Kategori: Bilim/Teknoloji

  • Küçük Ama Çok Önemli 8 Aletin Tarihçesi

    Küçük Ama Çok Önemli 8 Aletin Tarihçesi

    Hayatımızda vazgeçilmez yeri olan bazı küçücük aletlerin sandığımızdan da uzun ve ilginç bir geçmişi olabilir. Bu aletler ilk keşfedildiklerinde başka amaçlarla kullanılmış olabilirler ya da bizim alışık olduğumuz son hallerini almaları uzun zaman almış olabilir. İşte tüm bu küçük ve önemli aletlerin geçmişlerini merak ettik ve 8 maddelik listemizle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde sofrada kullanılan bir alet olsa da çatal ilk olarak bir pişirme aracı olarak kullanılmaya başlanmış. Antik Roma, Yunan ve Mısır uygarlıklarında kullanılan çatalın Avrupa sofralarına 16. yüzyılda Medici ailesi sayesinde girdiği tahmin ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnsan elinden ilham alınarak tasarlandığı düşünülen kaşık benzeri aletlere arkeolojik kazılarda bile rastlamak mümkün… Şu anda kullandığımız kaşığa en çok benzeyen aletlerin ise ilk olarak Antik Mısır’da kullanıldığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çengelli iğneyi Amerikalı bir mühendis olan Walter Hunt, 15 dolarlık borcunu nasıl ödeyeceğini kara kara düşünürken elindeki teli dalgın bir şekilde bükerek bulmuş. Çengelli iğnenin patentini aldığında kazandığı para ise borcunu kapatması için fazlasıyla yeterliymiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mutfaktan bahçeye sayısız alanda hayatımızda bir yeri olan makas, Mezopotamya’da yaklaşık 3000 yıldır kullanılıyor. Hatta birçok müzede bakır, demir gibi malzemelerden yapılmış eski makaslara rastlamak mümkün. Modern anlamda makas üretimi ise 1663 yılında Çin’de başlamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dikiş makinesini icat eden Elias Howe, 1851 yılında kıyafetleri kapatmak için keşfettiği sistemle fermuarın ilk adımlarını atmış olsa da bildiğimiz anlamda fermuarı, İsveçli bir mühendis olan Gideon Sundback karısının ölümünün ardından işini bırakıp kendini tasarıma verdiğinde keşfetmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Düdüklü tencereyi yani basıncı kullanarak yiyecekleri daha hızlı pişirme yöntemini, 1679 yılında Fransız fizikçi Denis Papin keşfetmiş olsa da bu icat sadece bilim çevrelerinde ilgi görmüş ve mutfak hayatına 1864 yılında Stuttgart’ta düdüklü tencere üretimine başlanana dek girmemiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullandığımız kilitlere benzeyen mekanik kilit sistemlerinin tarihinin ilk olarak bundan 6000 yıl önce Antik Mısır’da başladığı düşünülüyor. İlginç bir şekilde daha eski kilitlerin ipten yapıldığı ve bu kilitlerin amacının bir yeri kapalı tutmaktan çok, birinin kilidi açmaya çalışıp çalışmadığını belirlemek olduğu biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kurşun kalem ile ilgili yaygın kanılardan biri, kurşun kalemin ana maddesi olan grafitin ilk kez 16. yüzyılda İngiltere’de koyunları işaretlemek için kullanıldığı ama o zamanlar grafit bildiğimiz kalem şeklinde değil toz halinde kullanılıyormuş. Ahşabın eklenmesiyle günümüzdeki görüntüsünü kazanan kurşun kalem, uzun yıllar kırmızı sedir ağacından üretildikten sonra 19. yüzyılın sonunda mekanik kalemler de hayatımıza girdi.

