Kategori: Yaşam

  • SUYUMUZU KORUYAN YENİLİKÇİ PROJELER

    Dünya genelinde su kaynaklarının korunması, giderek daha büyük bir küresel mesele hâline geliyor. Hızla artan nüfus, sanayileşme, iklim değişikliği ve çevre kirliliği, tatlı su kaynaklarını tehdit eden en önemli faktörler arasında yer alıyor. Bu nedenle, suyun sürdürülebilir kullanımı ve korunması için dünya çapında pek çok yenilikçi proje hayata geçiriliyor. Hem yerel hem de küresel ölçekte yürütülen bu projeler, suyun verimli kullanımını, arıtılmasını ve korunmasını sağlayacak stratejiler geliştiriyor. Bu değerli kaynağın geleceğini güvence altına almak için dünya genelinde uygulanan projeleri yazımızda keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Havzası, suyun değerini en iyi bilen bölgelerden biri. Kuraklıkla sınanan bu verimli topraklarda, yağmur damlaları âdeta altın kadar kıymetli. İşte tam da bu bilinçle hayata geçirilen “Yağmur Hasadı Projesi”, suyun boşa akmasını önlemek ve sürdürülebilir tarımı desteklemek için geliştirildi. Bu proje, yağmur suyunu yalnızca “yağan su” olarak değil, toprağın geleceği olarak görmeye dayanıyor. Bu proje sayesinde su, toprak yüzeyinde kaybolmadan özel kanallar ve havuzlar aracılığıyla toplanıyor. Böylece tarımsal sulamada kullanılabiliyor, yer altı su kaynaklarını destekliyor ve kuraklık riskini azaltıyor. Sonuç olarak, toprak daha verimli hâle gelirken çiftçiler de bu süreçte eğitiliyor. Yağmur suyu depolama yöntemleri öğretiliyor, toprak işleme teknikleri modernize edilerek suyun toprakta daha uzun süre tutulması sağlanıyor. Bu sayede, kuraklık dönemlerinde bile tarımsal üretkenlik artırılıyor ve suyun her damlası geleceğe yatırım hâline geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hayatın kaynağı olan su, bazen basit ama etkili yöntemlerle arındırılarak tekrar kullanıma hazır hâle getirilebilir. İşte fotokatalitik arıtma tam da bu noktada devreye giriyor. Bu yenilikçi yöntem, güneşin güçlü ışınlarını doğal bir temizlik aracına dönüştürerek suyu saflaştırıyor. Sürecin temelinde, özel bir madde olan titanyum dioksit (TiO₂) kullanılıyor. Güneş ışığıyla aktive olan bu madde, sudaki organik kirleticileri ve zararlı mikroorganizmaları parçalayarak yok ediyor. Üstelik bu işlemde ağır kimyasallar kullanılmıyor, yalnızca güneş ışığı ve doğanın gücü devreye giriyor. Bugün, Hindistan’ın kırsal bölgelerinde binlerce insan, bu yöntem sayesinde temiz içme suyuna kavuşuyor. Düşünün, bir şişe suyu arıtmak için ihtiyacınız olan tek şey, güneşin sıcak gülümsemesi ve biraz bilim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü, haritalardan silinmeye yüz tutmuş bir hâle gelmişti. Pamuk tarlalarını sulamak için yönü değiştirilen nehirler, gölü çölün ortasında susuz bir hatıraya dönüştürdü. Ancak Kazakistan, cesur bir adım atarak “Küçük Aral” adı verilen bölge için umut dolu bir restorasyon projesi başlattı. “Kokaral Barajı”, âdeta bir yaşam köprüsü olarak inşa edildi ve göle yeniden su taşıdı. Bunun sonucunda, yıllar önce terk edilen sulara balıklar geri döndü, yerel halk ise tekrar balıkçılığa başladı. Aral Gölü tam anlamıyla kurtarılamamış olabilir, ancak bize önemli bir ders verdi: Doğa, bir umut damlasıyla bile yeniden hayat bulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Las Vegas denildiğinde akla ilk olarak ihtişamlı oteller ve ışıltılı caddeler gelse de bu çöl şehrinin ardında farklı bir hikâye saklı: Su tasarrufu için verilen sessiz bir mücadele. Las Vegas’ta başlatılan “Çöl Peyzajı Programı”, şehrin çimenlik alanlarını su dostu çöl bitkileriyle değiştirerek, her damla suyu kurtarma amacı taşıyor. Bu programda, aşırı su tüketen çimen yerine kaktüsler, sukulentler ve yerel çöl bitkileriyle tasarlanan bahçeler tercih ediliyor. Üstelik, şehir yönetimi vatandaşları bahçelerindeki yeşil alanları su tasarrufu sağlayan peyzajlarla değiştirmeye teşvik ederek dönüşümü hızlandırıyor. Bu sade ama etkili uygulamalar sayesinde Las Vegas, yıllar içinde milyarlarca litre su tasarrufu sağlamayı başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    En fazla su sıkıntısı çeken sanayileşmiş ülkelerinden biri olan İspanya, kuraklıkla mücadelede öncü adımlar attı. Su kaybını minimuma indirmek için teknolojinin gücünden faydalanan ülke, eskiyen altyapılardan kaynaklanan su kaçaklarını tespit etmek için “Sensör ve Manyetik Böcekler Projesini geliştirdi. Eskiyen altyapı sisteminde sızıntı gibi sorunlardan kaynaklanan su kayıpları, mevcut suyun ortalama %30’unu oluşturuyor. Yani bu, ortalama her 100 litre suyun sadece 70 litresinin kullanılabildiği anlamına geliyor. Âdeta birer yapay böcek gibi tasarlanan minik robotlar, su kanallarının içinde serbestçe hareket edebiliyor; basınç farklılıklarını, nem seviyelerini ve su akışındaki anormallikleri algılayabiliyor. Manyetik alanlar sayesinde hassasiyetle yön bulup en dar borularda bile ilerleyebiliyorlar. Bu yenilikçi teknoloji sayesinde İspanya, sadece kaçak su kayıplarını azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda enerji tasarrufu sağlıyor ve su kaynaklarını çok daha verimli kullanabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Okyanuslar, dünya üzerindeki suyun büyük bölümünü barındıran, iklimi dengeleyen ve milyonlarca canlıya ev sahipliği yapan devasa ekosistemlerdir. Ancak iklim değişikliği, kirlilik ve aşırı avlanma gibi faktörler, bu hassas deniz sistemlerini giderek daha fazla tehdit ediyor. Özellikle mercan resifleri, okyanus ekosistemlerinin en değerli yapılarından biri olmasına rağmen, artan sıcaklıklar ve asitlenme nedeniyle hızla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu noktada, yapay mercan resifleri çevresel restorasyon çalışmalarında umut vadeden çözümlerden biri olarak öne çıkıyor. Geri dönüştürülmüş malzemelerden veya doğaya uyumlu özel yapılarla oluşturulan bu resifler, doğal mercanların büyümesini destekleyerek deniz yaşamının korunmasına katkı sağlıyor. Bu projeler, ekosistemlerin kendini yenileyebilmesi için güçlü bir zemin hazırlarken, sürdürülebilir su yönetimi anlayışının da önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.

