Kategori: Yaşam

  • Engellere Rağmen Büyük Başarılara İmza Atmış 7 İsim

    Engellere Rağmen Büyük Başarılara İmza Atmış 7 İsim

    Bu listemizde öyle isimler var ki karşılarına çıkan engelleri aşmakla kalmamış, o engelleri geçersiz kılmış ve yaptıklarıyla bilime, sanata önemli katkılarda bulunarak dünyayı değiştirmişler… Kültür ve Yaşam, engel tanımayan 7 büyük ismi ve insanlığa yaptıkları değerli katkıları listeliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Veysel” title_font_size=”13″]

    Bu toprakların gördüğü en büyük halk ozanlarından, âşıklık geleneğinin son temsilcilerinden biri olan Âşık Veysel, hem kendisinin hem de başka ozanların şarkılarını, şiirlerini seslendirdi. Küçük yaşta görme yetisini kaybeden büyük ozan Anadolu’nun sesi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cemil Meriç ” title_font_size=”13″]

    Yazar ve tercüman kimlikleriyle Türk Edebiyatı’nın büyük isimleri arasında yer alan Meriç, aynı zamanda ülkemizin önemli sosyologları ve düşünürleri arasında yer aldı. Gençliğinden itibaren gözleri yüksek derecede miyop olan yazar görme yetisini tamamen kaybettikten sonra da üretmeye devam etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Frida Kahlo” title_font_size=”13″]

    Erken yaşta edebiyatla tanışan Frida’nın resim yeteneği ise ancak geçirdiği kazadan sonra hastane yatağına bağlı kaldığında keşfedilecekti. Frida dünyanın en tanınan ressamlarından biri oldu ve dünyanın dört bir yanında sergilenen eserleriyle, önemli sanat okullarında verdiği derslerle ölümsüzleşti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ludwig van Beethoven” title_font_size=”13″]

    İnanılmaz müzik yeteneği çok küçük yaşta babası tarafından keşfedilen Beethoven, genç yaşından beri yaşadığı ve giderek artan işitme sorunlarına rağmen dünyanın en büyük bestecilerinden biri oldu ve yüzlerce ölümsüz esere imza attı. Klasik müziğin klasik ve romantik evreleri arasında önemli bir figür oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Onur Güntürkün” title_font_size=”13″]

    2013 yılında büyük önemi olan Leibniz Bilim Ödülü’nü kazanan Ord. Prof. Onur Güntürkün’ün küçük yaşta geçirdiği felç nedeniyle yürüme engelli oldu fakat yaşadığı zorluklara rağmen henüz 35 yaşındayken profesör olmak gibi üstün bir başarı gösterdi. Beyin ve sinir sistemi üzerine çalışan Prof. Güntürkün sağ ve sol beynin nasıl beraber işlem yaptığına dair bulgular elde etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Thomas Edison” title_font_size=”13″]

    Henüz 12 yaşında deneylere başlayan Edison, 21 yaşındayken ilk icadının patentini almıştı bile… Küçük yaşta geçirdiği hastalık sonucu işitme yetisi zayıflamaya başlayan bilim insanının önemli buluşları arasında fonograf ses kaydetme cihazı yani gramofonun atası da bulunuyordu ama onu tüm dünyanın tanımasını sağlayacak asıl buluşu karbon flamanlı elektrik ampulü olacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Stephen Hawking” title_font_size=”13″]

    Ağzından her çıkanı tüm dünyanın dikkat kesilip dinlediği büyük fizikçi ve evrenbilimci ALS hastalığıyla mücadelesine genç yaşta başladı; 1986 yılından sonra ise koltuğuna monte edilmiş bir bilgisayar aracılığıyla dünyayla iletişim kurdu. Kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili çalışmalarıyla, özellikle de insanların uzayda koloni kurması gerektiği fikriyle büyük ses getirdi.