  • GÖKYÜZÜNÜN HARİTALARI TAKIMYILDIZLARI

    Karanlık bir gecede gökyüzünde beliren yıldızların oluşturdukları yıldız gruplarına takımyıldızı denir. İnsanların çağlar boyunca gökyüzünü izlerken, yıldızlardan gelen parlak ışıkları benzettiği şekillerden isimlerini alan takımyıldızları astronominin konusunu oluşturduğu gibi, burçların ve astrolojinin de kaynağıdır. Yazımızda takımyıldızları hakkındaki temel bilgileri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yıldızların gruplandırılarak dünyadaki konumuna ve yılın hangi döneminde belirgin hâle geldiğini gözlemlemek adına oluşturulan yıldız kümelerine takımyıldızı denir. Takımyıldızları isimlerini genel olarak mitolojiden, benzetildikleri nesnelerden veya hayvanlardan alır. Belirli şekillere benzediği için o şekle uygun düşen hayvan veya nesne ile isimlendirilen takımyıldızları aslında gökyüzünün haritalarıdır. Birçok antik medeniyet, gece gökyüzünde gördüğü yıldız kümelerine isimler vermiş ve her medeniyetin farklı isimlerde takımyıldızları olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gökyüzünü izlerken gördüğümüz yıldızlar ve takımyıldızları, Dünya’daki konumumuza ve yılın hangi zamanında olduğumuza göre değişir. Dünya, yıl boyunca Güneş’in yörüngesinde dolanır. Bu sebeple yörüngemize göre gökyüzü manzaramız da değişmektedir. Yine Dünyamızın Güneş’in etrafında dönmesinden dolayı gökyüzünün deseni her gece yavaş da olsa farklılaşmaktadır; yıldızlar ve takımyıldızları her gece bir önceki konumlarına göre biraz daha batıda belirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Takımyıldızlarının büyük bir bölümü en az 2000 yıl önce Yunanlılar ve Romalılar tarafından isimlendirilmiştir. Ayrıca Çinli ve Arap gökbilimcilerin adlandırdığı yıldız ve takımyıldızları bulunmaktadır. Eski adların çoğu; kuğu, boğa, aslan gibi hayvanlardan veya Andromeda ya da Perseus gibi Yunan mitoloji kahramanlarından esinlenilerek konulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gökyüzünü kaplayan 88 takımyıldızı vardır. Bunların yarısı Kuzey Yarım Küre’den, diğer yarısı da Güney Yarım Küre’den görülmektedir. M.S. 2. yüzyıl başlarında yaşamış, astronomi ve matematik alanında araştırmalar yapmış olan Yunanlı astronom Batlamyus, “Almagest” adlı kitabında 48 takımyıldız adı saymış, o tarihten beri bunlara 40 takımyıldız daha eklenmiştir. Yeryüzünden bakıldığında kümeler halinde gördüğümüz takımyıldızlarını oluşturan yıldızların arasında aslında çok büyük uzaklıklar vardır. Gerçek bir takım değildirler. İz düşümleri sanki beraberlermiş gibi görünmelerini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Takımyıldızı aileleri Büyük Ayı Ailesi, Kahraman Ailesi, Herkül Ailesi, Avcı Ailesi, Göksel Sular, Bayer Ailesi, La Caille Ailesi ve son olarak Zodyak’tır. “Zodyak” kelimesi Yunanca kökenlidir, “hayvanlar” anlamına gelir. Astrolojideki burçlar Zodyak’taki takımyıldızı kuşaklarını temsil etmektedir. Ancak burç haritasındaki burçların hepsi hayvanlardan oluşmaz. Zodyak, Ay’ın ve ana gezegenlerin yörüngelerini kapsayan bir kuşağı ifade eder. Güneş’in yıl boyunca izlediği yolun merkezinde bulunan bir dairedir. Burçlar kuşağı on iki burçtan oluşur. Yani “burç” olarak ifade edilen burç haritaları bir kişinin doğduğu anda, bulunduğu konuma göre yapılan gökyüzü tahminleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Takımyıldızları arasındaki en büyük takımyıldızı “Hydra”, yani “Su Yılanı” takımyıldızıdır. En küçük takımyıldızı ise “Güney Haçı”dır. Geceleri gördüğümüz en parlak ve belki de en ünlü takımyıldızları “Büyük Ayı” ve “Orion”, yani “Avcı”; ışığı en sönük takımyıldızı ise “Mensa” yani “Masa” takımyıldızıdır. Güney Fransa’daki Lascaux’da bulunan, 17 bin yıl önce yapılmış mağara duvarlarına çizilen görsellerin Ülker ve Boğa takımyıldızlarına ait olduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yıldızlar ve takımyıldızları yıl boyunca gökyüzünde yer değiştiriyor gibi görünse de aslında bu değişim Dünya’nın Güneş’in yörüngesinde dolaşmasından kaynaklanır. Takımyıldızlarının yeri sabit olduğu için yön bulma konusunda güvenilir kaynaklardır. Yüzyıllar boyunca denizciler pusula icat edilmeden önce, yıldız ve takımyıldızları kullanarak yönleri tespit etmiştir. Günümüzde astronotlar yön bulma sistemlerinde oluşacak herhangi bir arıza durumuna karşı takımyıldızları ile yön bulma eğitimi almaya hâlâ devam etmektedir.