  • Hayatımızın Her Yerinde Bulunan Plastik Hakkında

    Hayatımızın Her Yerinde Bulunan Plastik Hakkında

    Mutfağımızdan salonumuza, kıyafetlerimizden çocuklarımızın oyuncaklarına, ulaşım araçlarından ofislerimizde kullandığımız eşyalara kadar hayatımızın pek çok alanında yer verdiğimiz plastiği, çevreye zararlarını ve bu zararlar konusunda yapabileceklerimizi sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çevre kirliliği

    Malumunuz plastik doğadan elde ettiğimiz bir madde değil, bazı ısıl işlemlerle elde ettiğimiz yapay bir ürün. Adını da Yunanca “plastikos” kelimesinden almış ki bu kelimenin kökeni “biçimlendirme” anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    deniz kirliliği

    Sıcakla temas ettiğinde kanserojen maddeye dönüşerek biz insanlar için zararlı hale gelen plastik araştırmalara göre her yıl 100 binden fazla deniz memelisinin ölümüne neden oluyor. Yani denizlere atılan plastikler sadece çevre kirliliğine değil onları besin zannederek yiyen deniz canlılarının ölümüne de neden oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    deniz kirliliği

    Dünya’mızda üretilmiş plastiklerin %46’sı okyanuslarda bulunuyor. Yapılan araştırmalara göre denizlerin dibinde ışığın, hareketliliğin, ısının çok düşük olması nedeniyle maddeler dibe çöküyor ve orada kalıyor. Bu konuda yapabileceğimiz en iyi şey, plastik atıklarımızı asla ve asla denizlere bırakmamak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    poşet

    Her gün tüketilen milyonlarca plastik poşet konusunda bütün dünya uzun zamandır alternatif çözüm arayışına girdi. Bu konuda bilinmesi gereken detaylardan biri de özellikle siyah poşetlerin çevre sağlığına oldukça zararlı olduğu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    çevre kirliliği

    Plastik kavanoz ve şişeler plastiğe alternatif olarak en çok kullanılan materyaller arasında bulunuyor. Geri dönüşüm özelliği bulunmayan pet şişeler, pipetler çevre kirliliğini artırdığı gibi sağlıksız yaşama zemin hazırlarken, ambalaj olarak cam ürünleri tercih etmek en doğru tercih oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    deniz kirliliği

    2018 rakamlarına göre plastik üretimi 350 milyon tonu aşmış bulunuyor. Plastik üretiminde Çin, Endonezya, Filipinler, Tayland gibi ülkeler başı çekerken Almanya, Güney Kore, Avusturya plastikleri geri dönüştürmede ilk sıralarda yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    çevre kirliliği

    Plastiğin zararlarını en aza indirmek için enerjiye dönüştürmek, geri dönüştürerek kullanmak ve imha etmek gibi bazı yolları bulunuyor. İmha etmek doğada kalıntı bırakacağı için doğru bulunmazken geri dönüştürmek, doğayla temas ettirmeyeceği ve yeni plastik üretimine gerek bırakmayacağı için en doğru seçenek olarak görülüyor.

