Kategori: Bilim/Teknoloji

  • İŞ TOPLANTILARINI İNTERNET ARACILIĞI İLE YAPANLARA ÖNERİLER

    İŞ TOPLANTILARINI İNTERNET ARACILIĞI İLE YAPANLARA ÖNERİLER

    İşlerin evlerden yürütüldüğü dönemlerde ofis toplantılarını internet üzerinden görüntülü olarak yapmanın birçok avantajı bulunmakta. Zaman tasarrufu sağlaması, istendiğinde toplantının kaydedilmesi ve tekrar tekrar izlenebilmesi gibi. Buna karşılık ortaya çıkabilecek teknik aksaklıklardan dolayı toplantının sürekli sekteye uğraması da online toplantıların dezavantajlarından. Ama bu gibi dezavantajları bertaraf edip verimli sonuçlar elde etmek de elinizde. İşte online toplantı sırasında yapılması ve yapılmaması gerekenler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Online toplantı sırasında seçtiğiniz fon dikkatleri sabote edebilir” title_font_size=”13″]

    Evdesiniz, henüz ortalığı toplamadınız ve birazdan iş arkadaşlarınızla online toplantıya katılacaksınız. Böyle bir durumda yapabileceğiniz en kötü şey bilgisayar kameranızı bu düzensizliği gözler önüne seren bir alana çevirmek olurdu. Yapabileceğiniz en iyi şey ise kameranızı karşınıza, odanızın bir duvarını ya da köşesini hemen arkanıza almak olacaktır. Ayrıca çizdiğiniz bu fiziksel sınırla ev ahalisinin farkında olmadan görüntüye girip çıkmasının da önüne geçmiş olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her toplantı için bir ön hazırlık gerekir, online toplantı için de öyle!” title_font_size=”13″]

    Ev halkı demişken, toplantınız olduğunu önce onlara ilan etmeniz ve bir süre sizinle iletişimi kesmelerini söylemeniz yerinde olacaktır. Uzağınızda ya da yakınınızda bulunsun cep telefonunuzun sesi de toplantı öncesinde kısılmış olmalı. Eğer bilgisayar kameranızı uygun bir yere konumlandırdıysanız video konferans sırasında ihtiyacınız olacak belgeleri, gerekli görüyorsanız kalem ile not defterinizi ulaşabileceğiniz bir yere koyun ki yeri geldiğinde rahatça uzanıp alın ve görüntüden çıkmak durumunda kalmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu toplantıyı gerçekleştirebilmek için yegâne aracınız o!” title_font_size=”13″]

    İnternet aracılığı ile iş yerinizle bağlantı kurup bir toplantı gerçekleştireceksiniz, bu durumda bir sorun yaşamamak adına mutlaka internet bağlantınızı kontrol etmelisiniz. Görüşme esnasında hızınızı yavaşlatabileceği için arka planda açık duran programları kapatmalı, yüklü dosyalar indirmeniz gerekiyor ise toplantı öncesinde yapmalı veya sonrasına ertelemeli ve son olarak şarjınızın toplantının yarısında bitmeyeceğinden emin olmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Görüntü mükemmel, ses de tamam ise toplantıya hazırsınız” title_font_size=”13″]

    Eğer söz konusu toplantı online ise 10 dakika önce orada olmak, yani video konferans yapacağınız uygulamayı aktif hale getirmek her zaman işinizi kolaylaştırır. Böylece toplantının başlamasını beklerken web kameranızı açarak yüzünüze vuran ışığı kontrol edebilir, kamera açınızı istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Ardından ses ayarlarına girerek bir test yapabilir ve sesinizin karşınızdakilere sorunsuz biçimde gideceğinden emin olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Söz konusu bir toplantıysa her zaman konsantre olmanız beklenir” title_font_size=”13″]

    “Nasıl olsa ekrana bakıyorum, toplantı devam ederken şu masaüstümü bir toparlayayım” ya da “e-postalarımı kontrol edeyim zaten kulağım onlarda” diyorsanız, bu, odağınızın toplantıda olmadığının bir göstergesidir ve ekrana dikkat kesilmiş iş arkadaşlarınız tarafından anlaşılması an meselesidir. Aynı mekânda iken yapılan toplantı disiplininizi bilgisayar başında da sağlamalı ama bu sefer bilgisayar ekranınızda yerlerini almış kişilere odaklanmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toplantı sırasında mikrofon sesinizi açıp kapatabilirsiniz” title_font_size=”13″]

    Bir online toplantıda katılımcı sayısı birkaç kişi olabileceği gibi 10 kişi hatta onlarca kişi de olabilir. Online toplantı imkânı sunan araçlar arasında kalabalık sayıları destekleyenler mevcut ve bu güzel haber. Fakat katılımcı sayısı kalabalıklaştıkça aynı anda yapılan konuşmalar kakofoni yaratarak rahatsız edici bir hal de alabilmekte. Bunu toplantının yöneticisi de yapabilir ama yine de aklınızda bulunması gereken detay kendi mikrofonunuzu kontrol edebilecek olmanız. Toplantı boyunca mikrofonu kapalı tutmanız ve sıra size geldiğinde açmanız en uygun davranış biçimi olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ya toplantının ortasında çevrim dışı olursanız?” title_font_size=”13″]

