Kategori: Yaşam

  • İŞİNİ EVE TAŞIYANLAR İÇİN ALTIN KURALLAR

    İŞİNİ EVE TAŞIYANLAR İÇİN ALTIN KURALLAR

    “Home office” şeklinde de ifade edilen evden çalışmanın avantajları da dezavantajları da bulunmakta. Örneğin trafikte geçirdiğiniz süreden kazanıp verimliliğinizi artırmak, çalışmalarınızı stresten uzak biçimde sürdürmek avantajlarından bazıları… Buna karşılık kendi rutininizi oluşturma konusunda sıkıntı yaşamak, hareketsiz kalmak ya da çalışmalarınızı günün 24 saatine yayarak kendi zamanınızdan çalmak gibi dezavantajları da yok değil. Fakat kendinizin koyup uygulayacağı bazı altın kurallar sayesinde bir denge kurup evden çalışmayı daha verimli ve keyifli hâle getirmek de sizin elinizde. Hemen başlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İhtiyacınız olan teknoloji elinizin altında olmalı” title_font_size=”13″]

    Sürekli sorun çıkaran ya da iş ihtiyaçlarınızı karşılamayan bir bilgisayar evden çalışmayı zorlaştıracak durumların başında gelir. Aynı şekilde iş yaptığınız kişilerle iletişiminizi aksatacak güçsüz bir internet de sizi zorlayacaktır. Özetle, gereksinimlerinizi karşılayacak bir bilgisayar, sürekli ve güçlü bir kablosuz internet ağı ve hatta olası elektrik kesintilerinde kullanabileceğiniz telefon ve bilgisayarınız için kesintisiz güç kaynakları edinmek güven içinde çalışmanızı mümkün kılacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çalışma alanı ve dekorasyonu neden önemli?” title_font_size=”13″]

    İkinci önemli adım, iş araçlarınızı alarak evde kendinize bir çalışma alanı belirlemek olacaktır. Konsantre olabildiğiniz, kendinizi iyi ve dinamik hissettiğiniz, size nefes alanı tanıyan bölgeyi evinizdeki çalışma alanınız olarak belirleyebilirsiniz. Burada dikkat edeceğiniz hususlar şunlar olmalı: Çalıştığınız alanınızın ışığını doğru ayarlayarak üretkenliğinizi artırmak, kabloların karmaşa yaratmasını engellemek, dikkat dağıtıcı detayları ortadan kaldırmak ve konsantrasyonunuz açısından renklerin diline önem vermek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çalışma saatlerinizi belirleyin” title_font_size=”13″]

    Çalışma saatlerinizi belirleme aşamasında iki konu önem arz eder. Birincisi iş yaptığınız kişi ve kurumların çalışma saatleri ile senkronize olmak, ikincisi böyle bir zorunluluğunuz yok ise sizin için en verimli saatleri belirlemektir. Her iki durumda da mutlaka bir uyku düzeniniz olmalı ve iyi alınmış bir uykunun verimliliğinizi artıracağını unutmamalısınız. Evden çalışmanın avantajlarından biri de ara ara yapabileceğiniz şekerlemelerdir. İhtiyaç hissettiğinizde kısa süreli gözlerinizi kapamak güç toplamanıza destek olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öz disiplin olmazsa olmaz” title_font_size=”13″]

    Bu sayfadan çıkarılacak sonuç nedir diye sorsanız, cevabımız şöyle olur: “Evden çalışırken üretken ve sonucunda mutlu olabilmek öz disipline sahip olmayı gerektirir.” Bu öz disiplin sayesinde işlerinizi sorunsuz bir şekilde ilerletebilirsiniz. Planlı olmak, önceden hazırladığınız bir program dâhilinde hareket etmek de evden çalışmayı kolaylaştıran adımlardır. Yapılacaklar listesi hazırlamak ve özellikle zorundan başlamak, işleri tamamladıkça listenizin üzerine bir çizgi çekmek emin olun motivasyonunuzu artıracak hareketlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Çok” salaş bir kıyafet verimi düşürebilir” title_font_size=”13″]

    Evet evdesiniz, giydiklerinize yiyip içtiğinize kimse karışamaz. Fakat unutmayın ki pijamalarla masa başına geçmek bir süre sonra sizi rehavete düşürüp uykunuzu getirecektir. Sizi dinamik tutacak tavır ise dışarıda çalışıyormuşçasına masa başına geçmeseniz bile –ki bu harika olurdu, evden çalışırken hiç değilse bir pantolon ve kazakla çalışmanızı sürdürmeniz olacaktır. Diğer taraftan mutfağınızın birkaç adım ötede olmasının kilo almanızı hızlandırabileceğini aklınızda tutmalı ve bu konuda da iradeli davranmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bol oksijenin sizi motive etmesine izin verin” title_font_size=”13″]

    Beynimiz vücudumuzun en fazla enerji tüketen organı olarak bol miktarda oksijene ihtiyaç duyar. Bu oksijeni yediğimiz besinlerle, yaptığımız egzersizlere sağlamaya çalışırız. Stres ise beyne oksijen gitmesini bloke eden durumların başında gelir. Evde çalışacağınız yeri belirlerken sizi enerjik tutacak bir alan olmasına özen göstermelisiniz demiştik. Çalışma alanınızı pencereye yakın tutmak da enerjinizi artıracak bir seçimdir. Ortamı sık sık havalandırmak, derin nefesler eşliğinde temiz hava almak stresle baş etmenize yardımcı olacak ve vücudunuzun ihtiyaç duyduğu oksijeni sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Odaklanmanızı engelleyebilecek durumlara dikkat” title_font_size=”13″]

