak kültürü harmanlanmış… Genel olarak sebzenin, çeşitli otların yoğun olarak kullanıldığı, köftenin farklı sunumlarının öne çıktığı bir mutfağa sahip. İçinde elma marmelatı ve üzerinde vişne reçeli olan krep hamurundan mamul termal tatlısı ise mutlaka denemenizi önerdiğimiz lezzet.

  • KLEOPATRA ANTİK HAVUZU

    Dünyada eşi benzeri olmayan antik havuzun ülkemiz coğrafyasında olduğunu biliyor muydunuz? Özellikle Roma İmparatorluğu Dönemi’nde krallar ve kraliçelerin şifa bulmak için ziyaret ettiği termik sulara sahip hamamlar, dünyanın en eşsiz doğal havuzu olarak yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini Denizli’ye çekiyor. Bölgede yaşanan deprem sonucunda bugünkü eşsiz hâlini alan Kleopatra Antik Havuzu’nun nasıl şekillendiğini ve neden Antik Mısır’ın son Helenistik kraliçesi Kleopatra’nın ismine sahip olduğunu yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kleopatra Antik Havuzu’nun bulunduğu Hierapolis Antik Kenti, yüzyıllar öncesinden günümüze kadar bütün ihtişamını koruyarak ayakta kalmayı başaran Apollon Tapınağı’nın da bulunduğu bölgede yer almaktadır. Denizli’nin merkezinden 18 kilometre uzaklıkta Pamukkale Travertenlerinin hemen yukarısında bulunan havuz, UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Miras Listesi’nde koruma altına alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    MS 7. yüzyılda gerçekleşen bir depremle antik kentin ortasında büyük bir çukur meydana gelir ve bölgedeki şifalı sulara sahip termal hamamların suları, zamanla oluşan çukur içerisinde toplanmaya başlar. Böylelikle, bir zamanlar dönemin görkemli yapısını oluşturan antik sütunlar ile mimari yapılar bu havuzun zeminini oluşturan doğal bir havuza dönüşür. Havuza girdiğiniz an, su altındaki mistik bir kapıdan geçerek 2800 yıl öncesine gitmiş gibi hissedersiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Depremden önce de şifa merkezi olarak ün salan bölgede, birçok hamam bulunmaktaydı. O dönemde bile temizlenmek ve şifalanmak için bu hamamların ziyaret edildiği bilinmektedir. Öyle ki, Mısır Kraliçesi Kleopatra, kardeşi ile yaşadığı sorunlardan dolayı sürgün edildiği yıllarda, Roma İmparatorluğu topraklarına ulaşmak için yaptığı seyahatlerinde, havuzun methini duyarak burayı ziyaret eder ve böylelikle havuzun ismi Kleopatra’nın Havuzu olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şifalı suların nimetinden tek faydalanan sadece Kleopatra değildi elbette. Bir rivayet göre, Hazreti İsa’nın annesi Meryem, rahatsız olan gözünün tedavisi için bu termal hamamları ziyaret eder ve gözündeki rahatsızlık iyileşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yaz kış fark etmeksizin sıcaklığı ortalama 36 derece olan termal suların beslediği havuzun kışın da bolca ziyaretçisi olur ve karlar altında bile misafirlerine inanılmaz bir deneyim sunar. Termal suların yapısı sodalı olduğundan bölgedeki suyun kalp damar hastalıkları, romatizma, deri ve sinir hastalıklarına iyi geldiği belirtilir. Termal suların yanında antik havuz suyu da benzer şifalandırıcı özellik gösterir. Binlerce yıllık sütun ve mermerler arasında yüzme imkânı bulan ziyaretçiler hem şifalı suya girmenin hem de doğal güzelliklerin tadını çıkartma şansı yakalar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en etkileyici noktalarından biri olan Kleopatra Antik Havuzu’nun tüm dünyaya nam saldığı şifalı sularının sağladığı faydalar, yapılan su analizi sonuçlarıyla bilimsel olarak desteklenmektedir. Kaplıca suları; bikarbonatlı, sülfatlı, kalsiyumlu, karbondioksitli, kısmen demirli ve radyoaktif bir bileşime sahiptir ve aynı zamanda buradaki sular banyo ve içme kürlerine de elverişli durumdadır.