  • Sizi Çocukluğunuza Götürecek Oyunlar

    Sizi Çocukluğunuza Götürecek Oyunlar

    Sokaklarda koşup oynayıp, kire pasa bulanıp, sürekli söküklerimizi diken annelerimizden 40 kere azar işitmekti çocuk olmak. Sokaklarda sek sek, beştaş, topaç, misket oynamaktı çocuk olmak. Şimdi telefonla, tabletle binbir bilgisayar oyunuyla büyüyen çocukların ne yazık ki bilmediği, sizi çocukluğunuza götürecek eski sokak oyunlarını sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saklambaç” title_font_size=”13″]
    saklambaç

    “28, 29, 30… Önüm, arkam, sağım, solum sobe, saklanmayan ebe!” diyerek başlayıp her birimiz bir tarafa kaçışırdık. İçimiz kıpır kıpır bir yerde gizlenirken etrafı kolaçan eder, heyecanla nefesimizi tutardık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Körebe” title_font_size=”13″]
    eski sokak oyunları

    Gözlerini bağladığımız arkadaşımızın etrafında halka olur, hoplar, zıplar ve şarkılar söylerdik. Önünü göremeyen ebeyle uğraşır, “Bil bakalım biz kimiz, elindeki değnekle göster bizi körebe.” diye koşuştururduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sek Sek” title_font_size=”13″]
    sokak oyunları

    Pek çoğumuz resim yapmayı sek sek oynamak için yere çizdiğimiz şekillerden öğrendik. Tek ayak üzerinde zıplarken düştük, kalktık ama asla pes etmedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beştaş” title_font_size=”13″]
    sokak oyunları

    Hiçbir şey bulamazsak taşla oynardık. Taşın birini havaya atıp diğerlerini yakalamak elbette büyük maharet isterdi ama bu mahareti kazanmak için bol bol çalışmaktan asla geri kalmazdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Topaç” title_font_size=”13″]
    sokak oyunları

    Rengârenk topaçlarımız çocukluğumuzdaki en kıymetli oyuncaklarımızdan biriydi. Topacı var gücümüzle fırlatır ve başında ellerimizi kavuşturup diğerinden daha uzun süre dönmesi için dua ederdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Misket” title_font_size=”13″]
    çocuk oyunları, bilye

    Renk renk misketleri yan yana dizip seyretmesi bile ayrı bir keyifti. İstediğimiz misketi almak için tüm maharetlerimizi göstermeye çalışır, yeri gelir yerlerde yuvarlanırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çelik Çomak” title_font_size=”13″]
    çocuk oyunları

    Bu oyunda marifet çeliği yerden kaldırmakta değil onu havada vurabilmektedir. Acemiler sabahtan akşama kadar ellerindeki çomakla çeliği havada vurabilmek için çalışırlardı, bunu başaranlar ise büyük abilerin kurduğu takımlarda yer alabilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstop” title_font_size=”13″]
    sokak oyunları

    İstop! Dendiğinde zaman da dururdu bizim için. Heyecanla ebenin kimin ismini söyleyeceğini beklerdik. Belki de kendi adımızı duyduğumuzda en heyecanlandığımız anlar istop oyunlarıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mendil Kapmaca” title_font_size=”13″]
    çocuk oyunları

    Mendilin yanı başında karşı karşıya gelerek kaş göz yapar, rakibimizin dikkatini dağıtır, bazen de onu gülme krizine sokardık. Mendili kapma taktikleri gibi bu oyunun eğlencesi de sonsuzdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Birdirbir ” title_font_size=”13″]
    çocuk oyunları
    Fotoğraf: Gettyimages

    Belki de ebe olmayı hiç istemediğimiz tek oyundu. Arkadaşlarımız sırtımızdan atlarken keyifle: “Birdirbir yerin dibine gir, ikidir iki ormandaki tilki, üçtür üç yapması pek güç.” şeklinde ilerleyen birbiriyle kafiyeli tekerlemeler söylerdi. Sonunda biraz sırt ağrısı olsa da sokakta geçirilen o birkaç saat paha biçilemezdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yakar Top” title_font_size=”13″]
    sokak oyunları

    Sert gelen bir toptan sıyrılmak hiç de kolay değildi. Bunun için hem kıvrak olmak hem de topun nereye sekeceğini tahmin etmek gerekirdi. Bize hayatta atik davranmayı öğreten yakar top en popüler çocuk oyunlarından biriydi.

  • TIP BİLİMİNİN MİHENK TAŞLARI

    Tıp tarihi, insan sağlığını iyileştirmek için yapılan buluşlarla şekillenmiştir. Birçok bilim insanı, bilimsel bilgiye katkıda bulunarak hastalıklarla mücadeleyi büyük ölçüde ilerletmiştir. Bu öncü isimler, gerçekleştirdikleri keşifler, geliştirdikleri tedavi yöntemleri ve sağlık anlayışındaki yenilikçi yaklaşımlar ile modern tıbbın temellerini atmışlardır. İmhotep’ten Ebû Bekir er-Râzî’ye, Florence Nightingale’den Alexander Fleming’e kadar pek çok tıp bilgini, insan sağlığına yaptığı katkılarla yalnızca kendi dönemlerini değil, geleceği de şekillendiren isimler olmuştur. Yazımızda tıp biliminde çığır açan isimleri ve onların tıp bilimine yaptığı önemli katkıları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İmhotep” title_font_size=”13″]

    Antik Mısır’da tıbbın temellerini atan İmhotep, tarihte bilinen ilk hekimlerden biri olarak kabul edilir. Hastalıkları büyü ya da doğaüstü nedenlerle değil, doğal sebeplerle açıklayan ilk hekimlerden biri olan İmhotep, bu yaklaşımı Hipokrat’tan yaklaşık 2000 yıl önce benimsemiştir. Ona atfedilen ve MÖ. 1600’lere tarihlenen Edwin Smith Papirüsü, Mısır tıbbına dair en eski belgelerden biridir. Bu metin, beyin cerrahisi dâhil 48 farklı travma vakasını içeren sistematik bir tıbbi kayıttır. Antik Mısırlılar İmhotep’i “iyileştirici” olarak anmış ve Yunanlılar onu Yunan mitolojisindeki sağlık ve tıp tanrısı Asklepios ile eşleştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hipokrat” title_font_size=”13″]