    Böyle bir ihtimal her zaman mümkün. İnternetinizin hızı gayet iyidir ama örneğin birden elektrikler kesilebilir. Bu gibi talihsiz durumlarda önceden düşünülmüş bir alternatifinizin olması toplantıya tekrar katılmanızı sağlayacaktır. En pratik alternatif ise elbette video konferans için kullandığınız uygulamayı akıllı telefonunuza ya da varsa tabletinize de indirmiş olmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Verimli bir toplantıyı daha geride bırakırken…” title_font_size=”13″]

    Herkes teşekkürlerini bildirdi ve online toplantı tek bir tık ile sona erdi. O andan itibaren çalışma arkadaşlarınız ya da iş ortaklarınızla bağlantınız da kesilmiş bulunuyor. Toplantı esnasında öne çıkan başlıkların veya alınan kararların katılımcılara, yönetici veya ilgili kişi tarafından e-posta ile gönderilmesi görüşmenin daha da sağlıklı bir zemine oturmasını sağlayacaktır. Son olarak söylemeliyiz ki, işin uzmanları online toplantıların sayısının gereğinden fazla tutulmasının ofis ortamı ile aynı sonucu vermeyeceği ve çalışan için verimi düşüreceği uyarısında da bulunuyor.

  • DÜNYAMIZI GELİŞTİREN BÜYÜK BİLİM İNSANLARI

    DÜNYAMIZI GELİŞTİREN BÜYÜK BİLİM İNSANLARI

    “İnsanlığın, kendine yaşam sunan gezegeni sesiyle titreteceği, zekâsı ve gücüyle bu dünyanın sınırlarının ötesine geçeceği günler uzak değildir.” Büyük mucit Tesla’nın ilham veren bu cümlesini arkamıza alarak, kimi 2 bin yıl önce yaşamış kimi hayata geçen yüzyıl veda etmiş ama istisnasız hepsi insanlığın gelişimine hizmet etmiş bilim insanlarından 8 portreyi karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalya doğumlu Arşimet, Antik dünyanın ilk bilim insanlarından biri olarak kabul edilir. En bilinen hikâyesi ise banyo yaparken suyun kaldırma kuvvetini fark ettiğinde “euraka” yani “buldum” diye haykırarak hamamdan dışarı fırlayışıdır. Mekanik, geometri, matematik, hidrostatik alanında buluşlar gerçekleştiren Arşimet’in mekanik alanındaki denge çalışmasına istinaden söylediği “Bana bir dayanak noktası verin Dünya’yı yerinden oynatayım.” sözü hala sık sık alıntılanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Arşimet bile “Geometrinin Babası” olarak tanımlanan İskenderiye doğumlu Öklid’in kurduğu matematik okulundan yetişmişti. Büyük matematikçi Öklid, bu alanla ilgilenen herkesin yüzyıllar boyunca odak noktası oldu. Kaleme aldığı 13 ciltlik Elementler isimli eseri tam 2 bin yıl boyunca dünyada kaynak kitap olarak ilgi gördü. “Gençliğinde bu kitabın büyüsüne kapılmamış bir kimse, kuramsal bilimde önemli bir atılım yapabileceği hayaline kapılmasın” diyen kişi ise Einstein’dan başkası değildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1473-1543 yılları arasında yaşayan Kopernik astronomi alanında bir devrime imza atmış bilim insanıdır. “De Revolutionibus Orbium Coelestium”, Türkçesiyle “Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine” isimli kitabında, göksel kürelerin Dünya’nın değil Güneş’in etrafında döndüğünü ve ayrıca Dünya’nın kendi ekseni ile Güneş çevresinde döndüğünü anlatmış yani Güneş Sistemi’nin tarifini yapmıştı. Ve dünya ondan sonra asla eskisi gibi olmamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kopernik’ten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı dedik ama elbette bu bir süreç içinde gerçekleşmişti. Kopernik’in güneşmerkezci teorisinin hala tartışıldığı dönemin İtalya’sında Galileo bu görüşü kendi çalışmalarıyla desteklemiş ve bu nedenle Roma Engizisyonu’yla ters düşerek ömür boyu ev hapsine mahkûm edilmişti. Galileo Galilei için, Rönesans dönemindeki modern fiziğin babası ya da gözlemsel astronominin babası gibi tanımlamalar kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Galileo ile aynı dönemde yaşayan ve karşılıklı destek içinde olan Alman bilim insanı Kepler de Kopernik’in kuramını onaylayan ve geliştiren Kepler Yasaları’nı ortaya koymuş, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin hareketleri hakkında önemli buluşlar elde etmiş bir isimdi. Günümüzde adının verildiği o kadar çok yer ve olgu var ki (Mars ve Ay’daki bir kraterden Yeni Zelanda’daki sıra dağlara, NASA’nın gerçekleştirdiği projelerden Alman besteci Paul Hindemith’ın yaptığı bir senfoni bestesine kadar) hepsini buraya sığdırmak mümkün değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1643-1727 yılları arasında yaşayan Isaac Newton kütle çekimini ve hareketin üç kanununu ortaya koyduğu çalışması ile büyük bilim insanları arasına girmiş İngiliz fizikçi ve matematikçidir. Kepler’in gezegenlerin hareketlerini matematiksel olarak açıklayan çalışmalarından yola çıkarak, aynı gezegenlerin neden yörüngede kaldıklarına dair matematiksel açıklamalar getirmiştir. Mekanikten matematiğe farklı alanlarda birçok katkı sunan Newton tüm zamanların en iyi fizikçileri arasında gösterilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Fransız mikrobiyolog ve kimyager Louis Pasteur ise geliştirdiği kuduz aşısı ile adını bilim tarihine yazdırmış kişidir. Hayvanlardan insanlara geçen kuduz hastalığı için bir aşı geliştiren Pasteur, ilk kez bu aşıyı 6 Temmuz 1885 tarihinde bir köpek tarafından ısırılan 9 yaşındaki Joseph Meister üzerinde denemiştir. Çocuğun iyileşmesi o dönem bu hastalıktan muzdarip dünya için büyük bir haber olmuş, Pasteur adeta bir kahraman ilan edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yakın dönem bilim insanlarından Nicola Tesla ise dünyamızı aydınlatan kişilerden biri olarak adını tarihe yazdırmıştır. Kablosuz iletişimin, uzay teknolojisinin ve aklınıza gelen birçok iletişim sisteminin temelini atan mucit, insanlık tarihinde çığır açan buluşlarını maddi imkânsızlıklar içinde gerçekleştirmiştir. Tesla’nın araştırmalar ve icatlar içinde geçen yalnız yaşamı ve Edison’la yaşadığı sıkı rekabet filmlere bile konu edilmiştir.

