Kategori: Yaşam

  • İSTANBUL’U İSTANBUL YAPANLAR

    İstanbul’u İstanbul yapan değerlerimizden önce, İstanbul’u bizim şehrimiz yapan isimden başlayalım söze… Tarihî antik yerleşimlere uzanan bu kadim şehre sahipsek, herkesten önce onun sayesinde. Yüzlerce yıldır dünyanın göz bebeği olan İstanbul bize, 29 Mayıs 1453 tarihinde şehri fethederek sur kapılarından giriş yapan Fatih Sultan Mehmet’in emaneti… Tabii böyle bir şehrin sahip olduğu değerleri sıralamak da hiç kolay bir iş değil. İstanbul’un sembol değerleri raflara sığmayan ciltlerce kitapta ancak anlatılabildi ve takdir edersiniz ki  burada tümüne hakkıyla yer vermek imkânsız. Biz bir çırpıda aklımıza gelenleri sıraladık, listenin devamını zihninizde siz getirin. Sizce, İstanbul’u İstanbul yapanlar nelerdir?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Topkapı Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na… Küçüksu Kasrı’ndan Aynalıkavak Kasrı’na… Üç kıtada 600 yıl hüküm sürmüş bir imparatorluk başkentinin saraylarla anılması elbette tesadüf değil… Fatih Sultan Mehmet’le birlikte 30 sultan görmüş bu şehir! Saraylar kadar, saray yavrusu denebilecek mekânlar, yani sultanların, beylerin meskeni olan kasırlar da işte o günlerden yadigâr…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en romantik yapısını soracak olsalar, çoğumuz, İstanbul temalı kartpostalların müdavimi Kız Kulesi’ni gösteririz. Ya da şehrin Bizans Dönemi eserlerine bir temsilci atanacak olsa, çoğumuz için onun da Galata Kulesi olması kaçınılmaz olur. Siz hiç Kız Kulesi ya da Galata Kulesi olmadan bir İstanbul hayal edebilir misiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’u dünyanın gözbebeği hâline getiren en büyük özelliği şüphesiz ki iki kıtayı ayıran Boğaz’ı ile onları birbirine bağlayan köprüleridir. Boğaz’ın suları şehrin eşsiz konumunu vurgularken kıyısına dizilmiş yalılar eski İstanbul’un zarif kültürünü yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir kıyıdan diğer kıyıya yüzüp duran, peşinde martılar kovalayan vapurlar İstanbul’un kokusunu alabileceğiniz yegâne ulaşım araçlarıdır. Uğradıkları her iskele ise şehrin en nostaljik buluşma ve ayrılma, kavuşma ve vedalaşma mekânlarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Minarelerin göğe uzandığı silüetiyle ünlüdür İstanbul… Yahya Kemal’in ifadesiyle “Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi / Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi” dediği Süleymaniye Camii olmadan, meydanıyla tüm şehri kucaklayan Sultanahmet Camii sayılmadan hiç İstanbul’dan söz edilebilir mi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı…  Şehrin nabzını tutan tarihî çarşılar yerlisi için de yabancısı için de İstanbul denince akla gelen ilk yerlerdir. Osmanlı’dan günümüze kalan, bıkmadan usanmadan yüzlerce yıldır sayısız insan ağırlayan rengârenk dünyalardır onlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’u İstanbul yapanların arasında elbette surlar ve hisarlar da var. Fatih Sultan Mehmet’in şehre sahip olmak için aşmaya çalıştığı surlardan günümüze kalanlar, o yolda yaptırdığı Rumeli Hisarı, sonradan Rumeli Hisarı’nın karşı kıyısını işaretleyen Anadolu Hisarı bizatihi İstanbul demektir.

  • DİKENLERİYLE SEVDİĞİMİZ CANLI: KİRPİ

    Dikenlerini ok gibi fırlattığı söylencesinin tamamen efsane olduğunu sayfanın en başında belirtelim. Eğer kirpilerden ürkmüyor ve seviyorsanız bu elbette harika ama sevginiz onu ortamından ayırarak eve götürmenize de neden olmamalı. Çünkü kirpiler doğayı seven, ancak doğa koşullarında mutlu olabilen canlılardır. Oldu ki onun iyiliği için evinize alıp bakmak durumunda kaldınız, bu sefer de siz siz olun minik dostunuza süt ikram etmeyin. Sindiremediklerinden süt onlar için hayati derecede tehlikedir. Bununla birlikte kedi mamasını çok sevdiklerini, çok minik bir kirpiyse ıslak kedi mamasını severek yiyeceğini unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Alışveriş Yaparken Çevreyi Korumak için Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Alışveriş Yaparken Çevreyi Korumak için Nelere Dikkat Etmeliyiz?