    Hipokrat (MÖ. 460-370), Antik Yunan’da tıbbın kurucusu olarak kabul edilen ve modern tıbbın temel ilkelerini belirleyen en önemli isimlerden biridir. Tıbbı belirli bir çerçeveye oturtarak sistematik bir bilim dalına dönüştürmüştür. Hastalıkları gözlem, deneyim ve mantık çerçevesinde değerlendirerek hekimleri, hastalara bireysel ve bütüncül bir yaklaşım sergilemeye teşvik etmiştir. Bilimsel yaklaşımı ve etik kuralları, yüzyıllar boyunca tıp dünyasını şekillendirmiştir. Hipokrat hastalıkları akut, kronik, salgın ve endemik olarak sınıflandırmıştır. Günümüzde tıp etiğinin temel taşlarından biri olan “Hipokrat Yemini”, hekimlerin ahlaki ve etik sorumluluklarını belirleyen ilk belgelerden biridir ve onun sistemiyle şekillenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbn-i Sînâ” title_font_size=”13″]

    Batı dünyasında “Avicenna” olarak bilinen İbn-i Sînâ, Orta Çağ İslam dünyasının en büyük bilim insanlarından biridir. En önemli tıp eseri olan “el-Kânûn fi’t-Tıbb” (Tıbbın Kanunu), 17. yüzyıla kadar Avrupa ve İslam dünyasında temel tıp kaynağı olarak okutulmuştur. Beş ciltten oluşan bu eser; hastalıkların teşhisi, tedavi yöntemleri, eczacılık, anatomi ve cerrahi gibi konularda kapsamlı bilgiler içerir. İbn-i Sînâ tüberküloz, cüzzam ve bazı ateşli hastalıkların bulaşıcı olduğunu belirleyen ilk hekimlerden biridir. Hastalıkların su ve hava yoluyla yayılabileceğini öngörmüş ve karantina uygulamasını önermiştir. Hastalıkları klinik gözlem ve deneyler yoluyla inceleyerek modern tıbbın temellerini atmıştır. Ayrıca ruh ve beden sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk hekimlerden biri olarak depresyon, anksiyete ve diğer psikolojik rahatsızlıkların fiziksel sağlığı etkileyebileceğini öne sürmüştür. Göz hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları ve kadın hastalıkları üzerine kapsamlı çalışmalar yapmış; hekimlerin hastalarına şefkatle yaklaşması, tıbbi bilgilerini sürekli geliştirmesi ve doğru teşhis koymak için detaylı gözlem yapması gerektiğini vurgulamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ebû Bekir er-Râzî” title_font_size=”13″]

    Batı dünyasında “Rhazes” olarak bilinen İranlı hekim Ebû Bekir er-Râzî, deneysel tıp, eczacılık, çocuk hastalıkları, oftalmoloji (göz hastalıkları), psikiyatri ve cerrahi gibi alanlarda tıp bilimine önemli katkılar yapmıştır. Gözlem ve deneyleri tıbbi uygulamalara entegre eden ilk hekimlerden biri olan Râzî, çiçek hastalığı ve kızamık arasındaki farkı açıklayan ilk bilim insanıdır. “el-Cüderî ve’l-ḥasbe” adlı kitabı, uzun yıllar Avrupa’da temel bir tıbbi kaynak olarak kullanılmıştır. Bağdat’taki büyük bir hastanenin başhekimi olarak, hastanelerin modern anlamda yönetilmesi için sistemler geliştirmiştir. Hastaların kayıt altına alınması, farklı bölümlere ayrılması ve tedavi süreçlerinin sistematik hâle getirilmesi gibi uygulamalar onun sayesinde yaygınlaşmıştır. Hipokrat ve İbn-i Sînâ gibi, Râzî de tıp etiğine büyük önem vermiştir. Hastaların yaşam kalitesini artırmak için hekimlerin sorumluluklarını anlattığı eserler yazmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbnü’n-Nefîs ” title_font_size=”13″]

    Tıp tarihinde önemli bir yere sahip olan Arap bilim insanı İbnü’n-Nefîs, küçük kan dolaşımını keşfeden hekimdir. Bu keşif, daha önce kabul edilen Bergamalı hekim Galen’in yanlış dolaşım teorisini çürütmüş ve modern fizyolojinin temelini atmıştır. Kalbin sağ ve sol ventriküllerinin (karıncıklarının) işlevlerini detaylı şekilde açıklayan İbnü’n-Nefîs, ayrıca koroner arterlerin (kalbin kendi damarlarının) kalbi beslediğini belirtmiştir. İbn-i Sînâ’nın ünlü “el-Kânûn fi’t-Tıbb” eserini ele alarak bazı hataları düzeltmiş ve yeni keşifler eklemiştir. “Şerh el-Kânûn” adlı çalışmasında anatomik ve fizyolojik gözlemlerini detaylı bir şekilde açıklamıştır. Göz hastalıkları ve sinir sistemi üzerine de çalışmalar yapan İbnü’n-Nefîs, Avrupa’da 17. yüzyılda William Harvey’in dolaşım sistemini tam olarak açıklamasından yaklaşık 400 yıl önce akciğer dolaşımını keşfetmiştir. Onun tıbbi çalışmaları, modern fizyoloji ve anatominin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Andreas Vesalius” title_font_size=”13″]