    İşte evde çalışmanın dezavantajlarından biri de budur, yani evde ve dolayısıyla özgür olduğunuzu düşünerek sık sık gelen arkadaş telefonları… Bunun için en iyi çözüm evde olduğunuzu fakat çalışmaya devam ettiğinizi dostlarınıza net bir şekilde izah etmek olabilir. Dışarıdan gelen sesler, sizden ilgi bekleyen kedi ya da köpeğiniz, sesi açık telefonunuzdan gelen sosyal medya bildirileri de ayrı ayrı önemler almanızı gerektirebilir. Kulaklık takmak, belli süreler içinde telefonunuzun sesini kısmak, çocuğunuz ya da evcil hayvanınız konusunda evdeki bireylerden destek almak ise birer çözüm olabilir.

  • BAĞIŞIKLIĞINIZI KUVVETLENDİRMEK İÇİN ALTIN TAVSİYELER

    Hayatımızdaki önem sıralamasında sağlık, her yaş aralığı ve her cinsiyet için ilk sırada gelir. Yeni bir yıla, yeni bir yaşa girerken “önce sağlık” dileriz. Biliriz ki, diğer her şey sağlığımız yerinde ise anlamlıdır. Ailemiz ve çevremiz, biz sağlıklı isek mutludur. Bağışıklık sistemi ise sağlıklı kalmanın en büyük kalkanlarından biridir. O kalkanı güçlü tutmak da büyük oranda elimizdedir. Biz de, bu yönde hepimizin bildiği ama sık sık unuttuğu tavsiyeler listesiyle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İçinden geçmekte olduğumuz pandemi dönemi, bağışıklığı güçlendirmede uykunun önemini daha da artırmaktadır. Yapılan araştırmalara göre uyku, bağışıklık sisteminde yer alan lökositler, sitokin ve antikor oluşumu üzerinde etki göstererek enfeksiyonların gelişmesini engellemekte veya enfeksiyonlar sırasında iyileşmeyi hızlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Stresi hayatımızdan tamamen çıkarmak mümkün değil ama kronikleşmesini engellemek son derece önemli. Uzun süreli aşırı stresin bağışıklık direncini düşürdüğü, uykudan yeme problemlerine, motivasyon kaybından fiziksel sorunlara kadar pek çok olumsuzluğa neden olduğu biliniyor. Stres kaynaklarından kaçınmak kendimizi aşırı stresten korumanın en etkili yolu. Eğer bu mümkün değilse, bizi strese sokan durumlarla karşılaştığımızda nefes teknikleri gibi uygulamalara başvurarak o andan uzaklaşmaya, stresin etkisini azaltmaya çalışabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu uygulama, tıpkı vücudumuzdaki enfeksiyonlarla başa çıkabilmek için aldığımız takviyelere benzer. Hayatımızın bir tarafında stres durumları oluşurken, bizi mutlu eden aktiviteleri yoğunlaştırmak, bağışıklık sistemimizin elini güçlendirecektir. Bu aktiviteler sinemaya gitmek, açık havada yürüyüş yapmak gibi pek çok şey olabilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Egzersiz yapmak sadece fiziksel gücümüzü yükseltmekle kalmaz, bizleri moral ve motivasyon olarak da yükseltir. Egzersiz yaparken harcadığımız enerji, kendimizi dinamik hissetmemize ve sorunları gülümseyerek karşılamamıza neden olur. Egzersizin bu fiziksel ve ruhsal etkisi, bağışıklığımızı uzun vadede koruma altına alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Halk arasında bir deyim vardır: Ne yersen o’sun! Bir tarafta, mevsiminde yetişen sebze ve meyveleri tüketen, yağlı, kızarmış, katkı maddesi içeren besinlerden uzak duran, şekeri hayatından çıkarmış bir insan düşünün… Diğer tarafta ise sebze ve meyveyi hayatında arkalara atmış, işlenmiş gıdalar ve fast food’la beslenen, asitli içecek olmadan yapamayan başka bir kişi… Bağışıklık sistemi güçlü bulunan kişinin ilki olacağını anlamak hiç zor olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Elbette günde içeceğiniz bir fincan Türk kahvesinden söz etmiyoruz. Fakat aşırı kahve ve hatta çay tüketiminin, yemeklerden aldığımız vitamin ve minerallerin emilimini olumsuz yönde etkilediği bilinmekte. Her ikisinin de içinde bulunan kafein maddesinin, vücudun susuz kalmasına neden olması da cabası. Çay ve kahveyi içmemek değil ama kararında tüketmeye dikkat etmek, bağışıklık sistemi için önemli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bağışıklık sisteminin güçlü olabilmesi için stresten uzak durmaktan, mutlu olmaktan söz ettik, buna bir de gülümsemeyi ekleyelim. Sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmenin üstümüzde bu tür etkiler yarattığını düşünürsek, belki de en önemli tavsiye olacaktır: Sizi sıkı sıkı kucaklayan, paylaşmaktan keyif aldığınız, üretimlerinizi eleştiri değil takdirle karşılayan insanlara bol bol zaman ayırın.