  • VİZESİZ SEYAHAT EDİLEBİLEN AMERİKA ÜLKELERİ

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin vizesiz olarak seyahat edebildiği ülkeler oldukça fazla. Türk vatandaşları bu ülkelere seyahatte; karadan, havadan veya deniz yolu ile ulaşımda umuma mahsus pasaport ile vizeden muaf oluyor. Konsolosluğa gitmeden ve evrak toplamadan gidebileceğiniz sekiz Amerika ülkesini ve bu ülkelerin görülmeye değer özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arjantin ” title_font_size=”13″]

    Güney Amerika’nın en turistik ülkelerinden olan Arjantin, umuma mahsus pasaport sahiplerine 90 güne kadar vize muafiyeti veriyor. Arjantin’in ve kıtanın en güney ucundaki şehri Ushuaia en çok ziyaret edilen noktalardan olurken; rengârenk evleri ile ünlü başkent Buenos Aires, El Calafate Perito Moreno Buzulu ve Iguazú Şelalesi görülmeye değer başlıca yerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bolivya ” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en geniş yağmur ormanları olan Amazon Yağmur Ormanları’nın bir kısmının bulunduğu Bolivya’ya, Türk vatandaşları 90 gün vizesiz seyahat edebiliyor. Titikaka Gölü, Bolivya’da gezilecek yerlerin başında gelirken dünyanın en büyük tuz gölü, Salar de Uyuni Gölü bu ülkede bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kosta Rika ” title_font_size=”13″]

    Görkemli dağları, eşsiz sahilleri ve egzotik yaban hayatının yanı sıra dünyanın en mutlu ülkelerinden biri olan Kosta Rika, turistik seyahatlerde ve transit geçişlerde 180 gün içinde 30 gün süreyle vizeden muaf ülkelerden bir tanesi. Yani 30 günlük vize muafiyeti, Kosta Rika’ya varışın ardından zamanında başvurulması hâlinde toplam 90 güne kadar uzatılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Panama ” title_font_size=”13″]

    Okyanusları birbirine bağlayan ülke olarak bilinen Panama, 90 gün vizeden muaf olan ülkelerden bir diğeri. Kolombiya ile Kosta Rika arasında yer alan bu ülke; tropik iklimi, cenneti andıran plajları ile ön plana çıkıyor. Tarihî ve mimarisi ile görülmeye değer yerlerin başında gelen Panama, oldukça yüksek dağları ve 500’ü aşkın şelalesi ünlü. Panama Kanalı ve ülkenin başkenti Panama City’de bulunan “The Old Town” ise turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şili ” title_font_size=”13″]

    Yeryüzünün en kurak çölü olan Atacama Çölü’ne ev sahipliği yapan Şili, Aymara yerlilerinin diline göre “dünyanın son bulduğu diyar” anlamına gelen “chilli” kelimesine uygun olarak Amerika Kıtası’nın en ucunda yer alıyor. 90 gün vizesiz olarak ziyaret edilebilen Şili’de Rapa Nui Millî Parkı’nda yer alan beyaz mercan kumsalı, Anakena ve kıtanın güney ucundaki Horn Burnu ziyaret edilecek yerlerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uruguay ” title_font_size=”13″]

    Plajlarıyla ünlü Atlas Okyanusu kıyısındaki Uruguay, 90 gün vize muafiyeti veren bir diğer Güney Amerika ülkesi. Güney sahillerinde yer alan lüks tatil beldesi Punta del Este, birbirinden güzel kumsalları ile dikkat çekiyor. Mercado del Puerto (Liman Pazarı), ülkenin en popüler ve hareketli turistik noktalarından olurken; doğal güzelliklerini görmek isteyenler Santa Teresa Ulusal Parkı ve La Barra sahillerini tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Brezilya ” title_font_size=”13″]

    Güney Amerika Kıtası’nın en büyük ülkesi Brezilya, Türk vatandaşlarını 90 gün boyunca vizesiz ağırlıyor. Resmî dili Portekizce olan ülke, bu özelliği ile diğer Güney Amerika ülkelerinden farklılaşıyor. Ekvador ve Şili dışında tüm Güney Amerika ülkeleri ile komşu olan Brezilya, Atlas Okyanusu’nda oldukça uzun kıyıya sahip. Rio De Janeiro’da gezilecek yerler arasında Kurtarıcı İsa Heykeli, Corcovado Tepesi, Copacabana Plajı, Leme Plajı, Barra Plajı gelirken; şehri bir uçtan diğer uca teleferikle görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bahamalar ” title_font_size=”13″]

    90 gün vizesiz seyahat edilebilen Bahamalar, Atlas Okyanusu’nda yer alan bir takımada ülkesi. Bembeyaz kumsallara sahip bu ada ülkesi, 1492’de Kristof Kolomb tarafından keşfedildi. Bahamalar’ın en ünlü tatil noktası Cococay Adası olurken, 200’den fazla kuş ve sürüngen türüne ev sahipliği yapan Nassau Ardastra Bahçeleri ve turkuaz rengindeki Cable Plajı, adanın diğer gözde yerleri. Bahamalar’ın en çok ziyaret edilen şehri aynı zamanda başkenti de olan Nassau’da birçok kültürel ve sanatsal etkinlik düzenleniyor.

