Kategori: Yaşam

  • KEDİ VE KÖPEKLERİ TANIŞTIRIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

    İnsanların hayvanlarla kurduğu derin sevgi bağı binlerce yıldır devam ediyor. Bir zamanlar bizleri koruması için bahçemizde baktığımız hayvanlar, 21. yüzyılda ev arkadaşımız olmuş durumda. Belki evinizi siz de patili dostunuzla paylaşıyor ancak kedi var diye köpek, köpek var diye de kedi almaya çekiniyorsunuz. Yazımızı okuduktan sonra fikriniz değişebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Öncelikle ağaç yaşken eğilir atasözünün kediler ve köpekler için de geçerli olduğunu bilmemiz gerekiyor. Kaynaştırmak istediğiniz kedi ve köpek ne kadar yavru ise birbirlerine alışmaları ve kısa bir süre sonra oyun moduna geçmeleri çok daha kolay olacaktır. Hele ki yavruların çok daha fazla ilgi ve şefkate ihtiyacı olduğunu düşünürsek; çok kısa bir süre sonra bu yavruları kucak kucağa görmek kaçınılmazdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kediler ve köpekler tarih boyunca azılı düşmanmış gibi lanse edilse de aslında aralarında rekabet tahmin ettiğimiz kadar yoğun bir nefrete dayanmıyor. Hayvanlar âleminde hareket eden her canlının bir av ya da tehdit olma potansiyeli, patili dostlarımızın içgüdüsel olarak hareket eden şeylerin peşinden koşmasına neden oluyor. Bu sebeple hangi mekânda kedi ve köpeğinizi tanıştıracaksanız bu ortamın sakin ve huzurlu olmasına dikkat edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kediler, köpekler kısaca hayvanlar tahmin ettiğimizden çok daha hisli hayvanlardır. Özellikle sahiplerinin psikolojik durumunu hisseden kediler ve köpekler bu ruh halinden etkilenir. Gerginseniz gergin, rahatsanız rahat olma eğilimindedirler. Bu sebeple hayvan dostlarınızı kaynaştırırken sakin kalmalı, paniklememeli, rahatlatıcı bir ses tonu ile sevgi cümleleri kurarak ortamı yumuşatmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kedinizi ve köpeğinizi kaynaştırma aşamasında dikkat edilmesi gereken unsurlardan biri de her iki can dostunuz için kendilerine ait alan verilmesidir. Kedilerin kendilerine ait korunaklı bir alana ihtiyacı olduğu kadar köpeğinizin de kendi sınırları ve alanı olduğunu bilmesi gerekir. Meydana gelebilecek herhangi bir gerilim anında her ikisinin de kaçıp kendini korunaklı hissedeceği bir alan olması oldukça önemli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Köpekler, kedilerden çok daha kolay ve hızlı bir şekilde komutları öğrenir. Bir kediye ev kurallarını öğretmek oldukça zor olurken, köpekler özellikle ödül mamaları ile çok kolay yeni kurallara adapte olabilmektedir. Bunu avantaja çevirerek köpeğinizi daha sakin olması konusunda yönlendirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yukarıda yazdığımız tüm süreç boyunca güvenliği elden bırakmamak çok önemli. Bu nedenle köpek ve kedinizi kaynaştırırken köpeğinizin her ihtimale karşı tasmalı olması çıkabilecek kazaların önüne geçecektir. Ayrıca eğer kediniz yetişkinse tırnaklarını bu defalık keserek güvenli bir tanışma ortamı sağlayabilirsiniz.

  • Size Nasıl Hitap Etmemi İstersiniz?

    Size Nasıl Hitap Etmemi İstersiniz?

    Mutfağımızda, adetlerimizde, kıyafetlerimizde, danslarımızda doğudan batıya alabildiğine renkli bir kültüre sahibiz. Birbirimize hitap ederken bile köyden kente hatta kuzeyden güneye değişen sözcükler üretebilmişiz. Fakat eskiden kullanılan hitap kelimelerinden bazıları günümüze kadar yaşayamamış. O hitaplardaki zarafete bugün ancak romanların sayfalarında denk gelebiliyoruz. Günümüzde beliren kanki, panpa, eleman, müdür gibi kelimeler ise yaratıcılık kadar mesafe de barındırıyor. Peki, listemizde yer verdiğimiz 10 hitap kelimesinden sizin hatırladığınız ya da kullandığınız kaç kelime çıkar dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    muhterem
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    hitap kelimeleri
  • İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN İKLİM KRİZİNE GEÇERKEN