  • Bilimsel Gelişmelere Yenileri Eklenirken…

    Bilimsel Gelişmelere Yenileri Eklenirken…

    Bilimsel gelişmeler, yenilikler ya da buluşlar tüm insanlığın katkılarıyla ilerlemeye devam ederken Kültür ve Yaşam sayfası son bir yılda gerçekleşen bilimsel gelişmelerden 6 tanesine yer veriyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağır işler yapan robot…” title_font_size=”13″]

    2018’de Tokyo’daki Dünya Robot Fuarı’nda tanıtılan robot, 12 kg ağırlığındaki panelleri depodan alarak inşa edilmek istenen duvara götürüp vidaladı. Japonya’daki Ulusal İleri Bilim ve Teknoloji Kurumu, malzemenin ağırlığına göre kol ve bacaklarının açısını ayarlayabilen “HRP-5P” insansı robotun etrafındaki eşyalara çarpmadan hareket edebildiğini açıkladı ve ekledi: Sırada gemi ve uçak montajı yapacak insansı robot var!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Teknoloji aracılığıyla telepati denemesi…” title_font_size=”13″]

    İnternet bağlantılı “EEG/ Elektroensefalografi” ve “TMS/ Transcranial Magnetic Stimulation”, yani beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesini ölçen teknolojiler kullanılarak dünyada ilk kez birbirinden uzakta iki insan arasında zihinsel aktarım sağlandı. Araştırma ekibi, biri Hindistan’da diğeri Fransa’da bulunan iki kişi arasında “hola” ve “ciao” kelimelerinin teknoloji desteği ile zihinsel geçişlerini başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sadece hastalıklı hücrelere ilaç taşıyan hidrojel…” title_font_size=”13″]

    Cole DeForest, George Washington Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünde bir akademisyen… İlaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden sadece hastalıklı hücrelere ulaşmasını sağlayan programlanabilir biyomalzeme üretti. İlaç, yüzde 90’ı su, kalan kısmı biyopolimer olan ve hidrojel denilen malzemenin içine yerleştiriliyor ve tümör hücrelerine ulaşınca parçalanıp ilacı serbest bırakması sağlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çekirdek ile manto arasında madde aktarımı olabilir mi?” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizin 5000 km. derinliğindeki çekirdeğini, yani merkezini incelemek yapısından dolayı çok güç. Son on yıldır bu konuda önemli çalışmalar yapıldı. 2019 yılı başlarında ise bilim insanları çekirdekte nedeni belirlenemeyen erime ile açığa çıkan tungsten elementinin Dünya yüzeyine kadar ulaştığını açıkladı. Bu durum bilim dünyası tarafından oldukça merak edilen çekirdek ile manto arasında madde aktarımı var mı sorusu için önemli bir gelişme olarak kabul ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buzullardaki etkileşimi ölçecek uydu…” title_font_size=”13″]
    buzullar