  • 8 Madde İle Medeniyetin Gelişimini Etkileyen İcatlar

    8 Madde İle Medeniyetin Gelişimini Etkileyen İcatlar

    Bir çivi! Evet, sadece bir çivinin icadı insanlık tarihinin seyrini değiştirmeye yetmiştir. İnsanlığın medeniyet hikâyesi, icatlarıyla adeta taş üstüne taş koyan insanlar tarafından yazılmıştır desek yanılmış olmayız. Bu listemizde, dünya tarihinde büyük yeri olan 8 icatla karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çin’de Ts’ai Lun isimli bir saray görevlisi… MS 2. yüzyılda bugünkü kâğıt hamurunu elde etme şekline en yakın buluşu gerçekleştiren kişi olduğu tahmin ediliyor. Hatta saray tarafından ödüllendirilip zengin edildiği de elde edilen bilgiler arasında… Yaklaşık 500 yıl Çin’in kullandığı yöntem Talas Savaşı ile Orta Asya’ya oradan da İran’a geçmiş. İlk kâğıt üretim merkezi Semerkant’ta kurulmuş. Avrupa ise Araplar’ın Endülüs’teki varlıkları sayesinde ancak 12. yüzyılda kâğıtla tanışabilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir kısmımızın adını ilk kez duymuş olabileceği transistör olmasaydı elektronik cihazların birçoğu olmazdı. Elektronik devre elemanlarından olan transistör çok yakın bir tarihte, 1947 yılında bir telefon şirketinin araştırma laboratuvarında üç kişilik bir ekip tarafından icat edildi ve bu buluşları onlara 1956 yılında Nobel Ödülü’nü getirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    En ilkel haliyle MS 100 yılında Çinliler tarafından icat edilen pusula Avrupa’da 1000’li yıllardan sonra konuşulmaya başlandı. 13. yüzyılda Fransız bilim adamı Pierre de Maricourt ise pusulayı geliştiren kişi oldu. Daha eskiden yön bulma konusunda nadir araçlardan biri olan pusulanın kullanım alanlarına göre çok sayıda çeşidi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneş saati sözlükte şöyle ifade ediliyor: “Bir düzlem ortasına dikilmiş bir çubuğun gölgesine bakıp saat başları çizilerek yapılmış aygıt.” Güneşin konumuna göre zamanı ölçen bu alet ilk olarak Mısırlılar tarafından kullanılmış. Tarihi MÖ 1000’lere dayandırılıyor. Daha sonra Eski Yunan’da kullanıldığı bilinmekte. Bugün ülkemizde Topkapı Sarayı, Kandilli Rasathanesi, Ayasofya ve bazı camilerde güneş saati bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Başta görme işlevimiz olmak üzere, hayatımızı kolaylaştıran ve ilerleten buluşlardan biri olan lens, diğer adıyla mercek, Latince’de mercimek anlamına gelen “lentil” kelimesinden geliyor. İnsanlık tarihinde ilk kez Asurluların yaşadığı Nimrud’da mercek buluntusuna rastlanmış. O zamanlar bu lensin büyüteç olarak ya da ateş yakmak amacıyla kullanıldığı düşünülmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlk yazı türünün bile çiviyle yapıldığı düşünülürse bu küçük nesnenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Mezopotamya’da bulunan 5000 yıl öncesine ait bir heykelcikte çiviler olduğu ve bu küçük boğa heykelinde bakır ile ahşabı birleştirmek için çiviler kullanıldığı görüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Matematikteki dört temel işlemi yapabilmek için kullanılan abaküs hesap makinaları ve bilgisayarların atası kabul edilir. Çocukluğumuzun ilk eğitim araçlarından olan aletin icadında Mezopotamyalıların ve Çinlilerin öncülük ettiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Toplumlar tarafından farklı türleri geliştirilen takvimin ilki, iki dolunay arasında geçen 29,5 günlük dizgiyi baz alan Babil takvimidir. Bu takvimle birlikte 354 günlük bir döngüyü izleyen Ay yılı ortaya çıkmıştır. Güneş takvimini eski çağlarda Mısırlılar icat etmiş, bugün kullandığımız tarzda modern takvimler ise 8. yüzyıldan itibaren şekillenmeye başlamıştı.

  • 7 Emojide Günlük Yaşamımız

    7 Emojide Günlük Yaşamımız

    Emojilerin atası olan yüz ifadelerinin 1800’lü yıllarda ortaya çıktığını ve ilk “smiley” yani gülümseyen yüz logosunun bir cep telefonu markası tarafından 1996’da kullanıldığını biliyor muydunuz? Emojiler bugün dünyanın her yerinde kullanılıyor ama hem en çok tercih edilen emojiler hem de ifade ettiği anlamlar kültürden kültüre değişebiliyor. Örneğin araştırmalara göre Türkiye’de en çok “gözünden yaşlar gelircesine gülen” emoji kullanılıyor. Ve biz de günlük yaşamımızda sıklıkla kullandığımız 7 emojiye yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kahve

    Bir Türk için sohbet sanal olur ikramsız olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    –  Nerelerdesin, n’apıyosun?