    Kanadalı astrofizikçi Hubert Reeves’in dediği gibi: “Doğa ile savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” Uzun süredir insanlığın bu savaştan çıkması ve doğayla barış sağlaması gerektiği vurgulanıyor. Nedenler, önlemler alınmaz ise olabilecekler bir bir sıralanıyor. Bu kadar önemli bir konunun sık sık gündeme getirilmesi ve farkındalık oluşturulması artık hepimizin görevi. Daha önce birçok kez ele aldığımız iklim değişikliği konusunu aydınlatıcı bilgilerle tekrar karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliği nedir?” title_font_size=”13″]

    Normal şartlarda atmosferdeki sera gazları, insan, hayvan ve bitkilerin yaşamlarını sürdürmesine imkân veren bir öneme sahiptir, çünkü bu gazlar sayesinde yeryüzündeki ısı düzeyi 15°C’ye ulaşmaktadır. Eğer karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit gibi sera gazları olmasaydı, yeryüzündeki ortalama sıcaklık -18°C civarında olurdu. Ne var ki ısıyı tutan bu gazların atmosferde artmasıyla oluşan sera etkisi sonucunda, yıl boyunca hava, kara ve denizde ölçülen ortalama sıcaklıklar da artmakta, böylece dünya iklimi değişmektedir. “İklim değişikliği” veya “küresel ısınma” olarak adlandırılan bu durum, başka bir ifadeyle yeryüzünün ortalama sıcaklığının ideal olandan şaşması anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliğinin fark edilmesi…” title_font_size=”13″]

    18.yüzyıl ortalarında başlayan Sanayi Devrimi sonrasında, atmosferdeki sera gazı oranları da artış göstermiştir. Bilim dünyasının yaklaşık üç yüz yıldır bu konuda araştırmalar yapmasına karşılık, hükümetlerin gündemine girmesi ve ilgi görmesi için 1970’lerin gelmesi gerekmiş, 1972 yılında Stockholm’de gerçekleştirilen Uluslararası İnsan Çevresi Konferansı konuya yoğunlaşılması adına önemli toplantılardan biri olmuştur. 1988 yılında Meteoroloji Örgütü ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından kurulan ve Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Hükümetlerarası İklim değişikliği Paneli (IPCC) ise iklim değişikliği, nedenleri, etkileri ve bu etkilerle mücadele yöntemleri noktasında araştırmalar yapıp, bulguları gerekli yerlerle paylaşan bir organ olarak öne çıkmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliği raporları neler söylüyor?” title_font_size=”13″]

    Bilim dünyasının ortaya koyduğu verilere göre, iklim değişikliğinin yıkıcı olmasının önüne geçmek için sıcaklıklardaki artışın en fazla 2°C ile sınırlandırılması gerekmekte. Bunda başarılı olabilmek için ise karbondioksit oranının belli bir seviyeyi aşmaması gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, atmosferdeki güvenli karbondioksit miktarının en fazla 350 ppm olması gerektiğini ifade ederken, 2021 itibariyle tespit edilen karbondioksit oranının 419 ppm olduğu biliniyor. Acil önlemler alınmaması ve mevcut uygulamaların devam etmesi halinde 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı da uzmanların uyarıları arasında yer alıyor. İklim değişikliği veya diğer adıyla küresel ısınma sırasında yaşanan sıcaklık artışının etkilerini kuraklık, sel baskınları, şiddetli hava olayları, büyük kasırgalar, buzulların erimesi, okyanusların asit seviyesindeki artış şeklinde görmenin kaçınılmaz olduğu ve tüm canlıların hayatlarının risk altında olduğu ise artık hepimizin bildiği bir gerçek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliğini iklim krizine dönüştüren olumsuz faaliyetler…” title_font_size=”13″]