  • Mazide Kalan Müzik Dinleme Alışkanlığı: Kaset ve Kasetçalar

    Mazide Kalan Müzik Dinleme Alışkanlığı: Kaset ve Kasetçalar

    80’li ve 90’lı yıllara şahit olanlar çok iyi bilirler ki; eskiden müzik kasetten dinlenirdi. Birçoğumuz ilk albümünü kaset formatında satın almış, ilk hülyalara kasetten dinlediği müzikler eşliğinde dalmıştır. Size kasetten müzik dinlediğimiz o günleri hatırlatarak tatlı bir nostalji yaşatmak istedik ve kasetli hayata dair 10 güzelliği listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Bir dönemin müzik dinleme şekli olan kasetleri çalmak için çeşit çeşit kasetçalar bulunurdu. Bunların en makbul olanı ise çift kasetçalarlardı. Hepimiz bir kasetten diğerine çekim yapmamızı sağlayan bu aletlerden almak isterdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Müziği kasetten dinlediğimiz günlerin en samimi, en candan jesti karışık kaset hazırlamaktı. Kasete çekilecek şarkılar büyük bir titizlikle belirlenir ve çekim işlemine başlanırdı. Ama bu, o dönemin teknolojisiyle pek de kolay olmazdı. Karışık kaseti hazırlamak saatler sürerdi, yine de özenle hazırladığınız kaseti hediye ettiğinizde yaşattığınız mutluluğa değerdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Kasetlerimizi özenle dizer, aynı bir kitaplık gibi düzenlerdik. Kendi çektiğimiz kasetlerin üzerine etiket yapıştırır, kasetin ismini en güzel yazımızla not düşerdik. Hatta üşenmez kasetlerimize kapak da yapardık. Kapağın üzerine kasetin içeriğini yazar, bazen yaratıcı çizimler ile kapağı süslerdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler, çocuk

    Kasetlerin bir başka kullanım alanı ise anıları ölümsüzleştirmekti. Kasetlerin hüküm sürdüğü yıllarda video kamera teknolojisi hayatımıza pek de girmemiş olduğu için çocukların ilk kelimeleri kasete kaydedilirdi. Çocukluk anılarıyla dolu bu kasetlere büyük değer verilir, itinayla saklanırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Kasetçaları kullanmak büyük maharet ve pratik isterdi, zira çalmak istediğiniz şarkının tam başından başlamak için ileri ve geri sarma tuşlarını ustalıkla kullanmaya alışkın olmalıydınız. Kasetler seri ve kararlı hareketlerle sarılır, aranılan şarkı tam başından yakalanmaya çalışılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Kasetçaları ustalıkla kullandığımız gibi kasetlerimizi tamir etmeyi de bilirdik. Kasetlerin zamanla aşınan bantları koptuğunda bir cerrah hassasiyetiyle kasetimize baypas yapar, onu hayata döndürürdük.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Bazen de kaset sarardı ve kasetin bandı içinden çıkardı, böyle durumlarda bir kalem alınır ve kaset eski haline dönene dek sabırla sarılırdı. Öyle ki, her kasetçaların yanında acil durumlar için bir kalem bulunurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Kasetli hayatın bir diğer değeri ise boş kasetti. Boş kaset bulmak pek de kolay değildi, bu yüzden genelde artık dinlenmeyen eski kasetler boş kaset olarak kullanılır, üzerine yeni şarkılar çekilirdi.
    Tabii bazen kazalar da olurdu mesela yanlış kaseti boş kaset olarak kullanmak başınıza gelebilecek aksiliklerden biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Kaset teknolojisinin son noktası ise belimize takıp müzik dinleyerek dolaşmamızı sağlayan Walkman’ler olmuştu. Kulaklıklarımızı takıp; çantamıza, cebimize kasetlerimizi doldurup gezerdik. Okula, işe, yürüyüşe giderken müzik dinlemek zamanın büyük lükslerinden biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    doksanlar, seksenler

    Kasetlerin hayatımıza bu kadar nüfuz ettiği zamanlarda kasetçiler de gündelik hayatın önemli bir parçası olmuştu. Kasetçiye giderek önceden hazırladığınız şarkı listesi verilirdi ve kasetçi birkaç gün içinde arzu ettiğiniz şarkılarla dolu kasetinizi size teslim ederdi.

