Kategori: Yaşam

  • GÖK TAŞI VE METEORLAR HAKKINDA KISA KISA

    Yüzümüzü gezegenimizin ve yaşadığımız evrenin hangi tarafına dönsek işleyiş sistemi konusunda uçsuz bucaksız bir derinlikle karşılaşıyoruz. Mesela Güneş Sistemi… Hakkında sahip olduğumuz milyonlarca bilgi bir tarafa hâlâ keşfedemediğimiz milyonlarca bilinmezlikle dolu… Peki Güneş Sistemi içinde zaman zaman adını duyduğumuz gök taşları hakkında şunları biliyor muyuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gök taşı, meteor, meteorit, meteoroid nedir?” title_font_size=”13″]

    Göktaşı, Güneş’in yörüngesinde bulunan küçük ya da büyük kaya parçalarına denir. Örneğin meteoroid, meteorit ve meteor birer gök taşıdır. Bu gök taşlarının isimleri birbirine çok bense de atmosferle aralarındaki duruma göre farklılaşırlar. Eğer gök taşı Dünya’nın yanından geçip gidiyor ve atmosfere girmiyorsa meteoroid adını alır. Gök taşı atmosfere hızla giriyor ve yanarak gökyüzünde kayboluyorsa ona meteor denir. Şayet atmosfere giren gök taşı belli oranda yanarak küçülse de tamamen kaybolmuyor ve yeryüzüne düşüyorsa, o da meteorit olarak isimlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldız kayması zannettiğimiz durumda gerçekte ne oluyor?” title_font_size=”13″]

    Gökyüzünde parlayan bir ışığın kayar gibi hareket ettiğini gördüğümüzde refleks olarak “Aa yıldız kaydı!” cümlesini kuruveririz. Gerçekte olan ise atmosfere hızla giren gök taşının sürtünme, basınç gibi etkileşimler nedeniyle ısınarak yanmaya ve alev topuna dönüşmeye başlamasıdır. Yanarak meteora dönüşen gök taşı, arkasında kuyruk gibi iz bırakarak eriyip gökyüzünde kaybolur. En parlak meteora, başka bir ifadeyle en parlak alev topuna ise bolit ismi verilmiştir. Bir gök taşının atmosfere saniyede 11 ile 70 km civarında değişen bir hızla girdiğini de not edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meteor yağmuru nedir?” title_font_size=”13″]

    Güneş’in çevresinde dönen gezegenimiz bazen meteor gruplarının yakınından geçer ve atmosferle temas eden meteorlar yukarıda bahsettiğimiz etkileşimler sonucu kızışma yaşarlar, bu da gökyüzünde meteor yağmuru olarak adlandırılan görüntüye neden olur. Yılın belli zamanlarında görülebilen meteor yağmurları vardır, örneğin Perseid Yağmuru en ünlülerinden biridir. Her yıl ağustos ayında özellikle 12’sini 13’üne bağlayan gece gözlemlenebilen görüntünün sebebi 1992’de gezegenimizin yakınından geçen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızından arta kalan kalıntılardır. Dünya her sene bu kalıntılar arasından geçerken, meteor yağmuru dediğimiz olay yaşanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En tehlikelisi gök taşı düşmesi!” title_font_size=”13″]

    En başta söylediğimiz gibi atmosferde erimeyip yeryüzüne düşen gök taşları da bulunmakta ve onlara meteorit denmektedir. Bilim insanları, her yıl binlerce gök taşının yeryüzüne düştüğünü, çoğunun Dünya’nın büyük bir bölümünü kaplayan okyanuslara denk geldiğini düşünüyor. Tabii kara alanlarına denk gelenler de yok değil, şu an yeryüzünde bilimsel olarak onaylanmış 188 meteor çukuru bulunuyor. Bazı çukurların oluşum tarihi milyonlarca yıl öncesine gidiyor. Örneğin bilinen en büyük meteor çukuru 2 milyar yıl önceki çarpışmada oluştuğuna inanılan Güney Afrika’daki Vredefort Krateri’dir. Çarpma anında kraterin çapının 300 km olduğu düşünülüyor. Bir gök taşı düştüğünde kendi çapının bir iki katı kadar derine ulaşabiliyor. Bu arada Vredefort’un UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edildiğini de ekleyelim.