    Atmosferdeki karbondioksit oranının artmasındaki en büyük neden ise yeryüzünde insanlığın kullandığı fosil yakıtlar… Kömür ise bu yakıtların başında geliyor, onu petrol ve doğalgaz takip ediyor. Bu doğrultuda elektrik kullanımından ulaşım araçlarına, kullandığımız ısınma sistemlerinden soğutma sistemlerine pek çok detay üzerine düşünmek gerekiyor. Karbondioksit oranını artırmada ormanlık alanların konut veya sanayiye yer açmak için yok edilmesinin, yani ormansızlaşmanın da önemli bir etkisi olduğu bilinmekte. Diğer taraftan insan faaliyetlerinin dışında doğal süreçlerin de iklim sistemini etkilediğini söyleyebiliriz, volkanik patlamalar veya güneş patlamaları örnek olarak gösterilebilir. Gelinen noktada küresel ısınmadaki olumsuz artışın günümüzde artık iklim değişikliği değil, iklim krizi olarak ele alındığını da belirtmeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hangi çözümlerle iklim krizinin önüne geçilebilir?” title_font_size=”13″]

    Tüm dünyada en önemli çözümlerden biri olarak enerji verimliliğine gidilmesi, karbon emisyonlarını azaltmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gerektiği ifade ediliyor. Yenilenebilir enerji için de tek bir kaynağın değil farklı kaynakların eş zamanlı olarak kullanılması ve geliştirilmesi gerektiği özellikle vurgulanıyor. Ormansızlaşmayı tersine çevirecek karar ve eylemler de büyük ölçekli ve etkili önlemler arasında yer alıyor. Bireysel olarak alınabilecek önlemler ise bir hayli fazla… Karbon ayak izini azaltmak için ürünleri mevsiminde tüketmek veya seyahat sıklığını azaltmak için iş süreçlerini dijital görüşmelere kaydırmak, hayvansal ürün tüketimini aza indirmek, yukarıda da söz ettiğimiz gibi elektrik kullanımını azaltmak, yaşadığımız alanlara yalıtım sistemi kurmak iklim krizinin önüne geçmek için yapabileceklerimizden bazılarıdır.

  • MERAK EDİP SORMAYI DÜŞÜNMEDİĞİMİZ SORULAR

    MERAK EDİP SORMAYI DÜŞÜNMEDİĞİMİZ SORULAR

    Aşağıdaki soruların hepsi size çok tanıdık gelecek çünkü en az bir kere aklınızdan geçirdiğinize eminiz. Bu tür sorular hepimizin aklına gelir gelmesine ama nedense birine sormayı ya da cevabını araştırayım demeyi pek düşünmeyiz. Bu arada soruların basit olduğuna bakmayın, cevapları bilimsel sonuçlar gerektirecek kadar karmaşık. Belki de bunu bildiğimiz için merak ediyor ama sormuyoruz. Biz üşenmedik ve birkaç tane sorunun cevabını sizin için araştırdık, en kolay cümlelerle de karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ateşimiz çıkarken neden üşürüz?” title_font_size=”13″]

    Her insanın ortalama bir termostat derecesi yani vücut ısısı bulunuyor. Bu ısı yükseldiğinde, başka bir ifadeyle ateşimiz çıktığında dış ortamın sabit olan ısısını düşüyormuş gibi algılayarak üşüme hissi duyuyoruz. Ateşimiz yükseldiği için terliyoruz ama ortam sıcaklığı ile aradaki fark açıldığı için de üşüme hissi yaşamaya devam ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yağmurdan sonraki toprak kokusunun nedeni nedir?” title_font_size=”13″]

    Yağmur yağdıktan sonra havaya yayılan kokunun nedeni aktinomiset isimli bakterilerdir. Bu bakteriler nemli toprakta gelişiyor, kuru toprakta da sporlar üreterek çoğalmaya başlıyorlar. Yağmur yağdığında toprağa düşen damlaların etkisiyle havalanan, yağmur durduktan sonra nemli havanın etkisiyle oradan oraya taşınan sporlar da burnumuza aromatik kokular ulaştırıyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hıçkırırken neden ses çıkarırız?” title_font_size=”13″]

    Gırtlağımızın üst bölümünde nefes borusunu kapatan bir kapakçık vardır ve besinlerin nefes borusuna kaçmasını engelleyecek şekilde hareket eder. Bu kapakçık aniden kapandığında ise hıçkırık sırasında duyduğumuz sesi çıkarır. Peki bu kapak neden aniden kapanır? Çünkü, herhangi bir sorun nedeniyle diyaframın ani ve istemsiz olarak kasılması havanın hızlı bir şekilde akciğerlere girmesine ve bu durum da kapakçığın aniden kapanması sebebiyet verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sabun ile deterjan aynı şey değil mi?” title_font_size=”13″]