    Bilim insanlarının kutup bölgesi ve buz tabakaları hakkındaki görüşlerimizde devrim yaratacak dediği Ice, Cloud and land Elevation Satellite-2, kısaca ICESat-2, 2018’in Eylül ayında NASA tarafından uzaya gönderildi. Sahip olduğu lazer ve sensörler sayesinde buz kütleler üzerinde çok hassas hesaplamalar yapabilen bu uydu sayesinde buzulların küresel ısınmadan nasıl etkilendiğini öğrenebileceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzay istasyonunda ekosistem çalışması…” title_font_size=”13″]
    bilim

    Dünya dışı yaşam mümkün mü araştırmaları devam ederken, NASA, hemen 2019 öncesi Uzay İstasyonu dışına monte edilen bir cihazla küresel ekosistem araştırmasını başlattı. Dünyamızdaki ormanlarla ilgili en ince ayrıntısına kadar yapılabilecek üç boyutlu gözlemler sayesinde ağaçlarda ne kadar karbon depolanıyor ya da ormansızlaşma iklim değişikliğini nasıl etkiliyor gibi önemli soruların cevapları bulunabilecek.

  • 9 Madde İle Uzaya Gönderilen İlk Mesajın Hikâyesi

    9 Madde İle Uzaya Gönderilen İlk Mesajın Hikâyesi

    İnsanlık her zaman bilinmeyene, uzaya, kâinatın gizemlerine karşı kuvvetli bir ilgi duymuştur. Bu ilgimizi tatmin etmek için dünyanın en büyük bilim kurumları araştırmalar yapmış, uzay araştırmalarına büyük kaynaklar ayırmıştır. Kâinatı keşfetme ve uzaydaki yaşam formları ile tanışma arzumuzun bir ürünü de 1977 yılında Voyager 1 ve Voyager 2 uzay araçlarıyla beraber uzaya gönderilen altın plaklardır. Karşınızda, 9 madde ile insanlık tarihinin en özel plakları ve bu plakların içinde yer alan Türkçe mesajın hikâyesi…

    1977 yılında, NASA Voyager 1 ve Voyager 2 isimli iki uzay aracını uzaya fırlatır. Voyager 1’in 40.000 yıl yani 17.6 ışık yılı sonra, Zürafa Takımyıldızı’nda bulunan  AC+79 3888 isimli yıldıza ulaşması planlanmıştır.

    Biz insanlar nasıl uzayı tanımak istiyorsak uzaydaki potansiyel canlı formların da bizi tanımak isteyebileceği düşünülerek dünyadaki yaşamı tanıtan kayıtlar yapılır ve altın plaklara kaydedilerek Voyager 1’in içine yerleştirilir.

    Voyager’ı planlayan bilim insanlarının amacı bu plakların bir uzaylı yaşam formunun eline geçmesi durumunda, dünya hakkındaki en önemli bilgileri karşı tarafa iletmekti. Elbette bu plakların içine gezegenimiz ile ilgili her şeyi kaydetmek mümkün değildi.

    Plaklara kaydedilecek bilgileri seçmesi için bir ekip oluşturuldu ve ekibin başına dünyaca ünlü astrobiyolog Carl Sagan getirildi. Carl Sagan bu projeyi, kozmik okyanusa içinde not olan bir şişe bırakmaya benzetmişti. Uzmanlardan oluşan ekip, titiz bir çalışma sonucunda 115 görüntü ve sesi bu plaklara kaydedilmek üzere seçti.

    Plaklarda, dünyanın doğal ortamını tanıtacak gök gürültüsü, dalga sesi, yağmur sesi gibi kayıtlara ve görüntülere de yer verilmiştir. DNA, insan anatomisi, güneş sistemi gibi konularda bilgi veren görseller bakırdan yapılarak altın ile kaplanan plaklara aktarılmıştır.

    Dünya ile ilgili bilimsel verilerin yanı sıra kültürümüzü tanıtması amacıyla çeşitli ses kayıtları da bu plaklara eklendi. Beethoven’dan Chuck Berry’e birçok müzisyenin eseri ve dünyanın farklı dillerinde mesajlar plaklarda yer buldu.

    Tam 55 farklı dünya dilinde kaydedilen mesajlardan biri de Türkçe’ydi. Plaktaki Türkçe mesaj, Arkeolog Peter Ian Kuniholm’un sesiyle kaydedildi. Kuniholm mesajda ünlü şairimiz Behçet Kemal Çağlar’dan öğrendiği, “Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabahı şerifleriniz hayır olsun” cümlesini seslendirmişti.

    Bu plakları özenle hazırlayan ekip, plakların nasıl çalınabileceği ile ilgili açıklayıcı çizimleri de plakların köşesine iliştirdi. En yakın yıldıza ulaşmasının 40.000 yıl süreceği hesaplanan Voyager 1, bir gün yeni medeniyetler tarafından keşfedilir ve gezegenimizi tanıtan bu plaklar çalınabilir mi, bilmiyoruz.