    Andreas Vesalius, modern anatominin kurucusu olarak kabul edilen ve 16. yüzyılın en önemli bilim insanlarından biridir. İnsan anatomisini bilimsel gözlem ve deneylerle açıklayan ilk kişilerden biri olmuştur. 1543 yılında yayımladığı “De Humani Corporis Fabrica” (İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine) adlı eseri, modern anatominin temellerini atan en önemli kitaplardan biri kabul edilir. Detaylı insan vücudu çizimleriyle bilim dünyasında büyük bir etki bırakmıştır. Vesalius’tan önce, tıp eğitiminde insan yerine maymun ve domuz gibi hayvanların kadavraları incelendiği için yanlış anatomik bilgiler yayılmıştı. Kemik ve kas sisteminin yapısını detaylı bir şekilde açıklayan Vesalius, derslerde bizzat kadavra incelemeleri yaparak tıp eğitimini reforme etmiş ve uygulamalı anatomi çalışmalarını başlatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edward Jenner” title_font_size=”13″]

    Edward Jenner, modern aşılama yöntemlerinin temelini atan ve tıp tarihinde çığır açan İngiliz bir cerrahtır. Fransız mikrobiyolog Louis Pasteur’ün çocuk felci aşısını geliştirmesinden yaklaşık bir asır önce, aşılama biliminin temellerini atmıştır. 1796 yılında, çiçek hastalığına karşı geliştirdiği aşı, tıp tarihindeki ilk etkili aşılardan biri olarak kabul edilmiş ve immünolojinin (aşılama biliminin) temel taşlarından biri olmuştur. Onun keşfi sayesinde milyonlarca insan çiçek hastalığından kurtulmuş ve aşılama biliminin ilerlemesi, birçok bulaşıcı hastalığın önlenmesine büyük katkı sağlamıştır. Günümüzde aşıların hastalıklarla mücadelede ne kadar kritik olduğu düşünüldüğünde, Jenner’ın tıp tarihindeki önemi daha da iyi anlaşılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Florence Nightingale ” title_font_size=”13″]

    Florence Nightingale, hemşirelik mesleğini bilimsel bir temele oturtan, hijyen ve enfeksiyon kontrolü alanında çığır açan ve hemşirelik eğitiminde etik değerlerin önemini vurgulayan bir öncüdür. Modern sağlık sisteminin temellerini atmış, hastanelerin yapılandırılması ve hijyen koşullarının iyileştirilmesi konusunda büyük katkılar sağlamıştır. Nightingale, kadınların tıp ve sağlık hizmetlerinde daha fazla yer almasını sağlayarak, hemşirelik mesleğini kadınlar için bir kariyer yoluna dönüştürmüştür. Kadınların sağlık alanındaki rollerini genişleterek, onların yalnızca yardımcı personel değil, bağımsız birer sağlık profesyoneli olarak kabul edilmelerini sağlamıştır. Onun tıp ve sağlık alanındaki mirası, günümüzde dünya çapında sayısız hemşireyi, sağlık profesyonelini ve sağlık politikalarını etkilemeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alexander Fleming ” title_font_size=”13″]

    İskoç bakteriyolog Alexander Fleming, tıbba en büyük katkısını, ilk antibiyotik olan penisilini keşfederek yapmıştır. 1928 yılında, laboratuvarında tesadüfen “Penicillium notatum” küf mantarının bakteriyel büyümeyi engellediğini fark eden Fleming, bu keşfiyle bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde çığır açmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında, iki meslektaşı ile penisilinin üretim süreçlerini geliştirip verimliliğini artırmış, böylece antibiyotik tedavisinin dünya çapında yaygınlaşmasını sağlamıştır. Fleming 1945 yılında, Avustralyalı eczacı ve patolog Howard Florey ve Alman asıllı İngiliz biyokimyacı Ernst Boris Chain ile birlikte, penisilin üzerine yaptığı araştırmalarla Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmüştür.

  • FARKINDALIKLARIMIZ TÜM ENGELLERİ AŞAR!

    Engelli insanların engelli olmayanlarla eşit yaşam koşullarına sahip olabilmeleri için hepimize düşen görevler bulunuyor. Sadece biraz farkındalık ile yerine getireceğimiz bu görevlerin, engelli arkadaşlarımız için hayatı kolaylaştıracağını ve çok daha yaşanabilir kılacağını unutmayın. Ve biliyorsunuz ki bu liste yapabileceklerimizin çok küçük bir bölümü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaldırımlarda Özen!” title_font_size=”13″]

    Kaldırımın tam ortasına yerleştirilen bir çöp konteynırı ya da park edilen bir araç gördüğümüzde hemen aklımıza tekerlekli sandalyesi veya bastonuyla yol alan engelli insanların yaşayabileceği zorluklar gelmeli. Engelli insanlar için ulaşımı kolaylaştıracak her türlü tedbir hayati önem taşırken kaldırımları buna göre düzenlemek de aynı oranda önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Otopark Hakkı!” title_font_size=”13″]