    Sabun da deterjan da dezenfekte edici ürünler ama aralarında birçok farklılık bulunuyor. Onların başında ise üretildikleri maddeler gelmekte. Deterjan sentetik petrol kaynaklı kimyasallardan elde edilirken, sabun alkali maddelerle karıştırılan bitkisel ve hayvansal yağlardan üretiliyor. Sabun daha eski bir ürün, deterjan ise II. Dünya Savaşı’ndan sonra sabun yapacak yağ bulunamadığı için ortaya çıkmış olan nispeten yeni bir ürün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Stres nedeniyle bir gecede saçlar ağarır mı?” title_font_size=”13″]

    “Üzüntüden bir gecede saçları ağardı!” ifadesini duymuşsunuzdur. Durumdan emin bir vaziyette kurulan bu cümlenin doğruyu yansıtıp yansıtmadığı bilimsel olarak hâlâ bilinmiyor. Saç tellerine rengini veren melanini tamamen kaybeden saçlar beyazlaşıyor ama bunun stres anında gerçekleşip gerçekleşmediği ispatlanmış değil. Bilim insanları saç ağarması sürecinin çok değişkenli bir denklem olduğunu, durumun o kadar basit olmadığını ifade ediyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayakkabı bağcıkları neden kendiliğinden çözülür?” title_font_size=”13″]

    Ayakkabı bağcıklarımız düğüm yaptığımızda merkezindeki sürtünme sayesinde çözülmeden durabiliyor. Attığımız her düğümle sürtünme kuvvetini artırmış yani bağcığımızı sağlamlaştırmış oluyoruz. Adım atarken ayağımız yere her çarptığında ise bağcıkları ileri-geri hareket ettiren bir ivme oluşuyor. İvmenin yaptığı etki sürtünme kuvvetinden daha fazla olduğunda da bağcıklar kendiliğinden çözülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözlerimiz kapalıyken neden dümdüz yürüyemeyiz?” title_font_size=”13″]

    Bunun nedeni tamamen bilişsel algımızdaki düz tanımıyla ilgili. Gözlerimizi kapatarak yürüdüğümüzde bu algıda bir sapma meydana geliyor ve her adımla bir öncekinin üstüne yeni bir sapma eklendiği için gözümüzü açtığımızda kendimizi bambaşka bir güzergâhta bulabiliyoruz. Oluşan sapmaların nedeni ise henüz tam olarak bilinmiyor ama görsel ipuçları olmadığı için vücutta denge ile ilgili mekanizmanın hata verebileceği belirtiliyor.

  • NEHİRLERDEN OKYANUSLARA YUNUS TÜRLERİ

    Okyanusların neşeli ve zeki sakinleri olan yunuslar; sosyal yapıları, gelişmiş iletişim becerileri ve karmaşık avlanma stratejileriyle hayvanlar âleminin en çok ilgi çeken türlerinden biridir. Dişli balinalar takımına ait olan yunuslar, genellikle sürüler hâlinde yaşar ve dünyanın farklı denizlerinde, hatta bazı tatlı su bölgelerinde bile görülebilir. Bazı yunus türleri akrobatik sıçrayışlarıyla ünlüyken, bazıları ulaştıkları devasa boyutlarla şaşkınlık uyandırır. Okyanusların engin derinliklerinden tatlı su nehirlerine kadar pek çok habitatta yaşayabilen yunus türlerini ve onları eşsiz kılan özelliklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orka” title_font_size=”13″]

    Yunus ailesinin en büyük üyesi olan orkalar, namıdiğer “katil balinalar”, yalnızca bu türe özgü siyah-beyaz desenleri ve devasa sırt yüzgeçleriyle tanınır. Ortalama 8 metre uzunluğa ve 6 ton ağırlığa ulaşabilen orkaların bu desenleri, yukarıdan ve aşağıdan bakıldığında kamuflaj işlevi görür. Su yüzeyine yakın yüzdüklerinde görünen sırt yüzgeçleri, özellikle erkek orkalarda 2 metreyi bulabilir; bu da ortalama bir insan boyundan daha fazladır. Orkalar, tüm deniz memelileri arasında ispermeçet balinasından sonra ikinci en büyük beyne sahip türdür. Son derece zeki olan bu canlılar, karmaşık bir sosyal yapı içinde yaşarlar. Sürüleri dişiler yönetir. Aynı aileden gelen orkalar ömürleri boyunca birlikte kalır ve her zaman birbirlerini duyabilecek mesafede bulunurlar. Her sürünün kendine özgü çağrıları ve sesleri vardır; bu sesler bir tür lehçe gibi çalışır. Orkalar, gruplar hâlinde avlanır ve bunu iyi koordine edilmiş stratejilerle gerçekleştirirler. Avlarını izlemek ve yakalamak için çeşitli taktikler geliştirirler. Orkalar okyanuslarda yaşarlar. Ancak Pasifik ve Kuzey Atlantik’in daha soğuk sularında ve Antarktika’da nüfusları daha fazladır. “Katil balina” adları, sanıldığının aksine saldırgan doğalarından değil, diğer balina cinslerini avladıkları için balıkçılar tarafından onlara verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şişe Burunlu Yunus” title_font_size=”13″]