    –  N’olsun abi, koşturmaca

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Gülmekten öldüm”den  “ahaahahaa”ya geçmiştik, aşırı derecede neşeli halimizin son sürümü bu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sevince öperiz… Görüşünce öperiz, görüşemiyoruz diye öperiz. Kavga edince öperek barışırız. Büyükse elinden, küçük diye gözünden öperiz. Özetle olmazsa olmaz emojimiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Otobüs olur, vapur olur, kaçırdığımız her şey için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırmızı kalbi sevgilisine ayıran politiklerin tercihi. Bu haliyle eş dost herkese kalp gönderilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İltifat anlarında gönülden kopan emojiler…

  • Bilgisayar Dünyasının Yeni Seferileri 9 Madde İle Dijital Göçebelik

    Bilgisayar Dünyasının Yeni Seferileri 9 Madde İle Dijital Göçebelik

    Dünya değiştikçe yaşam ve çalışma alışkanlıkları da değişiyor. Ve bu değişimlerin birçoğu elbette dijital dönüşüm sonucunda hayatımıza giriyor. İşte son zamanların en çok konuşulan, en çok merak edilen konularından biri dijital göçebelik. Bu kavram nedir, ne değildir anlatan 9 maddelik listemiz sizi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijital Göçebelik Plaja Ofis Kurmak Demek Değildir” title_font_size=”13″]
    çim

    Çoğu kişi dijital göçebeliği bilgisayarını kucağına alıp bir şezlongda güneşlenmek olarak görse de gerçekler bundan çok daha farklı. Dijital göçebeler istedikleri yerden çalışabiliyor fakat ilk olarak her yerde internetin olmaması gibi teknik sebepler nedeniyle, en azından çalışmaları gereken saatler içinde, plajda keyif sürmeleri pek de mümkün olmuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijital Göçebe Olmaya Uygun Meslekler” title_font_size=”13″]
    laptop

    Bu modern seyyahların geçim kaynağı genelde dijital teknolojiler alanında yer alıyor. Reklam, iletişim, yazılım ve dijital pazarlama gibi alanlarda çalışanların ve tabii ki yazarların dijital göçebeliği en çok seçenler arasında olduğunu söyleyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijital Göçebeliğe İlk Adım” title_font_size=”13″]
    laptop, kahve, gözlük, work

    Dijital göçebe olmak için ofis dışından da yürütebileceğiniz daha doğrusu internet olan her yerde yapabileceğiniz bir işe sahip olmanız gerekiyor. Eğer bu tarz bir iş deneyiminiz yoksa tam zamanlı işinizin yanı sıra serbest işler yapmak suretiyle alana giriş yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göçebe Öğrencilik” title_font_size=”13″]
    student

    Göçebe bir hayat sürmenin bir diğer yolu da klasik bir üniversite yerine internet üzerinden eğitim veren üniversitelerden birinde okumak. Böylece bir dijital göçebe olmak konusunda ilk adımı okul yıllarında atabilirsiniz. Unutmayın ki ağaç yaşken eğilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bütçenize Göre Şehirler” title_font_size=”13″]
    travel, traveller

    Dijital göçebe olmak demek dünyanın istediğiniz şehrinde yaşayabilmek demek; bu durumda, siz de gelirinize göre bir seçim yapabilirsiniz. 1000 doların altında bir geliriniz varsa Güney Doğu Asya ülkelerini tercih edebilirsiniz. Batı şehirlerine oranla daha ucuz olan bu şehirlerde kısıtlı bir bütçeyle rahat bir hayat sürebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijital Göçebelik Bir Yaşam Tarzıdır” title_font_size=”13″]
    haritaya bakan adam, map, traveller

    Dijital göçebeliği tercih edenler dünyayı, üzerinde yaşayan insanları ve bu insanların yarattığı kültürleri keşfetmek, hayatına yeni değerler katmak isteyen insanlardır. Yani bir dijital göçebenin olmazsa olmazlarından biri yeniliklere açık olmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijital Göçebeler Doğanın Tadını Çıkarır” title_font_size=”13″]
    travel, traveller

    Bir dijital göçebe olmak demek kültürleri olduğu gibi doğayı da tanıma şansı bulmak demektir. Örneğin bir dijital göçebe bir yandan çalışıp bir yandan Avustralya resiflerin keşfedebilir, muson ormanlarında maceralar yaşayabilir veya kuzeyin fiyordlarında gezinebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Lisan Bir İnsan” title_font_size=”13″]

    Dijital göçebelik anavatanınızda yaşamadığınız sürece yabancı dil bilmeyi ve yeni dilleri öğrenmeyi gerektiren bir yaşam tarzı. Bulunduğunuz ülkenin çarşısında pazarında iletişim kurabilmeniz için yeni diller öğrenmeye meraklı ve istekli olmanız şart.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın Dört Bir Yanından İş Arkadaşları” title_font_size=”13″]
    travel, traveller

    Dijital göçebelerin de ofis arkadaşları olur çünkü genelde kendileri gibi başka göçebelerle tanışabilecekleri ortak alanlarda çalışırlar. Buralarda hem bir ofis hayatının konforunu hem de sosyalleşme olanağı bulurlar.