  • X, Y, Z, ALFA KUŞAKLARI NE ANLAMA GELİYOR? HANGİ YILLARI KAPSIYOR?

    Tarih boyunca her kuşak döneminin toplumsal, ekonomik ve teknolojik değişimleriyle şekillenmiş; kendine özgü değerler ve alışkanlıklar geliştirmiştir. Kuşakları anlamak, geçmişi kavramak ve geleceğe dair öngörülerde bulunmak için önemlidir. Kesin sınırları olmasa da kuşak kavramı, toplumsal değişimleri ve insan davranışlarını anlamada değerli bir araçtır. Bu yazıda, kuşakların nasıl şekillendiğini ve özelliklerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sessiz Kuşak” title_font_size=”13″]

    Sessiz kuşak, 1928 ile 1945 yılları arasında doğan nesli ifade eder. Bu kuşak, II. Dünya Savaşı ve Büyük Buhran gibi zorlu dönemlerin etkisi altında büyümüştür. Ekonomik sıkıntılar ve savaş atmosferi, onları genellikle daha tutumlu, çalışkan ve sabırlı bireyler hâline getirmiştir. Teknolojik yeniliklerin henüz yavaş geliştiği bir dönemde doğan sessiz kuşak için radyo ve televizyon, yaşamlarında önemli bir yer tutmuştur. Günümüzde bu kuşak yaşça ilerlemiş olup, büyük ölçüde emeklilik dönemini yaşayan bireylerden oluşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baby Boomer Kuşağı” title_font_size=”13″]

    Baby boomer kuşağı 1946-1964 yılları arasında, II. Dünya Savaşı sonrası doğum oranlarının hızla arttığı dönemde dünyaya gelen nesildir. Ekonomik büyüme ve sanayileşme döneminde yetişmiş, 1960’ların sosyal değişimlerine öncülük etmiş ve orta sınıfın genişlemesine katkı sağlamıştır. Dijital çağ kadar teknolojiye hâkim olmasalar da birçok yeniliğe tanıklık etmiş ve uyum göstermişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”X Kuşağı” title_font_size=”13″]

    X kuşağı 1965-1980 yılları arasında doğan ve geleneksel değerler ile modern dünyanın hızlı değişimi arasında büyüyen “köprü nesil”dir. Çalışkan, bağımsız ve kariyer odaklıdırlar. Dijitalleşmenin yeni yayıldığı bir dönemde büyüdükleri için hem analog hem dijital dünyaya uyum sağlayabilmişlerdir. Ekonomik krizler ve siyasi değişimlerin etkisiyle istikrar arayışını ön planda tutan bu kuşak, günümüzde aile hayatında ve iş dünyasında kilit roller üstlenen, köklü deneyimlere dayalı kararlar veren bir nesil olarak tanımlanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Y Kuşağı” title_font_size=”13″]

    Y kuşağı, 1981-1996 yılları arasında doğan ve “milenyum kuşağı” olarak da bilinen nesildir. Teknolojinin hızla yaygınlaştığı, internetin ve sosyal medyanın hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline geldiği dönemde büyümüşlerdir. Globalleşme, ekonomik krizler ve hızlı teknolojik değişimler, bu kuşağın dünya görüşünü şekillendiren en önemli faktörler arasında yer alır. Geleneksel çalışma modellerine karşı daha esnek, yenilikçi ve girişimci bir tutum benimseyen bu nesil, anlamlı işler yapmak ve topluma katkı sağlamak gibi değerlere büyük önem verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Z Kuşağı” title_font_size=”13″]

    Z kuşağı, 1997-2010 yılları arasında, dijital çağın içine doğmuş ilk nesil olarak bilinir. Teknolojiyle iç içe büyümeleri onların internet, sosyal medya ve akıllı cihazları aktif olarak kullanan bir nesil olmasını sağlamıştır. Bu kuşağın temel özellikleri arasında özgünlük ve bireysellik ön plandadır. Z kuşağı, hızla değişen dünyaya kolayca uyum sağlarken teknolojik dönüşümlerde öncü bir nesil olarak dikkat çekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alfa Kuşağı” title_font_size=”13″]

    Alfa kuşağı, 2010 yılından sonra doğan ve günümüzde büyümekte olan çocukları kapsayan nesildir. Teknolojiyle tamamen bütünleşmiş bir şekilde yetişen bu kuşak, yapay zekâ, sanal gerçeklik ve akıllı cihazların hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu bir dünyaya doğmuştur. Eğitimden eğlenceye kadar birçok alanda kişiselleştirilmiş deneyimlere alışkın olan bu nesil, dijital dünyanın sunduğu imkânları maksimum düzeyde kullanmaya yönelmiştir. Alfa kuşağı, küresel sorunlarla yüzleşecekleri bir gelecekte, teknoloji ile şekillenen dünyanın yeni liderleri olarak görülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beta Kuşağı” title_font_size=”13″]

    Beta kuşağı, alfa kuşağından sonra, 2025 yılından itibaren dünyaya gelen ve gelecek olan kuşağı temsil eder. Bu kuşak tamamen dijitalleşmiş bir dünyada büyüyecek; yapay zekâ, artırılmış gerçeklik, biyoteknoloji ve nesnelerin interneti gibi ileri teknolojilerle şekillenen bir çevrede yetişecektir. Ancak bu nesil hakkında yapılan öngörüler, zamanla şekillenecek sosyal ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda daha da netleşecektir.