    Otoparklarda, ortopedik engelli sürücü ya da ortopedik engelli yolcular için ayrılan bölümleri engelli olmayanların kullanmasının büyük bir hak ihlali olduğunu hepimiz biliyoruz. Otoparklar konusunda kamusal alanda gösterilen hassasiyetin özel mülklerde de gösterilmesi ve park alanlarının engelli insanların kullanımına uygun hale getirilmesi gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İletişim Kurmak!” title_font_size=”13″]

    Engelli insanların toplum içinde hayatlarını zorlaştıran konuların başında ilgisizlik geliyor. Bunun tersi olarak iletişim kurmanın engelli-engelsiz bütün insanlar için kolaylaştırıcı bir tutum olduğunu söylemek de mümkün. Ne mi yapabiliriz? Konuşma ve işitme engelli bir insanla temel seviyede iletişim kurabilecek kadar işaret dili öğrenerek herhangi bir karşılaşmada iletişim yolu açmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üreticilerde Hassasiyet!” title_font_size=”13″]

    Tekerlekli sandalyelerin daha gelişkin hale getirilmesi, görme engelliler için özel bastonlar üretilmesi, günlük hayatta kullanabilecekleri pratik eşyalar icat edilmesi gibi girişimler yapılabilecekler arasında bulunuyor. Fikirsel ya da fiili üretim içinde bulunan bir kişiyseniz bu konular üzerine eğilerek engelli insanların hayatlarına katkıda bulunabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Duyarlılığı Artırmak!” title_font_size=”13″]

    En başında söylediğimiz gibi bu listeyi uzatmak, yaşamı zorlaştıran farklı engellere göre yeni çözümler üretmek fazlasıyla mümkün. Çözüm bulabilmek için de her şeyden önce engellilerin ihtiyaçlarından haberdar olmamız gerekiyor ki bunun için yapmamız gereken sadece biraz duyarlılık geliştirmek.

  • CAN DOSTLARIMIZ ONLARA EMANET

    Dünya Veteriner Hekimler Günü, farklı temalarla kutlanan bir gündür. Her yıl, nisan ayının son cumartesi gününe denk gelir. Veteriner hekimlerin hayvan, toplum ve çevre sağlığına katkılarını ve bu anlamlı göreve sahip hekimleri anmak için Dünya Veteriner Hekimler Günü güzel bir fırsattır. Veteriner hekimlik yalnızca hayvanları hastalıktan korumak değil, aynı zamanda acı çeken ve kendini anlatamayan hayvanların sesi olmaktır. Fiziksel ve ruhsal açıdan büyük bir sorumluluk taşıyan veteriner hekimleri, bu sene 30 Nisan 2022 tarihinde kutlanacak olan Dünya Veteriner Hekimler Günü’ne özel bir içerik ile hatırlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2022 yılının Dünya Veteriner Hekimler Günü teması” title_font_size=”13″]

    Dünya Veteriner Hekimler Günü, her yıl farklı bir tema üzerine yoğunlaşır. Veteriner hekimlik; çalışma alanı oldukça zor, zahmetli, riskli ve stresli bir olan bir iş koludur. Veteriner hekimler bu zorlu şartlarda gerek fiziksel gerek zihinsel olarak zorlu süreçler yaşar. Buna rağmen büyük bir özveri ile görevlerini yapmaya devam ederler. Veteriner hekimler bu bağlamda fiziksel ve mental sağlıklarını korumak için birtakım desteklere ihtiyaç duyar. Güçlü ve dayanıklı olmak, veteriner hekimin tek başına alacağı bir sorumluluktan ziyade bir iş birliği gerektirir. Bu da meslektaşlarının desteği ile gerçekleşir. İşte bu amaçtan yola çıkarak, 2022 Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün teması “Veteriner hekimin zorluklarla mücadele gücünün arttırılması” olmuştur. Bireysel mücadele bir yere kadar yapılabilir. Bir süre sonra destek gerekecektir. İşte bu noktada veteriner hekimlerin zorluklarla mücadele edebilmesine yönelik çalışmalar yapılması, başlıca gündem maddesi olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın ilk Veteriner Fakültesi ne zaman açılmıştır?” title_font_size=”13″]

    En eski çağlardan beri, insanoğlu hayvanlarla hep iç içe bir yaşam sürmüştür. Hayvanların da tıpkı insanlar gibi bakım ve beslenme gibi temel ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar genel bir çatı altında toplanmayı gerektirir. Veteriner hekimliğin doğuşu bu ihtiyaçların gündeme gelmesiyle daha da önem kazanır. Hayvanların hastalıklardan korunması ve iyi bakılması fikri, veteriner hekimliğin yayılmasına neden olmuştur. Avrupa’da ilk veteriner okulu Fransa’da kurulmuş, veteriner hekim Claude Bourgelat tarafından 1762 yılında açılmıştır. Ülkemizde ise ilk veteriner hekimliği öğrencileri, eğitim ve öğretimine 23 Ekim 1842 yılında başlamıştır. Veteriner hekimliği, tarihin en eski mesleklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Tarihler 1889’u gösterdiğinde ise Mülkiye Baytar Mektebi (Sivil Veteriner Okulu) kurulmuştur. Okul, ilk mezunlarını 1893 yılında vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’nin ilk veteriner hekimi kimdir?” title_font_size=”13″]