  • Dijital Minimalizm Rehberi

    Dijital Minimalizm Rehberi

    Hem sürekli muhatap olduğumuz dijital gereçlerde sadeleştirmeye gitmek hem de aynı dijital gereçlerin günlük yaşantımızda kapladığı alanı aza indirmek… İşte buna dijital minimalizm deniyor. Siz de listemizi takip ederek dijital dünyanızı minimalize edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gereksiz uygulamaları/dosyaları ekranınızdan silin” title_font_size=”13″]

    Sadece meraktan indirdiğiniz, hiç kullanmadığınız ya da artık ihtiyaç duymadığınız uygulamaları/dosyaları telefon ve bilgisayar ekranınızdan silerek gözlerinizi ve zihninizi rahatlatmakla işe başlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Önce ana ekranınız huzur versin” title_font_size=”13″]

    Kullandığınız uygulamaları/dosyaları gruplandırın ve mümkün olduğunca ana ekranda tutmamaya çalışın. Telefon ya da bilgisayarınızı her açışınızda karşılaştığınız ana ekranınız için yorucu olmayan bir duvar kâğıdı tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelen mesajlara/maillere bakmak sizin tercihiniz olsun” title_font_size=”13″]

    Bildirimleri kapatın ki gelen her iletiyi anında okuma ya da cevaplama refleksinden kurtulun. Mesajlara ya da maillere ne zaman bakacağınız, ne zaman cevaplandıracağınız, dolayısıyla zamanınızı nasıl kullanacağınız sizin kontrolünüzde olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”E-postalarınızı zamansız zamanlarda düzenleyin” title_font_size=”13″]

    Okunmamışları okumak, ilgilenmediğiniz yerlerden iletiler geliyorsa e-mail listesinden çıkmak, spam klasörünü gözden geçirmek ve son olarak çöp kutusunu tamamen boşaltmak… Mail kutusunda temizlik yapmak en az açık havada meditasyon yapmak kadar mühim, deneyin göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu kişi gerçekten gerekli mi?” title_font_size=”13″]

    Telefon rehberinizi belli aralıklarla gözden geçirip bir şekilde kaydettiğiniz ama artık adını bile hatırlamakta zorlandığınız ya da ihtiyaç duymadığınız kişileri silin; silin ki hem kafanız karışmasın hem gerçekten ihtiyaç duyduklarınıza yer açılsın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Siz, sosyal medyayı kullanın” title_font_size=”13″]

    Sosyal medyayı her dakika kontrol ederek aynı iletilere tekrar tekrar takılanlardan mısınız? Oysa en iyisi belli zaman aralıkları saptayarak olup bitenleri “verimli bir şekilde” takip etmek olacaktır. Takip demişken, tamamen zaman ve yer işgal ettiğini düşündüğünüz ama popüler olduğu için takibe aldığınız kişileri takipten çıkarmak da rahatlatıcı bir yöneliş olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijital kileriniz olsun” title_font_size=”13″]

    Telefon ya da bilgisayarınızda kullanmadığınız dosyaları silmek ve arşivlemek kadar raflarda, çekmecelerde yer kaplayan basılı materyalleri dijital ortama aktarmak da kafa karışıklığını minimalize edici işlemlerdir. Geçmiş yıllardan kalan CD/DVD koleksiyonlarınız, fotoğraflarınız dijital arşivler sayesinde hem daha güvende olur hem de daha az yer kaplar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dijitalden önce de yaşıyorduk” title_font_size=”13″]
    resim yapmak

    Bunu hepimiz biliyoruz ama ara sıra hatırlatmakta da fayda var. Telefonunuzu/bilgisayarınızı akla getirmeden dalıp gideceğiniz hobiler edinmek, doğayla daha çok ilgilenmek, izlediğiniz bir konser ya da gösteriyi telefona değil zihninize kaydetmek minimal bir dijital yaşam için atılması gereken en önemli adımlar arasında sayılıyor.