  • 4 Bin Yıl Geçti Hala Dünyanın Gözbebeği

    4 Bin Yıl Geçti Hala Dünyanın Gözbebeği

    Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri Mısır’ın Gizze şehrinde bulunan Keops Piramidi’dir. Ama sadece o da değil, Mısır’da inşa edilen tüm piramitler tam da başlıkta söylediğimiz gibi dünyanın gözbebeği olmaya devam eden antik yapıların başında geliyor. Sayfamız bu konuyla ilgili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    mısır piramitleri, gizze, keops

    Mısır Piramitleri denince akıllara hemen Gizze’de bulunan Keops, Kefren ve Mikerinos Piramitleri gelse de aslında büyük kısmı Eski ve Orta Krallık Dönemi’nde yapılmış 100’ün üzerinde piramitten söz edilmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    mısır piramitleri, büyük piramit

    Khufu Piramidi ya da Büyük Piramit olarak da bilinen Keops Piramidi, 145,75 metre yüksekliği ile 4 bin yıl boyunca dünyanın en uzun yapısıydı. 1900’lü yıllar başlayana kadar da yeryüzündeki en büyük ve görkemli insan ürünü yapı olarak kabul gördü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    mısır piramitleri, gizze, keops

    Mısır Piramitleri’nin ilki MÖ 2630’larda yapılan ve basamaklı yapısı nedeniyle Adım Piramidi olarak da bilinen Zoser Piramidi’dir. Bu tarihi yapının mimarı ise Eski Mısır’ın önemli isimlerinden, yazar, heykeltıraş ve astronom İmhotep’ti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    mısır piramitleri, büyük piramit

    Mısır Piramitleri’nin ilgi odağı olmasının en büyük nedeni nasıl inşa edildiğinin anlaşılamaması ve içinde birçok gizem barındırmasıydı. Dünya dışı varlıklar tarafından yapıldığı senaryoları üzerinde bile duruldu ama sonra, çok sayıda insan gücü ile matematik, geometri ve fizik kurallarının mükemmel şekilde uygulanmasının sonuçları olduğu düşüncesi kabul gördü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    mısır piramitleri, adım piramidi

    4 bin yıl önce yapılmış piramitlerdeki matematiksel deha 21. yüzyıl insanını da şaşırtmaya devam ediyor. Örneğin, Keops Piramidi’nin taban köşelerinin birleştirilmesiyle bütün kenarları 229 metre olan bir kare elde ediliyor ve bu kenar uzunlukları arasındaki hata oranı % 0,1 bile değil!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    mısır piramitleri, kefren, mikeriros

    Gizze’deki üç piramitte kullanılan taşlar yan yana dizilecek olsa 3 metre yükseklik ile 30.48 santimetre kalınlığında bir duvar olarak Fransa’yı çevreleyebiliyor. Piramitleri oluşturan taş blokların 2 milyon adeti bulduğu düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    mısır piramitleri, kefren, mikeriros

    Birkaç ton ağırlığındaki taş blokların nasıl taşınıp yerleştirildiği konusu da uzun süre tartışıldı. Tahminler, her taşın 20 kişi tarafından kaldırılmış ve inşa sırasında 10 bin kişinin çalışmış olabileceği yönünde…