    Veteriner hekimlik mesleği, bilinen en eski mesleklerden biridir. Ülkemizde 1842 yılına uzanan bir öyküsü vardır. Türkiye, ilk mezunlarını 1893 yılında vermiştir. Bu mezunların içinde şair Mehmet Akif Ersoy da vardır. Bilindiği üzere Mehmet Akif Ersoy aynı zamanda bir veteriner hekimdir. Türkiye’nin ilk kadın veterineri ise Merver Ansel’dir. Merver Ansel, ülkemizde yetişen ilk kadın veteriner hekimdir. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinden mezun olarak “İlk Türk Kadın Veteriner Hekim” ünvanını almıştır. Merver Ansel’in yanı sıra Sabire Aydemir de dönemin adından söz ettiren kadın veteriner hekimlerindendir. 1937 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinden mezun olan Sabire Aydemir, Bakteriyoloji Uzmanı ünvanını almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemi…” title_font_size=”13″]

    Dünya Veteriner Hekimler Günü aynı zamanda veteriner hekimler arasındaki iş birliğini de kuvvetlendirir. Bu iş birliğinden doğan yeni fikir ve oluşumlar hem hayvan sağlığını hem de çevreyi koruyan temelleri oluşturur. Hayvanların huzurlu ve sağlıklı olmasında çok önemli bir rolü olan veteriner hekimler kimi zaman çok zorlu şartlarda görevlerini yapmaktadır. İşte Dünya Veteriner Hekimler Günü gibi özel günlerde bu mesleğin takdiri gün yüzüne çıkmış olur.

  • Evlendiğiniz Günü Unutulmaz Kılacak 9 Düğün Konsepti

    Evlendiğiniz Günü Unutulmaz Kılacak 9 Düğün Konsepti

    Evlilik hayatta ne kadar önemli bir karar ise düğün daveti de o kadar unutulmazdır. Çiftler evlenecekleri günü uzun süre, titizlikle planlar. Bu önemli davetin sizi ve tarzınızı yansıtması için seçeceğiniz düğün konsepti büyük önem taşır. Biz de bu listemizde en çok tercih edilen düğün konsepti alternatiflerini derleyerek gelin ve damat adaylarına yardımcı olalım istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Davet modası da giyim gibi sürekli olarak değişse de birçok çift salonlarda düzenlenen klasik düğün davetlerini tercih etmeye devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Düğün davetlerinde doğanın içinde bir masal ortamı yaratmak da son yıllarda oldukça popüler bir seçim…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaz düğünleri için en çok tercih edilen alternatiflerden biri elbette plaj düğünleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yurt dışındaki konsolosluklarda küçük çaplı düğünlerle evlenenlerin sayısı da gün geçtikçe artıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kır düğünleri de tüm zamanların en favori düğün konseptlerinden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bazı düğün sahipleri ise bu özel günü üye oldukları derneklerde, kulüplerde kutlamayı tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz kenarında olduğu gibi yemyeşil ormanların içinde, göl kenarında evlenmek de mümkün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Geleneksel kültürümüzden ayrıntılar taşıyan davetler de büyük ilgi görüyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Özellikle son yıllarda birçok çift samimi bir ortamda düzenlenen küçük kutlamaları tercih etmeye başladı.

  • DİĞER GEZEGENLERİN DE UYDULARI VAR MI?

    Güneş sistemi, sekiz gezegenden ve bu gezegenlerin etrafında dolanan toplamda iki yüzden fazla doğal uydu, irili ufaklı asteroit, cüce gezegen ve kuyruklu yıldızlardan oluşuyor. Güneş sisteminde sekiz gezegen olsa da Merkür ve Venüs’ün bilinen herhangi bir uydusu bulunmuyor. Uydular da isimlerini tıpkı gezegen isimlerinde olduğu gibi Yunan ve Roma mitolojilerinden alıyor. Başta yaşadığımız Dünya’nın tek uydusu olan Ay olmak üzere, Güneş sistemindeki diğer önemli uyduları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneş sistemindeki en büyük beşinci uydu olan Ay, gezegenimiz Dünya’nın da tek uydusudur. Bilim insanları Ay’ın, Mars büyüklüğündeki bir gezegenin Dünya ile çarpışması sonucu oluştuğunu düşünmektedir. Beyaz bir çöle benzeyen Ay’da bilim insanları, 2009’da ilk kez suyun varlığını keşfeder ancak bu suyun iki hidrojen bir oksijen atomundan meydana gelen bildiğimiz su olduğunu 2020’de beyan ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneş sistemindeki en büyük gezegen olan Jüpiter’in en yakın uydusu olan İo ile arasında kesintisiz süren bir elektrik akımı etkisi vardır. İo, volkanik olarak çok aktiftir ve sürekli olarak su buharı, lav ve kayaçlar fışkırtır. İo’nun volkanları bazen o kadar güçlüdür ki, Dünya’daki büyük teleskoplarla bile görülebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Jüpiter’in diğer önemli uydusu olan Europa’nın üzerinde derin bir buz tabakasının bulunduğu düşünülmektedir ve bu nedenle bu uydu, bilim insanlarının olası bir yaşamı araştırdığı önemli bir diğer uydudur. Europa’da Dünya’dan iki kat daha fazla suyun olduğu varsayılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Satürn’ün en büyük uydusu olan Titan, atmosferi olan ve ayrıca Güneş sisteminde bulunan en büyük ikinci uydudur. Titan’ın atmosferinde yağmur yağmakta ve volkanlar bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Neptün’ün en büyük uydusu olan Triton, Güneş sisteminde bulunan en soğuk uydudur ve üzerinde derin bir buz tabakası bulunmaktadır. Triton ayrıca Güneş sisteminde tüm uydular arasında en yüksek volkanik aktiviteyi gösteren uydudur.