    Çoğumuz, “Koca gezegeni ben nasıl kurtaracağım ki?” düşüncesiyle çevre için alınabilecek birçok basit önlemi görmezden gelebiliyoruz. Oysa havayı, canlıları, denizleri, yeşili, maviyi korumak için yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki… Hemen birkaçını sizin için sıralayalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    temizlik malzemeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    yüksek enerji tasarrufu
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    armut, elma, biber, patates
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    pirinç, makarna
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    alışveriş listesi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ikinci el kıyafet
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    limon, biber, ekmek
  • Engellilerin Hayatını Kolaylaştırmak İçin

    Engellilerin Hayatını Kolaylaştırmak İçin

    Engelli insanların engelli olmayanlarla eşit yaşam koşullarına sahip olabilmeleri için hepimize düşen görevler bulunuyor. Sadece biraz farkındalık ile yerine getireceğimiz bu görevlerin, engelli arkadaşlarımız için hayatı kolaylaştıracağını ve çok daha yaşanabilir kılacağını unutmayın. Ve biliyorsunuz ki bu liste yapabileceklerimizin çok küçük bir bölümü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaldırımlarda özen!” title_font_size=”13″]

    Kaldırımın tam ortasına yerleştirilen bir çöp konteynırı ya da park edilen bir araç gördüğümüzde hemen aklımıza tekerlekli sandalyesi veya bastonuyla yol alan engelli insanların yaşayabileceği zorluklar gelmeli. Engelli insanlar için ulaşımı kolaylaştıracak her türlü tedbir hayati önem taşırken kaldırımları buna göre düzenlemek de aynı oranda önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Otopark hakkı!” title_font_size=”13″]

    Otoparklarda, ortopedik engelli sürücü ya da ortopedik engelli yolcular için ayrılan bölümleri engelli olmayanların kullanmasının büyük bir hak ihlali olduğunu hepimiz biliyoruz. Otoparklar konusunda kamusal alanda gösterilen hassasiyetin özel mülklerde de gösterilmesi ve park alanlarının engelli insanların kullanımına uygun hale getirilmesi gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İletişim kurmak!” title_font_size=”13″]

    Engelli insanların toplum içinde hayatlarını zorlaştıran konuların başında ilgisizlik geliyor. Bunun tersi olarak iletişim kurmanın engelli-engelsiz bütün insanlar için kolaylaştırıcı bir tutum olduğunu söylemek de mümkün. Ne mi yapabiliriz? Konuşma ve işitme engelli bir insanla temel seviyede iletişim kurabilecek kadar işaret dili öğrenerek herhangi bir karşılaşmada iletişim yolu açmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üreticilerde hassasiyet!” title_font_size=”13″]

    Tekerlekli sandalyelerin daha gelişkin hale getirilmesi, görme engelliler için özel bastonlar üretilmesi, günlük hayatta kullanabilecekleri pratik eşyalar icat edilmesi gibi girişimler yapılabilecekler arasında bulunuyor. Fikirsel ya da fiili üretim içinde bulunan bir kişiyseniz bu konular üzerine eğilerek engelli insanların hayatlarına katkıda bulunabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Duyarlılığı artırmak!” title_font_size=”13″]

    En başında söylediğimiz gibi bu listeyi uzatmak, yaşamı zorlaştıran farklı engellere göre yeni çözümler üretmek fazlasıyla mümkün. Çözüm bulabilmek için de her şeyden önce engellilerin ihtiyaçlarından haberdar olmamız gerekiyor ki bunun için yapmamız gereken sadece biraz duyarlılık geliştirmek.

