Kategori: Yaşam

  • OKYANUSUN KURTARICILARI MERCANLAR

    Deniz yaşamının büyük bir kısmına ev sahipliği yapan ve biyoçeşitliliğe oldukça katkı sunan mercanların birçok türü vardır. Deniz yaşamının sürdürülebilirliği ve sağlığı için kritik önem taşıyan bu canlıların yaşam alanı olan resifler, iklim değişikliği, kirlilik ve aşırı avlanma gibi nedenlerle tehdit altında. Mercan resiflerinin korunması ve sürdürülebilirlik kapsamında geliştirilen projeler ise umut verici. Yazımızda mercanlar hakkındaki bilgileri ve ülkemizde de uygulanan “mercan fidanlığı” projesini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mercanlar birbirine bağlı milyonlarca küçük canlı olan poliplerden meydana gelir. Her bir mercan polipi, kireçtaşı (kalsiyum karbonat) salgılayarak sert bir dış iskelet oluşturur. Bu polipler, birbirine bağlı koloniler halinde büyüdükçe, zamanla geniş ve sağlam mercan resifleri meydana gelir. Bu süreç, küçük poliplerin kalsiyum karbonat salgılayarak birbirine yapışması ve üst üste birikmesiyle gerçekleşir. Sonuç olarak mercan resifleri, binlerce yıl süren bu birikim süreciyle deniz altında büyük ve karmaşık yapılar oluşturur. Gece boyunca aktif hâle gelen mercanlar, mikroskobik boyuttaki tek hücreli olan plankton ile küçük balıklar gibi yiyecekleri yakalamak için poliplerinin dokunaçlarını kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mercan resifleri, zengin besin kaynaklarına sahip ekosistemlerdir; balıklar, kabuklular, deniz süngerleri, deniz anaları ve diğer birçok deniz canlısı için koruma ve barınma sağlar. Zengin besin kaynaklarına sahip ekosistemler oluşturan resifler; su yosunları, planktonlar ve diğer küçük organizmalar için besin sağlar. Bu da daha büyük balıklar ve diğer deniz canlıları için bir besin zinciri oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mercanların canlı renkleri, içlerinde yaşayan su yosunları (simbiyotik algler) tarafından sağlanır. Bu su yosunları fotosentez yaparak mercanlara enerji sağlar ve aynı zamanda onlara renk verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mercanlar genellikle berrak, sığ sularda ve tropikal bölgelerde bulunur. Işığa ve sıcaklığa karşı hassastır, bu nedenle su sıcaklığındaki ani değişiklikler veya kirlilik mercanlar için büyük bir tehdit oluşturabilir. Stres altındaki mercanlar su yosunlarını kaybeder ve bu durum “mercan ağartması” olarak adlandırılır. Ağartılmış mercanlar beyaz görünür ve hayatta kalma şansları azalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mercanların varlığı 500 milyon yıl öncesine dayanır ve bu süre zarfında pek çok çevresel değişikliğe adapte olmuştur. Mercanlar dünyadaki en eski yaşayan organizmalar arasındadır. Mercan resifleri, kıyı bölgelerini fırtına dalgalarından korur, balıkçılık için önemli bir kaynak sağlar ve turizm açısından büyük ekonomik değer taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ekosistemde hayati bir rol oynayan mercanları korumak ve nüfusundaki azalmayı önlemek amacıyla mercan fidanlıkları oluşturulmaktadır. Mercanların büyütüldüğü ve doğal resiflere nakledilmeden önce güçlendirildiği bu özel alanlarda sağlıklı mercan resiflerinden küçük mercan parçaları alınır. Bu parçalar, fidanlıklarda büyütülür ve olgunlaşır. Yeterince büyüdüklerinde mercanlar doğal resiflere nakledilir. Bu süreçte mercanlar, su altındaki doğal yaşam alanlarına dikkatlice yerleştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Marmara Denizi’ni korumak ve biyoçeşitliliği zenginleştirmek amacıyla deniz altına 400’den fazla mercan dikildi ve mercanlar yeni habitatlarında neredeyse iki kat büyüyerek çevrelerinde farklı deniz canlı türlerinin görülmesini sağladı.

  • Sabah Erken Kalkmakta Zorlananlara Öneriler

    Sabah Erken Kalkmakta Zorlananlara Öneriler

    Erken yatıp erken kalkanlardan mı yoksa geç yatıp geç kalkanlardan mısınız? Uzmanlar, en doğrusunun vücut saati ile uyum içinde hareket etmek olduğunu, buna göre belirlenen yatıp-kalkma zamanının kişiyi psikolojik ve davranışsal olarak olumlu etkileyeceğini söylüyor. Ama eğer siz erken kalkmak isteyen ve bu konuda da zorlanan biriyseniz kesinlikle doğru sayfadasınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Papatya, rezene gibi çaylarla gevşeyin” title_font_size=”13″]

    Gece, gergin ve keyifsizce uykuya yatmak sabah erken kalkamamanın en büyük nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. İşte tam da bu nedenle uyku öncesi saatleri önemsemek, kendinizi gergin hissettiğinizde rahatlatıcı özelliği olan bitkisel çay, süt gibi içecekler tüketmek böyle bir engeli ortadan kaldıracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yatmadan önce bir şeyler yemeyin” title_font_size=”13″]

    Gece iyi bir uyku alamazsanız sabah nasıl erken kalkabilirsiniz ki? Uyku kalitesini bozan en önemli nedenlerden biri de yatmadan önce yemek yemek. Uzmanlar, uyku ile yenilen son yemek arasında en az iki saat olması gerektiğini söylüyor. Ayrıca dolu bir mideyle yatmanın reflü riskini artırdığını da unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her türlü ışığı kapatarak yatağa girin” title_font_size=”13″]

    Işıklar ve elektronik cihazlar açık bir şekilde uyuduğunuz zamanlarda kendinizi dinlenmiş hissedemediğiniz, kalkmakta zorlandığınız muhakkak olmuştur. Uykunuzun derinliğine olumsuz bir etki yapmaması için gece lambasının loş ışığı da dâhil olmak üzere ışıkları kapatmak uykudan çok daha fazla verim almanızı sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Erken kalkmak için erken yatın” title_font_size=”13″]

    Az uyku, sadece sabah erken kalkmanızda değil sağlığınızda da sorunlar çıkarabilecek önemli bir konu. Yeteri kadar uyku almış olarak güne erken başlamak ise hem kişinin motivasyonunu hem bilişsel becerilerini olumlu etkiler. Siz de yatış saatinizi öne çekerek erken ve zinde uyanmayı garanti altına alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ertesi gün için motive edici bir plan yapın” title_font_size=”13″]

    “Sabah işe gitmeden bir saat yürüyüş yapacağım; böylece sağlıklı ve zinde görüneceğim.” “İşe gitmeden evde keyifli bir kahvaltı hazırlayacağım ve dışarıdan poğaça yeme alışkanlığımı bırakacağım.” Siz de sabah erken kalkmanızı kolaylaştırmak için benzer planlar yaparak zihninizi koşullandırabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alarmı kurun ama mutlaka uzakta tutun” title_font_size=”13″]

    Çoğunluğumuzun sabah erken kalkma konusunda aşamadığı en büyük sorun çalan alarmı sürekli ertelemek. Hatta uykulu haldeyken bilinçsizce kapatarak işe ya da okula tamamen geç kalmak. Bu mühim sorunu bertaraf etmenin tek bir yolu var ve o da alarmı uzanamayacağınız ve kapatmak için yataktan kalkmanızı gerektirecek uzak bir yere koymak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güne bir bardak su ile başlayın” title_font_size=”13″]

    Diyelim ki sabah erken kalktınız, yapacağınız ilk işlerden biri bir bardak su içmek olmalı. Bunun nedeni de uyku sırasında kaybettiğiniz suyu vücudunuza geri vermek… Böylece kendinizi daha uyanık ve zinde hissedecek, yaşadığınız bu his sayesinde erken kalkma fikrini psikolojik olarak reddetmeyecek ve ertesi gün de erken kalkmak isteyeceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hafta sonları da aynı rutini izleyin” title_font_size=”13″]

    Hem yatmadan önce hem de uyanmaya çalışırken izleyeceğiniz bu yöntemleri “nasıl olsa hafta sonu” diyerek bırakırsanız pazartesi sendromu yaşamanız kaçınılmaz olacaktır. Aynı rutinleri hafta sonları da sürdürmeniz ise konuyu sizin için artık vazgeçemediğiniz bir alışkanlık haline dönüştürecektir.

  • KALP SAĞLIĞIMIZ İÇİN BİRBİRİNDEN ÖNEMLİ BAŞLIKLAR

    Yaşamsal organlarımızdan biri olan kalbimizin sağlığı, yaşam kalitemizin ve dahası hayattaki devamlılık sürecimizin belirleyicilerinden biri. Ona gösterdiğimiz ilgi ve özenin karşılığını sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşam olarak alabilir veya özensizliğimiz karşısında farklı hastalıklarla uğraşmak zorunda kalabiliriz. Çok zor değil… Sadece aşağıdaki başlıklardan yola çıkarak bir yaşam rutini oluşturmak ve daha mutlu bir yaşamda sevdiklerimizle yol almak elimizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • İŞARET DİLİ NEDİR?

    İşaret dili, işitme ve konuşma engelli bireylerin kendi aralarında iletişim kurmak için el hareketlerini, mimiklerini ve vücut dillerini kullanarak oluşturdukları sessiz ve görsel bir dildir. Dünya çapında 100’den fazla türü bulunan işaret dilinin evrensel bir dil olmadığını ve ülkelere göre farklılık gösterdiğini biliyor muydunuz?  Bu yazımızda sizlere işaret dili hakkında bilgiler vereceğiz ancak öncesinde tarihçesine kısaca değinelim…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dilinin tarihçesi” title_font_size=”13″]

    Tarihin her döneminde işitme engelli ve dilsiz bireyler, kendi içlerinde iletişim kurabilmek için birbirinden farklı diller geliştirdiler. Bu anlamda ilk resmi adım Fransa’da atıldı; 1770’li yıllarda işitme engelli bireylerin kullandığı el hareketleri, grameri ve yapısı olan bir dil olarak kabul edildi ve okullarda öğretilmeye başladı. Tüm dünyada yaygınlaşmaya başlayan işaret dilinin bir sonraki ayağı Amerika oldu; ilk işitme engelli okul 1817 yılında Thomas Gallaudet tarafından açıldı. Şimdiki adı Gallaudet University olan okul, sadece işitme engelli bireylere eğitim veren ve işaret dili öğreten ilk okul olarak tarihte yerini aldı. Dünyada bu gelişmeler olurken, ülkemizde işaret dilinin tam olarak ne zaman ortaya çıktığına dair net bilgiler yok ancak Evliya Çelebi’nin yazılarından yola çıkarak ulaşılan bilgiye göre 1500-1700 yılları arasında Osmanlı’da bulunan mahkemelerde iletişim sağlamak için işitme engelli bireyler görev yapmış. Bu arada ilk işitme engelliler okulunun II. Abdülhamit döneminde açıldığı bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dilinin özellikleri nelerdir?” title_font_size=”13″]

    Sözel dillerde olduğu gibi işaret dilinde de bir sözcük yapısı vardır; soyut kavramlar için kullanılan işaretler ortaktır ancak bu noktada beden dili anlatımı oldukça önemlidir. Her ülkenin farklı bir işaret dili vardır, aynı işaret birden çok anlama gelebilir, hangi anlamda söylendiği cümle içinde anlaşılır. Temelde tüm ülkelerin kendine has bir işaret dili olsa da bazı işaret dilleri evrensel kabul edilir. Örneğin işitme engelliler olimpiyatlarında ya da Dünya İşitme Engelliler Federasyonu gibi uluslararası konferanslarda ortak bir dil olan “gestuno” kullanılır. Uluslararası işaret dili olarak bilinen gestuno, ilk olarak 1951 yılında Dünya İşitme Engelliler Federasyonu’nun dünya çapındaki kongresinde uygulandı. Gerçek bir dil gibi somut bir dilbilgisi kuralı olmayan gestuno, bugün hâlâ uluslararası işaret dili için referans olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dili hakkında doğru bilinen yanlışlar” title_font_size=”13″]

    İşaret dili ile alakalı pek çok yanılgı vardır. Yalnızca eller kullanılarak, harf görselleri ile iletişim kurulduğu düşünülür ancak bu doğru değildir; işaret dilinde harfler bulunur fakat temel iletişim bu şekilde yürütülmez, vücut dili ve mimikler iletişimin temel unsurlarını oluşturur. Ayrıca, işaret dili, sesli dile bağlı değildir yani sesli dilin, eller aracılığı ile gösterilmesinden ibaret değildir. Örneğin Türkçe işaret dili ile Türkçe arasında yapısal olarak farklılık bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşaret dili nasıl öğrenilir?” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde, işaret dilini öğreten pek çok kurum vardır, bunlardan size uygun olan birini seçebilirsiniz. Eğer ileri düzeyde değil yalnızca işin temelini öğrenmek istiyorsanız evde işaret dilini kolayca öğrenebilirsiniz. Online işaret dili eğitimi alabilir, işaret dili tercümanlarının yer aldığı videoları izleyebilirsiniz. İşaret dili sözlüğünü kullanıp, bu dile hâkim kişilerle pratik yapabilirsiniz. Okuduğunuz herhangi bir şeyi işaret diline uyarlamak da iyi bir pratiktir; herhangi bir durumu, işaret dili sözlüğünü kullanarak anlatmaya çalışın ve bol bol bunu tekrarlayın, bir süre sonra ezberlemeye başladığınızı fark edeceksiniz. İşaret dilini öğrenme uygulamalarından da destek alabilirsiniz, telefonunuza indireceğiniz uygulamalar işaret dili öğrenme sürecinizi hızlandırabilir.

  • HALKBANK 86 YAŞINDA!

    Küçük esnaf ile sanatkârların desteklenmesi ve halk bankacılığının geliştirilmesi amacıyla 1938 yılında faaliyete geçen Halkbank, kesintisiz hizmetiyle daha da büyüyerek birçok iş kolunun kurulmasına öncülük etti. Yazımızda bankamızın kuruluş hikâyesini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, ülkemizi mal darlığı, hayat pahalılığı ve yüksek faiz baskısı altında ağır ekonomik şartların yaşandığı bir ortama sürükler. Öncelikle dengeli bir toplum yapısının gereğinin bilincinde olan genç Türkiye Cumhuriyeti, küçük esnaf ile sanatkârların desteklenmesini ve halk bankacılığının geliştirilmesini hedefler. Ancak cumhuriyetin ilk yıllarında sermaye birikimi, üretim alanlarının sınırlılığı, özel sektörün azlığı nedeniyle yaşanan ekonomik güçlükler kredi kurumlarının ortaya çıkışını engeller.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    23 Mayıs 1938 yılında faaliyete geçen “Türkiye Halk Bankası”nın kurulmasının temelinde Büyük Önder Atatürk’ün “Küçük esnafa ve büyük sanayi erbabına muhtaç oldukları kredileri kolayca ucuza verecek bir teşekkül vücuda getirmek ve kredinin normal şartlar altında ucuzlatılmasına çalışmak da çok lazımdır.” fikri kılavuz olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çeşitli dünya ülkelerindeki kooperatif hareketlerine paralel olarak gelişme gösteren halk bankacılığı, bankamızın kurulmasıyla beraber ülkemizde de başlar. 1938-1950 yılları arasında finansman sağladığı Halk Sandıkları kanalıyla kredi hizmetlerini yürütür. İlk Halk Sandıkları Ankara ve İstanbul’da kurulur. Sandıklar kuruldukları illerde bulunan esnafın, küçük sanat ve ticaret erbabının kooperatifler kurmasını teşvik ederek her iş kolunun kendi içinde örgütlenmesine önemli katkılarda bulunur. Bu örgütlenme biçimlerinin Halk Bankası ve Sandıkları ile yaygınlık kazanması dokumacılık, balıkçılık, dericilik gibi iş kollarının daha da gelişmesine ve verimliliklerinin artmasına önemli katkılar sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1950 yılından sonra Halkbank’a doğrudan şube açma ve kredi kullandırma yetkisi tanınır. 1963 yılında adı “Türkiye Halk Bankası” olarak değiştirilir ve “Halk Sandıkları” banka şubelerine dönüştürülür. 1964 yılının başından itibaren sermayesini artıran ve aktif bir çalışma temposuna girerek ülke çapında şubeleşme politikası uygulayan bankamızın mevduat ve kredi hacmi giderek yükselir. Halkbank orta sınıf ve onun ekonomideki temsilcisi konumunda olan esnaf, sanatkâr ve küçük işletmelerin sektördeki ilk bankası olur. Temel kredi politikasını öncelikle hedef kitlesinin kredilendirilmesi ve kredi kullandırma koşullarının iyileştirilmesi üzerine kuran bankamız, faaliyetlerini yıllar itibariyle geliştirir ve bankacılık sektöründe önemli bir konuma ulaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2000 yılına gelindiğinde kamu bankalarının çağdaş bankacılık ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılma süreci başlar. 2001 yılında bankamızda organizasyon yapısı, çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre tamamen değiştirilir. Operasyon ağırlıklı bankacılık anlayışına müşteri odaklı pazarlama faaliyetleri eklenir. Yeni yapıda, müşteri segmentasyonu kapsamında, özellikle KOBİ’ler ile orta ve orta üstü gelir sahibi bireysel müşterilere ayrıcalıklı ürün ve hizmetler sunmak; müşteri odaklı, kaliteli hizmet anlayışını geliştirmek önem kazanır. 2000’li yıllar Türk bankacılık sektörü satın almalar, birleşmeler, yabancı yatırımcıların piyasaya girişi ile yeniden şekillenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Halkbank yurt çapında yaygın şubeleri ve yurt dışı temsilcilikleri ile hizmet vermeye devam etmektedir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemiz ekonomisinin temelini oluşturan esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lerin yanı sıra üretim, yatırım ve istihdamın artışına katkıda bulunan tüm girişimcileri çağdaş bankacılık anlayışıyla desteklemeye sektörün güçlü ve güvenilir bankası olarak devam edecektir.

  • Annelerin Özenle Sakladığı Ve Her Daim Çocuk Kalmamızı Sağlayan 11 Çocukluk Hatırası

    Annelerin Özenle Sakladığı Ve Her Daim Çocuk Kalmamızı Sağlayan 11 Çocukluk Hatırası

    Bir anne için yeryüzünün en değerli varlığı çocuğuysa, en değerli hatıraları da yavrusunun çocukluğundan kalan hatıralardır. Annelerimiz, biz kaç yaşımıza gelirsek gelelim bebekliğimizden çocukluğumuzdan kalan hatıraları bir hazine saklar gibi özenle saklar. Biz büyüyüp de kendi hayatımızı kurduğumuzda ise bizi özledikçe bu hatıralarla özlemlerini giderirler. İşte annelerin özenle sakladığı 11 çocukluk hatırası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hastane Künyesi” title_font_size=”13″]
    bebek, çocukluk

    Bir annenin çocuğuna hayat verdiği günden kalan ilk hatıra hastane künyesidir. Hem annenin hem de bebeğin bileğine takılan künyeler onların arasındaki sonsuz sevgi ilişkisinin ilk sembolleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Saç” title_font_size=”13″]
    bebek, çocukluk

    Dünyanın hemen her kültüründe bebeğin kesilen ilk saçını saklamak adeta yazılmamış bir kanun gibidir. Bebeğin ipek gibi saçları özenle bir mendile sarılır ve sandıklarda yerini alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El ve Ayak İzi” title_font_size=”13″]
    çocukluk

    Bebeğin ellerinin ya da ayaklarının izi de annelerin saklamaya bayıldığı hatıralardandır. Bazıları bu izleri bir tablo gibi duvara asar, bazıları sandığa kaldırır hatta bazıları da tişörte bastırıp giyer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zıbın” title_font_size=”13″]
    çocukluk, bebeklik, zıbınlık

    Bebeğin hayatının ilk aylarında giydiği, annelerin mis gibi kokan sabunlarla yıkadığı zıbınlar bebeklikten kalan hatıraların başköşesinde yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Patik” title_font_size=”13″]
    çocukluk, bebek

    Bebeklerin giydiği patikler genelde anneannelerin babaannelerin ördüğü el emeği göz nuru ilk bebek kıyafetleri arasındadır ve bu nedenle bebek hatıraları bohçasının değişmez elemanları arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Elbiseler Ve Tulumlar ” title_font_size=”13″]
    bebek tulumu, çocukluk

    Bebeklerin birazcık büyümeye başlayıp da ayaklandıklarında giydikleri ilk kıyafetler de annelerin hiçbir zaman atmaya kıyamadıklarındandır. Hangi tulumu hangi elbiseyi saklayacaklarına karar verirken bile zorlanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Ayakkabı” title_font_size=”13″]
    bebek patiği, çocukluk

    Çocuklarının giydiği ilk ayakkabılar da anneler için aynı elbiseler gibi değerlidir. Bu minik ve sevimli ayakkabılar genelde dekoratif objeler olarak da kullanılır

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boy Ölçüsü” title_font_size=”13″]
    boy ölçmek, çocukluk hatırası

    Ebeveynler, büyüyüp boyu uzayan çocuklarının gelişimini izlemekten büyük zevk alırlar; kapı kenarlarına, duvarlara çocuklar uzadıkça kazınan rakamlar bu yüzden çok değerlidir. Hiçbir badana, hiçbir tadilat bu izlerin silinmesini sağlayamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Resim” title_font_size=”13″]
    çocuk,bebeklik

    Çocukların eli boya tutmaya başladığında ve yaptıkları ilk resimleri annelerine hediye ettiklerinde o resim bir başeser muamelesi görür ve gururlu annenin hem sandığında hem de yüreğinde saklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Karne” title_font_size=”13″]
    karne

    Çocuğu eğitim hayatına atılan bir anne için eve getirilen o ilk karnenin değerine paha biçilemez. Yavrusunun gelecek başarılarını sabırsızlıkla bekleyen anne ilk karneyi her zaman saklayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vee… İlk Diploma” title_font_size=”13″]
    mezuniyet diploması

    Diplomalar adeta annelerin duvara asması için icat edilmiş gibidir, çünkü diploma bir anne için görevini yaptığının, başarılı bir evlat yetiştirdiğinin nişanıdır.

  • ENGELLERE RAĞMEN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREN İSİMLER

    Yazımızda listelediğimiz sanat ve spor dünyasından ünlü isimler bedensel olarak yaşadıkları engellere rağmen elde ettikleri başarılar ile dünya çapında tanınmış kişilerdir. Sahip oldukları yeteneklerini geliştiren ve başarı hikâyeleri ile birçok kişiye ilham olan bu özel isimleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çok küçük yaşta görme yetisini kaybeden Kâni Karaca hem hafız hem de mevlithan olarak icra ettiği mesleğinde Türk din mûsikîsinin 20. yüzyıldaki önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Yedi yaşlarındayken Kur’an ve musikiyle tanışan Karaca, dönemin önemli üstatlarından eğitim almış, İstanbul tilavet (Kur’an’ı usulüne uygun olarak okuma) geleneğinin son temsilcisidir ve Türk musikisinde sayısız eserleri mevcuttur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğuştan görme engelli Eşref Armağan, yazmayı ve resim yapmayı kendi kendine öğrenmiş ve eserleri ile yurt içi ve yurt dışındaki sergilere katılmış başarılı bir ressamdır. Resmini yapacağı nesnelerin modellerini dokunarak algılayıp tuvaline aktaran sanatçının bu yeteneği “The Colors of Darkness” (Karanlığın Renkleri) ve Discovery Channel’da yayımlanan “Real Super Humans” (Gerçek Süper Kahramanlar) belgeseline de konu olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rick Allen, 21 yaşında geçirdiği bir trafik kazası sonucunda sol kolunu kaybeder ancak bu durum onu dokuz yaşından beri severek çaldığı davuldan uzaklaştırmaz. Tek kolu ile müzik kariyerine devam eder. Allen, İngiltere’de “Gigwise” adlı internet sitesinin “Tüm Zamanların En İyi Bateristleri” listesinde 7. sırada yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı atlet, yazar ve motivasyon konuşmacısı Erik Weihenmayer, 2001’de Everest Dağı’nın zirvesine gözleri görmeden ulaşan ilk kişidir. Weihenmayer aynı zamanda 2008’de Papua Yeni Gine’deki Carstensz Piramidi’ne tırmanarak her kıtadaki en yüksek noktaya ulaşır ve “Yedi Zirve”yi tamamlayan isim olarak bu başarılarıyla Time dergisine kapak olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Paralimpik yüzücümüz Sümeyye Boyacı, 2003’te iki kolu olmadan ve kalça kemiği çıkık olarak dünyaya gelir. Aldığı özel eğitim ile ayak parmaklarıyla yazmayı öğrenen atletin ayaklarıyla çizdiği sulu boya eserleri 2009’da Moskova’da sergilenir ve ebru sanatıyla ürettiği eserlerle çeşitli sergilere katılır. Gittiği bir akvaryumda kolları olmadan yüzen balıklardan etkilenen Boyacı, Avrupa Paralimpik Gençlik Oyunları’nda, Dünya Paralimpik ve Avrupa Paralimpik Yüzme Şampiyonaları’nda ülkemizi temsil edip başarılarına başarı katar. Cumhuriyet tarihinin yüzmede ilk kadın Avrupa şampiyonu olan Boyacı, 2022 Para Yüzme Dünya Şampiyonası’nda altın madalya kazanarak dünya şampiyonu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalyan tenor, söz yazarı, besteci ve müzik yapımcısı Andrea Bocelli, dünyanın en önemli tenörlerinden biridir. Beş aylıkken doğuştan glokom teşhisi konur ve on iki yaşında geçirdiği bir futbol kazasının ardından ise tamamen kör olur. Altı yaşındayken piyano çalmayı öğrenen Bocelli, flüt ve saksafon çalmayı da öğrenir. 15 solo müzik albümü ve dokuz opera kaydı olan, dünyanın dört bir yanındaki önemli müzik etkinliklerinde sahne alan Bocelli, etkileyici sesinin yanı sıra karakteri ve azmi ile People dergisinin “50 En Güzel Kişisi” listesine girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Altı Nokta Körler Vakfının kurucuları arasında yer alan Gültekin Yazgan, 11 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu retina yırtılması sebebiyle görme yetisini tümüyle kaybeder. Engeli sebebiyle okuldan ayrılan Yazgan, özel öğretmenlerin desteği ile Braille yazı ve İngilizce öğrenir. Ankara Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra öğretmenlik ile avukatlık kariyerine başlar. Emekli olduktan sonra kitap çevirisi ve sosyal sorumluluk projelerine devam eder. Vefatına kadar kurucularından olduğu vakıf ile ülke genelindeki görme engelliler için çalışmalarını sürdüren Yazgan, “Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı”nın da kurucusudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı şampiyon güreşçi Kyle Maynard, protez yardımı olmadan Kilimanjaro Dağı’na çıkan ilk ampute sporcudur. Doğuştan uzuvları olmayan Maynard, yaşadığı zorlukların nasıl üstesinden geldiğini anlattığı “Mazeret Yok” kitabı ile övgüler toplarken başarılarını bunlarla sınırlandırmaz; dövüş sporlarında da ustalaşır. Güney Yarım Küre’deki en yüksek zirve olan Arjantin’in Aconcagua Dağı’nın zirvesine yine protezsiz ulaşır.

  • DEKORASYONDA YASTIK MUCİZESİ

    Ev dekorasyonunuzda sadece yastık kullanarak yapabileceğiniz değişimlerin sihirli değnek etkisi yaratacağına ve bir anda bambaşka bir atmosfere geçeceğinize emin olabilirsiniz. Konuyla ilgili tek ihtiyacınız biraz hayal gücü ve yaratıcılık olacaktır. Dekorasyonu bu şekilde dönüştürmek pratik olduğu kadar ekonomik bir yöntemdir de… Yani yastıkların gücünü yadsımamak gerekir. Ve işte birkaç öneri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DAHA YAŞANABİLİR BİR DÜNYA İÇİN: SIFIR ATIK

    Özellikle plastik madde kullanımının artmasıyla beraber atık sorunları, tüm dünyayı ilgilendiren en önemli problemlerden biri haline geldi. Bu sorunu ortadan kaldırmak adına son zamanlarda pek çok çözüm üretildi; özellikle geliştirilen projeler ile sıfır atık bilincinin yaygınlaşması hedeflendi. Peki, sıfır atık nedir ve neden bu kadar önemlidir? Detayları yazımızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır atık nedir?” title_font_size=”13″]

    Sıfır atık israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık miktarının azaltılmasını hedefleyen bir felsefedir. Sıfır atık felsefesinin benimsenmesiyle beraber çevre ve canlılar için riskler azalır. Ağaçların ihtiyaç fazlası kesilmesi önlenir, havaya salınan sera gazı miktarında azalma gözlemlenir. Atık depolama alanlarında tasarruf sağlanırken geri dönüştürülen her bir maddeyle gelecek nesillere temiz bir dünya bırakılır. Sıfır atık projeleri kapsamında yürütülen çalışmalarda öncelik çevreye karşı duyarlı olmaktır çünkü atıkların etkisi direkt çevre üzerinedir. Atıkların çevremize verdiği zararlara kısaca bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atıkların çevreye zararları nelerdir?” title_font_size=”13″]

    Nüfusun hızla artması ve şehirleşme, atık miktarının artmasına neden olur. Bu atıklar belirli bir orana kadar doğa tarafından temizlenebilir ancak fazla olduğunda doğa da çaresiz kalır; biriken atıklar çevreyi olumsuz etkiler. Gaz, sıvı ve katı halde bulunan ve çevreyi kirleten atıklar gelecek nesiller için büyük bir tehdit oluşturur. Plastik atıklar toprak, gaz atıkları ise hava kirliliğine neden olur ve tüm bunların sonucunda küresel ısınma, bitki örtüsünün zarar görmesi, istenmeyen kokular ve yangınlar meydana gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır Atık Projesi” title_font_size=”13″]

    T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2017 yılında sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde oluşan atıkları kontrol altına alabilmek adına Sıfır Atık Projesi’ni hayata geçirdi ve yaygınlaşması yolunda çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar ülke genelinde pek çok yeni projeye de vesile oldu. Türkiye’de sıfır atık projesi kapsamında en dikkat çeken illerden biri Afyonkarahisar’dır. Sıfır Atık Projesi çerçevesinde Afyonkarahisar’da bulunan resmi kurumların tamamı projeye tam destek verdi. Proje kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda onlarca ton ambalaj atığı geri kazanıldı. Sıfır Atık Projesi kapsamında öne çıkan bir diğer il ise Manisa’dır.  Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde ilginç bir proje yürütülüyor; “Kavunda Sıfır Atık”. Kulağa ilginç gelen proje kapsamında amaç kavunun her bir yerinden yararlanmak. Proje kapsamında meyve olarak tüketilmesinin dışında kavundan reçel, meyve suyu, pekmez, sirke gibi gıdaların da üretilmesi hedeflendi bu sayede pek çok farklı ürün elde edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır atık için neler yapabiliriz?” title_font_size=”13″]

    Sıfır Atık Projesi son yıllarda birçok kurum tarafından destek alıyor ancak bireysel olarak da katkı sağlamak şart. Evde, sıfır atık bilincini geliştirerek çevreye bizler de katkı sağlayabiliriz; bunun için yalnızca birkaç konuda dikkatli olmak yeterli olur. Mutfaklarda ortaya çıkan atık yağları lavaboya atmak yerine süzerek ayrıştırmak, suyun temiz kalmasını sağlayacaktır. Lavabolara dökülen her 1 litre atık yağ, yaklaşık 1 milyon litre temiz suyun kirlenmesine sebep oluyor bu nedenle yağlar, sandığımızda çok daha tehlikeli. Atık piller, tarihi geçmiş ilaçlar gibi zehirleyici maddeleri atmak yerine ilgili kurumlara teslim edebilir ve bu atıkların doğaya verdiği zararın önüne geçebilirsiniz. Olabildiğince az yapay atık oluşturmak da alınması gereken bir diğer önlemdir; alışveriş poşetleri yerine bez torbalar kullanmak daha doğru olacaktır. Ayrıca özellikle sıcak havaların gelmesiyle su tüketiminin fazla olduğu şu zamanlarda, plastik şişe yerine cam şişe kullanmak da alacağımız tedbirlerden biridir.

  • GÜVENLİ SÜRÜŞ İÇİN GEREKLİ MOTOSİKLET AKSESUARLARI

    En kullanışlı ulaşım araçlarından olan motosikletler maceracı ruha sahip sürüş tutkunlarının da vazgeçemediği taşıtlar arasında yer alıyor. Popülerliği günden güne artan motosikletler ister uzun yolda ister kısa mesafelerde kullanılsın güvenli bir sürüş için aksesuarlarının eksiksiz kullanılması gerekiyor. Olmazsa olmaz motosiklet aksesuarlarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kask ” title_font_size=”13″]

    Güvenli sürüş denilince ilk akla gelen kaskların birçok çeşidi bulunuyor. Kasklar olası baş darbelerinden ve yüz yaralanmalarından korunmayı sağlıyor. Bu sebeple motosikletler için özel olarak üretilen kaskları tercih etmek önemli. Kaskın ağırlığı, kafa ölçüsü, kaskın üretildiği materyalin kalitesi ve mevsimine uygun olup olmadığı dikkat edilmesi gereken diğer konular…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eldiven ve Rüzgârlık ” title_font_size=”13″]

    Motosiklet kıyafetleri, bedeni yaralanmalardan korumak için deri veya özel kumaşlardan üretilir ve bu özel kıyafetler sürücüyü hem soğuktan hem sıcaktan koruyacak şekilde tasarlanır. Sürüş güvenliğini ve konforunu sağlayan motosiklet aksesuarlarından eldiven, aracın kontrolünü daha rahat kavramak için son derece önemlidir. Hız ve fren kontrolünün elle yapıldığı motosiklette, yağmurlu ve rüzgârlı havalarda bu kontrolün daha rahat yapılabilmesi için her türlü hava koşuluna uygun bir eldiven tercih etmek gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Omuzluk, Bellik, Sırtlık ” title_font_size=”13″]

    Kaskın tamamlayıcısı olan omuzluk, bellik ve sırt koruyucu ile bir araya geldiğinde tam koruma sağlıyor. Omuzluk sürüş konforunu artırırken; beli, omurgayı ve böbrekleri korumak için sırtlık ve bellik kullanmak gerekiyor. Ergonomik olarak tasarlanan bu tür ürünler, motosiklet sürerken rahatsız etmemesi için hafif ancak darbelere karşı dayanıklı olacak şekilde üretiliyor. Bununla birlikte ister yaz ister kış ayı olsun rüzgârdan koruyan bu aksesuarlar sürüş esnasında duruşu da düzelterek oluşabilecek sırt ağrılarını en aza indiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyunluk ” title_font_size=”13″]

    Boyun, yüz ve burun gibi birçok bölgeyi kapatan boyunluk hem soğuk havaya hem toza karşı sürücüyü korur. Boyun ve yüz bölgesini kapatarak sıcak tutar ve tozlu havanın etkilerini azaltır. Nefes alan kumaşlardan tasarlanan boyunlukların hava geçirgenliği yüksektir ve nemin vücutta birikmesini önler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dizlik ve Dirseklik ” title_font_size=”13″]

    Eklemleri koruyan dizlik ve dirseklik, güvenli bir sürüşün olmazsa olmaz aksesuarlarındandır. Olası bir düşme ya da kaza anında sürtünmeyle birlikte ciltte ve eklemlerde oluşabilecek hasarı en aza indirmeye yardımcı olan bu aksesuarlar, motosiklet kıyafetlerinin içerisine giyilebildiği gibi dış taraftan da takılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydınlatma Aksesuarları ” title_font_size=”13″]

    Reflektörlü yelekler ve yansıtıcı şeritler güvenli bir motosiklet sürüşü için üretilen özel ekipmanlardır. Özellikle gece sürüşlerinde görüş mesafesini sağlayan aydınlatmalar ve ekipmanlar tıpkı diğer motorlu taşıtlarda olduğu gibi motosikletlerde de hayati önem taşıyor. Sis ve yağış gibi aniden oluşan hava değişikliğinde ya da uzun yol sürüşlerinde diğer sürücülerin motor sürücüsünü daha rahat fark etmesini sağlıyor.