  • MİLYONLARCA YILIN TANIKLARI: FOSİLLER

    Bir dinozor fosilinin önünde durduğunuzda ondan neler öğrenebileceğinizi hiç düşündünüz mü? Dahası, fosillerin karadan çok sulak alanlarda oluştuğunu ve bu yüzden çoğunun eski göl, nehir ya da deniz yataklarında bulunduğunu biliyor muydunuz? Milyonlarca yıl öncesinden bize yaşamın sırlarını taşıyan fosillerle ilgili en ilgi çekici detayları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Fosil” kelimesi, Latincede “kazılmış” anlamına gelen “fossus” sözcüğünden türemiştir. Bu ad, fosillerin kaya, toprak ya da kehribar içinde korunmuş geçmiş yaşam kalıntıları olduğunu ifade eder. Çoğu zaman bu kalıntılar, bir organizmanın kemik veya kabuk gibi sert kısımlarından oluşur. Ancak nadir durumlarda yumuşak dokuların da fosilleştiği görülmüştür. Korunma biçimleri çeşitlilik gösterdiği için bilim insanları farklı fosil türleri tanımlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çoğu fosil, bir bitki veya hayvanın yaşamını yitirdikten sonra hızla çamur, kum veya volkanik kül gibi tortularla kaplanıp gömülmesiyle oluşur. Yumuşak dokular genellikle ayrışır, sert kemikler veya kabuklar ise korunur; nadir durumlarda yumuşak dokular da taşlaşabilir. Zamanla üzerine biriken tortular kayaya dönüşür ve erozyonla açığa çıktığında milyonlarca yıl öncesinin canlıları taşların içinden bize görünür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fosiller, oluşum ve korunma biçimlerine göre çeşitlenir: Taşlaşmış fosiller minerallerin sert dokuları doldurmasıyla, baskı fosilleri kalıntı boşluklarını doldurmasıyla, kehribar fosilleri reçineye hapsolan canlılarla, iz fosilleri ayak izi veya dışkılarla, yumuşak doku fosilleri ise özel koşullarda deri ve organların korunmasıyla oluşur. Örneğin, 40.000 yıllık bebek mamut “Lyuba” buzda mükemmel korunmuş bir yumuşak doku fosilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Peki, bir dinozor nasıl fosil olur? Dinozor öldüğünde etli kısımları çürür ama sert kemikleri gölün dibinde kalır. Üzerine tortu birikir ve bu tortular kemikleri korur. Zamanla yer altı suyundaki mineraller kemiklerin boşluklarını doldurur ve kemikler taşa dönüşür; buna permineralizasyon denir. Üstteki tortular sıkışıp kaya hâline gelir ve kemikler, erozyonla ortaya çıkana veya paleontologlar tarafından bulunana kadar kaya içinde saklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Paleontologlar, geçmişte yaşamış hayvan, bitki, mantar, bakteri ve tek hücreli canlıların fosil ve kalıntılarını inceleyen bilim insanlarıdır. Fosillerin yaşını belirleyerek, geçmiş ekosistemler ve yaşamın dönüşümü hakkında bilgi edinirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fosil bulmak; sıkı çalışma, şans ve doğru yerleri bilmenin birleşimidir! Çoğu fosil kısmen açığa çıkar ve laboratuvara götürülmeden önce tek tek veya blok hâlinde özenle çıkarılır. Arka plan araştırmaları, bilim insanlarının hangi tortul kayaçları kazacağını belirlemesine yardımcı olur; ancak birçok fosil, doğa yürüyüşçüleri, inşaat işçileri, madenciler veya çiftçiler tarafından tesadüfen de keşfedilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çoğu fosil sahada yalnızca kısmen açığa çıkar. Tek tek veya blok hâlinde çıkarılır ve laboratuvara taşınmadan önce genellikle alçı kılıflarla korunur. Saha çalışması, fosillerin bulunduğu bağlamı korumak için haritalama, fotoğraflama, kayıt altına alma ve kaya örnekleri toplama gibi adımları içerir. Böylece kalıntıların nasıl ve ne zaman gömüldüğü, hangi ekosistemlerde yaşadığı ve aynı dönemde hangi bitki ve hayvanlarla bir arada bulunduğu anlaşılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bir dinozorun ne zaman yaşadığını bilmek, onu biyolojik soyağacına yerleştirmemizi sağlar ve türlerin ne zaman ortaya çıkıp tükendiğini anlamamıza yardımcı olur. Fosillerin, mutlak tarihleme yöntemleriyle gerçek yaşları yıl olarak belirlenir; göreceli tarihleme yöntemleri ise hangi fosilin diğerinden daha eski veya genç olduğunu gösterir. Genellikle birkaç yöntem bir arada kullanılır ve sonuçlar titizlikle doğrulanır.