    Şişe burunlu yunus, dünya genelinde en yaygın ve en iyi bilinen yunus türlerinden biridir. Zekâları, sosyal yapıları ve oyunseverlikleriyle tanınan şişe burunlu yunusların yetişkinleri, 2 ila 4 metre uzunluğa ve 150 ila 650 kilogram arasında bir ağırlığa sahiptir. Sırtları gri, karın kısımları ise açık gri ya da beyaza yakın renktedir. İsmini, kısa ve yuvarlak burun yapısından alır. Büyük beyinleri ve gelişmiş sinir sistemleri sayesinde ileri düzeyde problem çözme ve iletişim yeteneklerine sahiptirler. Ilıman ve tropikal denizlerde yaygın olarak yaşayan bu tür, genellikle kalabalık sürüler hâlinde; kıyı bölgelerinde, haliçlerde ve sığ sularda görülür. Ülkemizde; Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’de de rastlanan şişe burunlu yunuslar, ıslıklar ve vücut hareketleriyle birbirleriyle iletişim kurarlar. İnsanlarla etkileşime açık olmalarıyla da bilinen nadir deniz memelilerindendir. Son derece zeki olan bu canlılar, yüksek farkındalık düzeyine sahiptir ve aynada kendini tanıyabilen ender hayvanlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amazon Nehir Yunusu” title_font_size=”13″]

    Amazon nehir yunusu, Güney Amerika’nın tatlı sularında yaşayan dünyanın en büyük nehir yunuslarından biridir. Yetişkinleri 2,5 metreye kadar büyüyebilir. En dikkat çekici özellikleri ise pembe renge sahip olmalarıdır. Bu renk, yaşlandıkça koyulaşan deri yapısı ve ince kılcal damarlarından kaynaklanır. Kafasını 90 derece döndürebilen tek yunus türüdür. Esnek vücut yapıları sayesinde sık ağaç köklerinin ve yoğun bitki örtüsünün bulunduğu alanlarda rahatlıkla manevra yapabilirler. Amazon nehir yunusları, yaşadıkları nehirlerin bulanık suları nedeniyle görme duyularını pek kullanamaz; bunun yerine son derece gelişmiş sonar yeteneklerine güvenirler. Sonar sistemi, yunusların ve bazı diğer deniz canlılarının çevrelerini algılamak ve avlanmak için kullandığı bir yön bulma yöntemidir. Yunuslar suya yüksek frekanslı sesler gönderir; bu ses dalgaları çevredeki nesnelere çarptığında geri yansır. Gelen yankıları işleyerek nesnelerin boyutunu, şeklini, uzaklığını ve hareket yönünü tespit edebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ganj Nehri Yunusu” title_font_size=”13″]

    Ganj Nehri yunusu, Hindistan, Nepal ve Bangladeş’ten geçen Ganj ve Brahmaputra Nehirleri’nde yaşayan bir tatlı su yunusudur. “Kör yunus” olarak da bilinir; çünkü gözleri oldukça küçüktür ve yalnızca ışık ile karanlığı ayırt edebilir. Görme yetileri sınırlı olsa da sonar sistemleri son derece gelişmiştir ve avlarını bu yöntemle tespit ederler. Boyları 2 ila 2,5 metre uzunluğa, ağırlıkları ise 150 kilograma kadar ulaşabilir. Genellikle yalnız ya da küçük gruplar hâlinde yaşarlar. Ganj Nehri yunusları, yan yatarak yüzme eğilimindedir. Bu alışkanlık, nehir tabanındaki avları daha kolay bulmalarını sağlar. Diğer yunus türlerine kıyasla su yüzeyinde çok daha az vakit geçirirler. Nefes almak için yüzeye çıktıklarında, suyun üzerinde yalnızca 1 saniye kadar kalırlar. Bu kısa yüzey süreleri ve yaşadıkları suyun bulanık yapısı nedeniyle gözlemlenmeleri oldukça zordur. Bu yüzden davranışları hakkında hâlâ sınırlı bilgiye sahibiz. Hindistan’da kutsal kabul edilen bu yunuslar, yerel halk tarafından Ganj Nehri’nin ruhu olarak görülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boz Yunus” title_font_size=”13″]