  • İKİ DENİZE DE KIYISI OLAN GÜZEL BALIKESİR

    İKİ DENİZE DE KIYISI OLAN GÜZEL BALIKESİR

    “Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek, gönül bu sevdadan vaz mı geçecek” türküsü Balıkesir çıkışlıdır. “İki de keklik bir kayada ötüyor, ötmede keklik derdim bana yetiyor” türküsü de öyle… “Çay benim çeşme benim, aman derdimi deşme benim. Hakikatli yar isen, aman önümden geçme benim” türküsü de… Entarisi Damgalı, Mendili Oyaladım, Edremit’in Gelini de Balıkesir’de üretilmiş türkülerdir. Ve bu sayfa da türküleriyle olduğu kadar doğası, tarihi, mutfağıyla da konuşacak çok şeyi olan Balıkesir’e ait.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şehrin 20 ilçesi bulunmakta ve Bigadiç’ten Gönen’e, Bandırma’dan Burhaniye’ye ilçelerinin çoğu en az kendisi kadar tanınıp bilinmektedir. İlçeleriyle birlikte gelişen Balıkesir’in şüphesiz ki en ünlü ilçesi turizm açısından da en çok tercih edilen Ayvalık’tır. Ege Denizi’ne kıyısı bulunan Ayvalık 7 kilometre uzunluğundaki Sarımsaklı Plajı ile yaz aylarının gözde tatil yerlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Balıkesir hem Ege Denizi’ne hem de Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan ayrıcalıklı şehirlerimizdendir. Hatta Marmara Denizi’ne kıyısı olan Erdek ülkemizin ilk yazlık mekânlarından biriydi. Ve Erdek ilçesinin kuzeyinde bulunan Marmara adaları da yine bu şehre bağlıdır ve adaların en büyüğü olan Marmara da Balıkesir’in bir ilçesidir. Anlayacağınız, mavinin en çok sevdiği yerlerden biridir bu memleket.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kuş gölü

    Ve adını hepimizin bildiği Kuş Gölü, namıdiğer Manyas Kuş Cenneti de Balıkesir’indir. Bandırma ilçesinde yer alan gölde çok sayıda kuş çeşidi konaklar, yaşar ve ürer. Gölün kuzeydoğusundaki millî park ise uluslararası derecelendirmede övgüler almış bir doğa harikasıdır. Kuş gözlemciliği yapmak ve doğanın tadını çıkarmak için size mayıs ya da haziran aylarında gitmenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ege Denizi’nde, Ayvalık ilçesine bağlı 22 tane ada bulunuyor ve bunlardan en ünlüsü yazları sokakları rengârenk görüntülere sahne olan Cunda Adası’dır. Nostaljik evlerin sıralandığı daracık sokaklarda yürümek kadar, tarihî manastırları gezmek, restoranlarda balık ve Ege mezeleri yemek de bir o kadar keyiflidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sadece mavi değil yeşil de Balıkesir’in hâkim renklerindendir. O yeşili biraz da Kaz Dağı, ya da bilinen adıyla Kaz Dağları verir. Yine adını buradan alan ve Edremit ilçesi sınırları içinde olan Kazdağı Millî Parkı da doğanın doyasıya hissedilebileceği yerlerdendir. Bu coğrafya oksijen seviyesinin ve temiz hava oranının yüksek olduğu yerler barındırır ve bunların başında Edremit’in Altınoluk beldesi gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Doğal güzellikler açısından yeryüzünün şanslı çocuklarından olan Balıkesir, arkeolojik açıdan da hatırı sayılır bir öneme sahiptir. Çok eski bir yerleşim olması nedeniyle şehir genelinde mağaralar, höyükler ve antik kalıntılar görmek mümkündür. Sınırları içinde bulunan 15 kadar antik kentten Antandros Antik Kenti, Daskyleion Antik Kenti, Kyzikos Antik Kenti özellikle öne çıkanlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Balıkesirliler saçaklı mantı, tirit, keşkek gibi Anadolu yemeklerini de sık tüketir fakat sebzeden süt ürünlerine, kırmızı etten balığa oldukça zengin bir mutfak geleneğine de sahiptir. Eğer Balıkesir’e yolu düşen bir turist iseniz, meşhur Ayvalık zeytini ve zeytinyağı, Bigadiç helvası, Ayvalık tostu, Susurluk ayranı tatmadan geçmemeniz lezzetlerindendir.