  • En Sık Duyduğumuz 8 Bankacılık Terimi

    En Sık Duyduğumuz 8 Bankacılık Terimi

    Bazı kelimeler vardır ki gündelik hayatta duyarız ama anlamlarını tam olarak bilmeyiz. Hele de bankacılık ve finans gibi yer yer özel bir terminolojinin kullanıldığı meslek alanlarında söylenip yazılanlara yabancı kaldığımız zamanlar çok olmuştur. Biz de bu sorunu hafifletmek için listemizde bankacılık terimlerini ele alıyor ve tüm bankacıların 1 Haziran Bankacılar Günü’nü kutluyoruz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Bu Kediler Dile Geldi

    Bu Kediler Dile Geldi

    Şilili şair Pablo Neruda yazdığı “Kediye Türkü” şiirinde canlılar içinde bir tek kedinin kedi olmaktan başka bir şey istemediğini söyler ve devam eder: “Her kedi katıksız kedidir / Bıyıklarından kuyruğuna kadar…” Kim itiraz edebilir ki? Aynı şairin ifadesiyle bu “kendinden hoşnut” canlıları biraz dile getirdik ve bakın ortaya neler çıktı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kedi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kedi, cat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kedi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kedi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    dünya kediler günü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    dünya kediler günü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kedi, cat
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    dünya kediler günü
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    cat, kedi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]
    kedi
  • BUZDOLABI KULLANIMI VE TEMİZLİĞİ NASIL OLMALI?

    Evlerimizde bazı aletler var ki bozuldukları an tüm hanede kırmızı alarm verilmesini kimse yadırgamaz. Örneğin çamaşır makinesi… Bozulduğunda ve sepette kirliler birikmeye başladığında ev halkı da stresten strese girer. Bulaşık makinesi bozulup da servise gittiğinde, dönene kadar değerini bilemedik yakınmaları işitilir. Buzdolabı da onlardan biridir, hatta en önemlisidir. Ve eğer arızalanmasın, verimi düşmesin istiyorsak bazı detaylara özen göstermemiz gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buzdolabı kapısının sorunsuz çalışması önemli” title_font_size=”13″]

    Contası arızalanmış hava sızdıran bir buzdolabı kapısı hem enerji kaybına hem de yiyeceklerinizin bozulmasına sebebiyet verir, bu yüzden arızalandığını fark ettiğinizde beklemeden müdahale etmelisiniz. Buzdolabı kapısını sık sık açıp kapatmak da içinde sıcaklık dalgalanmasına neden olmaktadır. Kapıyı açıp seyretmek yerine, içinden ne alacağınıza önceden karar verip kapıyı sadece ürünü almak için kısa süreli açmak daha doğru bir uygulamadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Soğuk havayı korumak için doğru istiflemeli” title_font_size=”13″]

    Her şeyin üst üste bindirildiği bir buzdolabında aradığınızı bulmak için geçen süre enerji kaybına karşılık gelmektedir. Üstelik aşırı doldurulmuş bir dolapta soğuk havanın rahatça dolaşmasını bekleyemeyiz ve bu da ürünlerin saklanma süresinin düşmesi anlamına gelir. En doğrusu büyük boyutlu ürünleri arka taraflara küçükleri hemen el altına koymak olacaktır. Yiyecekleri içi görünen kaplarla yerleştirmek de aradığınızı bulma noktasında işinizi kolaylaştırabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıcak yemekleri buzdolabına koyabilir miyiz?” title_font_size=”13″]

    Sıcak bir yemeğin buzdolabına koyulup koyulamayacağı merak edilen konulardan biridir. Doğru olan ise yemeğin soğumasını beklemek ve ondan sonra koymaktır. Çünkü buzdolabı, yemeğin etrafına yayacağı ısıyı bertaraf edip ideal soğukluk derecesini yakalamak için daha fazla enerji harcar ve bunun sık sık tekrarlanması arızalanmasına neden olabilir. Ayrıca sıcak yemekle birlikte derecesi yükselen dolapta diğer yiyeceklerin de etkilenebileceği düşünülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bölmelere uygun yerleştirmeler yapılmalı” title_font_size=”13″]