    Boz yunus, geniş alınlı kafası, gülümseyen ifadesi ve yaşlandıkça beyazlaşan vücuduyla dikkat çeken ilginç bir yunus türüdür. Yetişkin bir boz yunus, ortalama 4 metre uzunluğa ve 500 kilogram ağırlığa ulaşabilir. Gençken gri renkte olan vücutları, yaşlandıkça beyaz çizgilerle ve yara izleriyle kaplanır. Bu izler genellikle avlanma sırasında ya da diğer yunuslarla oyun veya çatışma esnasında oluşur. Derin sularda yaşayan bu türün burun yapısı, diğer yunuslardan farklı olarak belirgin değildir. Bu da onlara karakteristik ve ayırt edici bir yüz ifadesi kazandırır. Boz yunusların bir diğer ilginç özelliği ise oldukça sessiz olmalarıdır. Diğer yunuslar gibi sürekli ses çıkarmak yerine, sonar sistemlerini daha düşük seviyede ve daha az sıklıkla kullanırlar. Ilık ve tropikal okyanus sularında yaşayan bu yunuslar, mürekkep balıklarıyla beslendikleri için genellikle okyanus tabanına yakın bölgelerde dolaşırlar. Kıyıya yakın bölgelerde görülmeleri oldukça nadir olan boz yunusları, genellikle tüm okyanuslarda görülseler de nadiren İspanya, İtalya ve Yunanistan açıklarında da gözlemlenmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dönücü Yunus” title_font_size=”13″]

    Yunus ailesinin en çevik üyelerinden biri olan dönücü yunus, adını su yüzeyine fırlayarak havada defalarca dönmesinden alır. Havada 7 kez dönebilme ve 3 metreye kadar sıçrayabilme yeteneğine sahip bu zarif tür, yaklaşık 2 metre uzunluğa ve 80 kilogram ağırlığa ulaşabilir. Havada dönerek yaptıkları sıçramaların birçok nedeni vardır: Suya düşerken oluşan sıçrama sesiyle iletişim kurarlar, ayrıca bu hareket sayesinde vücutlarına yapışan parazitlerden arınırlar. Erkek dönücü yunuslar, dişilerin dikkatini çekmek için daha yüksek ve çok sayıda dönüş içeren sıçramalar sergiler. Yapılan araştırmalar, belirli yönlerde dönen yunusların bu hareketlerle sürüdeki diğer yunuslara avın konumu hakkında bilgi verdiğini de göstermektedir. İnsanlarla etkileşime açık olan bu oyunsever yunuslar, teknelerin oluşturduğu dalgalarda sörf yapmaktan da büyük keyif alır. Dönücü yunusların en yoğun bulunduğu bölgeler Hint Okyanusu, Pasifik Okyanusu ve Atlantik’in sıcak sularıdır. Genellikle mercan resiflerini ve açık deniz bölgelerini tercih ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alaca Yunus” title_font_size=”13″]

    Güney Yarım Küre’nin soğuk ve ılıman okyanuslarında; Güney Amerika, Güneybatı Afrika açıkları ve Yeni Zelanda sularında yaşayan alaca yunuslar, isimlerini gövdelerinde bulunan siyah, gri ve beyaz renk kombinasyonundan alır. Dişileri en fazla 1,93 metreye, erkekleri ise 2,11 metreye kadar büyüyebilir. Sosyal ve çevik yapılarıyla tanınan alaca yunuslar sürekli hareket hâlindedir. Genellikle 20 ya da daha fazla yunustan oluşan gruplar hâlinde yaşarlar; zaman zaman bu sayı 500 ila 1000’i bile bulabilir. Grup içi iş birliği ile avlanırlar ve bu süreçte yaptıkları yüksek su sıçramaları sayesinde avlarının hangi yöne gideceğini belirlerler. Ancak sadece avlanmak için değil, katil balina ve bazı köpek balığı türlerinin avı olmamak için de kalabalık gruplar hâlinde yaşarlar.