  • TOK ATLAR SEVİNÇLİ İNSANLAR DİYARI TOKAT

    TOK ATLAR SEVİNÇLİ İNSANLAR DİYARI TOKAT

    Evliya Çelebi, dere tepe dolaştığı ve övgü dolu sözler söylediği bu memleket için tok, yani doygun, besili atların ve sevinçli insanların yaşadığı diyar da demiştir. Yine ünlü seyyah, şehre kimilerinin “Tohat”, kimilerinin “Tokat”, kimilerinin “Doğat”, ama şehir zariflerinin “Dokat” dediğini de bizlere aktarmıştır. Hikâyesi bol olan Karadeniz şehrine gelin kısa bir yolculuk yapalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    5 ya da 6. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Tokat Kalesi için, “…korkusuz bir surdur ki Samanyolu gibi göğe baş uzatmıştır. Ve dört tarafı cehennem çukurundan nişan verdiğinden asla hendek olacak yeri yoktur.” notunu düşen de Evliya Çelebi’den başkası değildir. Daha ilginç olan bilgi ise Eflak Prensi Kazıklı Voyvoda’nın veya efsaneleşmiş adıyla Drakula’nın bir süre bu kalede hapis hayatı yaşadığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Hey onbeşli onbeşli, Tokat yolları taşlı / Onbeşliler gidiyor, kızların gözü yaşlı” türküsünün cephelere giden gençler için söylendiğini biliyor muydunuz? Peki ya Roma İmparatoru Julius Caesar’ın “Veni, Vidi, Vici” yani “Geldim, gördüm, yendim” dediği mektubunu Tokat’ta yazdığını? Anlayacağınız, Niksar’dan Zile’ye, Erbaa’dan Turhal’a 12 ilçesinde hikâyelerin, tarihî ve doğal güzelliklerin eksik olmadığı bir şehir Tokat.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tokat kültürel ve tarihî yapılarını korumaya çalışan bir şehir. Örneğin, 12. yüzyılda inşa edilmiş iki medresesi var ki Anadolu’nun ilk Türk medreseleri olarak yoğun ilgi görüyor. Medreselerden biri şehrin merkezinde diğeri Niksar ilçesinde yer alıyor. Adları ise Danişmendlilerin kurucusu Dânişmend Gazi’nin torunu Nizameddin Yağıbasan’dan geliyor. Medreselerin açık kubbeli oluşu da gök bilimleri eğitimlerinin verildiğini ortaya koymakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Niksar’da, Kelkit Çayı üstüne kurulmuş taş köprünün adı sağlam, güvenilir anlamına gelen Talazan… Talazan Köprüsü’nün inşa tarihi tam olarak bilinmese de 13. yüzyıl ile ilişkilendiriliyor. Boyu 161 metre, eni 5,5 metre olan köprünün yüksekliği ise 9 metre. Tarihi İpek Yolu üstündeki konumuyla ulaşımda önemli bir rol üstlenmiş Talazan Köprüsü hâlâ köyler arasındaki ulaşım için önem arz ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    73 hektar kuru, 201 hektar sulu olmak üzere 274 hektarlık bir alana karşılık gelen Kaz Gölü, göçmen kuşların rotaları üstünde bulunan, onlar için yuvalanma ve kuluçkalanma yeri olan bir doğa harikası. Tokat’taki göle kadar gidip de gözetleme kulelerinden birine çıktığınızda göreceğiniz kuşlardan bazıları ak ve kara leylek, saksağan, angut, saz bülbülü, ördek ve kaz türleri, söğüt serçesi ve balıkçıl kuşları olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Her yıl on binlerce kişinin ziyaret ettiği Ballıca Mağarası büyüleyici oluşumlara ev sahipliği yapan ülkemizin en önemli mağaralarından biridir. Ülkemizde soğan sarkıt denen oluşumların bulunduğu tek mağara Ballıca’dır. 5 kat ve 9 salondan oluşan 680 metre uzunluğundaki bu fantastik alan 2019 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tokat mutfağı hem Karadeniz’in hem de Orta Anadolu’nun mutfak kültürünü taşıyan bir zenginliğe sahip. Tokat kebabı ise bu mutfağın başını çekiyor, adı ülke genelinde ün yapmamışsa da şehirdeki evlerin içinde sırf bu kebap için tasarlanmış fırınlar görmek mümkün. Tokat’ın ülke genelinde ün yapan lezzeti ise Erbaa bağlarında yetiştirilen asma yaprakları ve bu yapraklarla yapılan nefis dolmalarıdır.