    Uzaylı medeniyetlerin ilgisini çekip çekmeyeceği henüz bilinmese de dünyanın tarihini, yapısını, üzerindeki yaşamı mükemmel şekilde özetleyen bu değerli kayıtlar, plak ve CD formatlarında basılarak satıldı ve dünya çapında büyük ilgi gördü. Üstelik son günlerde plakların doldurulmasının 40. yılını kutlamak amacıyla tekrar basılmalarıyla ilgili çalışmalara da başlandı.

  • PLÜTON NEDEN ARTIK BİR GEZEGEN DEĞİL?

    1970’li yıllardan sonra Güneş Sistemi’nin dışında cüce bir gezegen olan “2060 Chiron”un keşfine kadar Güneş Sistemi’nin dokuzuncu gezegeni Plüton’un bu tarihten sonra gezegenlik durumu tartışılmaya başladı. 21. yüzyılın başlarında Güneş Sistemi’nin dışında Plüton’a benzeyen birçok nesne gözlemlenip, 2005’te buna, o sırada Plüton’dan kıyasla yaklaşık %27 daha büyük olarak değerlendirilen Eris’in de eklenmesiyle 2006’da Plüton artık gezegen statüsünden çıkarıldı. Kuiper Kuşağı’ndaki cüce gezegenler statüsüne eklenen Plüton’un keşfinden günümüze verdiği statü mücadelesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda Neptün’ü araştırmak için başlatılan çalışmalar sonucunda kurulan Arizona’daki gözlemevinde ilk kez Plüton’a ait fotoğraflar çekilir. Bir süre boyunca gözden kaçan Plüton, 1930’un başlarında çekilen çözünürlüğü yüksek fotoğraflarda yeni bir cisim olarak fark edilir ve mart ayında da Harvard Üniversitesi Gözlemevi yeni bir gezegen keşfettiklerini açıklar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tüm dünyada yankı uyandıran bu keşfin isim hakkı ise Arizona’daki gözlemevine aittir. 1000’den fazla isim önerisine rağmen öneriler beğenilmez. Bu yeni gezegenin ismi o dönemde henüz 11 yaşında olan Oxfordlu bir öğrenci olan Venetia Burney’in kütüphaneci dedesi ile yaptığı bir sohbet neticesinde bulunur. Gök bilimi ve mitoloji ile yakından ilgilenen Venetia, Plüton ismini önerir. Roma mitolojisinde “yer altı dünyasının tanrısı” olarak kabul edilen Plüton, iki kardeşi ile dünyayı kontrol eden Satürn’ün çocuklarından biridir. Jüpiter gökyüzünü, Neptün denizleri, Plüton da yer altı dünyasını yönetir. Bu isim önerisi çok beğenilir ve 1 Mayıs 1930’da tüm dünyaya yeni gezegenin ismi Plüton olarak duyurulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güneş’in etrafındaki bir turunu 248 yılda tamamlayan Plüton, gezegenimizin uydusu olan Ay’dan daha küçüktür. Katı haldeki Plüton üzerinde azot, metan ve karbonmonoksit donmuş halde bulunur. Güneş’e en uzak konumda bulunan Plüton, Güneş Sistemi’ndeki en soğuk gezegendir. Ortalama sıcaklık -229 derecedir. Güneş ışınlarının Plüton’a ulaşması 5 saat sürer ve Güneş Sistemi’nin en yavaş dönen 2. gezegenidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Astronomlar, 1978’de Plüton’un en büyük uydusu olan Charon’u keşfedip kütlesini tespit edene kadar Plüton’un boyutları bilinmez. Bu keşif sayesinde Plüton’un 2.400 kilometre çapa sahip olduğu hesaplanır. Yani Plüton’un yüzeyi, Rusya’nın yüz ölçümünden küçüktür. Plüton, Güneş’ten en uzak cüce gezegenlerden birisi olmakla birlikte, Kuiper Kuşağı adı verilen, Güneş Sistemi’nin sınırı olarak bilinen binlerce gök cisminden oluşan kuşağa çok yakındır. Şu anda kuşak içerisinde 70.000 adet 100 kilometreden büyük çaplı, buzla kaplı gök cismi olduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2006 yılında uzaya yollanan New Horizons, 2015 yılında Plüton’u ziyaret eder ve Plüton’un en net fotoğraflarını çeker. Bundan öncesinde Plüton’u ziyaret eden herhangi bir uzay aracı olmamıştır. Yüzeyinde kalp şekli olan Plüton, fotoğraflarının yayımlandığı tarihte büyük ilgi görerek oldukça sempati kazanır. Ancak Plüton yörüngesi, Neptün ile kesiştiğinden gezegenlikten çıkarılır ve cüce gezegenler sınıfına dâhil edilir. Bunun sıkça bilindiği gibi boyutuyla bir ilgisi yoktur. Plüton tanınmaya başladığı dönemlerde gezegen olarak adlandırılmış fakat 2006’da Prag’da gerçekleşen toplantı sonucu cüce gezegen sınıfına alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Cüce gezegen, bir gezegen kadar büyük kütleli olmayan ancak bir uydu kadar da küçük kütleli olmayan gök cisimlerine verilen bir isimdir. Plüton, Güneş Sistemi içerisinde, Güneş’in etrafında dönen en büyük ikinci cüce gezegendir, birincisi ise Eris cüce gezegenidir. Günümüzde bu tip cüce gezegenlere Plüton’un şerefine “plutoid” adı verilse de Eris’in 2005 yılındaki keşfi, Plüton’u gezegenlikten çıkaracak kararlar silsilesinde önemli bir basamak olmuştur.

  • YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN METAVERSE

    Hayatımıza girdiği andan itibaren kafamızı oldukça karıştıran metaverse, her geçen gün daha sık karşımıza çıkar hâle geldi. Peki nedir bu metaverse? Medeniyetimizin ulaştığı son noktayı düşünürsek gelecekte bizi nelerin beklediğini anlamamız açısından son çıkan teknolojileri iyi anlamamız gerekiyor. Dijital dünyanın son ürünü metaverse hakkında temel bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Meta (sonra, öte) ve universe (evren) kelimelerinin birleşiminden doğan metaverse, var olan tüm dijital dünyaları ve bu evrenin kullanıcılarını birbirine bağlayan sanal bir evrendir. Bu kelime ilk olarak 1992’de Amerikalı bilim kurgu yazarı Neal Stephenson’un “snow crash” isimli romanında kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Parazit (Snow Crash)’te insanların avatarlarının yer aldığı üç boyutlu dünyaya metaverse diyen yazarın bu fikri, metaverse kavramını anlamamız açısından önemli. Bu kurgu hikâye günümüzde artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve göz izleme teknolojileri kullanılarak üç boyutlu bir dijital evrende gerçeklik kazanmış durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Metaverse, yaşadığımız maddesel dünyanın dijitalleşmesi ve bu dijital dünyadaki kullanıcıların birbirine bağlandığı 3D evrendir. Bu evrene bağlanmak için, kullanılan bir önceki maddede saydığımız yöntemlerin yanı sıra ek bir cihaz olmadan bilgisayar ve akıllı telefonlarla bağlanmak mümkün. Peki bu dünyada bizleri neler bekliyor?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sanal olarak oluşturulan avatarlarla yani kullanıcı görünümleriyle oyunlar oynanabileceği gibi; finansal işlemler yapılabilecek, dünyanın bir ucundaki mekâna ya da etkinliğe erişim sağlanabilecek ve belki de uzayın derinlikleri bu sanal gerçeklik ile ziyaret edilebilecek. Yıllar önce soyları tükenen birçok canlı türünün yaşadığı eski dünya, oluşturulan bu üç boyutlu evrende gerçeklik kazanacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Halkbank olarak, artırılmış gerçeklik teknolojisi ile bankacılık hizmetlerimizi Metaverse evreninde müşterilerimizle buluşturarak finansal işlemleri bir adım öteye taşıyoruz. Ziyaretçilerimizin cep telefonlarından oluşturdukları avatarları ile bağlandıkları Metaverse Şubemizde kullanıcılar; Çocuk Bankacılığından Genç Girişimciliğe, Bireysel Bankacılıktan Esnaf ve Kurumsal Ticari Hizmetler ile Halkbank Paraf’ın sayısız avantajları hakkında bilgi alma imkânına sahip oluyor.