    Buzdolabında sebze-meyve, kahvaltılık gibi bölümlerin belirlenmiş olması sadece tasarım amaçlı bir uygulama değildir. Daha uzun süre dayanabilen veya kısa sürede bozulabilecek gıdalar gözetilerek, yerleştirme sırasında bu tasarımlara uyum sağlamak önemlidir. Üst raf dolabın en soğuk rafıdır ve hemen tüketilmesi gereken gıdalar buraya konulmalıdır. Örneğin orta raf genellikle pişmiş yiyecekler, alt raf ise sebze-meyve içindir. Bu arada sebze ve meyvelerin kutularına nemli veya ıslak biçimde koyulmaması gerektiği de aklınızda olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kötü koku oluşumunu önlemek için ” title_font_size=”13″]

    Buzdolabına balık, peynir gibi farklı kokularda onlarca çeşit gıdayı koyup kötü kokular almamak istiyorsak mutlaka her birinin streçlenmiş veya kapağı kapalı kaplarda olmasına özen göstermeliyiz. Dökülen, sızdıran yiyecekler olduğunda da bekletmeden temizlemek gerekir. Ne kadar dikkat ederseniz edin dolapta oluşan kokudan şikâyetçi iseniz kokuyu çekecek birkaç formül deneyebilirsiniz. Çay bardağı ile süt koymak, birkaç dilim limon yerleştirmek, bir kâsede sulandırılmış bikarbonat bulundurmak bu formüllerden birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Düzenli olarak temizlemeyi ihmal etmeyin” title_font_size=”13″]

    Hem verimli çalışması hem de gıdaların hijyenik bir ortamda saklanması için üç ayda bir tüm dolap temizlenmelidir. Temizlik sırasında tüm gıdalar çıkarılacağı için önceden planlama yapmak, bozulacak ürünlerin olmadığı veya az ürün bulunan bir zamanı seçmek yerinde olacaktır. Temizlik sırasında kapı ve kapı rafları dahil tüm parçaları sıcak su ve deterjanla yıkamalı ve iyice durulamalıdır. Küçük kıvrımlar bir diş fırçası yardımıyla temizlenebilir. Sirke ve bikarbonatı da temizlemede kullanabilirsiniz. Fakat temizlik malzemelerinde fazla abartıya kaçılmamalı keskin kimyasallar, ağartıcılar kullanılmamalıdır. Çamaşır suyu çok az miktarda kullanılmalı temizlik sonrasında arkasında hiçbir iz kalmamalıdır. Temizlik sırasında gözden kaçan yerlerden biri de dolabın arka kısmıdır. Fişten çektiğiniz cihazın arka tellerinde biriken toz ve kiri temizlediğinizde verimini de artırmış olursunuz.

  • Bahçenize Balkonunuza Renk Katacak 8 Yaz Çiçeği

    Bahçenize Balkonunuza Renk Katacak 8 Yaz Çiçeği

    Evlerimize renk ve neşe katan çiçekler ne yazık ki her iklimin hava koşullarına dayanıklı olmuyorlar. Bazı çiçek türleri bol nem ve ışığa ihtiyaç duyarken bazıları sıcak havalarda solabiliyor. Bu listemizde ülkemizde yetiştirebileceğiniz, yaz aylarına kolaylıkla uyum sağlayan, sıcak havaları seven çiçek türlerini derliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    yaz çiçekleri
  • EVDEKİ ÇİÇEKLERİMİZ DE İLGİ BEKLİYOR

    EVDEKİ ÇİÇEKLERİMİZ DE İLGİ BEKLİYOR

    Biz insanların yaz-kış ve bahar aylarında sıcak, soğuk ya da güneş ışınlarına karşı korunma şeklimiz farklıdır, hatta mevsimden mevsime aldığımız besinler bile değişir. Bu kadar karmaşık olmasa da çiçekler için de aynı durum geçerli. Evimizin bir köşesinde duran halleriyle hayatımıza renk katan bitkilerimiz bırakın her mevsimi her gün ilgiye ihtiyaç duyabiliyorlar. Eğer siz de uzun zamandır onları göz ardı ettiyseniz, onlarla ilgilenmeyi artık daha fazla ertelememelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saksıları değiştirmenin vakti gelmedi mi?” title_font_size=”13″]

    Saksıda çiçek yetiştirmenin temel kurallarından biri çiçeğinizin gelişimi ilerledikçe, saksı boyutunu küçükten büyüğe değiştirmektir. Kökleri derine inenler daha derin, kökleri geniş alana yayılanlar geniş saksılara ihtiyaç duyarlar. Gerektiğinde saksı değişimi yapılmaz ise sıkışmış toprak içindeki çiçeğiniz yeteri kadar beslenemeyebilir. Siz de saksı değiştirmeye karar verdiğinizde balkon çiçekleriniz için dışı cilalanmamış toprak saksıları, evdeki çiçekleriniz için plastik saksıları tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İhtiyaç duyduğu toprağı seçmek önemli” title_font_size=”13″]