  • DİJİTAL ZAMANDA ÇOCUK YETİŞTİRMEK

    DİJİTAL ZAMANDA ÇOCUK YETİŞTİRMEK

    “Dijital çağ” içinde yaşadığımız döneme verilen isim. Şüphesiz ki çok sayıda faydasını gördüğümüz, insanlık olarak kendimizi gelişmiş hissettiğimiz de bir dönem. Fakat başta teknolojik yalnızlaşma olmak üzere üstümüzde olumsuz etkileri de yok değil. Peki her şey bir yana, dijital çağın içine gözlerini açan çocuklarımızı bu olumsuzluklardan nasıl koruyacağız? Uzmanlara göre, onları teknolojik gelişme ve bilgilerden uzak tutmadan da dengeyi sağlamak mümkün. Nasıl mı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Araştırmalara göre günümüzde bir çocuğun teknolojiyle tanışması uzun zamandır 12 yaşın altına düşmüş durumda. Ama unutmayın ki tanışmak başka sahip olmak başka bir konu. Ortak görüş, çocukların kişisel cep telefonuna sahip olma yaşının en erken 12 olması gerektiği yönünde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnternet kullanımı içinse tamamen engel olmamak ama mutlaka süre sınırlaması getirmek gerekiyor. 5-8 yaş arasındaki çocuklar için haftada üç gün birer saat uygun görülürken, daha büyük yaşlarda çocukla birlikte karar verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bilgisayarı odasında değil, ortak alanda kullanması da kendisini aileden izole etmemesi açısından oldukça önemli bir detay.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çocukların teknolojik gelişmelere ebeveynlerinden çok daha hızlı adapte olduğu da başka bir araştırma sonucu. Fakat ona teknolojinin olası zararlarını öğretebilecek en iyi kişi sizsiniz. Konuşmak, arkadaşça paylaşmak, yasaklayan olmadan kurallar koymak önemli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzmanların uyarılarından biri de çocukla açık iletişim kurmak yerine casusluk yapmayı tercih eden ebeveynlere. Bu uyarı hem çocuğun mahremiyet alanına saygı açısından hem de kendini saklaması yönünde dürtü geliştirmeye itebileceği için önemli. En iyi çözümün ise dürüst olmak ve koyulan kurallara da net biçimde uymak olduğu belirtiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çocuğu internetten uzak tutmanın en iyi yolu ona günlük rutinler oluşturmaktan geçiyor. Kitap sevgisini geliştirecek yöntemler bulmak ve günlük okuma süresi belirlemek bunlardan biri. Kahvaltı ve yemek saatlerini aileyle birlikte geçirilen ortak zamanlar olarak kodlamak da her açıdan önemli olan bir ayrıntı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rutinler oluştururken bunları haftalık ve aylık olarak da planlayabilirsiniz. Birlikte müzelere gidebilir, tarihi yerleri gezebilir, böylece ilgisini farklı alanlara çekebilirsiniz. İnterneti sanatsal ve kültürel aktiviteleri takip edebileceği bir alan olarak kullanmayı da öğretebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Spor etkinliklerinin gençleri her türlü bağımlılıktan uzak tuttuğu biliniyor, aynı durum çocukların internet kullanımı için de geçerli. Yaşına uygun sportif aktivitelere dahil olmasını sağlamak hem bedenini hem zihnini geliştirecek, enerjisinin büyük bir kısmını doğru alana aktarmasına neden olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Son sırada yer alan maddemiz ise aslında tüm saydıklarımızın başında gelen ve zaten her ebeveynin dikkat ettiği başlıklardan oluşuyor. Sağlıklı bir beslenme ve uyku düzeni! Bunlar, çocukların bağımlılık geliştirmesine engel olacak, doğru ve yanlışı kolayca algılayabilmesini sağlayacak en önemli yardımcılardır.

  • YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN YAPAY ZEKÂ

    YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN YAPAY ZEKÂ

    Biliyoruz bu konu herkesin ilgisini çekiyor ama işin içinde bilişsel bilim, bilgisayar mühendisliği, elektronik bilimler ve hatta felsefe var… Ne var ki bu kadarı bana fazla diyerek konudan uzak duranların sayısı da epey fazla… Bu sayfanın konusu da yapay zekâ ama hiç merak etmeyin, biz genetik algoritmalardan, yapay sinir ağlarından, bulanık mantık veya diğer bileşenlerden söz etmeyeceğiz. Yapay zekâ konusuna en basit ifadelerle kısa bir bakış atacağız sadece…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay zekâ nedir?” title_font_size=”13″]

    İnsan zekâsına has kimi fonksiyonları sergileyebilen teknolojik sistemler bütününe yapay zekâ deniyor. Yapay zekânın da sahip olabileceği o fonksiyonlar arasında düşünme, öğrenme, sorun çözme, karar verme, ses algılama, konuşma, iletişim kurma gibi yetiler bulunmakta. İnsan zekâsının ürünü olan “düşünme” eyleminin yapay zekâ için “kodlama” şeklinde tanımlandığını da belirtmeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay zekâ ne zaman ortaya çıktı?” title_font_size=”13″]

    İngiliz bilgisayar bilimci Alan Mathison Turing, 1950’de “Turing testi” kavramını ortaya atarak “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu tartışmaya açan kişi olmuş. “Yapay zekâ” terimini kullanan ilk kişi ise Amerikalı bilgisayar bilimci John McCarthy’ymiş. Kavramın onun öncülüğünde tartışılarak temellerinin atıldığı yer de 1956’da düzenlenen “Dartmouth College Artificial Intelligence” konferansı olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay zekânın kullanım alanları nerelerdir?” title_font_size=”13″]