  • MİLYON YILLIK LAV İZLERİ: BOYABAT BAZALT KAYALIKLARI

    Sinop’un Boyabat ilçesine 17 kilometre uzaklıkta, vadiler boyunca uzanan sıra dışı bir doğa harikası yükseliyor: Boyabat Bazalt Kayalıkları. Yaklaşık 10 hektarlık bir alana yayılan bu oluşumlar, 30-40 metreye varan altıgen prizma sütunlardan meydana geliyor. Yukarıdan bakıldığında arı peteğini andıran taş bloklar, farklı açılardan incelendiğinde bambaşka şekillere dönüşüyor. Gelin, bu benzersiz doğal yapıya birlikte göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Milyonlarca yıl önce yerin derinliklerinden yükselen magma, yani lav, yüzeye çıktığında hızla soğuyarak katılaştı. Bu süreç sırasında mineral tanecikleri sıkıca birleşerek sert bazalt kayalarına dönüştü. Soğuma farklılıkları bazı bölgelerde çatlaklar oluşturdu; bu çatlaklar genellikle beşgen veya altıgen geometrilerle kendini gösterdi. Yüzeyle hızlı temas, sütunların üst katmanlarına ayrıcalıklı bir doku kazandırdı ve bugünkü görkemli şekilleri meydana getirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu jeolojik süreçlerin sonucunda ortaya çıkan Boyabat Bazalt Kayalıkları su, rüzgâr ve buzun etkisiyle yüzeylerini aşındırarak bugünkü etkileyici görünümünü kazandı ve Türkiye’de, hatta dünyada, nadir bulunan bir volkanik oluşum hâline geldi. 1996’da 1. derece doğal sit alanı, 2011’de ise tabiat anıtı ilan edilerek koruma altına alındı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bazalt Kayalıkları Tabiat Anıtı, ortalama 600 metre yükseklikteki engebeli bir arazide konumlanıyor. Burada gürgen ve meşe ağaçlarının oluşturduğu karışık ormanlar, çalılıklar ve kayalık alanlar bir arada bulunuyor. Sütunların çoğu 30 ila 40 metreye ulaşırken bazı bölgelerde 20 metreye kadar alçalan dikine çatlaklar da gözlemleniyor. Bu doğal ortam, kirpi, yarasa, kaplumbağa, sincap ve çeşitli memeli türler gibi birçok hayvana ev sahipliği yapıyor. Böylesine zengin bir çevre, bölgeyi yalnızca bir ekosistem olarak değil, aynı zamanda keşfedilmeye değer bir turistik alan hâline getiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kayalıklara gelen ziyaretçiler; yürüyüş yolları, ahşap köprüler, merdivenler, seyir terasları ve yağmur barınakları sayesinde hem konforlu hem de güvenli bir gezi deneyimi yaşıyor. Ahşap köprülerden geçerken kayalıkların arı peteğini andıran düzenini yakından gözlemlemek mümkün. Rota sonunda ise yaklaşık 75 metre yükseklikte, vadilere hâkim, nefes kesici manzaralarla karşılaşmak unutulmaz bir doğa deneyimi kazandırıyor.