  • BU EKOLOJİK TERİMLER HANGİ ANLAMLARA GELİYOR?

    Ekoloji, canlıların birbirileriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen doğa bilimidir. Bu alanda kullanılan terimler, her şeyden önce çevremizi koruyabilmek, sağlıklı ve devamlılığı olan bir çevre oluşturabilmek için hepimizi ilgilendiriyor. Sürdürülebilir çevre konusunda yer verdiğimiz diğer sayfalara da göz gezdirmeniz tavsiyesiyle, tadımlık ekoloji sözlüğünü ilginize sunuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fosil Yakıtlar” title_font_size=”13″]

    Kömür, doğalgaz, petrol gibi organik yakıtların tümüne fosil yakıtlar denir ve ekolojik sistemde hava kirliliğine neden oldukları düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güneş Enerjisi” title_font_size=”13″]

    Güneş ışınlarından yararlanmak için geliştirilen, tükenmeyen ve çevreye zararlı gazlar vermeyen enerji türüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Biyokütle Enerjisi” title_font_size=”13″]

    Organik atıklar, bitki, ağaç gibi organik maddelerden, yani biyokütleden üretilen, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynağıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sera Gazı” title_font_size=”13″]

    Atmosferdeki sera etkisini ve sürekliliğini sağlayan, fakat oranı fazla yükseldiğinde ısıyı tutarak küresel ısınmaya neden olabilen karbondioksit, azot oksit, ozon ve metan gibi gazlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Asit Yağmuru” title_font_size=”13″]

    Atmosferde biriken azot oksit, kükürt gibi zararlı gazların su buharı etkileşimi ile yeryüzüne yağmasıdır. Yağdıkları ortamın pH seviyesini düşüren asidik yağmurlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pestisit” title_font_size=”13″]

    Pestisitler böcek, mantar gibi zararlı organizmaları engellemek amacıyla kullanılan, aşırı ve bilinçsiz kullanımları ekolojik dengenin bozulmasına sebep olabilen maddelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ekolojik Denge” title_font_size=”13″]

    Yeryüzündeki tüm canlıların, varlık ve gelişmelerini doğal yapılarına uygun bir şekilde sürdürebilmeleri için gerekli olan şartların bütünüdür.

  • Evlilik Yoluyla Oluşan 10 Akrabalık Bağı

    Evlilik Yoluyla Oluşan 10 Akrabalık Bağı

    Eskiden iki gönül bir araya geldiği zaman, aileler de birleşir hep beraber kocaman büyük bir aile oluştururlardı. Günümüzde, değişen koşullar, şehir hayatı ve gündelik hayatın koşuşturması içinde geniş aileler eskisi kadar bir araya gelememeye başladı. Geniş ailelerin yerini çekirdek aileler alırken, akrabalık bağları da kafa karıştıran bir ayrıntıya dönüştü. İnternette “Eşimin kardeşinin eşi neyim olur?” diye arama yapanlara dev hizmet, sizin için akrabalık terimlerini sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bacanak” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    İki kız kardeş ile evli olan erkekler birbirlerinin bacanağıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baldız” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    Bir erkeğin eşinin kız kardeşi, erkeğin baldızıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kayınvalide” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    Evli çiftler eşlerinin annesine kayınvalide der.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kayınpeder” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    Bir kadının ya da erkeğin eşinin babası onun kayınpederidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kayınbirader ” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    Evli çiftlerin eşlerinin erkek kardeşleri için kullandıkları kelimedir. İyelik eki aldığında, “Kaynım” şeklinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünür ” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    Evli bir çiftin ebeveynleri birbirlerinin dünürleri olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Görümce ” title_font_size=”13″]

    Bir kadının eşinin kız kardeşi onun görümcesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elti” title_font_size=”13″]
    akrabalık bağları

    İki erkek kardeşin eşleri birbirlerinin eltisi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Enişte” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    Bir kişinin halası, teyzesi ya da kız kardeşinin eşi o kişinin eniştesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yenge” title_font_size=”13″]
    akrabalık terimleri

    Bir kişinin dayısının veya amcasının eşi, yengesi olur. Ayrıca erkek kardeşler de birbirlerinin eşlerine yenge derler.

  • EVDE ÇOCUKLARINIZLA BİRLİKTE YAPABİLECEKLERİNİZ

    EVDE ÇOCUKLARINIZLA BİRLİKTE YAPABİLECEKLERİNİZ

    Çocuklarınızla paylaştığınız her saniyenin sizin için ne kadar özel olduğunu biliyoruz. Bütün o anların daha da keyifli bir hale bürünmesi için evde bulunduğunuz zamanlarda birlikte yapabileceklerinizin bir listesini çıkardık. Bir kısmı oldukça hareketli saatler geçirmenizi bir kısmı da bir şeylerle uğraşırken beraberce sakinleşmenizi sağlayacak. Ve ortaklaşa yapacağınız bütün bu aktivitelerle hem çok eğlenecek hem de çocuklarınızın anılarına sevgiyle hatırlayacakları kareler ekleyeceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Katladığınız kâğıtlarla minik sanat eserleri üretin” title_font_size=”13″]