    Eğer çiçeğinizin saksı değişimine ihtiyacı olmadığını düşünüyorsanız bu kez de toprağını havalandırmak, yabancı maddelerden temizlemek ya da vitamin açısından zenginleştirmek için bakım yapmanız icap edebilir. Çiçeğinizin özel bir toprak cinsine ihtiyacı olup olmadığı konusunda internetten yardım alabilirsiniz, örneğin kaktüsler suyu vücutlarında depolayabildikleri için diğer saksı çiçeklerinden farklıdırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçek sulamak mühim bir ritüel” title_font_size=”13″]

    Çiçeklerinizin saksılarını ya da toprağını değiştirir değiştirmez uygun miktarda su vermeyi ihmal etmeyin. Değişim uygulaması yıldan yıla yapabileceğiniz bir işlem iken onları sulamak günlük ilgi gerektirir. Tabii yine çiçeğinizin her gün mü yoksa haftada veya ayda bir kere mi su istediği konusuna hâkim olmanız önemlidir. Fakat genel olarak parmağınızı toprağa 2 cm. kadar soktuğunuzda nem hissetmiyorsanız çiçeğinizi sulayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saksı altlığı ve sulama kovasındaki püf nokta” title_font_size=”13″]

    İhtiyaç duyduğu suyu yaprakların ve çiçeklerin üstüne değil toprağına vermeye dikkat edin. Uzun süre kuru kalmaları kadar çok sulanmaları da onları olumsuz etkiler. Aynı şekilde saksının altındaki kapta sürekli su birikmesi de köklerin çürümesine neden olabilir. Fakat sulama yaparken ince uçlu bir sulama kabı kullanırsanız ve de geniş bir saksı altlığı tercih ederek taşan suyu düzenli olarak dışarı dökerseniz bu iki sorunu saf dışı bırakmış olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapraklar konusu hassasiyet gerektirir” title_font_size=”13″]

    Saksı çiçeklerinin yapraklarına tek tek ilgi göstermek sağlıklı biçimde büyümelerine katkı sunar. Öncelikle sağlıklı olanları korumak için kurumuş, sararmış, solmuş yaprakları kesmelisiniz. Büyük yapraklı bitkileri nazik biçimde nemli bir bezle, küçük yapraklı bitkileri üzerine yeteri miktarda su püskürterek ayda bir iki kez temizleyebilirsiniz. Böylece yaprakların üstünde biriken toz ve zararlı maddeleri ortadan kaldırıp daha fazla nefes ve ışık almalarına olanak sağlarsınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dalı kırılan çiçeğiniz için yapabilecekleriniz” title_font_size=”13″]

    Yukarıda saydığımız işlemleri yaparken veya başka nedenlerle çiçeğinizin dalı kırılırsa onu tekrar yaşayan bir bitki haline getirmeniz mümkün olabilir. Yapacağınız şey kırılan dalı büyüklüğüne göre bir bardak suya koymak olmalı. Mutlaka dikkat edilmesi gereken detay ise daldaki yaprak ve çiçeklerin suyun içine girmemesi, dışında kalmasıdır. Dalda kökün uzayıp saçaklanmaya başladığını gördüğünüzde onu toprağa dikebilir böylece kırılmış o daldan yeni bir bitki elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şu üç bileşene dikkat: Isı, ışık, nem” title_font_size=”13″]

    Saksıdaki çiçek için aldığı güneş ışığı, bulunduğu ortamın ısısı ve nem dengesi önemlidir. Kaktüsleri saymazsak bu çiçeklerin büyük bir bölümü, güneş ışığından direkt değil dolaylı olarak faydalanmayı isterler. İnce yapraklılar nemli, kalın ve dolgun yapraklılar ise kuru havayı severler. Yani burada da çiçeğinizin karakteri önem arz eder. Onu gözlemleyerek en uygun yeri bulabilirsiniz fakat çiçeklerin sık sık yerlerinin değiştirilmesinden hoşlanmadıklarını da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçekleri coşturmanın onlarca yolundan birkaçı” title_font_size=”13″]

    Saksı, toprak, çiçek coşturan gibi ürünleri artık marketlerde de kolayca bulabiliyoruz. Ama dışarıdan almanıza gerek kalmadan kendi karışımlarınızı da hazırlayabilir, kısa bir süre sonra “çiçeklerim coştu” diye sevinebilirsiniz. Haşladığınız yumurtanın, demlediğiniz çayın, 12 saat kadar ılık suda beklettiğiniz sebze ve meyve kabuklarının suyunu çiçeklere vermek en kolayı. Bir adım ilerisinde ise toprağı zenginleştirecek doğal karışımlar yapmayı deneyebilirsiniz.