  • SADECE UZAKTAN SEVEBİLECEĞİMİZ MUHTEŞEM GÜZELLİKTEKİ BÜYÜK KEDİLER

    SADECE UZAKTAN SEVEBİLECEĞİMİZ MUHTEŞEM GÜZELLİKTEKİ BÜYÜK KEDİLER

    Güçlü yapıları ve olağanüstü görüntüleriyle hepimizde hayranlık uyandıran büyük kedi ailesini, yine neredeyse hepimiz -tabii yerinde görme şansına sahip olanları saymazsak- sadece fotoğraflardan ve çekilen videolardan tanıyoruz. İnsanda şiddetli bir yakınlaşma ve sarılma hissi uyandırsalar da, eğer söz konusu olan bu muhteşem büyük kediler ise belki de en güzeli uzaktan sevmektir ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kaplan, büyük kedi ailesinin dört üyesinden biridir. Yetişkin bir erkek kaplanın ağırlığı 350 kilogramı, boyu ise 2-3 metreyi bulabilir. Turuncu-kahverengi renge sahip kürkünün üzerindeki koyu çizgiler parmak izi misali bütün kaplanlarda farklılık gösterir ve doğada kendilerini kamufle etmelerine yardımcı olur. Bir kaplan kükrediğinde sesi açık alanda 5 kilometre öteden duyulabilir, eğer o sırada yanında olmak mümkün olsa 10 santimetre uzunluğundaki köpek dişleri de rahatlıkla görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Büyük kedigillerin yani Panthera cinsinin bir diğer üyesi de aslandır. Güç ve cesareti temsil eden aslan için kullanılan en ünlü tabir “ormanın kralı”dır. Erkek aslanlar başının etrafında kızdığı zaman kabaran tüyleriyle meşhurdur. Bir sıçrayışta 4-5 metre uzağa atlayabilen aslanların erkek yetişkinleri 500 kilogramı bulabilir. Yaşamı boyunca rakipleriyle savaşarak hırpalanan bir aslanın ömrü yaklaşık 15 yıldır. Avlanmaya genellikle gece çıkan bu canlılar gündüz vakitlerinde uyumayı tercih ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Panthera cinsinin üçüncü üyesi, leopar adıyla da bilinen parslardır. Koyu sarı ya da kahverengi olabilen ve parlaklığı ile göz kamaştıran kürkünün üstünde siyah benekler bulunur. Bazı parslar ise simsiyahtır, aslında onların da benekleri vardır fakat bu benekler de siyah olduğundan seçilmeleri zordur. Kuyruk uzunluğu hariç boyları yaklaşık 70-80 santimetre olan parslar kedigiller içinde ağaca en kolay tırmanan türdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Büyük kediler ailesinin bir üyesi de, boyut açısından aslan ve kaplandan sonra gelen jaguardır. Parsa çok benzetilmekle birlikte kürkünün üstündeki benekler farklıdır ve her biri güle benzetilen desenlere sahiptir. Bununla birlikte kürkü ve benekleri tamamen siyah olan jaguarlar da bulunmaktadır. Parsa göre daha kısa ama daha kalın bacaklara sahip jaguarlar yalnız yaşamayı ve yalnız avlanmayı severler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Panthera cinsi yani büyük kedigillerin dışında kalan ama yine de bizlerin algısına göre büyük kedi olarak nitelendirilebilen canlılara geldi sıra. Bunlardan biri küçük yuvarlak kafası, koyu sarı üstüne siyah benekli kürkü, dar ve uzun bacaklarıyla öne çıkan çitadır. Hızlı koşmasıyla ünlü olan çita, sıfırdan 108 kilometre hıza 3,1 saniyede erişir ve bu hızla aldığı mesafe 450 metrenin üstüne çıktığında vücut ısısı 46 derecenin üstüne çıkarak beyni için risk oluşturur. Bu nedenle çitanın av peşindeki hızlı koşusu bir dakikanın üzerine çıkmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Amerika’ya özgü olan ve Guinness Rekorlar Kitabı’na en fazla isme sahip hayvan olarak giren pumalara ülkemizde genellikle dağ aslanı denir. Pumalar, Panthera cinsi büyük kedigiller gibi kükreyemezler ama çıkardıkları insan çığlığına benzeyen bir ses aracılığı ile iletişim kurarlar. Kürklerinin düz olan rengi kahverengi, kırmızımsı kahverengi veya gümüş gri olarak değişkenlik gösterebilir. Ağırlıkları 80 kilograma kadar çıkabilen ve saatteki hızları da 80 kilometreyi bulabilen pumaların avlanma yetenekleri oldukça gelişmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Vaşakları aşina olduğumuz kedilere benzetip de kafasını okşayabileceğinizi düşünmeyin. Normal kedilerden 5-6 kat daha ağır, hızlı ve tehlikeli canlılardır. Hafif uzunca ve uçları tüylü bir kulak yapısına sahiptirler. Kış aylarında daha da uzayan vücut tüyleri soğuklardan korunmalarını sağlar. Çoğunlukla yalnız avlanan vaşaklar bazı canlıları avlamak için birlikte hareket ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Orta Asya, Ortadoğu, Afrika’da yaşayan ve ülkemizde de varlığı bilinen karakulakların Latince ismi “caracal caracal”dır. Kulak çevresindeki siyahlıktan ötürü Orta Asya Türkleri’nin kediye karakulak ismini verdiği ve Latince isminin de Türkçe’den türediği biliniyor. Muhteşem bir güzelliğe sahip bu kedilerin vücut uzunlukları kuyruk hariç 75-90 santimetre arasındadır ve av peşinde iken kendilerini kamufle etmekte uzmandırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Atın sarısı kürkünün üstündeki siyah benekler yüzünden onu bir pars ya da jaguar yavrusuna benzetebilirsiniz fakat uzun bacakları sayesinde özgün bir tür olduğunu birkaç saniye içinde de fark edersiniz. Kedi ailesinde boyutlarına göre en uzun bacaklı tür servaldir. Bu canlı, 8-9 kilogram arasında değişen ağırlığı ile ortalama bir kedi büyüklüğündedir ve 2 metreye kadar sıçrayarak avını rahatlıkla yakalayabilir. İnce yapılı vücudu küçük yuvarlak kafa yapısı ve kısa kuyruğu ile birleşince oldukça narin bir görüntü verir.