    Kâğıtları katlayarak yapacağınız kuğular, kurbağalar, tavşanlar, çiçekler yani kâğıt katlama sanatı origami sayesinde çocuklarınızla kaliteli vakit geçirebilir, onların hayal gücünü ve yaratıcılığını geliştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çarşaflarla çadır kurmak için salonun ortasında buluşun ” title_font_size=”13″]

    Masanın altı koltuğun arkası gibi kuytu köşelerde ev içinde ev yapmak çocuklar için en çekici oyunlardan biridir. Hep birlikte evinizdeki çarşafları kullanarak yapacağınız çadırdan bir evi ise asla unutmayacaklardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pratik tarifleri birlikte yaparak lezzetli dakikalar geçirin” title_font_size=”13″]

    Mutfağı dağıtmasından, yemek yapım süresinin uzamasından kaygılanmadan onlarla birlikte eğlenceli yemekler yapın. Pizza, meyve salatası, çikolatalı kek, renk renk kurabiye… Dikkat etmeniz gereken tek şey çocukları tehlikeli araçlardan uzak tutmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Renk renk ve çeşit çeşit makarnalarla nesneler üretin” title_font_size=”13″]

    Birlikte suluboya ya da guaj boya ile boyayarak elde ettiğiniz rengârenk makarnalardan ister kolye, toka, bileklik gibi takılar yapın isterseniz boyalı makarnaları bir kâğıda yapıştırarak ortak bir resim yapın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toprakla uğraşmanın keyfini yaşayın ve yaşatın” title_font_size=”13″]

    Bahçeniz varsa bahçenize, yoksa saksılara veya küçük kasalara çiçek dikmeyi veya minik sebzeler ekmeyi deneyin. Hatta limon çekirdeklerini ekin ve aylar sonra çocuklarınızla birlikte yetişen limon ağacınıza bakarak gururlanın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Albümünüzdeki fotoğrafları birlikte tekrar hatırlayın” title_font_size=”13″]

    Fotoğraflara giren güzel zamanlarınızı ve ailenizin diğer bireylerini çocuklarınızla birlikte hatırlamak için albümünüzü ortaya çıkarın. Hep birlikte fotoğraflara bakarken onlara geçmişteki eğlenceli hikâyelerinizi anlatın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salonunuzu tiyatro sahnesine çevirin” title_font_size=”13″]

    Bir çocuk hikâyesi seçin ve birlikte onu canlandırmaya çalışın. Tabii önce rollere girmek için evdeki eşyalarla kostümlerinizi hazırlamalısınız. Ve hem kostüm hazırlarken hem de oyunu sahnelerken bolca eğlenin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karton kutulardan oyuncaklar yapın” title_font_size=”13″]

    Oynamaları için onlara karton kutulardan oyuncaklar yapın ve bu sırada çocuklarınızın sizi seyredip yardım etmesine izin verin. Model konusunda internetten yardım alabilir ve en kolayından başlayıp zoruna doğru korkusuzca ilerleyebilirsiniz.

  • EVREN YERİNDE DURMUYOR!

    2022 yılı dünyamızda, her yıl olduğu gibi, birçok değişikliğin ve yeniliğin gerçekleştiği bir yıl oldu. Bireysel yaşamımızda, aldığımız kararları uygulayabildiğimiz zamanlar oldu, kararlarımızın dışında hareket ettiğimiz zamanlar da… Ancak evrenimiz bizden bağımsız olarak, kararlı bir şekilde, hareketine devam ediyor. Üzerinde yaşadığımız Dünya bizlere her gün aynı durağanlıkta gelse de aslında gezegenimiz Güneş’in etrafında 107.000 km/saat hızla dönmeye devam ederken, içinde bulunduğumuz galaksi sistemi 720.000 km/saat hızla hareketine devam etti. Evrendeki tüm cisimlerin hız kesmeden yol aldığı bu sonsuz uzayda 2022’de gerçekleşen rakamları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • SİNÜZİTİN ŞİFASI MUCİZEVİ YAĞLAR