  • BASİT TAVSİYELERLE BÜYÜK MUTLULUKLAR

    Gündelik yaşamı şekillendiren alışkanlıklar yani rutinlerimiz, hayatımızı nasıl tecrübe ettiğimizi belirleyen unsurların başında geliyor. Mutlu ya da keyifsiz olmamız, güne asabi mi yoksa güler yüzle mi başlayacağımız başımıza gelen olayların bir sonucu gibi gözükse de aslında hepsi hayata karşı tutunduğumuz tavrın sonucunda şekilleniyor. Yazımızda, uygulayacağınız basit yöntemlerle hayatı daha keyifli hâle getirecek tavsiyeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk tavsiyemiz güne güzel bir şekilde başlamanızı sağlayacak olan uyku için gerekli olan düzenleme… Eğer yatak odanıza telefonla giriyorsanız ve yatmadan önce “son bir kez” diyerek telefonunuza bakıyorsanız bu alışkanlığı bırakmak size kaliteli bir uykunun kapısını açacak ve güne dinç bir şekilde başlamanızı sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güzel bir uykudan sonra gelelim yeni güne… Sabah uyanır uyanmaz yapacağınız kocaman bir esneme kasları uzatır ve gece boyu siz uyurken biriken gerilimi salar, azaltır. Parasempatik sistemi de aktive eden bu basit esneme ve gerinme hareketleri endorfin salgılanmasını sağlar. Yani güne esneyerek başlamak sizi daha mutlu, aktif, pozitif ve enerjik hissettirecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gün içerisinde bulunduğunuz alanı bolca havalandırın. Eğer sabah güneşini gören bir mekândaysanız perdeleri açarak gün ışığının bulunduğunuz odaya ve hücrelerinize dolmasına izin verin. Bu basit yöntemle hem fiziki hem de psikolojik olarak daha enerjik ve sağlıklı olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gereksiz tartışmalardan kaçının. İş yerinizde, toplu taşımada veya bir market kuyruğunda karşılaşabileceğiniz herhangi bir olumsuz ya da gergin durumda derin bir nefes alın, sakinliğinizi koruyun ve haklı olmak yerine yapıcı söylemlerde bulunun. Bu tavrınız, karşınızdaki insanın da yumuşamasına ve olayı önemsizleştirmesine neden olacaktır. Böylelikle basit gerginliklerden kaçınarak daha stressiz bir hayatın kapısını aralamış olacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eğer masa başı bir işte çalışıyorsanız gün içerisinde bedeninizin kan dolaşımını sağlayacak basit hareketlerde bulunun. Çalıştığınız masadan kalkarak pencereden dışarı bakmak ya da bulunduğunuz alanda şöyle bir dolaşarak etrafı incelemek hem vücut sağlığı hem mekân farkındalığı için oldukça faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Vaktinizi uzun süre geçirdiğiniz alanda en azından bir saksı bitkiniz olsun. Belki güzel kokan bir çiçek belki sadece bir demet maydanoz olsa da bir canlının gelişimini izlemek, toprakla uğraşmak ve bir şeye emek vermek her insan gibi sizi de iyi hissettirecektir.