  • AHTAPOTLARIN AŞIRI İLGİNÇ DÜNYASI

    Ahtapotlar, eğer bilgi sahibi değilsek hakkında ne düşüneceğimizi bilmediğimiz gizemli canlılar gibi görünür. Bunda mitolojik hikâyelerin de payı büyüktür çünkü farklı mitolojilerde ahtapot için genellikle deniz canavarı rolü biçilmiştir. Hâlbuki o kendi halinde yaşayan ama aşırı ilginç özelliklere sahip olan sevimli mi sevimli bir canlı türüdür. Gelin yakından tanıyalım!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kafadan bacaklılar sınıfında gruplandırılan ahtapotların iki gözü bulunur ve ağzı kollarının ortasında yer alır. Sekiz kollu bu ilginç canlılardan boyu 2 cm olan da vardır, Pasifik Okyanusu’nda bulunmak üzere 9 m olan da… Pasifik Okyanusu’nda 270 kg civarında dev ahtapotların varlığı tespit edilmiştir.

     

    Ahtapotların üç tane kalbi vardır. Biri sistemik kalptir ve kan dolaşımını sağlar. Bu canlılar, kanın damarlar içinde kaldığı kapalı dolaşım sistemine sahiptirler. Diğer iki kalp de iki solungaçtan kanın geçmesini sağlayan solungaç kalpleridir. Ahtapotun kanı yeşil-mavi renktedir, sebebi içerisinde demir pigmenti değil bakır pigmenti bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çok hızlı hareket edebilir fakat çabuk yorulurlar. Bu yüzden çoğunlukla da sürünerek hareket ederler. En hızlıdan yavaşa doğru şu hareket biçimleri vardır: Sifonlarından su püskürterek ileri doğru atılma, kafaları önde olacak biçimde yüzme, normal yüzme ve sürünme. Yumuşak bir bedene sahip oldukları için küçük deliklerden sıkışarak geçebilirler.

     

    Kollarını hareket ederken kesinlikle birbirine değdirmezler. Eğer kollarının herhangi bir kısmını kaybedecek olurlarsa vücut yenisini yapılandırır. Kollarında 240, tüm bedeninde ise 2000 civarında vantuz bulunur. Bu vantuzlar sayesinde herhangi bir yüzeye rahatlıkla tutunurlar. Ahtapotların görme yetisi de çok gelişkindir fakat aynı zamanda renk körüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Okyanusun farklı katmanlarında yaşayan ahtapotların omurgasızlar içindeki en zeki canlılardan oldukları düşünülmektedir. 296 milyon yıldır yaşadıkları var sayılan bu canlıların geçmişi dinozorlardan bile önceye uzanır. Ahtapotların 300’den farklı türü bulunur, çok bilinen bir yanlış olarak, kafadan bacaklı olduğu için kalamar da ahtapot türü zannedilir fakat değildir.

     

    Ahtapotların yaşam süresi üremesi ile orantılıdır. Erkek ahtapot çiftleşme sonrasında hızlı bir hücre yaşlanması geçirir ve haftalar içinde ölür. Dişi ahtapot ise yumurtalarının çatlamasını bekler ve sonrasında o da ölür. Bu yüzden bazı ahtapotların yaşam süresi 6 ay da olabilir. Pasifik’te yaşayan çizgili ahtapot ise bir istisnadır ve iki yıllık ömründe birçok kez üreyebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahtapotlar etoburdur. Yengeç, ıstakoz, midye gibi kabuklular veya yumuşakçalarla beslenirler. Isırığı insan için de hayvanlar için de zehirlidir, insanları ölümcül düzeyde etkileyen zehir ise mavi halkalı ahtapotlardadır. Ahtapotlar kendilerini tehlikeye karşı korumak istediklerinde ise kamuflaj özellikleri sayesinde renk değiştirebilir, mürekkep püskürtebilir veya saklanabilirler.