  • Denizlerimizdeki Sualtı Sakinleri

    Denizlerimizdeki Sualtı Sakinleri

    Dünyanın yüzde 70’i suyla kaplı ve bu devasa alan adeta gezegenimizden uzakta bambaşka bir dünya gibi… Bu dünyanın sakinleri arasında balıklar, algler, sürüngenler, denizanaları, yumuşakçalar, su bitkileri, deniz memeleri gibi canlılar bulunuyor. Sayısı milyonları değil milyarları bulan canlılar bu gizemli dünyada yaşıyor ve biz onların yaşamları hakkında her geçen gün yeni şeyler öğreniyoruz. Bu bilgilerden biri de şu: Yanlış avlanma, kirlilik, kıyı tahribatı gibi çevresel nedenlerle ne yazık ki bazı sualtı canlılarının nesli tükeniyor. Biz de bu listemizde, denizlerle çevrili ülkemizin masmavi sularında yaşayan, dünyamızı ve ülkemizi paylaştığımız dostlarımızı ağırlamak istedik…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • Bulut Çeşitlerinin Oluşturduğu Gökyüzü Tabloları

    Bulut Çeşitlerinin Oluşturduğu Gökyüzü Tabloları

    Alt tarafı bir doğa olayı değil onlar… Her şeyden önce çocukluğumuzun pamuktan yatakları, gençliğimizin hayal durakları o bembeyaz kabarık bulutlar. Ama uzun zamandır yetişkin iseniz elbette sadece bir doğa olayı olarak da ilham verebilirler size. Ekranlarınıza kimi temel kimi temel olmasa da oldukça ilginç bulut çeşitlerini ve gökyüzünde oluşturdukları tabloları getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gökyüzünde seyrek ipliksi ince şeritler ve yamalar halinde gördüğümüz bulutların adı sirüs(cirrus)’dür ve 10 temel bulut türü içinde en yüksek olanıdır. Yaklaşık 6000 metrede ve genellikle 0 derecenin altında buz kristallerinden oluşur. Tül gibi ince olan sirüs bulutu güneş ışığını geçirir ve fırtına nedeniyle çabuk dağılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Altokümülüs (altocumulus) bulutu için karşılaştığımız şu tanımlama oldukça sevimli: Gökyüzünü kaplayan küçük gözleme hamurları. Bu orta seviye bulutun birçok türü bulunuyor ve bu yüzden farklı şekillerde görünebiliyor. Beyaz ya da gri renkte, dalgalı ve gölgeli olabilen altokümülüs yeryüzüne ulaşan bir yağış oluşturmasa da gün içinde havanın değişebileceğini gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Altostratüs bulutu gökyüzünü neredeyse tamamen kaplayan, gri ya da mavimsi tonlardaki görüntüsüyle havanın kapalı olduğunu hissettiren orta seviye bulutudur. Altostratüsün varlığı ile birlikte yeryüzüne inceden bir yağmur iner. Bazen aramızdaki ince bir perdeye rağmen Güneş’i görebildiğimizi düşündürür ama bazen de kalın bir perde gibi onu örter.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İşte, yeryüzüne şimşeği, gök gürültülü yağmuru, doluyu getiren kümülonimbus (cumulonimbus) bulutu. Alçak seviye bulutu olmasına karşılık dikey geliştiği için tabanı 4000 metre altında bulunurken tepe seviyesi 10000 metreyi bulabilen ve deyim yerindeyse gökyüzünde dağ gibi duran buluttur. Ve birkaç kümülonimbus bir arada bulunarak hem görüntü hem yağış hacimlerini daha da büyütebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Alçaklığı nedeniyle neredeyse kafamıza değecek zannettiğimiz ama bir taraftan da belli belirsiz görünen bulut nimbostratüstür. Dikey de geliştiği için tepe noktası oldukça yüksekte olabilir ve gökyüzünde çok geniş bir alanı kaplar. Koyu gri görüntüsü aldatıcı değildir ve yeryüzüne bol bol yağmur ve kar bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Halk arasında UFO’ya benzetilen ve bu yüzden defalarca haberlere konu olan bulut lentiküler (lenticular) diğer adıyla mercek bulutudur. Genellikle dağ tepeleriyle özdeşleşmiştir ama aslında yükselti farklarının çok olduğu yerlerde oluşur. Mercek bulutu pek de hareket halinde görünmez ve hava ile ilgili kısa sürede bir olumsuzluk yaşanmayacağını söyler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Asperatus (asperitas) bulutu gökyüzündeki azgın deniz dalgaları gibi görünür ve bazen kopkoyu olabilen rengiyle oldukça ürkütücü gelebilir. Bir rivayete göre bulutun adı “kabartılmış dağlar” anlamına geliyor. Ve ilginçtir ki bütün bunlara rağmen asperatus çoğunlukla fırtınaya bile neden olmadan dağılır. Görüldükleri vakitler ise genellikle sabah ve öğle saatleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mammatus, diğer adıyla kesecikli bulut ABD ve Avustralya kıyılarında daha çok görülmekle birlikte dünyanın genelinde nadir oluşan bir buluttur. Bulut tabakasının bize görünen kısmı keseciğe benzer yusyuvarlak şekillerle kaplıdır. Bu yuvarlak keseciklerin oluşturduğu bulut doğanın insanlara sunduğu görsel şölenlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Gökyüzünde bulutların neden olduğu başka bir görsel şölene de “fallstreak deliği / fallstreak hole” adı veriliyor. Daire ya da elips şeklindeki bu görüntü sirrokümülüs ya da altokümülüs bulutlarından oluşuyor. Buz kristallerin etrafındaki su damlacıklarının buharlaşmasıyla oluşan bu deliğe “bulut kanalı” diyenler ve hatta “cennetin kapısı” olarak isimlendirenler bile var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Büyüleyici bir bulut türü de Kutup Bölgesi’nden gelsin… Polar stratosferik, diğer adıyla sedef bulutu Güneş doğmadan önce veya batışından hemen sonra görülen, güneş ışınlarını yansıttığı için sedefimsi bir hal alan buluttur. 25000 metrelerde oluşan ve genellikle hareketsiz olan bulut yansıttığı renklerle objektiflere dünyanın en güzel fotoğraflarını verir.