  • DOĞADAN GELEN GÜÇ: RÜZGÂR ENERJİSİ

    Enerji tasarrufu hem doğal kaynakların korunması hem de çevre üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması için büyük önem taşır. Gereksiz enerji tüketimini azaltmak ve yenilenebilir kaynaklara yönelmek, sürdürülebilir bir gelecek için atılacak en kritik adımlardan biridir. Yazımızda, doğadan gelen güçlerden biri olan rüzgâr enerjisinin ne olduğunu, nasıl elde edildiğini ve Türkiye’deki potansiyelini ele alacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgârın Oluşumu” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr, Güneş’ten gelen enerjinin Dünya’yı eşit ısıtmamasından kaynaklanır. Bazı bölgeler daha fazla, bazıları daha az ısınır. Bu ısı farkı, hava basıncında değişiklikler oluşturur. Hava, yüksek basınçlı alanlardan alçak basınçlı alanlara doğru hareket eder; bu hareket rüzgâr olarak adlandırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Enerjisi Nedir?” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisi, atmosferde oluşan rüzgârın sahip olduğu kinetik enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesidir ve çoğunlukla rüzgâr türbinleri aracılığıyla elde edilir. Üç kanatlı türbinler, rüzgârın etkisiyle döner ve jeneratörler aracılığıyla elektrik üretilir. Tarih boyunca rüzgâr enerjisi, MÖ 3000 civarında Mısır’da yelkenli teknelerde, MÖ 2000 civarında Babil ve Antik İran’da tahıl öğütmede
    kullanılmıştır. 11. yüzyılda Avrupa’ya taşınan teknoloji, Hollanda tipi yel değirmenlerinin temelini oluşturmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Türbinlerinin Özellikleri” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisinin modern gelişimi, 1930’larda yaklaşık 600.000 yel değirmeninin kırsal alanlarda elektrik ve su pompalamak için kullanılmaya başlanmasıyla hız kazanır. Elektrik dağıtımı çiftlikler ve taşra kasabalarına yayıldıkça ABD’de kullanım azalır ancak 1970’lerde petrol krizinden sonra rüzgâr enerjisi yeniden önem kazanır. Günümüzde modern türbinler oldukça büyüktür: Kanat çapları 100
    metreyi aşabilir, kule yüksekliği 60-100 metre civarındadır. Bu sayede güçlü ve sürekli rüzgâr yakalanarak maksimum verim elde edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Enerjisinin Avantajları” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisinin çevre dostu olması, üretim sırasında karbon salımı yapmaması ve hava kirliliğine neden olmaması en önemli avantajıdır. Ayrıca, rüzgâr sürekli bir enerji kaynağıdır ve fosil yakıt bağımlılığını azaltarak enerji arz güvenliğine katkı sağlar. Başlangıç yatırımı yüksek olsa da işletme ve bakım masrafları görece düşüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Enerjisinin Zorlukları ve Sınırlamaları” title_font_size=”13″]

    Rüzgâr enerjisi süreklilik garantisi sunmaz; hız ve yön değişimleri üretimde dalgalanmalara yol açabilir. Offshore (açık deniz) türbinleri, karasal türbinlere göre güçlü rüzgâr bölgelerinde daha verimli çalışır ancak ciddi yatırım gerektirir. Ayrıca türbinler bazı bölgelerde gürültü kirliliği oluşturabilir; bu nedenle kurulum alanının ekolojik değerlendirmesi büyük önem taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Türbinlerinin Sesleri ve Kuşlar” title_font_size=”13″]

    Modern türbinler oldukça büyük olmalarına rağmen sessiz çalışacak şekilde tasarlanır. Öyle ki, bazı türbinlerin kanat uçları saatte 200 kilometre hızla dönmesine rağmen sesleri 50-60 desibel civarındadır, bu da normal bir konuşma seviyesindedir. Ayrıca türbinler, kuş göç yolları dikkate alınarak konumlandırılır ve böylece ekolojik denge korunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’de Rüzgâr Enerjisi” title_font_size=”13″]

    Türkiye, coğrafi konumu sayesinde rüzgâr enerjisi potansiyeli yüksek bir ülkedir. Ege, Marmara, Akdeniz ve İç Anadolu bölgeleri en uygun alanlardır. 2024 verilerine göre kurulu güç yaklaşık 12 GW (Gigawatt) olup toplam elektrik ihtiyacının %10’undan fazlasını karşılayabilir. Hedef, 2030’da 20 GW’a ulaşmaktır. Rüzgârın bol olduğu günlerde Türkiye, toplam elektrik üretiminin %30’unu tek başına sağlayabilir; bu, bir megakent büyüklüğünde şehirleri bir gün boyunca elektrik kesintisi olmadan besleyebilecek kapasitedir.

  • İNSAN BEYNİ NELERE KADİR?