    Latince anlamı “Sığ boşluk” olan sinüs, başımızda bulunan dört çift hava dolu boşluğa verilen addır. Sinüzit ise bu hava boşluklarının enfeksiyonu ile oluşan rahatsızlığa denir. Sinüsler normal şartlar altında soluduğumuz havayı nemlendirerek ısıtır ancak sinüslerin içi bakteri ve virüslerin etkisiyle enfeksiyon oluşturarak ağrılı bir rahatsızlığa, dolayısıyla da üst solunum yolları enfeksiyonuna yol açabilmektedir. Özellikle kış aylarında kendini gösteren sinüzit ile bitkiler, çaylar ve yağların şifalı dünyasından faydalanarak mücadele etmek mümkündür. Bu yazımızda daha çok kronik sinüzit ağrısı çekenler için kullanabilecekleri esansiyel yağları listeledik. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki her hastalığın tedavisi bütüncül yöntemlerle olasıdır ve bu yağlar sinüzitin çözümünde yardımcı olabilecek kalemlerden sadece bir tanesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Papatya yağı, antiseptik özelliği sayesinde sinüzit rahatsızlığında işe yarayan yağlar listesinde ilk sıralarda yer alır. Sinüslerdeki gerilimi yatıştırmakta oldukça işe yarayan papatya yağı, sinüslerin boşalmasında da etkilidir, enfeksiyonun kaynağı olan virüsleri de yok eder. Papatya yağını kaynayan bir litre suya dört ya da beş damla damlatarak çıkan buğudan yararlanabilir ya da papatya yağını seyreltip alın ve yanaklarınıza uygulayarak hafifçe masaj yapıp sinüslerinizi rahatlatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tatlı fesleğen yağı, lavantada da bulunan linalool içerir ve bu madde strese iyi geldiği gibi dolan sinüslerin oluşturduğu ağrıyı gidermek için de kullanılabilir. Sinüs boşluklarının dolması, çoğunlukla baş ağrısına neden olmaktadır. Bu ağrıları azaltmak için tatlı fesleğen yağı şişesinden derin bir nefes alabilir, sıcak suya eklenerek buğu yapabilir ya da bir oda difüzörüne damlatarak kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antiviral, antienflamatuvar ve antibakteriyel özellikleri sayesinde bağışıklık sisteminiz üzerinde de etkili olan çay ağacı yağı, sinüs enfeksiyonlarının semptomlarını yatıştırır. Tıkanıklığın giderilmesine ve solunum yollarının normal solunum için açılmasına yardımcı olur. Çay ağacı yağını, tatlı badem yağı veya Hindistan cevizi yağı ile seyrelterek burnun hemen altına küçük bir miktar sürebilir, şakaklara ve sinüslere masaj yaparak uygulayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Solunum yolları problemlerinde sıkça kullanılan okaliptüs yağı, içeriğindeki sineol sayesinde sinüzit tedavisinde de oldukça fayda sağlamaktadır. Okaliptüs yağını kaynayan suya 20 damla damlatarak buharını teneffüs edebilir; bir miktar zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı ile karıştırarak göğüs, şakak ve sinüslere masaj yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aromaterapi seanslarının vazgeçilmezi lavanta yağı, rahatlatıcı etkisiyle tıkanıklığa, baş ağrılarına ve sinüzit semptomlarının tedavisinde sıkça kullanılmaktadır. Boğaz enfeksiyonları, soğuk algınlığı, sinüzit ve bronşit gibi çeşitli solunum yolu rahatsızlıklarında kullanılan lavanta yağını boyuna, göğse ve sinüs bölgelerine uygulayarak masaj yapabilir ya da kaynayan suda buğusu solunabilir. Lavanta yağı buharı solunum yolu enfeksiyonlarıyla savaşabilen antibakteriyel özelliklere sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hoş kokusuyla bilinen ıtır yağı, solunum yolu enfeksiyonlarıyla savaşmada da oldukça faydalı. Birkaç damla ıtır yağı soğuk algınlığı semptomlarını hafiflettiği gibi, birkaç damla ıtır yağını başın ön tarafı, elmacık kemikleri, burun kenarı ve şakak bölgesine uygulayarak masaj yapabilirsiniz. Dilerseniz banyo suyunuza ekleyebilir, yine diğer yağlar gibi kaynayan suya ekleyerek buğu yöntemi uygulayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sinüs enfeksiyonu için en iyi esansiyel yağlardan biri olarak bilinen karanfil yağı; astım, bronşit, öksürük gibi solunum yolları enfeksiyonlarına iyi gelmektedir. Anti-enflamatuvar, analjezik, balgam söktürücü, antiseptik ve antioksidan özelliklere sahiptir, yani sinüs enfeksiyonlarının semptomlarını tedavi etmekten enfeksiyonların altında yatan patojenleri araştırmaya ve yok etmeye kadar her şeyi yapabilir. Karanfil yağını, zeytinyağı ve badem yağı gibi cilde iyi gelen yağlarla karıştırarak; yine şakak, burun kenarı ve elmacık kemiklerinin olduğu bölgeye masaj yoluyla uygulayabilirsiniz. Ayrıca odanızda difüzör ile seyrelterek nefes yoluyla şifasından faydalanabileceğiniz gibi, bulunduğunuz mekânın da hoş kokmasını sağlayabilirsiniz.

  • SAMANYOLU GALAKSİSİNDEKİ EN PARLAK YILDIZLAR

    Yıldızlar, hidrojen ve helyumdan oluşan devasa gök cisimleridir. Tarih boyunca birçok medeniyeti etkileyen yıldızlar yön bulmadan mevsimleri tahmin etmeye, mitolojiden dinî törenlere kadar pek çok alanda karşımıza çıkıyor. Pek çoğumuz gökyüzündeki en parlak yıldızın Kuzey Demirkazık veya Polaris adıyla da anılan Kutup Yıldızı olduğunu bilse de aslında Kutup Yıldızı ilk 40’a bile giremiyor. Dünya’dan çıplak gözle baktığımızda yaklaşık 6 bin yıldız görebiliyoruz ancak bu yıldızlardan kaçını biliyoruz? Yazımızda gök atlasımızdaki en parlak yıldızları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sirius” title_font_size=”13″]