  • İKİ DAKİKALIK TUR İLE KIRKLARELİ’NE GİDİYORUZ!

    İKİ DAKİKALIK TUR İLE KIRKLARELİ’NE GİDİYORUZ!

    Neolitik Dönem’den izler taşıyan, Roma, Bizans ve Osmanlı’ya tanıklık eden, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı gibi yıkımlardan geçip Cumhuriyet’in kuruluşuyla yeniden dirilen ve tarihiyle, doğasıyla, kültürüyle adından bolca söz ettiren Kırklareli’ni hakkıyla gezebilmek için en az birkaç gününüzü ayırmanız gerekir. Seyahat etmeyi düşündüğünüzde planlarınızı buna göre yapabilirsiniz. Ama şimdilik bu güzel şehri iki dakikanızı alacak ve aklınızda iz bırakacak fotoğraflarla sayfamızda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırklareli, Marmara Bölgesi’nin Trakya kesiminde yer alır ama doğusuyla da Karadeniz sularına komşu bir şehirdir. Demirköy ilçesine bağlı İğneada ise bölgenin en güzel yerlerinden biri olarak öne çıkar. İğneada’da genişliği 40-50 metreyi uzunluğu 10 kilometreyi bulan Karadeniz Sahili hem doğallığı hem de çevresindeki tesisler ile dikkat çekerken, longoz ormanlarıyla kaplı Millî Park birçok aktivite için imkân sağlamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin Karadeniz’le komşu iki ilçesinden biri de Vize’dir. Ülkemizde cittaslow, yani Sakin Şehir unvanı verilmiş yerlerden olan Vize’nin özellikle Kıyıköy beldesi gerçekten de doğanın kucağına kurulmuş sakin mi sakin bir yerleşimdir. Sırtını karaçam ormanlarına yaslamış Kıyıköy’de, tarihî evlerin arasından geçip sahile inerek günü batırmanın keyfi yazın ayrı kışın ayrı güzeldir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Vize ilçesinin Kızılağaç köyünde yer alan Cehennem Şelaleleri ise doğa yürüyüşünü tutku hâline getirenlerin ülkemizde tercih ettiği ilk rotalardan biri olmakta. Doğanın içindeki uzun yürüyüş yolunu takip etmek işin en keyifli tarafı… Istranca Dağları üzerindeki ormanların ve dik kayalıkların geçilerek ulaşıldığı şelaleleri görmek de yarışın sonunda sunulan bir ödül gibi diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kırklareli ziyarete gelen tarih meraklılarını da eli boş göndermez ve Roma, Bizans, Osmanlı Dönemi’nden kalan eserlerle cezbeder. Vize ilçesindeki 14. yüzyılda camiye dönüştürülen Küçük Ayasofya, Lüleburgaz’da Mimar Sinan tarafından inşa edilen Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi ve Babaeski’deki 1633 yılında inşa edilmiş olup günümüzde D-100 uluslararası kara yolu üzerinde trafiğe açık bulunan Babaeski Köprüsü bunlardan bazılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mağara keşiflerini sevenler için ülkemizdeki en etkileyici doğal oluşumlardan biri de Dupnisa Mağarası’dır. İçinde dört milyon yıldır gelişimini sürdüren devasa sarkıt ve dikitler olağanüstü görüntülere sebep olurken, mağaradaki nehir ve göletlerin varlığı başlı başına adrenalin sebebidir. Trakya’nın en uzun ikinci mağarası olan Dupnisa, 2003 yılında turizme açılan bölgedeki ilk ve tek mağaradır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırklareli denince akıllara ilk gelen tarım ürünüyse dünyada güneş çiçeği olarak bilinen ayçiçekleridir. Hatta, gün batımına kadar yüzünü Güneş’ten çevirmeyen ayçiçeği tarlaları şehrin simgesi gibidir. Kırklareli mutfağına girecek olursanız, yapılan balıkçılık ve hayvancılık sayesinde balık, et ve süt ürünlerinin bolca bulunduğunu görebilirsiniz. Trakya’nın genelinde ün yapan köfte bu şehirde de özgün bir karışım ve sunumla servis edilir. Mutfak, Isırgan otuyla yapılan kupriva, labada otuyla yapılan borani, sütlü biber turşusu gibi bölgeye özgü tatlar barındırır.