  • Rumi Takvim Nedir? Rumi Aylar ve Mevsimler Nelerdir?

    Rumi Takvim Nedir? Rumi Aylar ve Mevsimler Nelerdir?

    İnsanlık tarihi boyunca o kadar farklı takvim çeşitleri kullanılmış ki birçoğunun adını bile duymamış olabiliriz, örneğin Tûfan takvimi ya da Filip takvimi veya Kıptî takvimi gibi. Rumi takvim ise Cumhuriyet’in hemen öncesine kadar bizlerin kullandığı bir takvim çeşidiydi. Dünya’nın Güneş etrafında dönüşünü esas alan fakat başlangıç tarihi olarak Hicret’in gerçekleştiği yılı, yani 622’yi kabul eden bir takvim… Yakın zamana kadar hayatımızda olan bu takvim hakkında daha fazla bilgi istiyorsanız lütfen ekranınızı aşağı doğru kaydırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rumi takvim Osmanlı döneminde Hicri takvimle birlikte kullanılmaya başlandı, bu da Miladi takvime göre 13 Mart 1840 tarihine denk geliyor. Aynı tarihin Rumi takvimdeki karşılığı ise 1 Mart 1256’dır. Anladığınız üzere Rumi takvim için yılbaşı 1 Mart’tır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kullanılan bu ikili takvim sisteminde her yıl sonu 11 günlük fark ortaya çıkar. Bu farkın karışıklığa neden olmasını önlemek için 1870’de Hicri takvim bırakılarak sadece Rumi takvim kullanılmaya başlanır. Ta ki Cumhuriyet’in kuruluşuna ve 1925’te yapılan değişikliğe kadar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Zemheri, Gücük, Mart, Abrul, Mayıs, Kiraz, Ocak, Ağustos, İlk Güz, Orta Güz, Son Güz ve Karakış. Bunlar Rumi takvimin ayları… Ve her yeni ay 14’üncü günle başlayıp bir sonraki ayın 13’üyle bitiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zemheri ayı Miladi takvime göre 14 Ocak-13 Şubat’a karşılık gelirken, gücük 14 Şubat-13 Mart dönemini ifade ediyor. Bu arada “zemheri”nin kelime anlamı “kış ortası” iken “gücük” şubat ayı anlamına geliyor. Ve size eskilerden bir deyiş: Gücük çıkmayacağım, mart da ben gireceğim diye dövüşüyor!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mevsimlere gelince… Rumi takvime göre iki mevsimden söz edebiliriz; Kasım Günleri yani Kış Günleri, Hızır Günleri yani Yaz Günleri. Kasım Günleri 8 Kasım’da başlayıp 5 Mayıs’ta biterken, Hızır Günleri 6 Mayıs’ta başlayıp 7 Kasım’da bitiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Cemre düşmesi, Kocakarı Soğukları gibi halkın gözlemleri ve ifadelerinde yer bulan dönemlere bakalım biraz da. Örneğin Kocakarı Soğukları Rumi takvime göre Mart’ın 4’üne denk geliyor. Gündönümü Fırtınası Mart’ın 8’ine, Sitte-i Sevr Soğukları ise Rumi 7-12 Abrul’a yani Nisan’a karşılık gelmekte.