    Gökyüzüne bakınca görebileceğimiz en parlak yıldız Sirius’tur. Büyük Köpek (Canis Major) takımyıldızında olduğu için “Köpek Yıldızı” olarak da bilinir. Güneş’ten 8,6 ışık yılı uzaklıktadır ve Güneş’in kütlesinden iki kat daha büyüktür. Eski uygarlıklarda önemli bir yere sahip olan Sirius, bolluğun ve bereketin sembolüdür. Pek çok Antik Mısır tapınağının iç odaları Sirius’u görecek biçimde inşa edilmiştir. Örneğin; Keops piramidindeki kraliçe odasının duvarında açılan bir kanal yalnızca Sirius’a göre planlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Canopus” title_font_size=”13″]

    Canopus, gökyüzünün ikinci en parlak yıldızıdır. Güneş’ten 310 ışık yılı uzaklıkta, 10 bin kat daha parlak ve 70 kat daha büyüktür. Konumundan dolayı sadece Güney Yarım Küre’den ve Ekvator’dan 30 derece enleme kadar olan ülkelerde görülebilir. Kuzey Yarım Küre’de yer alan Arabistan, Yemen, Hindistan, Filipinler, Meksika, Nijerya, Çad, Sudan, Mali ve Kolombiya gibi Ekvator ülkeleri ile 30 derece kuzey enlemi arasında kalan ülkelerin görebildiği Canopus’u ülkemizin güney ucunda kalan yüksek dağ zirvelerinden görebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arcturus ” title_font_size=”13″]

    Göğün üçüncü parlak yıldızı Arcturus, Çoban takımyıldızının alfa yıldızıdır. Kozmolojide alfa en parlak, beta ise ikinci en parlak yıldızdır. Sirius ve Canopus’tan sonra gökyüzünün üçüncü parlak yıldızı olan Arcturus’un kütlesi Güneş ile aynıdır. Güneş’ten 37 ışık yılı uzaklıkta, 25 kat büyüklükte ve 170 kat daha parlaktır. Arcturus, tam dört buçuk milyar yaşındadır ve bu yaşlı yıldızın yaklaşık 2 milyar yıl sonra ömrünü tamamlayacağı tahmin edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alpha Centauri” title_font_size=”13″]

    Alpha Centauri, üç ayrı yıldızdan oluşur: Rigil Kentaurus (Alfa Centauri A), Toliman (B) ve Proxima Centauri (C). Erboğa takımyıldızının güneyinde bulunan bu yıldız sistemi 4 ışık yılı uzaklığı ile Güneş’e en yakın yıldızlardır. Alfa Centauri A ve Toliman, Güneş benzeri yıldızlardır ve ikili yıldız sistemini oluşturur. Ancak çıplak gözle bakıldığında tek bir yıldız gibi görünür ve gökyüzündeki en parlak dördüncü yıldızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vega” title_font_size=”13″]

    Çalgı takımyıldızının en parlak yıldızı Vega, Güneş’e 25 ışık yılı uzaklıktadır. Dünya’nın dönüş eksenindeki yalpalama nedeniyle yaklaşık 13.700 yıl sonra tıpkı MÖ 12.000’li yıllarda olduğu gibi tekrar gezegenimizin Kutup Yıldızı olacaktır. İsmi Arapçada “düşen” ya da “iniş yapan” anlamına gelir. Yazın habercisi olan yaz üçgeninin bir parçasıdır. Yaz üçgeni, astronomide Çalgı, Kartal ve Kuğu takımyıldızlarında bulunan Vega, Altair ve Deneb yıldızlarının oluşturduğu yıldız grubudur. Üçgene benzer bir şekil oluşturması ve yaz mevsiminde görünmesinden “yaz üçgeni” adını almıştır. Özellikle ülkemizin bulunduğu enlemlerde bu üç yıldız gece saatlerinde tam tepemizden geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Capella” title_font_size=”13″]

    Capella, Auriga takımyıldızındaki en parlak yıldızdır. Çıplak gözle tek bir yıldız gibi görünse de Capella Aa, Capella Ab, Capella H ve Capella L yıldızlarından oluşan iki ikili olacak şekilde dörtlü yıldız sistemidir. Capella Aa ve Capella Ab, Güneş’ten iki buçuk kat daha büyüktür ve ikisi de sarı parlak yıldızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rigel” title_font_size=”13″]

    Orion (Avcı) takımyıldızındaki Rigel, dev bir mavi süper yıldızdır ve bu takımyıldızın en parlağıdır. Dünyadan yaklaşık 680 ışık yılı uzaklıktadır. Tam bilinmese de Güneş’ten 60 bin kat daha parlak olduğu tahmin edilmektedir. Genç bir yıldız olan Rigel’in dış tabakalarındaki sıcaklık Güneş’in sıcaklığının yaklaşık üç katıdır ve Kuzey Yarım Küre göğünde kışın Sirius’tan sonraki en parlak yıldızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Betelgeuse ” title_font_size=”13″]

    Orion takımyıldızında yer alan Betelgeuse, “değişen yıldızlar” arasında yer alır. Değişen yıldız, parlaklığı sabit olmayan, zaman içinde değişen yıldızlara denir. Büyük kütleye sahip bu yıldız, süpernova olarak bilinen yıldız patlaması aşamasına adım adım yaklaşmaktadır. Eğer patlarsa, gündüz bile gökyüzünde görülebilir bir parlaklığa erişecektir. Bu kozmik olay şu anda olabileceği gibi, binlerce yıl içinde de gerçekleşebilir.