  • Kışın Sokaktaki Canlar İçin Yapabileceğiniz 10 Büyük İyilik

    Kışın Sokaktaki Canlar İçin Yapabileceğiniz 10 Büyük İyilik

    Sokaklarımıza ve yaşamımıza renk katan sokak hayvanları her zaman mahallelerimizin önemli değerlerinden biri olmuştur. Kış mevsimi gelip, havalar soğuduğunda hayat onlar için çok zorlaşır. Onlara zorlu hava koşullarında yardımcı olmak için yapabileceklerinizi 10 maddelik listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Havalar soğuyunca üşüyen kediler ısınmak için arabaların motorlarına giriyor ve bazen orada uyuyabiliyorlar, bu yüzden siz siz olun motorda kedi olup olmadığını bilmeden arabanızı çalıştırmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Yeryüzündeki tüm canlılar gibi sokak hayvanlarının da yaz kış yeterli su almaları gerekiyor. Onlara soğuk havalarda su vereceğiniz zaman suyun içine yağ damlatmayı unutmayın ki miniklerin suyu donmasın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Sokaktaki canların karnını doyururken metal yerine plastik kapları tercih etmeniz de onlar için hazırladığınız yiyeceklerin donmasını engelleyecektir. Ayrıca yemek ararken çöp kutularına giren kedileri yaralamamak için çöpe cam kırığı ve kesici maddeler atmamanız da onların sağlığı için büyük önem taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Kışın soğuğu sokak hayvanları için hayati bir tehlike oluşturabilir. Onları soğuktan, kardan ve yağmurdan koruyacak yuvalar yapmak ise oldukça kolay… Her markette bulabileceğiniz basit ve ucuz malzemeleri kullanarak onlara ev yapabilirsiniz, karton bir kutunun içine eski bir kazak koyup, üzerine bir çöp poşeti geçirerek bile bir can kurtarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kedi ve köpekler gibi kuşlar da kışın soğuğunda yiyecek bulmakta zorlanıyorlar. Soğukta aç kaldıklarında çok kısa sürede hayatını kaybeden bu minik canlılara yardım etmek için pencerenizin önüne, balkonunuza biraz bulgur, pirinç ya da ekmek kırıntısı bırakmanız yeterli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Üstelik kuşlar için ev yaparak sert hava şartlarından korunmalarını sağlayabilirsiniz. Osmanlı mimarisinde de özel bir yeri olan kuş evleri aslında bir anlamda sokakta yaşayan hayvanları korumanın kültürümüzde ne kadar köklü bir yeri olduğunun göstergesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Sokakta yaralı bir hayvan gördüğünüzde nasılsa biri yardım eder diye düşünmemelisiniz. Oradan ayrılmayıp yetkilileri arayarak bir can kurtarabilirsiniz. Belediyelerin ilgili birimlerine, hayvan ambulansı servisine telefonunuzla kolayca ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Havanın en soğuk olduğu günlerde, gecelerde üşüyen hayvanları apartmanınızın içine alarak binanın sıcağını onlarla paylaşabilirsiniz. Soğuk bir geceyi apartmanda geçirmek onları hayati tehlikelerden koruyabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Sokakta gördüğünüz yavru hayvanları iyice araştırmadan bulundukları yerden uzaklaştırmak, istemeden de olsa onlara zarar vermenize sebep olabilir. Eğer annesiz olduğundan şüphelendiğiniz yavru bir hayvan varsa onu bir süre gözleyin, etraftakilere annesi olup olmadığını sorun ve ancak yalnız olduğuna emin olursanız harekete geçin. Unutmayın ki bir yavruya kimse annesinden daha iyi bakamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Sokaklarımızda birçok sahipsiz hayvan var ve onlara yapacağımız minicik yardımlar bile hayat kurtarıcı olabilir. İmkânınız varsa barınaklara yardım yapmak, en azından barınakları ziyaret edip sevgi ve ilgi göstermek oradaki canlar için bir fark yaratabilir. Hayatınıza tüylü bir dost dâhil etmek istediğinizde ise, satın almak yerine sahiplenmek yaşadığımız dünyayı biraz daha güzelleştirmek için harika bir fırsat olacaktır.

  • 8 Maddede Terzilik ve Terzilik Terimleri

    8 Maddede Terzilik ve Terzilik Terimleri

    Günümüzde çoğunluk hazır giyimi tercih etse de, yakın geçmişe dek tüm kıyafetler terzilerin elinden çıkardı. Özenle seçilen kumaşlar terziye götürülür, provalar alınırdı. Üstelik yakın zaman dek hemen herkes kendi söküğünü dikecek, eskiyen kıyafetlerini tekrar değerlendirebilecek kadar bu zanaata hâkimdi. İşte bu içeriğimizde bazılarımızın hâlâ adı gibi bildiği bazılarımızın ise pek de aşina olmadığı terzilik terimlerini listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kumaşın üzerine süsleme amacıyla başka kumaşlar dikilmesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Estetik amaçla kullanılan kumaş kıvrımları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Giysilerin üzerine dikilen süslü şeritler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Renkli ve desenli dokunmuş kumaş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şapkanın tepe bölümü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ceketin veya tişörtün üst düğme ile yaka arasında kıvrılan kısmı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Pileli etekten tanıdığımız kumaş kıvrımları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kumaş veya dantelden yapılan süsler…