    Yapay zekânın hâlihazırda kullanıldığı pek çok alan bulunuyor ve bu alan sağlık sektöründen spor müsabakalarına, otomotiv dünyasından video oyunlarına geniş bir yelpazeyi kaplıyor. Örnekleri biraz daha özelleştirmek gerekirse, yapay zekâ tıp alanında kanserli hücrelerin tespitinde kullanılabildiği gibi, haberleşme sektöründe görüntü, ses ve veri sıkıştırmak için de kullanılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En tanıdık yapay zekâ” title_font_size=”13″]

    Yapay zekâ konusuna birçoğumuz kendimizi uzak hissetsek ve bir seyirci gibi yaklaştığımızı düşünsek de aslında bugün yapay zekâ hemen hepimizin yanı başında bulunmakta. En yakın örnek elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlarımız… Daha doğrusu telefonlarımızdaki kimi uygulamalar… Örneğin bir tuşa basarak sesli iletişime geçtiğimiz sanal asistanlar birer yapay zekâ.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatımıza çoktan girmiş yapay zekâ uygulamaları” title_font_size=”13″]

    Sadece cep telefonumuz da değil elbette… Hayatımıza çoktan girmiş başka yapay zekâ uygulamaları da var. Örneğin e-posta adresimizde görmek istemediğimiz iletileri bazı kelimelerden tanıyarak “spam” kutusuna atan sistem bir yapay zekâ. Ya da izlediğimiz bir medya kanalında tarzımızı belirleyerek film öneren de, dinlediğimiz bir müzik sitesinde bize uygun olduğunu düşündüğü şarkı önerileri yapan tavsiye robotu da birer yapay zekâ ürünü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Görüntüsüyle de bize benzeyen bir yapay zekâ!” title_font_size=”13″]

    Hayatımızı kolaylaştıran ve geliştiren yapay zekâ uygulamalarının en ilginç olanı ise şüphesiz ki insan formunda karşımıza çıkan bir robot olacaktı! Bildiğiniz gibi yakın zamanda tüm dünya Sophia ile tanıştı. Sensörler aracılığıyla çevresini algılayan, algıladıkları arasında bağlantı kurup yorumlayan, konuşan, gülen Sophia’nın ardından “Filmler gerçek mi oluyor?” tartışmaları dünyanın en heyecanlı konusu haline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay zekânın geleceği…” title_font_size=”13″]

    Yapay zekânın geleceği konusunda yazılmış bilimsel makale veya tezler birçok ve farklı yönelimler içermekte… Bunlardan en dikkat çekici olanları, şimdilik programlanmış sistemlerin ürünü olan yapay zekânın gelecekte insan zekâsından bağımsız bir hale geleceği fikrine dayanıyor. Ve bu düşünceler konuyla yakından ya da uzaktan ilgilenen birçok insanın zihninde “Ya gerçekleşirse?” diye başlayan soruların ışığını çoktan yaktı bile…

  • GEZEGENLERİN İSİMLERİ

    Güneş sisteminin sekiz gezegeni, bilinen evrendeki en yakın dostlarımız ve göğümüzü süsleyen mücevherler… Dünya hariç bütün gezegenler ismini mitolojiden alıyor. Peki hangi gezegenin hangi mitolojik karakterden esinlendiğini biliyor musunuz? İşte gezegenler ve isimlerinin hikâyesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneş sistemimizin ilk ve en küçük gezegeni Güneş’e en yakın olan Merkür’dür. Merkür’ün adı kurnazlığı ve hızlılığı ile ün salan Roma tanrısı Merkür’den gelir çünkü Merkür, Güneş etrafındaki bir turunu 88 günde tamamlayarak en hızlı gezegen unvanını alır. Yani Merkür’de bir yıl 88 gündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz en parlak gök cismi Venüs’tür. Güneş’e en yakın ikinci gezegen olan Venüs, gökte bir mücevher gibi parlamasından dolayı ismini Roma mitolojisinde aşkın ve güzelliğin tanrıçası olan Venüs’ten alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın üçüncü gezegen olan biricik yuvamız Dünya, ismini Roma veya Yunan mitolojisinden almayan tek gezegendir. Tıpkı yaşamın bu dünyaya özgü olması gibi ismi de kendine özgüdür ve Arapça kökenli “daha yakın” anlamına gelen “dena” fiilinden gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın dördüncü gezegen ve aydan sonraki en yakın komşumuz Mars ismini Roma mitolojisindeki savaş tanrısından alır. Yüzeyindeki demir oksitten dolayı rengi kızıl olan Mars, kanla özdeşleştirilmiş… Türkçedeki diğer bir ismi ise Merih’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın beşinci gezegen Jüpiter, Güneş sistemindeki en büyük gezegendir. Bu sebeple ismini Yunan mitolojisindeki en güçlü Tanrı olan Zeus’tan alır. Roma mitolojisinde Zeus’un adı Jüpiter olarak geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Satürn ismini Roma mitolojisindeki Tarım Tanrısı’ndan alır. Güneş sisteminin en büyük ikinci gezegeni olan Satürn, Yunan mitolojisinde Kronos olarak geçer ve aynı zamanda Zeus’un da babasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e uzaklığı yedinci sırada olan Uranüs, ismini Yunan mitolojisindeki Uronas’tan alır. Uranos, Yunan tanrılarının atası ilk tanrılardandır ve kozmik güçleri olduğuna inanılır. Uranos Latinceleşerek Uranus şeklini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Güneş sisteminin sekizinci ve en uzak gezegeni Neptün, ismini gezegenin renkleri suyu anımsattığı için Roma mitolojisindeki Neptunus’ten alır. Neptunus’un Yunan mitolojisindeki ismi ise Poseidon’dur.