  • OFİS ÇALIŞANLARI İÇİN EKOLOJİK TAVSİYELER

    Medeniyetimiz muazzam bir ilerleme kaydetti. Uzay avucumuzun içinde, okyanuslar artık o kadar da bilinmez değil, kuantum fiziği aklımızın hayal edemeyeceği bir dünya keşfetmemizi sağlarken, hayal gücümüzün ürettiği sanat eserleri bizleri aklın bile ötesine taşıdı. Bunca keşfin ve ilerlemenin yanında kimi zaman gözden kaçırdığımız bir detay, tüm bu ilerlemenin temel zeminini derinden sarsmakta… Acil ekolojik önlemler alınmazsa, bildiğimiz ve kurduğumuz dünyamız köklü bir değişime gebe. Evimizde geçirdiğimiz vaktin belki de çok daha fazlasını iş yerinde, ofislerde geçiriyoruz. Dünyanın daha yeşil ve yaşanılabilir kalması adına gösterdiğimiz özen; gezegenimize, birlikte yaşadığımız canlılara, gelecek nesillere, kısaca hayata gösterdiğimiz saygı ve şefkati de temsil etmektedir. “Kültür ve Yaşam” ailesi olarak bu bilinçle ofis çalışanları için basit ama fark yaratan ekolojik tavsiyeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • Klasik Dantel Algısını Değiştiren 10 Fotoğraf

    Klasik Dantel Algısını Değiştiren 10 Fotoğraf

    Annelerimizin sabırla saatlerce işlediği el emeği göz nuru danteller artık sadece televizyonların, sehpaların üzerini değil, sanat galerilerini de süslüyor. Dantelin yaratıcı ve farklı 10 kullanımını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#”]
    dantel modelleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#”]
    dantel çeşitleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#”]
    dantel modelleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#”]
    dantel örnekleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#”]
    sanat, art
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#”]
    el işi, dantel modelleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#”]
    dantel çeşitleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#”]
    dantel türleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#”]
    sanat, art
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#”]
    dantel türleri
  • 7 MADDE İLE SAĞLIK SEKTÖRÜNÜN EMEKTARI HEMŞİRELER