    12

    Beyin, bilim insanlarının sırlarını hâlâ çözemediği en gizemli ve sıra dışı organ. Âşık olmamıza, hayaller kurmamıza, devasa mimariler inşa etmemize, matematik problemleri çözüp her türlü duygu durumunu yaşamamıza olanak veren ve aynı zamanda bedenin işleyişini sağlayan; hareket, düşünme, konuşma gibi fonksiyonları gerçekleştiren insan beyni ile ilgili şaşırtan bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yetişkin bir insan beyni ortalama 1300 – 1400 gramdır. İlk insandan bu yana beynimiz boyut olarak daha küçük hâle geliyor ancak kapasitesi sürekli artıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yasalara göre olgun olan bir birey için belirlenen yaş sınırı 18 olsa da beynin olgunlaşması 25 yılda tamamlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beynimizde düşünce üreten nöronların hareket etmesini sağlayan “gyri” adındaki kırışıklıklar meditasyon sayesinde arttırılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İnsan beyni 3 milyon saatlik film depolayabilecek kapasiteye sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İnsan beyninin ürettiği enerji, 25 Watt’lık bir ampulü yakabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyin için en ideal uyku olan gece uykusu, beyinde bulunan sinir hücreleri arasındaki bağların gelişmesini sağlar. Bu sebeple gece uykusu gündüz öğrenilenleri pekiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İnsan beyninde yer alan ve uyarıları ileten sinir ağları olan aksonlar, dünyanın etrafını dört kez sarabilecek uzunluktadır.

  • Az Uğraşı Fazla Hayal Gücü

    Az Uğraşı Fazla Hayal Gücü

    Uzak Doğu’da ortaya çıkan origami bütün dünyada rağbet gören bir aktiviteye dönüşmüş durumda… Yetişkinlerin çoğu hobi olarak ilgileniyor; çocukların matematiksel zekâsını geliştirdiği düşüncesiyle de bazı okulların müfredatında bile bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Makas ve yapıştırıcı kullanmadan, katlayarak kâğıt parçalarından figürler ortaya çıkardığınızda klasik origamiyle iştigal etmiş oluyorsunuz.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Origamide kâğıt parçaları çoğunlukla kare ebatlarda olur ama dikdörtgen ya da farklı ebatlarla da yapılabilmektedir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kayık, şapka, uçurtma modelleri başlangıç aşamasının en bilenen ve en kolay yapılabilen origami modelleridir. ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mektup zarfı, kese kâğıdı, kâse, turistik harita, broşür gibi pratik kullanım alanları bulunan origamiler de vardır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Özellikle Japonlar’ın en çok yaptığı origami modeli, kutsal kabul ettikleri turna kuşudur. Hatta bu kuştan 1000 adet yapanın uzun bir ömür süreceğine inanılır.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Modüler yani parçalı origamide ise birden çok kâğıtla ayrı parçalar yapılır ve birbirine eklenebilen, üç boyutlu figürler ortaya çıkarılır.” title_font_size=”13″]
    kağıt yıldız
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diğer çeşitleri mimari origami, pop-up origami, book art origami, kirigamidir. Bunlar kesmenin, yapıştırmanın, boyamanın serbest olduğu modern origamilerdir.” title_font_size=”13″]
    kağıt ağaç
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Başlığı atarken “az uğraşı çok hayal gücü” dedik ama bazı origamiler var ki yapmak için en az hayal gücü kadar uğraşı gerektirir.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Son olarak Japonca sözcük origaminin kelime anlamını yazalım… Ori ve gami, katlamak ve kâğıt sözcüklerinden oluşuyor. Bizdeki karşılığı, kâğıt katlama sanatı.” title_font_size=”13″]
  • UYKUNUN FİZYOLOJİSİ