  • OYUNLAŞTIRMA: İŞ DÜNYASINDAN EĞİTİM HAYATINA FAYDALI BİR UYGULAMA

    Oyunlaştırma tanımı kulağa oldukça yeni gelse de -bilerek veya bilmeyerek- çok eskiden de kullanılan bir iş ya da kişi geliştirme yöntemidir. Bazen bir ürün geliştirmek için, bazen daha çok müşteri çekmek, bazen çalışan motivasyonunu artırmak, bazen de sadece bilgilendirmek için kullanılan bir yöntem… Günlük hayatımızın pek çok alanına giren, çocuk ya da yetişkin hepimizi ilgilendiren bu konuyu biraz daha açalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunlaştırma nedir?” title_font_size=”13″]

    Oyun kavramı üzerine düşünen, kitaplar yazıp yöntemler üreten Waterloo Üniversitesi felsefe profesörlerinden Bernard Suits’e göre oyunlaştırma “gereksiz engellerin üstesinden gelmek için bulunduğumuz gönüllü bir girişim”dir. Orijinal adı “gamification” olan oyunlaştırma, adından da anlaşılacağı gibi oyun felsefesine ait bazı özelliklerin farklı alanlara adapte edilmesine denir. Adapte edilenler arasında seviye atlama, öne geçme, ödül kazanma gibi bir oyuna ait olabilecek aşamalar yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunlaştırma ile amaçlanan nedir? ” title_font_size=”13″]

    Oyunlaştırma yöntemleri ile amaçlanan, motivasyonun ve çözüm odaklı yaklaşımın artırılmasıdır. Bazı alanlarda kişilerin rekabet, kendini ifade etme, başarma gibi isteklerinin de tatmin edilmesi hedeflenir. Bazen de hedef sadece sürekliliğin, istikrarın sağlanması olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunlaştırma hangi alanlarda kullanılabilir? ” title_font_size=”13″]

    Fiziksel egzersiz programlarından tutun da müşteri sadakatini ölçmeye, iş dünyasından eğitim hayatına kadar çok farklı alanlarda oyunlaştırma yöntemi kullanılabilir. Tam burada hepinizin illaki karşılaşmış olduğu bir örnek verirsek konu daha iyi anlaşılacaktır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunlaştırmaya örnek…” title_font_size=”13″]

    Mesela akıllı telefonlarınıza yüklediğiniz dil eğitimi uygulamaları… Uygulamalardaki tasarımları bir düşünün… Önce seviye atlama isteği ile dolarsınız (yani istenen motivasyon sağlanmıştır), her seviyede daha da heyecanlanırsınız (yani katılım devamlılığınız yerindedir), ödül aldığınızda mutlu olursunuz (bilgilenme süreci asla sıkıcı gelmemiştir). Başka bir ifadeyle kendinizi oyun oynar gibi hissederken ciddi bir konu hakkında gelişme sağlamışsınızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunlaştırmada ne tür stratejiler izlenir?” title_font_size=”13″]

    Ödüllendirme, farklı alanlarda uygulanan oyunlaştırma yöntemlerinin en çok tercih edilen stratejilerinden biridir. Bu ödül, ilerleme sağlayabileceğini işaret eden bir puan, başardığını gösteren bir rozet veya çekilişle verilecek bir hediye olabileceği gibi sanal para bile olabilir. Ayrıca rekabet oluşturmak da oyunlaştırma stratejilerinden biridir. Yapılan araştırmalarda ortaya konan şudur ki, kazanılan ödüllerin başkaları tarafından görülmesini sağlamak kişiyi rekabete isteklendirmektedir.