  • NAVİGASYONUN TARİHİ

    Haritalar, pusulalar derken şimdi de GPS… “Küresel Konumlama Sistemi”, namıdiğer GPS, telefonlarımızdan bildiğimiz şekliyle navigasyon, bugün olmazsa olmaz teknolojik ürünlerin başında geliyor. Yörüngeye fırlattığımız uydular sayesinde en ufak noktaları bile tespit edebilen GPS teknolojisinin nimetlerinden ortalama olarak dört milyar insan faydalanıyor. Atalarımızın yıldızları takip ederek bulduğu rotalar günümüzde avucumuzun içindeki cihazlarla kolaylıkla katediliyor. Bir dizi tesadüfler sonucu geliştirilen GPS teknolojisinin tarihsel gelişimini altı maddede listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1957’de Sovyetlerin uzaya fırlattığı Sputnik uydusu, tüm dünyayı derinden değiştirecek adımın ilki olur. Böylelikle basit bir uydu alıcısının uzayda da çalışabileceği ispatlanırken, uzaya uydu fırlatma döneminin de başlangıcını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı iki fizikçi William Guier ve George Weiffenbach, kayıt cihazıyla Sputnik uydusunu dinler. Aldıkları sinyal ile uydunun yerini tespit edebildiklerini keşfederler. Bunun üzerine Amerikalı ekibin aklına dâhiyane bir fikir gelir. Uydudan aldıkları sinyali yer değiştirerek, yerküreden uzaya sinyal gönderme fikri bugün kullandığımız GPS’nin somut adımı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1960’a gelindiğinde Amerikan Deniz Kuvvetleri tarafından ilk uydu navigasyon sistemi test edilir ve başarıya ulaşır. 7 sene sonra GPS sistemi için gerekli olan tüm teknolojik gereçlerin bulunduğu Timation uydusu geliştirilerek, sadece bu amaç için yörüngeye fırlatılır ve Amerika’nın bu konuda ne kadar istekli olduğu ispatlanmış olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1960’ların ortalarında insanoğlunun uzaya gönderdiği sadece altı uydu bulunmaktadır. GPS’nin hedeften şaşma oranı 1.6 kilometredir. Bu sapmayı iyileştirmek adına araştırmalarına hız kesmeden devam eden ABD, 1973’te Navstar adını verdikleri gizli bir proje geliştirir. 7/24 kesintisiz konum bilgisi almak için 24 uyduya gereksinim olduğunu hesaplayan ABD ordusu, bu uyduların günde iki kez dünya etrafında dönerek kesintisiz sinyal göndermesi gerektiği sonucuna varır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Son derece hassas olan atomik saatlerin yolladığı sinyal ile dünyaya ışık hızıyla konum bilgisi gönderecek olan bu uydular; mekân ve zaman bilgisini hassas bir şekilde ölçümleyerek kesin sonuçlar verebilecek hâle getirilir. Dünyadaki GPS alıcısı en az dört mevcut uydudan sinyalleri alıp tam yeri belirlemek için uydular arasındaki mesafeleri belirleyecek ve havada, karada ya da denizde seyir ve tespit avantajı sağlayacaktır. Bu amaçla 1978’de ilk Navstar uydusu yörüngeye fırlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    24. uydunun 1994’te fırlatılmasıyla en yüksek kalitedeki sinyaller ile yer tespit etme teknolojileri Amerikan ordusunun üstün avantajlarla donatılmasını sağlar. Ancak GPS’nin halkın kullanımına sunulması 2000’li yılların başında olur. Günümüzde ABD’de satılan hemen hemen tüm araçlarda navigasyon sistemi entegre edilerek satışa sunulur. Amerikan ekonomisine 1.4 milyar dolar katkısı olan GPS sistemleri sayesinde bilmediğimiz uzak diyarlara yolculuk etmek bile kolay hâle gelmiştir.

  • SOSYAL MEDYANIN GÜNDELİK HAYATIMIZA KATTIKLARI

    Günümüzde sosyal medya platformlarının en azından bir tanesinde hesabı olmayan neredeyse yok. Hatta tüm platformlarda hesapları olup ayrı ayrı yönetenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Bu hesaplar sosyalleşmenin, medeni dünyanın parçası olmanın birer basamağına dönüşürken, paylaşımlarımız ve etkileşimleri yönetim şeklimiz varlığımızın olumlu ya da olumsuz belirleyicileri halini aldı. Her yıl 30 Haziran tarihi Dünya Sosyal Medya Günü olarak kabul görüyor ve biz de bu günü sosyal medyanın gündelik hayatımıza kattığı detaylara göz atarak kutluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın bilgisi elimizin altında” title_font_size=”13″]

    Sağlık, spor, tarih, bilim, seyahat… Ne türlü bilgi arıyorsak sosyal medya imdadımıza yetişti. Uzmanına sormak ve anında cevap bulmak mümkün oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eşten dosttan haberdarız” title_font_size=”13″]

    Yıllardır göremediğimiz, bir türlü bir araya gelemediğimiz akrabalarımız, eski komşularımız ya da tanıdıklarımızdan yine de haberdar olduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatımıza giren sevimliler” title_font_size=”13″]

    Dünyanın dört bir köşesinden paylaşılan sevimli hayvanların fotoğrafıyla yüzümüze yayılan gülümsemeler çoğaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gün yüzüne çıkan fotoğraflar” title_font_size=”13″]

    Mazide kalan, zihnimizde kaybolan fotoğraflarımızla bir tanıdığın hesabında karşılaştık. Anıların canlanması an meselesi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kameralar bize döndü” title_font_size=”13″]

    Kimimiz çok popüler kimimiz kendi halinde, hepimiz birer ünlü olduk. Daha önce görüşmediğimiz ve hiç görüşmeyeceğimiz insanlar tarafından takibe alındık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evimizde ünlülerle buluştuk” title_font_size=”13″]

    İletişimde sınırlar bir mesaj mesafesine inince özel hayatlar ihlale uğradıysa da bir Hollywood yıldızına da hayranı olduğumuz bir bilim insanına da ulaşmak kolaylaştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yolculuklar keyiflendi” title_font_size=”13″]

    Dünyanın türlü türlü hallerine dalıp giderken otobüste, metroda yolculuk yapmak zaman kaybı olmaktan çıktı, tabii bu sırada ineceği durağı kaçıranlar da çoğaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saatsiz alışverişler başladı” title_font_size=”13″]

    Gecenin bir yarısı veya tatil günleri… İstediğimiz bir ürünün siparişini her an her yerde verebilir hale geldik. Akabinde alışveriş konusunda iradeli olmak kişisel sınavımız oldu.