  • BAŞARI YOLUNDA İLHAM ALINABİLECEK SÖZLER

    Başarı basamaklarını çıkarken çevrenizde size yol gösterecek ve model teşkil edecek insanların bulunması paha biçilmez bir nimettir, fakat bunlara sahip olmamak da moralleri düşürmemelidir… Çünkü konu hakkında yazılmış kitaplar, yaşanmış hikâyelerden esinlenen filmler, başarıya ulaşmış insanların dilinden cümleler de aynı işlevleri görebilir. Başarıya giden yolda ilham almanızı umduğumuz sözlerden birkaçını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Galileo Galilei” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Albert Einstein” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edgar Allan Poe” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Thomas Edison” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Michel de Montaigne” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konfüçyüs” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Francis Bacon” title_font_size=”13″]
  • 8 MADDE İLE SABUN VE SABUN ÇEŞİTLERİMİZ

    8 MADDE İLE SABUN VE SABUN ÇEŞİTLERİMİZ

    İnsanlar, uzun yıllar temizlenmek için kül ya da bitki özleri gibi maddeler kullanmış olsa da sabunun hikâyesinin neredeyse insanlık tarihi kadar eski olduğu düşünülüyor. Dünyanın kimi bölgelerinde, kalıntılar altında bulunan sabun kalıpları bunun ispatı niteliğinde… Artık gündelik yaşamımızın olmazsa olmazları arasında bulunan sabunun yapısı büyük oranda kimyasallaşsa da biz en doğal halleriyle bulabileceğiniz 8 sabun çeşidini listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavanta Sabunu” title_font_size=”13″]

    Lavanta çiçeklerinin, açtığı temmuz aylarında toplanıp kurutulması, kuru çiçeklerin içinden tohumların alınarak bunlardan yağ elde edilmesi, lavanta sabunu yapımının ilk aşamalarını oluşturuyor. Bu meşakkatli işlemle başlayan üretim sonrasında kokusuna doyamayacağınız lavanta sabunları ortaya çıkıyor. İçinde barındırdığı yağ sebebi ile de antiseptik özelliği gösterdiği ve çeşitli cilt rahatsızlıklarına karşı koruduğu düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bıttım Sabunu” title_font_size=”13″]

    Siirt’e özgü olan bıttım sabunu, Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde yetişen menengiç meyvesinin yağından elde ediliyor. Yabani fıstık da denilen meyvenin aşılanmamış halinden yapılan sabun, özellikle saç sorunları için öneriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Defne Sabunu” title_font_size=”13″]

    Özellikle Hatay ve Gaziantep taraflarında yetişen defne ağaçlarının meyvelerinden çıkarılan ve adına “garlı” denen yağın zeytinyağı ile birleştirilmesiyle elde edilen sabun, turistlerin de en çok tercih ettiği çeşitlerin başında geliyor. İlaç yapımında da kullanılan defne sabunu, mikrop öldürücü özelliği nedeniyle kimi deri hastalıkları için tavsiye ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kükürtlü Sabun” title_font_size=”13″]

    Kokusuyla sizi diğer sabunlar gibi ferahlatmasa da sağladığı faydalarla dikkatinizi çekebilir. Medikal sabun olarak da kabul edilen kükürtlü sabunun içinde belli oranda kükürt bulunur. Kuru ciltler için önerilmeyen sabunun ciltteki kaşıntı problemlerine iyi geldiği biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytinyağı Sabunu” title_font_size=”13″]

    Sekiz bin yıl önce keşfedilen ve birçok açıdan mucizevi bir ürün olduğu düşünülen zeytinyağı ile yapılan sabun, bol miktarda E vitamini içerir. Zeytinyağı sabunu dendiğinde yeşil renk akla gelse de kırık beyaz rengi de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Keçi Sütü Sabunu” title_font_size=”13″]

    Anne sütüne en yakın süt olarak bilinen keçi sütüyle yapılan sabun hem adı hem muhtevası hem de faydaları ile adından fazlaca söz ettiriyor. İçerdiği proteinlerin, akne ve siyah noktalara neden olan bakterileri öldürdüğü uzmanlar tarafından söylenen sabunu aktarlarda bulmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gül Sabunu” title_font_size=”13″]

    Hamam kültürümüzün tamamlayıcısı, olmazsa olmazı, köpürdükçe köpüren kalıp sabundur. Nostaljik duygular uyandıran kendine özgü kokusuyla bütün sabunların tartışmasız piridir. Yumuşatıcı özelliğinden dolayı bebek sabunu olarak da bilinir.