    7 MADDE İLE SAĞLIK SEKTÖRÜNÜN EMEKTARI HEMŞİRELER

    Can havliyle gittiğimiz hastanelerde karşımızda belirdikleri an çok daha iyi hissettiğimiz ve kendimizi güvenle kollarına bıraktığımız insanlar onlar… Kahraman pelerini gibi giydikleri beyaz önlükleriyle hastalarına bazen anne şefkati gösterip bazen sağlık rehberliği yaparken aslında her birimize ilaç gibi gelen hemşireler… Bu kutsal mesleğin tarihinden bazı detayları sayfamızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İşte, ülkemizdeki hemşirelik tarihinin onurlu başlangıç hikâyesi: Hilal-i Ahmer Cemiyeti, yani Kızılay tarafından ilk defa hemşirelik kursu açılmıştır ve gönüllü kadınlarımız 6 ay süren bir kursun sonunda aldıkları sertifika ile yeni mesleklerine adım atarlar. Hizmet verdikleri ilk yerler, Balkan Savaşı ve ardından da Birinci Dünya Savaşı cepheleri olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu cephelerde birçok şehit veren hemşirelerimiz mesleklerini gelecek kuşaklara kahramanlık payesiyle birlikte bıraktılar. İlk Türk hemşire ise 1881- 1964 yılları arasında yaşamış Safiye Hüseyin’di. Kendisi Avrupa’da eğitim almış, Türk hemşiresi olarak uluslararası birçok organizasyona katılmış, bütün bilgi ve tecrübesini ülkesindeki insanların hizmetine sunmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından da önce İstanbul’da, sonra Ankara’da ilk hemşirelik okulları açıldı. Ortaokul ve lise düzeyinde yedi yıl eğitim veren bu okullardan ülkenin ihtiyaç halindeki yerlerine dağılacak hemşireler mezun oldu. Yeri gelmişken ekleyelim, ülkemizde ilk kez erkek hemşire unvanı verilmesi için tarihin 1999 yılını göstermesi gerekecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzun yıllar hemşire deyince çoğumuzun zihninde, memleketin herhangi bir hastanesinde karşımıza çıkmış olması muhtemel o fotoğraf canlandı. Ne var ki, sessiz olmamız gerektiğini anlatmak için işaret parmağını kullanarak “Sus!” diyen kişi aslında bir hemşire değil Dilek Tunca isimli bir fotomodeldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hemşirelerin saçlarına taktıkları keplerin ve sırtlarına aldıkları pelerinlerin bir dönem kız çocuklarının meslek seçiminde önemli bir yeri olmuştu. Fakat bir de hemşirelere sormak gerekirdi ve 1998 yılına gelindiğinde talepler üzerine hareketlerini zorladığı ve yük oluşturduğu gerekçeleriyle hemşireler için kep zorunluluğu kaldırıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Modern hemşireliğin kurucusu olarak kabul edilen hemşire ise 1820-1910 yılları arasında yaşayan Florence Nightingale’di. Dünyaca ün yapmış İngiliz hemşire aynı zamanda kadınların hakları için çalışmalar yürütmüş bir reformist, tıbbi konularda pek çok yazı kaleme almış bir yazar olarak da saygı görmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ve Florence Nightingale’in doğum günü olan 12 Mayıs günü tüm dünyada her yıl “Hemşireler Günü” olarak, 6-12 Mayıs arası ise “Hemşireler Haftası” olarak kutlanmaktadır.

  • 8 Madde ile Aydınlatmadan Dekorasyona Hayatımızın Her Alanında Mum

    8 Madde ile Aydınlatmadan Dekorasyona Hayatımızın Her Alanında Mum

    İnsanın hayatında bu kadar uzun süredir kullandığı, bu kadar farklı kullanım alanı olan nadir nesne vardır. Aslında muma nesne deyip geçmek de haksızlık olur ki o çağlar boyunca ışığı evimize, masamıza getirendir. Biz de bu listemizde mumu ve kullanım alanlarını derliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    mum çeşitleri

    Çoğumuz mumla dört gözle beklediğimiz doğum günlerimizde üfleyip dilek dilerken tanışırız. Doğum gününde mum yakma geleneği ise asırlar öncesine dayanıyor. O eski zamanlarda pasta üzerindeki mumun ay ışığını simgelediğine inanılırmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    mum çeşitleri

    Birçok renkte üretilebilen, kolayca ulaşılabilen hatta kendi imkânlarınızla yapabileceğiniz bir aksesuar olması nedeniyle mum çok uzun zaman önce insan hayatının bir parçası olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    mum çeşitleri

    Mumları içine yerleştirerek yaktığınızda hoş gölgeler oluşturan, sıcak bir atmosfer yaratan mumluklar da mumun sıcak ışığına eşlik etmiş ve çağlardır aydınlatma için kullanılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    mum çeşitleri

    Elektriğin evlere girmesinin 20. yüzyıla denk geldiği düşünülürse mum sadece dekoratif amaçlı kullanılmamış. Asırlar boyunca mektuplar mum ışığında yazılmış, kitaplar bu titrek ışıkta okunmuş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    mum çeşitleri