  • Geleceğe Enerjimiz Kalsın 8 Madde İle Sürdürülebilirlik

    Geleceğe Enerjimiz Kalsın 8 Madde İle Sürdürülebilirlik

    Daha sağlıklı, daha uzun yaşamak ve çocuklarımıza yaşanılası bir yeryüzü bırakmak hepimizin ortak arzusu… Ne var ki, dünya nüfusu arttıkça, teknoloji ve sanayi geliştikçe dünyamızın kaynaklarının korunması ve gelecek nesillere devredilmesi zorlaşıyor. Bir yandan da, umut verici bir şekilde bu konudaki bilinç gelişiyor ve dünyanın yaşanabilir, yaşamın sürdürülebilir olması için çalışmalar başlatılıyor. Çağımızın en önemli konularından sürdürülebilirlik 8 madde ile listemize konuk oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Biz bu ismi ancak son yıllarda sık sık duymaya başladıysak da, sürdürülebilirlik oldukça eski bir kavram ve 1713 tarihli bir kitaba dayanıyor. Sürdürülebilirliğin başlangıcı sayılabilecek bu kitabın yazarı ise Alman muhasebeci ve orman madencisi Hans Carl von Carlowitz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Carlowitz bir orman mühendisi olarak kesilen ağaçların yerine yenilerinin dikilmesi gerektiğini düşünmüş ve sürdürülebilirlik fikrini geliştirmiş. Günümüzde ise sürdürülebilirlik, küresel ısınma, çevre kirliliği ve yok olan yaşam alanları gibi konuları da içine alarak daha geniş bir alanı kapsıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sürdürülebilirlik, doğada bulunan kaynakları kullanırken, yerine yenilerini koymak anlamına geliyor. Örneğin kullandığınız süt şişesi, doğanın kaynakları kullanılarak imal ediliyor, sürdürülebilir bir yaşam için yapmanız gereken ise kullandığınız süt şişesinin geri dönüştürülmesini sağlamak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir süt şişesinin etkili bir şekilde geri dönüştürülebilmesi için şişenin cam atığı kutusuna atılmadan önce yıkanması gerekiyor. Bu tarz bilgileri toplumun her kesimine aktarmak da sürdürülebilirlik konusunda bilinç oluşturmak için şart oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aslında sürdürülebilir bir yaşam için yapabilecekleriniz çok kolay, bilgisayarınızı kullanmadığınızda kapatmak, evinizdeki ampulleri gereksiz yere yakmamak gibi çok basit önlemler bile dünyayı gelecekte de yaşanabilir kılmak adına önemli adımlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bisiklet binmek

    Gezegenimizde bıraktığınız karbon izini azaltmak sürdürülebilir bir yaşam için yapabilecekleriniz arasında. Bireysel otomobil yerine toplu taşımayı kullanmak, kısa mesafelere yürüyerek ya da bisikletle gitmek gibi tercihler yeryüzünde bıraktığınız karbon izini azaltıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sürdürülebilirlik günümüzde sadece bireylerin değil devletlerin ve şirketlerin de ilgilendiği, projeler ürettiği ve önemli gelişmelere imza attığı bir konu. Dünya çapında birçok önemli kuruluş sürdürülebilirlik anlamında çalışmalarına devam ediyor, şirketler ve devletler yönetim politikalarını yaşanabilecek bir dünya yaratmak için gözden geçiriyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde de bu konuda önemli birçok adım atılıyor, çocuktan yaşlıya herkes doğaya ve gezegenimize daha iyi bakmak için çaba sarf ediyor. Şirketler de bu konuda üstlerine düşeni yapıyor ve enerji kullanımlarını denetliyor, sürdürülebilir bir ekosistem için önlemler alıyor. Türkiye’de bu konunun öncüleri arasında ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi’ni kuran ilk Türk bankası olan Halkbank da yer alıyor. Halkbank 2017 yılında “Geleceğe Enerjimiz Kalsın” projesi ile “Düşük Karbon Kahramanı” ödülünü de alarak ülkemizde sürdürülebilirlik alanında önemli bir aktör olduğunu gösterdi.