  • 7 Fotoğraf İle Türkiye’nin İlk Otomobili Anadol

    7 Fotoğraf İle Türkiye’nin İlk Otomobili Anadol

    İlk kez 1966 yılında tanıtılan Anadol, ülkemizde seri üretimi yapılan ilk arabaydı. 1984 yılına dek farklı ihtiyaçlara yönelik birçok Anadol modeli üretildi. Otosan fabrikalarında yaşam bulan milli otomobilimiz birçok şehir efsanesine konuk oldu. İşte karşınızda, 7 madde ile ülkemizin yollarını arşınlayan ilk Türk arabası Anadol…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    Anadol sanıldığının aksine ilk Türk arabası değil, seri üretimi Türkiye’de yapılan ilk arabadır. Otosan’da üretilen İlk Anadol modeli A1’in tasarımı İngiliz Ogle Design firmasından Tom Karen tarafından yapılmıştı. Türkiye’nin efsane arabası Anadol’un seri üretimine 1966 yılında başlandı, ilk Anadol sahibine 1967 yılında teslim edildi ve arabanın üretiminin son bulduğu 1984 yılına dek 87 bin adet Anadol üretildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    1965 yılında Anadol’un prototipi direksiyonunda İngiliz tecrübeli pilotlarla İngiltere’den yola çıktı ve sert kış koşullarında Alp Dağları’nı aşarak İstanbul’a vardı. Bu yolculuğun sadece 63 saatte tamamlandığı kayıtlara düşüldü. Bu, o dönem için büyük bir başarıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    Anadol’un ismi de, şanına yakışır bir şekilde tüketici araştırmasıyla belirlenmişti. Tüketiciler tarafından 16 bin farklı isim önerildi ve uzman bir kurul tarafından yapılan değerlendirme sonucunda bu efsane marka için “Anadol” ismi uygun görüldü. Anadol, “İşte, memleketimizin ileriye doğru hamlesinde, yıllardır gözlediği dönüm noktasına ulaştıran ilk Türk otomobili…” cümlesiyle sunuldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    A1, üretilen ilk Anadol modeliydi. İlk olarak 3 adet mavi renkli Anadol üretildi ve bu arabalar Anadolu’nun yollarında teste tabi tutuldu. Test için 2500 km yol yapan A1, 26.800 TL’den satışa çıktı ve Anadol’un belki de en iyi tanınan modeli oldu. Renç Koçibey ve Demir Bükey, 1968 yılında Trakya Rallisi birinciliğini bu araba ile kazandılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    1970 yılında ise ilk kamyonet için çalışmalar başladı ve ülkemizde taşımacılığın direği olan P2 modeli 1971 yılında üretilmeye başladı. Bu modelin, A1’in fabrikada yük taşıyacak şekilde modifiye edilmesiyle ortaya çıktığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    1971 yılında piyasaya sürülen bir başka Anadol ise Türkiye’nin ilk dört kapılı arabası olan A2 modeliydi. A2’nin bir başka özelliği ise dünyada tüm kaportası fiberglastan yapılmış olan ilk otomobil olmasıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk arabası

    Üretimi gibi tasarımı da ülkemizde yapılan ilk Anadol modeli ise, A4 STC 16 olarak tarihimizde yerini aldı. Bu spor modelin tasarımcısı Belçika’da eğitim alan Eralp Noyan’dı. Büyük ilgi gören STC 16 sadece 1973 ve 1975 yılları arasında üretildi.

  • 8 Madde İle Evrenden Şaşırtıcı Bilgiler

    8 Madde İle Evrenden Şaşırtıcı Bilgiler

    Ne kadar okumuş olursak olalım, ne kadar gezersek gezelim ya da kaç yaşına girersek girelim içinde yaşadığımız evren bizi şaşırtmaktan vazgeçmeyecek. Biliyoruz ki siz de aşağıda sıraladığımız bilgilerin kimine gülümseyip kiminde hayrete düşeceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Su aygırının sütü pembe renklidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    animals love, 14 şubat

    Su samurları el ele tutuşarak uyuyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir denizanasının %95’i sudan oluşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    waking up

    Geceleri sabaha göre 1 cm. daha kısa olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    dream, sleep, cat

    İnsan yılda en az 1460 rüya görür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    snake, sleep

    Bir yılan 3 yıl uyuyabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İnsan saçı, 3 kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    ant

    Karıncalar uyumaz.