    Tabii sadece okuyup yazarken değil, yemek masalarının ve odaların aydınlatmasında da şık şamdanlar içindeki mumlara başvurulmuş. Günümüzde özellikle kuzey ülkelerinde mumun yaydığı sıcak tonlu ışıktan faydalanmak için hâlâ yemek masalarında mum yakılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    mumluk

    Mumu ister odanızın ister sofranızın dekorasyonunda kullanmak üzere siz de kişiselleştirebilir, zevkinize göre süsleyebilirsiniz. Özellikle kokulu mumlar odalarda hoş bir atmosfer yaratmak için tercih ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    mum çeşitleri

    Mumlar geçmişte olduğu gibi şimdi de özel günlerde dekoratif amaçla kullanılmaya devam ediyor. Çağlardır devam eden gelenekler sürecinde iyi dileklerle bağdaşan mum; düğünlerde, kutlama partilerinde değişmez bir aksesuar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    mum çeşitleri

    Mumun tüm bunların yanı sıra rahatlatıcı bir etkisi de var. Yaydığı ışığın renk tonundan mıdır, kendine has rayihasından mı bilinmez ama biraz gevşemek için mum yakmak da çoğumuzun uyguladığı bir alışkanlık.

  • DOWN SENDROMU HASTALIK DEĞİL, GENETİK FARKLILIKTIR

    Her yıl tüm ülkelerde farkındalık oluşturmak amacıyla 21 Mart günü “Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü” olarak anılıyor. Down sendromuna sahip bireylerin toplum içerisinde daha fazla yer bulması amacıyla farkındalık oluşturan bu günde, farklılıklarımızın bizleri daha güçlü yaptığının bilincine erişmemiz gerekiyor. Doğru eğitim ile aktif bir şekilde sosyal ve iş hayatında yer alan, bağımsız ve güçlü bireyler olan güler yüzlü dostlarımız hakkında herkesin bilmesi gereken bilgileri yazdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Öncelikle Down sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozomun yer alması ile meydana gelir. İnsan vücudunu oluşturan kromozomların 23 tanesi anneden, 23 tanesi ise babadan gelmektedir. Down sendromunda 21. kromozom 2 değil, 3 adet olmaktadır. Bunun sonucu olarak toplam kromozom sayısı 46 değil, 47’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Down sendromuna sebep olduğu bilinen tek etmen hamilelik yaşıdır; 35 yaş üstü hamileliklerde risk artar. Ancak genel olarak genç kadınlar daha fazla bebek sahibi olduğundan Down sendromlu çocukların %75-80’i genç annelerin bebekleridir. Ülke, milliyet, sosyo-ekonomik statü gözetmeksizin ortalama her 800 doğumda bir görülür. Tüm dünyada 6 milyon civarında Down sendromlu birey yaşamaktadır. Türkiye’de de yaklaşık 70.000 Down sendromlu kişi olduğu tahmin ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Eskiden okuyamaz bile denilen bu bireyler artık lise, hatta üniversite mezunu olmaktadır. İkinci bir dil öğrenen birçok Down sendromlu iş hayatında çalışabilmekte, bağımsız veya yarı bağımsız hayatlar sürebilmektedir. Down sendromlu bireyler doğru yönlendirme ve eğitim ile ayakları yere basan, bağımsız, gerçekçi gelecek planları yapan bireylere dönüşmektedir. Down sendromlu bireyler bazı rahatsızlıklara daha yatkın olabilmektedir. Bu yüzden sağlık kontrollerinin aksatılmadan ve zamanında yapılması, doğru sağlık danışmanlığının alınması hayati önem taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her çocuk gibi Down sendromlu çocuklar da farklı zekâ seviyesine, yetenek ve kişiliğe sahiptir ve kapasitelerinin maksimum düzeyde kullanabilmesi için zamanında ve doğru desteği alabilmeleri çok önemlidir. Erken eğitim programları, fizyoterapi, dil terapisi, alternatif terapiler, oyun grupları gibi seçenekler aileler tarafından iyice değerlendirilmeli ve doğru kaynaklara ulaşılarak karar verilmelidir.