    Görüntüleme teknolojilerinin gelişmesiyle insan beyni hakkında öğrendiklerimiz son 25 yılda şaşırtıcı boyutlara ulaşmış durumda. 200 bin farklı protein, 100 milyar sinir hücresi ve sayısız sinaps bağlantılarıyla evren kadar bilinmez olan beynimizde uyurken neler oluyor?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bilim henüz canlıların neden uykuya ihtiyacı olduğuna dair tam bir açıklama getiremese de uykuya dalmamızı ve uyanmamızı sağlayan etkenler daha da bilinir hâle geldi. Melatonin ve adenozin hormonları, bedenimizin sürekli olarak değil, belirli zamanlarda salgıladığı uykuyla ilgili iki hormon. Melatonin karanlık çöktüğünde, uykuya geçtiğimiz sürede; adenozin gündüz ya da akşam fark etmeksizin uyanık kaldığımızda salgılanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Melatonin ve adenozin hormonu, vücudun biyolojik saatini yani sirkadiyen ritmi düzenleyen hormonlardır. Beynin orta bölgesinde yer alan epifiz bezi tarafından üretilen melatonin hormonunun salgılanması ve vücut tarafından sentezlenmesi için tamamen karanlık olan bir odada uyumak gerekir. Melatonin aynı zamanda bağışıklık sisteminin güçlenmesi, hücre yenilenmesi ve bilişsel süreçlere etki eder. Yani hava karardıktan sonra karanlık bir odada gerçekleşen uyku, bedenimizin kendini tamir etmesini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uykunun en verimli olduğu dönem REM (rapid eye movement) uykusudur. Uyku esnasında gözlerde gerçekleşen hızlı hareketlenmeler kişinin REM uykusunda olduğunu gösterir. Bebeklikten çocukluğa, çocukluktan yetişkinliğe geçtikçe azalan REM uykusu beynin gelişimi için önemli bir faktördür. Tüm uyku sürecimiz REM ve NREM’in (non-rapid eye movement) dönüşümlü tekrarlanmasıyla gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uyku NREM ile başlar ve her uyku periyodunda 90 dakika sürer. Bu süre değişmez. Sonrasında ilk REM uykusu başlar, bu süreç en kısa REM uykusudur ve sadece 10 dakika sürer. Rüyalar da REM uyku periyotlarında görülür. İlk 10 dakikalık REM uykusundan sonra tekrar NREM uykusuna geçilir ve yine 90 dakikalık süreden sonra ikinci REM uykusu başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Beyin dalgalarının elektriksel olarak incelenmesini sağlayan EGG (elektroensefalografi) tetkiklerinde REM uykusu sırasında beyinden salgılanan sinyallerle uyanıkken yaydığımız sinyaller arasında belirgin farklar olmadığı ortaya çıkmıştır. Yani rüya gördüğümüz REM döneminde uykuda olsak da beynimiz uyanıkmış gibi davranır. REM uykusu sırasında beynimiz aktif olsa da bedenimiz felç hâlindedir. Aslında bu, vücudun kendini koruma sistemidir. Halk arasında “karabasan” olarak adlandırılan durum da bu evrede gerçekleşmektedir. Herhangi bir sebeple REM uykusu evresindeyken kişi uyanır ve bilinç yerine gelir. Ancak kaslar işlevini henüz yerine getiremez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gün içerisinde edindiğimiz yeni anılar ve bilgiler REM uykusu sırasında işlenir. Yeni sinapsların oluşması, yeni öğrenilen bilgilerin eski bilgilerle birleştirilmesi bu uyku periyodunda gerçekleşir. İngilizcede kullanılan, bir karar almadan önce bir süre beklemek anlamına gelen “sleep on it” deyimi beynimizin uykudayken problem çözebilme yetisi ile alakalıdır ve bu söz, bu nedenle söylenir.

  • SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLE İLGİLİ 10 TERİM

    Sürdürülebilirlik, modern dünyanın en kritik konularından biri haline gelmiş durumda. Çevre, ekonomi ve toplumu ilgilendiren birçok mesele, sürdürülebilir çözümler bulmayı gerektiriyor. Doğal kaynakların korunmasından döngüsel ekonomiye, karbon ayak izinin azaltılmasından sıfır atık politikalarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu kavramlar, daha yeşil ve yaşanabilir bir dünya için atmamız gereken adımları anlamamıza yardımcı oluyor. Yazımızda, sürdürülebilirliğin çeşitli alanlarda nasıl uygulandığını ve bu prensipleri kendi hayatımıza nasıl entegre edebileceğimizi öğrenmemizi sağlayan 10 önemli terime yer verdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karbon Ayak İzi” title_font_size=”13″]

    Karbon ayak izi; bir bireyin, kurumun veya ürünün meydana getirdiği toplam sera gazı miktarını ifade eder. Küresel ısınmanın etkilerini yavaşlatmak için atılması gereken en önemli adım karbon ayak izini azaltmaktır. Bu süreç, enerji verimliliğini artırmak, yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmek, sürdürülebilir ulaşım yöntemleri kullanmak ve daha az atık üretmek gibi çeşitli adımları içerir. Karbon ayak izinin azaltılması, yalnızca iklim değişikliği ile mücadele etmekle kalmaz, aynı zamanda sürdürülebilir bir ekonomi inşa etmek, doğal kaynakları korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için de kritik bir rol oynar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yenilenebilir Enerji” title_font_size=”13″]

    Yenilenebilir enerji; güneş, rüzgâr, hidroelektrik, jeotermal ve biyokütle gibi doğal kaynaklardan elde edilen enerjiyi ifade eder. Bu enerji türü, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltarak çevreye verilen zararı minimuma indirir ve iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir rol oynar. Ayrıca, enerji güvenliğini artırarak ülkelerin enerji bağımsızlığını destekler ve uzun vadede ekonomik faydalar sağlar. Yenilenebilir enerjiye geçiş, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için de kritik bir adım olarak kabul edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır Atık” title_font_size=”13″]

    Sıfır atık, tüketim süreçlerinde oluşan atık miktarını sıfıra indirmeyi veya en aza çekmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, kaynakların daha verimli kullanılması, geri dönüştürülebilir malzemelerin en yüksek düzeyde yeniden kazanılması ve atıkların çöp sahalarına gönderilmeden önce yeniden değerlendirilmesini hedefler. Atık yönetimini ve geri dönüşüm oranlarını iyileştirerek çevre üzerindeki baskıyı azaltır; ayrıca karbon ayak izini küçültür, enerji tasarrufu sağlar ve doğal kaynakların korunmasına katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Greenwashing” title_font_size=”13″]

    Greenwashing (Yeşil Yıkama), bir ürünün veya hizmetin çevre dostu olduğu izlenimini yaratan yanıltıcı bir pazarlama stratejisidir. Şirketler veya ürünler, gerçekte çevre dostu olmadıkları halde çevreye duyarlıymış gibi tanıtılır. Bu terim, özellikle son yıllarda artan çevre bilinci ile daha sık gündeme gelmiştir. Greenwashing, tüketicileri yanıltarak çevreci ve sürdürülebilir bir imaj oluşturmaya çalışır; böylece doğaya zarar veren ürünler sanki çevreye duyarlıymış gibi sunulur. Gerçekte çevre dostu olmayan ürünler, küçük yeşil simgeler veya yanıltıcı ifadelerle pazarlanarak tüketicilerin gözünde ‘yeşil’ bir algı yaratır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yavaş Yemek” title_font_size=”13″]

    Yavaş yemek; 1986 yılında İtalyan gazeteci ve yazar Carlo Petrini tarafından İtalya’da fast food kültürüne tepki olarak başlatılan bir harekettir. Bu akım, geleneksel yemek tariflerini, yerel gıda üretimini ve sürdürülebilir tarım yöntemlerini korumayı amaçlar. Hızlı, standartlaşmış ve endüstriyel gıda üretimine karşı; yerel, doğal, mevsimsel ve geleneksel gıdaların korunmasını, sağlıklı beslenmeyi ve yavaş, keyif alarak yemek yeme alışkanlığını teşvik eder. Yavaş yemek hareketi, gıdaya erişimde eşitlik sağlamayı hedefler. Hem yerel üreticilerin haklarını korumayı hem de herkesin sağlıklı ve doğal gıdalara erişimini öncelikli kılar. Bu akım, sadece yemeğin keyfine varmayı değil, aynı zamanda gıdanın kaynağını, nasıl üretildiğini ve nasıl bir kültürel mirası temsil ettiğini anlama çabasını da içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil Bina” title_font_size=”13″]

    Yeşil bina, sürdürülebilir mimari ve çevre dostu teknolojileri ön planda tutan bir yapı anlayışıdır. Enerji verimliliğini artırmak ve karbon ayak izini azaltmak amacıyla tasarlanan bu binalar, doğal kaynakları daha verimli kullanmayı hedefler. Yeşil binalar genellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanır, geri dönüştürülebilir malzemelerle inşa edilir ve su tasarrufu sağlayan sistemlerle donatılır. Ayrıca, bina sakinlerinin sağlığı ve konforunu artırmak için doğal ışık kullanımı, temiz hava sirkülasyonu gibi unsurlar da dikkate alınır. Dünyanın artan nüfusu ve çevresel tehditlerle karşı karşıya kaldığı bu dönemde, yeşil binalar yalnızca sürdürülebilirliği değil, toplumsal refahı da destekleyen önemli yapılar olarak öne çıkmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Döngüsel Ekonomi” title_font_size=”13″]

    Atık oluşumunu en aza indirerek kaynakların sürekli yeniden kullanılmasını teşvik eden ekonomik modeldir. Doğal kaynakların tükenmesini engeller ve sürdürülebilir bir üretim-tüketim döngüsü oluşturur. Bu sistem, doğal kaynakların daha verimli kullanılmasını, ürünlerin yaşam döngülerinin uzatılmasını ve atıkların yeniden ekonomiye kazandırılmasını hedefler. Temel olarak atık oluşumunu önleyip, ürünlerin yeniden kullanımını, geri dönüşümünü ve yenilenmesini sağlar. Döngüsel ekonomi, atıkların değerli kaynaklar olarak görülmesi ve bu kaynakların sürekli bir döngü içinde kullanılmasını öngörür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Permakültür” title_font_size=”13″]

    Permakültür, sürdürülebilir tarım ve yaşam sistemleri tasarlama yaklaşımıdır ve ekosistemlerle uyumlu şekilde çalışmayı amaçlar. Doğadaki döngüleri taklit ederek enerji ve kaynakların verimli kullanıldığı, atıkların minimuma indirildiği ve biyoçeşitliliğin artırıldığı sistemler oluşturmayı hedefler. Tarım, su yönetimi, enerji kullanımı ve barınma gibi konularda bütüncül çözümler sunar. Permakültürün temelinde, doğanın kendi kendini yenileyen yapısından ilham alarak tarımsal ve yerleşim sistemlerinin tasarlanması yatar. Bu yaklaşım hem bireysel yaşamda hem de geniş topluluklar için daha sürdürülebilir bir gelecek oluşturmak açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Özellikle iklim krizi ve çevresel bozulmaların arttığı bir dönemde doğal kaynakları koruyan, enerjiyi verimli kullanan ve yerel toplulukların bağımsızlığını destekleyen bir yöntem sunar. İnsanları doğayla iş birliği yapmaya teşvik ederken, sürdürülebilir gıda üretimi ve yaşam biçimleri oluşturmak için geniş bir çerçeve oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Su Ayak İzi” title_font_size=”13″]

    Su ayak izi; bireylerin, şirketlerin veya ülkelerin doğrudan veya dolaylı olarak kullandığı su miktarını ölçen bir göstergedir. Tıpkı karbon ayak izi gibi, su ayak izi de kaynak tüketimini daha şeffaf hale getirir ve suyun sürdürülebilir kullanımı konusunda farkındalık oluşturur. Sadece içme suyu veya evsel kullanım için değil, aynı zamanda tarım, sanayi ve ürün üretimi süreçlerinde tüketilen suyu da kapsar. Örneğin, bir tişört üretimi için binlerce litre su kullanılabilir. Bu nedenle, bir ürünün veya hizmetin su ayak izi, çevresel etkisinin ne kadar büyük olduğunu gösterir. Sürdürülebilir su yönetimi, tarımda su tasarrufu, suyun yeniden kullanımı gibi yöntemlerle bireyler ve kurumlar su ayak izini azaltabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil Tüketim” title_font_size=”13″]

    Yeşil tüketim; çevreye duyarlı ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarını benimseyen bir yaklaşımdır. Bu kavram bireylerin ürün veya hizmet satın alırken çevresel etkilerini göz önünde bulundurmasını içerir. Amaç, doğal kaynakları koruyarak ve daha az karbon ayak izi bırakarak doğaya zarar vermeden tüketim yapmaktır. Yenilenebilir enerji kullanımı, doğal tarım ürünlerinin tercih edilmesi, geri dönüştürülebilir ambalajların kullanılması ve atık yönetiminin önceliklendirilmesi yeşil tüketimin başlıca unsurlarıdır. Bu yaklaşım hem kişisel yaşamda hem de iş dünyasında yaygınlaşarak iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım olabilir. Özellikle doğal kaynakların hızla tükendiği ve çevresel sorunların arttığı günümüzde, tüketim alışkanlıklarının doğaya saygılı hale getirilmesi elzemdir. Yeşil tüketimin yaygınlaşması sadece çevreyi korumakla kalmaz, aynı zamanda gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya yaratmanın temel taşlarından biri olur.