  • ARDIÇ AĞACI İLE ARDIÇ KUŞUNU BULUŞTURAN HİKÂYE

    Bizim için neredeyse romantik olan “ardıç ağacının ardıç kuşu olmadan çoğalamaması” gerçeğinden elbette hikâyenin iki sahibi de habersiz… Ardıç ağacı doğası gereği tohumlarını döküyor, ardıç kuşu da bu tohumlara rastladığında severek tüketiyor. Ve böylece aralarında bir döngü başlıyor… Onların farkında olmadıkları bu muhteşem döngü doğa için de biz insanlar için de bir hayli kıymetli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ardıç ağacı genel formuyla ilk bakışta insanı etkisi altına alan ağaç türlerindendir, hatta fantastik filmlerden çıkıp gelmiş gibi bir hali vardır. Fakat formu yetiştiği alana göre değişkenlik gösterebilir, sözünü ettiğimiz türde olanlar sıcak bölgelerde, kısa boylu çalı formunda ardıç ağaçları genellikle soğuk bölgelerde görülür. İğne yapraklı ağaç sınıfına girerler ve kış aylarında da yapraklarını dökmezler. Dişi ve erkek türleri olan ağaçların dişileri kozalaklıdır ve belli zamanlarda tohum dökerler. Bu kozalakların büyüklüğü, rengi, içindeki tohum sayısı türüne göre değişebilir. Gri, sarı hatta pembe renkte olabilirler. Sadece Kuzey Yarımküre’de 60 türün varlığı bilinen ardıç ağacının ülkemizde 8 türü bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Trakya ve Anadolu’da yaygın olan katran ardıcı, Kuzey Anadolu Dağları’nda sık görülen bodur ardıç, Akdeniz Bölgesi’nin doğusunda görülen kokar ardıç gibi türlerin kozalakları siyah-mavi renkteyken Finike ardıcının kozalakları kahverengi-kızıl rengindedir. Ardıç ağaçlarının kendi kendine çimlenip filizlendiği de görülebilir fakat üremeye devam edebilmesi için karatavuk ailesinden olan ardıç kuşuna ihtiyaç duyar. Çünkü bu kuş gelir tohumları yer, sindirim sisteminde kabukları açılan tohumları katı atık şeklinde dışarı, toprağa atar ve toprakta filizlenme başlayarak yeni bir ardıç ağacının hikâyesini daha başlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ortalama ömürleri 20-25 sene ve diğer kuşlara oranla uzun bir zaman dilimi olan ardıç kuşları ötücü kuşlardır. Sadece ardıç ağacı tohumlarını değil üzüm çeşitlerini de severek yerler. Tabii tüm kuşlar gibi böcek, salyangoz benzeri canlıların da beslenme düzenleri içinde yerleri bulunur. Gövde tüyleri benekli olan ardıç kuşlarının yumurtalarından kiminin kabukları da benekli olabilir. Orman, bahçe ve parklardaki ağaç kavuklarında yaşayanlar olduğu gibi toprak üstünde yuva yapanları da görülebilir. Baharın müjdecisi olarak da değerlendirilirler, çünkü sonbahar gelince güneye göçer ve ilkbaharla birlikte rotalarını kuzeye çevirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ardıç kuşuna adını veren ardıç ağacının Eski Türkler için önemi büyükmüş. Daha çok filmlerde karşımıza çıkan, dallarına bezler bağlanıp dileklerin tutulduğu ağaçların başında ardıç gelirmiş. Yumuşağımsı dalları da tütsü olarak kullanılırmış. Ülkemizde de bulunan yaşlı ardıç ağaçları uzun uzun seyredilesi bir manzaraya sahiplerdir. Konya Taşkent’de bulunan ve bin yıllık bir ağaç olduğu rivayet edilen ardıç ağacı Anıt Ağaç statüsündedir. Ardıç ağaçlarının tohumları/meyveleri kasım ve aralık ayı gibi toplanır ve büyük çoğunlukla kurutulup çay olarak tüketilir. Ardıç meyvesi çayının mide ve sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir.