Kategori: Yaşam

  • GELECEĞİN ŞEHİRLERİ İÇİN YEŞİL MİMARİ

    Yeşil mimari, çevresel sürdürülebilirliği ve enerji verimliliğini ön planda tutan bir tasarım ve inşaat yaklaşımıdır. Bu mimari yaklaşım, binaların ve yapıların doğaya en az zarar verecek şekilde tasarlanmasını ve inşa edilmesini amaçlar. Geleceğin inşaat sektöründe önemli bir rol oynayacak olan bu mimari projeler hem çevreye olan etkileri minimize etmek hem de insanların yaşam kalitesini artırmak için büyük bir potansiyele sahip. Yeşil mimarinin ne olduğunu ve temel prensiplerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mimari, enerji verimliliği, su tasarrufu, iç mekân hava kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir malzeme kullanımı ve atık yönetimini içerir. Çevre dostu yapı malzemeleri ve inşaat uygulamaları kullanılarak havayı, suyu, toprağı korumayı ve çevre üzerindeki etkileri en aza indirgemeyi amaçlar; emisyon, kirlilik, atık düzeylerinin de en düşük seviyede olmasına çalışılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mimari kavramı, 20. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle 1960’lar ve 1970’lerde çevre hareketlerinin yükselmesiyle birlikte popülerlik kazanmaya başlamıştır. Yerel iklim ve doğal kaynakları göz önünde bulunduran geleneksel mimari tasarım anlayışına 1990’lı yıllarda yeşil binalar için sertifikasyon sistemleri ve standartlar getirilmeye başlanmış, bu da yeşil mimarinin daha geniş alanlarda uygulanmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeşil binalarda kullanılacak enerjinin doğal yollarla sağlanması ve atıkların geri dönüştürülmesi önemli hususlar arasında yer alır. Güneş ışığını, doğal havalandırmayı ve ısı yalıtımını maksimum düzeyde kullanarak enerji tüketimini azaltmayı hedefler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bitkilerle kaplı çatılar ve duvarlar ısı yalıtımı sağlar, yağmur suyunu emer ve şehir ısısını azaltır. Bu mimaride yenilenebilir, geri dönüştürülmüş veya düşük enerjili üretim süreçlerine sahip malzemeler kullanılır. Ahşap, bambu, geri dönüştürülmüş metal ve cam, bu tür malzemelere örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve jeotermal enerji sistemleri gibi yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak enerji ihtiyacı karşılanır. LED aydınlatma, enerji tasarruflu HVAC (ısıtma, havalandırma ve klima) sistemleri ve enerji yönetim sistemleri kullanılarak enerji tüketimi en aza indirgenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Su tasarruflu musluklar, duş başlıkları ve tuvaletler kullanılarak su tüketimi azaltılır. Çatılardan toplanan yağmur suyu, sulama ve tuvalet rezervuarları gibi ikincil su ihtiyaçları için kullanılır. Kullanılmış suyun (örneğin duş suyu) arıtılarak tekrar kullanılması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İki yüksek binadan oluşan ve dış cephesindeki yoğun bitki örtüsü ile dikkat çeken Milano’daki Bosco Verticale, yağmur suyu toplama ve tamamen sürdürülebilir malzemelerle inşa edilmiş bir yapıdır ve yeşil bina tasarımına verilebilecek en güzel örneklerden biridir. 2017’de ülkemizde de “Binalar ile Yerleşmeler İçin Yeşil Sertifika Yönetmeliği” Resmî Gazete’de yayımlanmış ve ülkemizdeki sınırları çizilmiştir. Ülkemizde de yeşil mimari standartlarıyla inşa edilen; atık yönetimi, enerji verimliliği, su tasarrufu ve sürdürülebilir malzeme kullanımı ile ön plana çıkan pek çok proje bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bina yapımının değerlendirilmesi için pek çok ülke kendi sürdürülebilirlik gereksinimlerini ve iklim koşullarını göz önüne alarak yeşil bina standartları ve değerlendirme araçları geliştirmiştir. Bu derecelendirme sistemlerinde binalar, çeşitli kriterler üzerinden puanlandırılır ve ona göre sertifikalandırılır.

  • HANGİ ÇÖP NEREYE ATILMALI?

    Artık hepimiz suyun, toprağın, bitkilerin, hayvanların ve biz insanların sağlığı için çıkardığımız çöp oranını minimuma indirmemiz, hiç değilse çöplerimizi ayrıştırarak geri dönüştürülmesine destek vermemiz gerektiğini biliyoruz. Fakat çöp ayrıştırma konusu kimi zaman kafaları karıştırıyor ve elimizdeki çöpü karşımızdaki renkli kutulardan hangisine atacağımızı bilemeyebiliyoruz. Bunun için özet bir çöp ayrıştırma rehberi hazırladık. Diğer taraftan bu renkli kutuları evinizde, apartmanınızda, ofisinizde bulundurarak daha özenli bir davranış şekline geçmek isterseniz de bağlı bulunduğunuz belediyeyi veya bazı özel kurumları arayarak temin edebilir, vakti geldiğinde çöpünüzün geri dönüşüm tesislerine gitmek üzere alınmasını sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Geri dönüşüm sisteminin verimli çalışabilmesi için dönüşümü olmayan çöplerin hangileri olduğunu bilmeli, onları geri dönüşüm kutularına değil siyah renkli çöp kutularına atmalıyız. Geri dönüştürülemeyen çöpler arasında kırılmış porselen ve seramik, bebek bezi, ıslak mendil, plastik ev eşyası, oyuncak, ayakkabı, çanta, tekstil ürünleri, kirli kâğıtlar yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Plastik çöplerin kutu rengi sarıdır. Sarı çöp kutularına atabileceklerimiz arasında plastik şişe, plastik temizlik şişesi, yoğurt kabı gibi plastik kutular, plastik kapaklar, plastik çiçek saksıları, plastik torbalar bulunur. Ayakkabı, oyuncak, cam ya da tekstil ürünleri bu kutulara atılmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kâğıt ve kartonaj çöplerin yeri mavi kutulardır. Gazete, dergi, katalog, karton yumurta kutusu, kâğıt torbalar bu kutulara atılmalıdır. En çok karışıklık yaşanan çöp türlerinden biridir. Örneğin kâğıt havlu, tek kullanımlık kâğıt bardak, artık duvar kâğıdı, süt veya meyve suyu kutuları bu türde çöpler sanılır oysa içlerinden bir kısmının geri dönüşümü yoktur, bir kısmının yeri de karışık maddelerden oluşan çöp kutularıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cam şişe, cam kavanoz, su bardağının yeri yeşil kutulardır. Bazı cam konteynerleri ise renklere göre bölümlere ayrılır, bu da camı beyaz, yeşil, kahverengi şeklinde rengine göre ayrıştırmamız içindir. Porselen ve seramik ürünler cam kutularına atılmamalıdır. Eğer cam şişeler depozitolu ise çöpe atılmamalı ve alınan mağazaya verilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sebze ve meyve artığı, yumurta kabuğu, çiçek veya bitki parçaları, çay poşeti ve kahve filtresi organik çöp alanına girer ve kutu rengi kahverengidir.Organik çöpleri ilgili yere atmak önemlidir ama daha önemlisi mümkün olduğunca çöp çıkarmamaya gayret etmektir. Bu tür çöplerden saksı veya bahçede bitki topraklarına karıştırarak verim elde edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu çöpleri doğaya ve sağlığa vereceği zararlardan dolayı herhangi bir çöp kutusuna atmamak, bağlı olunan belediyeden bilgi alarak değerlendirmek gerekir. Pil, floresan tüpü, zirai ilaç, boya veya yapıştırıcı kabı gibi atıklar bu türden çöplerdir. İlaç atıkları da özellikli çöplerdir ve eczanelerde bulundurulan tıbbi atık kutularına bırakılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kızartma yağları kesinlikle lavaboya dökülmemelidir. Bu atıklar hem kanalizasyon sistemini bozuyor hem içme sularını kirletiyor hem de denizlere, göllere karıştığında suda yaşayan canlılara büyük zarar veriyorlar. Yağ atıklarını bir şişede biriktirerek 5 litreye ulaştığında 444 28 45 numaralı telefonu arayabilir, görevli kişilerle randevulaşarak atığınızı teslim edebilirsiniz.

  • MODERN TIBBIN TEMEL TAŞI: KAN NAKLİNİN KISA TARİHİ

    Tıp dilinde “kan transfüzyonu” olarak adlandırılan kan nakli sayesinde günümüzde milyonlarca insan sağlığına kavuşmakta. Yazımızda ilk denemeleri 15. yüzyıl itibarıyla başlayan kan naklinin kısa tarihini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bilinen ilk kan transfüzyonu 1492 yılında Katolik Kilisesi’nin lideri Papa VIII. Innocent’e yapılır ancak başarılı olmaz. Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle tedavi için o döneme göre öncü sayılabilecek çeşitli yöntemler denenir, üç gençten alınan kan Papa’ya verilir. Ancak hem Papa hem de kan veren üç genç hayatını kaybeder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiliz hekim ve fizyolojinin öncülerinden Richard Lower, 1666 yılında köpekler arasında ilk başarılı kan naklini gerçekleştiren isim olur. Kalp ve akciğerler üzerine çalışmalarıyla tanınan Lower, insanlar arasındaki kan transfüzyonlarına yönelik deneyler gerçekleştirir ancak bu denemeler sınırlı başarı elde eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fransız hekim Jean-Baptiste Denis, 1667 yılında insanlara hayvan kanı nakletme denemelerini başlatır ve tarihteki ilk başarılı insan kan transfüzyonu denemesini gerçekleştirir. Hasta bir çocuğa, koyun kanı nakleder ve çocuk bir süreliğine hayatta kalmayı başarır. Ancak daha sonraki nakiller yan etkilere yol açar ve sonuçlar genellikle olumsuz olur. Denis’in çalışmaları o dönemde oldukça tartışılır, sonrasında da Fransa’da hayvan kanının insanlara nakledilmesi yasaklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılın başlarında, İngiliz cerrah James Blundell, İngiltere’de insandan insana ilk başarılı kan naklini gerçekleştiren isim olur. 1818 yılında doğum sonrası kanama geçiren bir anneye, hastanın eşinden aldığı kanı transfüze eder. Blundell’ın bu alandaki çalışmaları, özellikle doğum sonrası kanama gibi durumlarda kan naklinin önemini ortaya koyar. Ayrıca hemşirelik eğitiminin geliştirilmesine de katkıda bulunmuştur. Klinik çalışmalarının yanı sıra bilimsel makaleler ve deneysel çalışmalarıyla tıp alanına önemli katkılar sağlar, hem pratik hem de teorik olarak tıp biliminin ilerlemesinde büyük rol oynar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1901 yılında Avusturyalı bilim insanı Karl Landsteiner, A, B ve O kan gruplarını keşfeder. Bu keşif, kan transfüzyonlarının güvenli bir şekilde yapılmasını mümkün kılarak modern tıpta çığır açmıştır. Transfüzyonun miladı niteliğindeki bu çalışmalar, kan nakillerinde uyuşmazlıkların önlenmesinde kritik öneme sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1900’ler artık kan ve dolaşım sistemiyle ilgili önemli bilgilerin keşfedildiği yıllar olur. I. Dünya Savaşı döneminde ABD’de askerî hekim olarak çalışan Oswald Hope Robertson, kanın uzun süre saklanabilmesini sağlayan pıhtı önleyici sistemi keşfeder. İlerleyen yıllarda Belçikalı hekim Albert Hustin ise ilk kez doğrudan olmayan kan naklini gerçekleştirir. Yani bu, kanın doğru koşullarda muhafaza edilerek daha sonra kullanılabilmesi anlamına gelir. Bu çalışmalar I. Dünya Savaşı’nda oynadığı kilit rol ile birçok askerin hayatını kurtarır. 1921 yılında ilk kan bankası kurulur, 1935 yılında Roma’da ilk kan transfüzyonu kongresi düzenlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kan gruplarını keşfeden Karl Landsteiner, çalışma arkadaşı Amerikalı biyolog ve doktor Alexander Solomon Wiener ile 1940 yılında Rh faktörünü keşfeder. Bu keşif, kan nakillerinde ve gebeliklerde kan uyuşmazlıklarının anlaşılması açısından önemlidir. Modern tıpta, kan komponentlerinin (kırmızı kan hücreleri, plazma, trombositler) ayrı ayrı kullanılması yaygınlaşır. Bu, spesifik ihtiyaçlara yönelik tedaviyi daha etkili hâle getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde kan transfüzyonu ile ilgili ilk çalışmalar 1921 yılı itibarıyla Prof. Dr. Burhanettin Toker tarafından başlatılır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde 1938 yılında ilk transfüzyon gerçekleştirilir. 1940-1945 yılları arasında ülkemiz üniversiteleri ile bazı devlet hastanelerinde kan üniteleri kurulur, doktorlarımız kan transfüzyonu konusunda eğitim almaları için 1954 yılında İngiltere ve ABD’ye gönderilir. 1957 yılında Ankara ve İstanbul’da ilk modern kan merkezleri açılarak kan bankacılığı alanında hizmet verilmeye başlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kan nakli, ileri teknoloji ve güvenlik protokolleri sayesinde oldukça güvenli ve etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Kan bankacılığı sistemlerinin gelişimi, kanın doğru koşullarda saklanmasını ve gerektiğinde hızlı bir şekilde temin edilmesini sağlamaktadır. Kan bağışçıları ve alıcı arasında yapılan uyumluluk testleri, nakil işleminin güvenliğini artırmakta ve yan etki riskini en aza indirgemektedir. Sonuç olarak, kan nakli tıbbın en büyük başarılarından biri olarak insan hayatının korunmasında ve iyileştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır.

  • Kaliteli Bir Uyku İçin Ne Yapmalı ve Ne Yapmamalı

    Kaliteli Bir Uyku İçin Ne Yapmalı ve Ne Yapmamalı

    Akşam deliksiz bir uyku çekmek, güne güzel başlamanın en iyi yolu. Hayatımızda belki de yüzlerce kez duyduğumuz bu klişe büyük bir gerçeklik payı da taşıyor. Biz de bu gerçeğin üzerine eğildik ve kaliteli bir uyku için ne yapabilirsiniz ve ne yapmamalısınız başlıklarını içeriğimizde derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gündüz saatlerinde dışarıda vakit geçirerek güneş ışığından faydalanmak uykunuzun kalitesini de süresini de artırır. Siz en iyisi güneş tepedeyken yürüyüş yapın, bisiklete binin, her ne seviyorsanız onu yapın ama her gün güneş ışığı gördüğünüzden emin olun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Keyifli bir uyku için yatağa girerken midenizin dolu olmaması önemli. Akşam saatlerinde sadece yemekten değil içeceklerden de uzak durmanız öneriliyor, özellikle de vücuttan atılması uzun süren kafeinli içeceklerden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaliteli uyku için her gün belli saatlerde yatıp kalkmanız öneriliyor. Hatta gün içinde uzun kestirmelerden kaçınmanız ve uygulaması zor olsa da hafta sonları dâhil geç yatmamanız bu önerilere eşlik ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uyuduğunuz odanın koşulları da elbette elzem bir faktör… Deliksiz uyku için ideal oda, sesten ve ışıktan arınmış, yaklaşık 20 derece sıcaklıkta olmalı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yatmadan hemen önce sizi sakinleştirecek bir rutin bulursanız uyku evresine daha kolay geçersiniz. En gözde seçenekler ise ılık bir banyo ya da meditasyon yapmak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sabah sporu

    İyi bir uyku için akşam saatlerinde meditasyon ve sakinleştirici bir yoga rutini tavsiye edilse de kardiyo ve koşu gibi zorlu egzersizler yapmamalı, bu tarz sporları gün ışığına bırakmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uyku düzensizliğinin olası sebeplerinden biri de magnezyum eksikliği… Neyse ki ıspanak, kabak çekirdeği, avokado, muz gibi besinleri tüketerek magnezyum alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Uyumaya çalışırken yapacağınız en büyük hata ise televizyon izlemek ya da sosyal medyaya takılı kalmak çünkü ekran ışığı beyninizi fazla uyararak uykuya dalmanızı engelliyor.

  • GÜNEŞ SİSTEMİNİN EN BÜYÜK UYDUSU

    Güneş sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter’in bilinen 79 uydusu bulunuyor. En büyük uydusu Ganymede sadece Jüpiter’in değil, aynı zamanda Güneş sisteminin de bilinen en büyük uydusu. Bu uydu eğer Jüpiter’in değil de Güneş’in etrafında dönseydi, boyutlarından dolayı rahatlıkla bir gezegen olarak kabul edilebilirdi. 1610’da İtalyan gök bilimci Galileo Galilei tarafından Jüpiter’in diğer üç büyük uydusuyla birlikte keşfedilen bu dev uydu hakkında ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ganymede dâhil olmak üzere Io, Europa ve Callisto, Jüpiter’in en büyük dört uydusudur ve bu uydular “Galileo Uyduları” olarak adlandırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    5.262 km’lik çapa sahip Ganymede’nin yüzey alanı 4.879 km çapa sahip Merkür gezegeninden daha büyüktür ve bu doğal uydu küçük bir teleskop ya da dürbünle bile çok rahat gözlemlenebilir. Ganymede yüzey ölçüsü bakımından Merkür’den büyük olsa da iki gök cismi kütlesel olarak kıyaslandığında Ganymede daha hafiftir. Bunun sebebi ise Ganymede’nin büyük oranda buzdan oluşmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ganymede’nin yüzeyi kalın bir buz tabakasından oluşur ve jeolojik olarak pek de aktif bir yapıya sahip değildir. Gök bilimciler bu bilgiye yaşı yaklaşık 4 milyarı aşan kraterler sayesinde ulaşmıştır. Ganymede’nin yüzeyinde çarpma izleri, kraterler ve oluklar bulunur. Kraterler yüzeyin yaşını belirlemek ve Güneş sistemindeki çeşitli dönemleri anlamak için kullanılan önemli göstergelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ganymede, kendine ait manyetosfere sahip olan tek uydudur. Manyetosfer, Güneş rüzgârlarıyla oluşan plazma akımının engellenmesini sağlar ve yüklü parçacıkların gezegenin veya gök cisminin atmosferine çarpmasını engelleyen bariyer görevi görür. Ganymede’nin manyetosferi hem Güneş’ten hem de Jüpiter’den gelen yüksek enerjili parçacık akışından kendini korur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Jüpiter’e yakınlık açısından ele alındığında Ganymede; Io ve Europa’dan sonra üçüncü sırada yer alır. Yakın zamanda yer altında tuzlu su okyanuslarının bulunduğunu öğrendiğimiz Ganymede’de yüzey sıcaklığı oldukça düşüktür ve genellikle -150 °C civarındadır. Ganymede, Dünya dışında yaşam ihtimalinin araştırıldığı önemli bir uydudur. 2024’te “Europa Clipper” uzay aracı, “Galileo Uyduları”nda yaşamın izlerini aramak için uzaya fırlatılacak ve bir aksilik çıkmazsa bu uyduların en net fotoğrafları çekilecektir.

  • İŞ TOPLANTILARINI İNTERNET ARACILIĞI İLE YAPANLARA ÖNERİLER

    İŞ TOPLANTILARINI İNTERNET ARACILIĞI İLE YAPANLARA ÖNERİLER

    İşlerin evlerden yürütüldüğü dönemlerde ofis toplantılarını internet üzerinden görüntülü olarak yapmanın birçok avantajı bulunmakta. Zaman tasarrufu sağlaması, istendiğinde toplantının kaydedilmesi ve tekrar tekrar izlenebilmesi gibi. Buna karşılık ortaya çıkabilecek teknik aksaklıklardan dolayı toplantının sürekli sekteye uğraması da online toplantıların dezavantajlarından. Ama bu gibi dezavantajları bertaraf edip verimli sonuçlar elde etmek de elinizde. İşte online toplantı sırasında yapılması ve yapılmaması gerekenler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Online toplantı sırasında seçtiğiniz fon dikkatleri sabote edebilir” title_font_size=”13″]

    Evdesiniz, henüz ortalığı toplamadınız ve birazdan iş arkadaşlarınızla online toplantıya katılacaksınız. Böyle bir durumda yapabileceğiniz en kötü şey bilgisayar kameranızı bu düzensizliği gözler önüne seren bir alana çevirmek olurdu. Yapabileceğiniz en iyi şey ise kameranızı karşınıza, odanızın bir duvarını ya da köşesini hemen arkanıza almak olacaktır. Ayrıca çizdiğiniz bu fiziksel sınırla ev ahalisinin farkında olmadan görüntüye girip çıkmasının da önüne geçmiş olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her toplantı için bir ön hazırlık gerekir, online toplantı için de öyle!” title_font_size=”13″]

    Ev halkı demişken, toplantınız olduğunu önce onlara ilan etmeniz ve bir süre sizinle iletişimi kesmelerini söylemeniz yerinde olacaktır. Uzağınızda ya da yakınınızda bulunsun cep telefonunuzun sesi de toplantı öncesinde kısılmış olmalı. Eğer bilgisayar kameranızı uygun bir yere konumlandırdıysanız video konferans sırasında ihtiyacınız olacak belgeleri, gerekli görüyorsanız kalem ile not defterinizi ulaşabileceğiniz bir yere koyun ki yeri geldiğinde rahatça uzanıp alın ve görüntüden çıkmak durumunda kalmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu toplantıyı gerçekleştirebilmek için yegâne aracınız o!” title_font_size=”13″]

    İnternet aracılığı ile iş yerinizle bağlantı kurup bir toplantı gerçekleştireceksiniz, bu durumda bir sorun yaşamamak adına mutlaka internet bağlantınızı kontrol etmelisiniz. Görüşme esnasında hızınızı yavaşlatabileceği için arka planda açık duran programları kapatmalı, yüklü dosyalar indirmeniz gerekiyor ise toplantı öncesinde yapmalı veya sonrasına ertelemeli ve son olarak şarjınızın toplantının yarısında bitmeyeceğinden emin olmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Görüntü mükemmel, ses de tamam ise toplantıya hazırsınız” title_font_size=”13″]

    Eğer söz konusu toplantı online ise 10 dakika önce orada olmak, yani video konferans yapacağınız uygulamayı aktif hale getirmek her zaman işinizi kolaylaştırır. Böylece toplantının başlamasını beklerken web kameranızı açarak yüzünüze vuran ışığı kontrol edebilir, kamera açınızı istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Ardından ses ayarlarına girerek bir test yapabilir ve sesinizin karşınızdakilere sorunsuz biçimde gideceğinden emin olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Söz konusu bir toplantıysa her zaman konsantre olmanız beklenir” title_font_size=”13″]

    “Nasıl olsa ekrana bakıyorum, toplantı devam ederken şu masaüstümü bir toparlayayım” ya da “e-postalarımı kontrol edeyim zaten kulağım onlarda” diyorsanız, bu, odağınızın toplantıda olmadığının bir göstergesidir ve ekrana dikkat kesilmiş iş arkadaşlarınız tarafından anlaşılması an meselesidir. Aynı mekânda iken yapılan toplantı disiplininizi bilgisayar başında da sağlamalı ama bu sefer bilgisayar ekranınızda yerlerini almış kişilere odaklanmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toplantı sırasında mikrofon sesinizi açıp kapatabilirsiniz” title_font_size=”13″]

    Bir online toplantıda katılımcı sayısı birkaç kişi olabileceği gibi 10 kişi hatta onlarca kişi de olabilir. Online toplantı imkânı sunan araçlar arasında kalabalık sayıları destekleyenler mevcut ve bu güzel haber. Fakat katılımcı sayısı kalabalıklaştıkça aynı anda yapılan konuşmalar kakofoni yaratarak rahatsız edici bir hal de alabilmekte. Bunu toplantının yöneticisi de yapabilir ama yine de aklınızda bulunması gereken detay kendi mikrofonunuzu kontrol edebilecek olmanız. Toplantı boyunca mikrofonu kapalı tutmanız ve sıra size geldiğinde açmanız en uygun davranış biçimi olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ya toplantının ortasında çevrim dışı olursanız?” title_font_size=”13″]

    Böyle bir ihtimal her zaman mümkün. İnternetinizin hızı gayet iyidir ama örneğin birden elektrikler kesilebilir. Bu gibi talihsiz durumlarda önceden düşünülmüş bir alternatifinizin olması toplantıya tekrar katılmanızı sağlayacaktır. En pratik alternatif ise elbette video konferans için kullandığınız uygulamayı akıllı telefonunuza ya da varsa tabletinize de indirmiş olmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Verimli bir toplantıyı daha geride bırakırken…” title_font_size=”13″]

    Herkes teşekkürlerini bildirdi ve online toplantı tek bir tık ile sona erdi. O andan itibaren çalışma arkadaşlarınız ya da iş ortaklarınızla bağlantınız da kesilmiş bulunuyor. Toplantı esnasında öne çıkan başlıkların veya alınan kararların katılımcılara, yönetici veya ilgili kişi tarafından e-posta ile gönderilmesi görüşmenin daha da sağlıklı bir zemine oturmasını sağlayacaktır. Son olarak söylemeliyiz ki, işin uzmanları online toplantıların sayısının gereğinden fazla tutulmasının ofis ortamı ile aynı sonucu vermeyeceği ve çalışan için verimi düşüreceği uyarısında da bulunuyor.

  • JAPONLARA GÖRE TEMBELLİKTEN KURTULMANIN 8 YOLU

    Japonların tembellikten kurtulmak için belirlediği 8 yöntem ile hayatınızı daha verimli hâle getirebilirsiniz. Ancak aşağıda belirtilen maddeler bütüncül bir şekilde uygulandığında daha etkili sonuç verecektir çünkü kişinin motivasyonunun karşısında duran tüm engelleri aşmak için hem sağlam bir zihin hem sağlam bir beden hem de hedef odaklı bir bakış açısı gereklidir. İşte o maddeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ikigai kelimesi genellikle kişinin hayatındaki değer kaynağını veya hayatını değerli kılan şeyleri belirtmek için kullanılır. Türkçeye çevrildiğinde kelime kabaca “uğruna yaşadığınız şey” ya da “sabah uyanma sebebiniz” anlamına gelir. Kendi yaşamımıza anlam katan bir hedef koymak, o hedefe ulaşmamızı sağlayacak yolda güçlü bir motivasyon kaynağı olacak, boşa zaman kaybetmenin önüne geçecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kaizen, Japoncada kai (değişim) ve zen (daha iyi) sözcüklerinin birleşimidir. Birleştirilmiş haliyle “daha iyiye değişim”, diğer bir ifadeyle “sürekli iyileştirme” anlamına gelmektedir. Değişim odaklı, küçük adımlarla; ev, iş, özel ve sosyal yaşamın her bir noktasını sürekli olarak geliştirme esasına dayanan bir yaşam felsefesidir. Kaizen’i yaşamına entegre edebilmeyi başarmış insanlar; birden ve büyük değişimler veya hedefler yerine, küçük ama ulaşılabilir hedeflerle değişim ve gelişimi sürekli hâle getirirler. Böylelikle tembelliğin en büyük nedenlerinden olan “ya başaramazsam” duygusunun da önüne geçilmiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hara Hachi Bu, insanlara %80 doyana kadar yemek yemelerini söyleyen bir Konfüçyüs öğretisidir. %80 yaklaşımı ile çok tok hissedildiğinde ortaya çıkan hazımsızlığın beraberinde getirebileceği rahatsızlık, şişkinlik gibi olumsuz duyguların önüne geçilebilir. Hz. Muhammad de “Midenin üçte birini yemekle, üçte birini suyla doldur; üçte birini boş bırak!” öğüdünü vererek dinç bir beden ve kafa için yapılması gerekenleri söylemiştir. Unutmamak gerekir ki sofradan çok tok kalkan insanlar bir süre hiçbir şey yapmadan, halsizleşerek sindirimin tamamlanmasını bekler. Bu öğreti, koyduğumuz hedeflere ulaşmamızda engel olan anlık hazların da önüne geçerek nefsimize hükmetmemizi sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Shoshin, başlangıç zihni anlamına gelen bir kavramdır. Bir konuyu araştırırken, konu hakkında ileri derecede bilgi sahibi olunmasına rağmen, sanki yeni öğrenmeye başlıyormuşçasına; açık, hevesli, ön yargısız ve mütevazı bir tutum takınılmasını ifade eder. Shoshin, Japon savaş sanatları eğitiminde de kullanılır. Böylelikle uğraşılan konuyla ilgili merakımız her daim taze kalacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japonlar, 25 dakika çalışıp 5 dakika mola verdikten sonra tekrar 25 dakikalık çalışma ve 5 dakikalık mola şeklinde ilerleyen dört pomodoro döngüsünün ardından 15 veya 30 dakikalık uzun bir ara vermeye “pomodoro tekniği” diyor. Bu teknik, zamanı doğru kullanmayı ve üzerinde çalışılan işe verimli bir şekilde odaklanmayı sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kusurları kabullenmeyi telkin eden Wabi-Sabi; her küçük ayrıntıyı önemsemek yerine, kusurlarıyla birlikte genelin güzelliğini kavramanın önemine vurgu yapıyor. Her yapılan iş ya da eylem mükemmel olmak zorunda değildir. Buna siz de dahilsiniz. Ufak detaylarda boğulmak yerine, kusurlu, kalıcı ve eksik bir güzelliği kabul edebilirsiniz. Çünkü bitmeyen mükemmellik arayışı genellikle stres, kaygı ve depresyon gibi rahatsızlıklara yol açar, bu da motivasyonu düşürür, tembelliğe neden olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kakeibo olarak bilinen Japon para biriktirme yöntemi, 1904’te Japonya’nın ilk kadın gazetecisi Hani Motoko tarafından icat edildi ve ev kadınlarının mali durumlarını kontrol etmelerine yardımcı olmak için tasarlandı, daha sonra tüm dünyaya yayıldı. Yöntem çok basit; her ay başı bir deftere harcama planlarınızı ve biriktirmek istediğiniz tutarı yazıyorsunuz ve bu plana sadık kalıyorsunuz. Böylece maddi sıkıntılardan kaynaklanan stresin ve motivasyon düşüklüğünün önüne geçiyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Japonca “orman banyosu” anlamına gelen bu teknik, doğada vakit geçirmenin önemine ve bu geçirilen zamandan sonra insanda oluşan dingin ruh haline işaret ediyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü, aslında tam olarak Shinrin Yoku’ya gönderme yapıyor. Doğada geçireceğimiz bir mola, daha verimli düşünmemizi ve hedeflerimize odaklanmamızı sağlayacaktır. Ayrıca bir nevi egzersiz de sayılan bu uğraş sayesinde bedenen ve zihnen tazelenerek daha dinç hissedeceksiniz. Shinrin Yoku’nun faydalarını merak ediyorsanız linketıklayarak daha önceki içeriğimizden detaylı bilgileri okuyabilirsiniz.

  • Her Mevsimin Meyvesi Limonun 8 Kullanım Alanı

    Her Mevsimin Meyvesi Limonun 8 Kullanım Alanı

    İçerdiği vitaminler, güzel aroması, kokusu ve yiyeceklerimize kattığı lezzet ile mutfağımızın vazgeçilmezlerinden biri olan limon, hayatın her alanında kullandığımız, her derde deva bir meyvedir. Bu mucizevi meyveyi nerelerde kullanabilirsiniz, hangi yiyeceklere limon ile lezzet katabilirsiniz araştırdık ve limonun 8 kullanım alanı ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cilt Temizliği Uzmanı” title_font_size=”13″]
    limonun faydaları

    Bir dilim limon ile cildinize hafifçe masaj uygulayın ve on dakika kadar bekledikten sonra yüzünüzü soğuk su ile yıkayın. Limonun anti bakteriyel özelliği, cildinizi temizleyecek ve içerdiği asit sivilce ve akneleri kurutmaya yardımcı olacaktır. Üstelik düzenli uygulandığında limonun cilt üzerindeki koyu renkli lekeleri giderdiği de düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her Derde Deva Bitki Çayları” title_font_size=”13″]
    lemon

    Limon ve limon suyu, soğuk algınlığı, boğaz ağrısı, mide ağrısı gibi rahatsızlıkların giderilmesinde de sık sık tercih edilir. Nane-limon, bal-limon gibi bitki çayları bu tarz rahatsızlıklar sırasında başvurabileceğiniz doğal rahatlatıcı yöntemlerdir. Tabii ki özel sağlık durumları olanların doktorlarıyla görüşmeden bu tarz tedavileri denememeleri gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yüzey Temizliğinde Doğal Bir Tercih” title_font_size=”13″]
    lemon

    İçerdiği meyve asitleri limonun temizlik için de mükemmel bir yardımcı olmasını sağlar. Limonu ikiye kesip karbonata batırarak lavabo, küvet gibi ıslak yüzeylerin temizliğinde kullanabilirsiniz. Ancak mermer tezgâhların temizliğinde limon tercih etmemenizde fayda var, çünkü limon mermer yüzeylerde leke bırakabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kötü Kokulara Karşı Güçlü Bir Silah” title_font_size=”13″]
    meyve

    Kötü kokularla savaşmak için limondan yardım alabilirsiniz. Yemek yaptıktan sonra ellerinizde kalan sarımsak ve soğan kokularını limon kabuğu ile ovarak giderebilirsiniz. Bulaşık makinesinin içine yerleştireceğiniz limon kabukları ise hem bulaşıklarınızdaki yağların etkili bir şekilde temizlenmesini hem de makinenin içinin güzel kokmasını sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Haşeratların Düşmanı” title_font_size=”13″]
    doğal koku, lemon

    Limonun saymakla bitmeyen faydalarından biri de böcek ve sineklere karşı etkisidir. Limonun asitli kokusu haşeratların hızla uzaklaşmasına sebep olacaktır. Üstelik böcek ilacı yerine limon tercih ederek haşeratlarla daha organik yollarla mücadele etmiş olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”C Vitamini Kaynağı” title_font_size=”13″]
    lemon

    Limon tüketmek C vitamini almanın en pratik yollarından biridir. İster lezzetli bir limonata ile serinleyin ister salatalarınıza limon ile lezzet katın bol bol C vitamini tüketmiş olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Etlere Lezzet Katar” title_font_size=”13″]
    limon sosu

    Limonun başka bir güzelliği ise neredeyse tüm et çeşitlerine lezzet katan bir tada sahip olmasıdır. Kırmızı etleri marine ederken kullanılan limon, balıklı tariflerin de değişmezidir. İçerdiği asit sayesinde, sadece birkaç damla limon suyu bile et yemeğinize büyük bir lezzet katacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tatlıların Muhteşem Eşlikçisi” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Limonlu dondurmanın, limonlu keklerin, pastaların bu kadar çok sevilmesinin elbette bir nedeni var. Limon ekşi tadıyla tatlıları dengeler ve tatlı tariflerine güzel bir koku ve tat katar.

  • 8 Maddede Türkiye’den ve Dünyadan Yaş Aldıkça Hayat Dolan Portreler

    8 Maddede Türkiye’den ve Dünyadan Yaş Aldıkça Hayat Dolan Portreler

    “Yaşlı” denince kaçımızın zihninde canlanan ilk görüntü kaykay üstünde bir dede ya da “bungee jumping” yapmaya hazırlanan tonton bir teyze olur ki? Ya da soruyu şöyle değiştirelim: “Neden böyle bir görüntü olmaz?” Seneleri bir bir geride bırakırken hayatın içindeki kimi deneyimleri de geride bırakmamız gerektiğini kim söylemiş? Bakın, dünyamız yaş aldıkça hayat dolan insan örnekleriyle dolu ve biz de 2018’in Yaşlılar Haftası’nı, yaşı ilerlemiş bu insanların etrafına da hayat saçan enerjileriyle kutluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    yaşlılar haftası

    Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de 150 metre yükseklikten bungee jumping yaparak atlayan Margit Tall’un haberleri 2014 yılının Ağustos ayında büyük yankı uyandırdı. Dünyada her gün bungee jumping yapan milyonlarca kişi varken Margit Tall’un ilgi çekmesinin nedeni elbette 95 yaşında olmasıydı. Atlayışı yaptıktan sonra yeni bir beklentiye girmişti bile: Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar ilerleyen yaşına rağmen eğlenceli, hareketli, hatta cesaret isteyen eylemlerde bulunan insanların sırlarından birinin “hayal kurmak” olduğunu söylüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    yaşlılar haftası

    “Bence bir insanda yaş önemli değildir. Sadece sağlığı önemlidir. İnsanlar spor yaptıktan sonra gayet genç ve sağlıklı kalabilir.” diyen 70 yaşındaki Rizeli Mustafa Aydın da yaşı ve uğraşıyla haberlere konu olan isimlerden. Mustafa Bey’in dikkat çekmesinin nedeni ise “vücut geliştirme” sporuna duyduğu tutku…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İnsanın yaşı kaç olursa olsun onu hayata bağlayacak diğer etkenler arasında merak duygusunu canlı tutmak, çağın teknolojilerinden faydalanmak ve kendinden memnun olmak geldiği de ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    yaşlılar haftası

    99 yaşında kırılan bir dünya rekoru…  Avustralya’nın Queensland eyaletinde düzenlenen denemelerde 100-104 yaş kategorisinde katılan George Corones, 56.12 saniyeyle dünya rekoru kırdı. Queensland’ın başkenti Brisbane’de yaşayan asırlık delikanlı, 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yüzmeyi bıraktığını, egzersiz yapmak için 80 yaşında tekrar başladığını anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    yaşlılar haftası

    Doğu Karadeniz’e özellikle Artvin’e yolunuz düşerse “a capella” yani enstrümansız bir şekilde, çıplak sesleriyle müzik yapan grupları dinlemeli ve bu müziği yapan insanların yaşlarına şaşırmamalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    yaşlılar haftası

    Harry Bernstein, her ne kadar uzun yıllardır yazıyor olsa da ilk kitabını yayımlanmak üzere bir yayınevine kabul ettirdiğinde 93 yaşındaydı. “Hayır” cevabı almasına rağmen yayınevlerinin kapısını aşındırmayı bırakmamış ve ilk kitabı “Görünmeyen Duvar: Engelleri Kıran Bir Aşk Hikâyesi”ni yayımlatmayı başardıktan sonra yeni kitaplar yazmaya başlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sağlığı, enerjisi ve olanakları ölçüsünde bir insan yaşı kaç olursa olsun dilediği her şeyi yapabilir. İlla ki yaşla doğru orantılı bir şey varsa, o da tecrübedir. Yaş aldıkça kazanılan, yaşlandıkça değer kazanan deneyimler… Ve bir yaşlının dizinin dibinde oturarak o tecrübelerden faydalanmaya çalışmak, dünyada yapılabilecek en özel aktivitelerdendir.

  • PATİLİ DOSTLARIYLA SEYAHAT EDECEKLER İÇİN ÖNERİLER

    Tatilini patili dostlarıyla geçirmek isteyenler için yapacakları seyahati daha konforlu ve güvenli hâle getirecek önerileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yola çıkmadan önce evcil hayvanınızı veterinere götürerek sağlık kontrollerini yaptırın. Aşı belgelerini yanınıza alın ve seyahat sırasında gerekli durumda kolaylıkla erişebileceğiniz şekilde saklayın. Mümkünse kedi ya da köpeğiniz için iletişim bilgilerinizin yazılı olduğu tasmalardan edinerek seyahat süresince takılı olmasına dikkat edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Seyahate çıkmadan önce varış noktasında sürpriz sorunlarla karşılaşmamak için konaklayacağınız yerlerde evcil hayvan kabul edilip edilmediğini önceden araştırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kedi ve köpekler tıpkı insanlar gibi kara, hava ya da deniz araçlarında taşıt tutması gibi rahatsızlıklar yaşayabilir. Kediler köpeklere oranla yolculuktan daha çok etkilenir ve yol boyunca sık sık miyavlar. Bu gibi olası durumlar için neler yapabileceğinizi veterinerinize danışabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kedi veya köpeğinizin seyahat sırasında rahat edebilmesi için seyahat kafesi veya taşıma çantası gibi uygun ekipmanları temin edin. Uçak, otobüs ya da tren gibi toplu taşıma araçlarında kedi ya da köpeğinizin uzun süre taşıma çantasında kalacağını hesaba katarak onlar için rahat hareket edebilecekleri genişlikte bir kafes ya da çanta edinin. Kafes, evcil dostlarımızın içindeyken rahatça ayakta durabileceği, dönebileceği ve yatabileceği büyüklükte olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eğer kedi veya köpeğinizle ilk defa seyahate çıkacaksanız araç ile öncesinde kısa mesafe gezileri yaparak dostlarınızı bu deneyime hazırlayabilirsiniz. Ayrıca uzun yolculuklarda düzenli olarak mola vererek tuvalet ihtiyaçlarını gidermelerine olanak tanıyın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eğer yola özel araç ile çıkıyorsanız patili dostunuzun rahat edebilmesi için yeterli miktarda alan ve havalandırma olmalıdır. Seyahat öncesi evcil hayvanınızın yiyecek ve su ihtiyacını karşılayın. Yolculuk sırasında da düzenli olarak su içmesini sağlayın. Her zaman yediği mamanın yanı sıra sevdiği ödül mamasından da alarak huzursuz olduğu anlarda ödül maması ile dikkatini dağıtabilirsiniz. Kedi veya köpeğinizin güvenliği için seyahat sırasında araç içinde özel bir güvenlik kemeri veya taşıma çantası kullanın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Seyahat sırasında evcil hayvanınızın huzurlu olması için sakin bir ortam sağlamaya çalışın ve stres faktörlerini en aza indirin. Kedi ve köpeğinizin seyahat sırasında rahat yolculuk yapabilmesi için onlara aşina oldukları oyuncakları veya battaniyeleri verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Hedefe varışta evcil hayvanınızın rahat edebilmesi için uygun ortamı oluşturun ve seyahat sonrası dinlenmesine izin verin; yeni mekânın ortamını, havasını, kokusunu anlaması için bir süre sakin bir zaman oluşturun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Seyahatten önce, varış noktasındaki 24 saat açık veteriner ya da hayvan hastanesi bilgilerini yanınızda bulundurun. Bu sayede acil bir durum meydana geldiğinde vakit kaybetmeden kedi ya da köpeğiniz ile ilgili profesyonel yardım alabilirsiniz.