  • KOMPOST YAPIMI: ÇEVREMİZ İÇİN KÜÇÜK BİR İYİLİK

    Gıdaların ve çeşitli organik maddelerin artık veya atıklarını çöpe atmayarak doğa için faydalı bir hale getirmek, çevremiz için yapacağımız iyiliklerden sadece biridir. Kompost adı verilen yöntemle atıklar çöp olmak yerine toprağı besleyen doğal bir gübre haline getirebilirsiniz. Gelin konuyu biraz daha detaylandıralım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öncelikle bir kompost kovası edinmelisiniz” title_font_size=”13″]

    Eğer bir bahçe sahibiyseniz şanslınız, böyle bir durumda doğrudan bahçenizdeki toprağı kullanabileceğiniz için kompost yapımı çok daha kolaylaşır. Apartman dairesinde yaşıyorsanız da endişe etmeyin, kompost işlemini yapabilmeniz için bir kova edinmeniz yeterli olacaktır. İster özel olarak yapılmış kompost kovası alın, ister kendi kompost kovanızı yapın. Bunun için plastik bir kovaya delik açmanız, fakat sinek veya böceklerin girmesini engellemek için bu deliğin iç yüzeyini sinek teliyle kaplamanız gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kompostta neler kullanılabilir, neler kullanılamaz? ” title_font_size=”13″]

    Sebze ve meyve kabukları veya artıkları, çay atığı, yeşil yapraklar, kalsiyum değerini artırmaya da yarayan yumurta kabukları azot bakımından zengindir ve kullanılabilir. Yine ağaç dal ve kabukları, fındık ve ceviz kabukları, kuru yapraklar karbon bakımından zengindir ve kompost oluşumuna katkı sağlarlar. Bununla birlikte et, balık ve hayvansal gıdalar, yağlı yiyecek artıkları, limon, greyfurt gibi asitli besinler kompost yapımında kullanılamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kompost yapımının farklı türleri vardır” title_font_size=”13″]

    Kompost yapımında uygulanan sıcak kompost, soğuk kompost, solucan kompostu veya bokashi kompostu gibi farklı yöntemler bulunmaktadır. Soğuk kompost açık havada yapılabilen ve oluşumu altı ay kadar süren bir yöntemken, sıcak kompostun oluşumu 18-21 gün içerisinde tamamlanmaktadır. Kompost yapımındaki püf noktalarından biri de içeriğine üçte bir oranında yeşil malzeme ve üçte iki oranında kahverengi malzeme eklemektir. Ayrıca kompost ne çok nemli ne de çok kuru olmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıcak kompost yapımının hızlı bir tarifi” title_font_size=”13″]

    Sıcak kompost için kovanın en altına bir kürek toprak koymak gerekmektedir. Üstüne organik atıklar, bir kat ıslak atık bir kat kuru atık olacak şekilde ve 10-15 cm kalınlığında yerleştirilmelidir. İlk günler 50-77 derece olan kompostun sıcaklığı zamanla düşecektir. Sıcaklık düştüğünde kompostu karıştırıp havalandırmak gerekir. Karıştırma işlemi toplamda dört kez tekrarlanabilir. Yaklaşık 4 hafta sonra, kompostun sıcaklığı 30 derecenin altına düşecek ve koyu renkli olacaktır. Bu kompostu yaklaşık iki hafta dinlendirdiğinizde, toprağa dökerek kullanmanız mümkün hale gelecektir.

  • GELECEĞİN MESLEKLERİ VE ÜNİVERSİTE BÖLÜMLERİ

    Teknoloji çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Geriye dönüp baktığımızda bu gelişimi net olarak görebiliyoruz. Teknolojinin gelişmesi ve değişmesiyle birlikte hayatımızda da birçok değişim oluyor. Teknoloji sayesinde hayatımıza bilgisayar, telefon, tablet, vb. birçok cihaz girdi. Günümüzde bu cihazlar yaşamımızın başköşesinde dururken gelişen dünyanın ihtiyaçları da hızla değişiyor. 50 sene öncesinin dünyası ile günümüz dünyası kıyaslandığında bazı mesleklerin geçerliliğini yitirdiğini görebiliriz ancak günümüz dünyasında olmazsa olmaz dediğimiz birçok yeni uzmanlık gerektiren mesleklerin de sayısı her geçen gün artıyor. Bu meslekleri ve bu mesleğe sahip olmak isteyen öğrencilerin üniversitelerde hangi bölümlerde okuması gerektiğini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay Zekâ ve Veri Mühendisliği” title_font_size=”13″]

    Günümüzde teknoloji ve yapay zekâ hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Dört yıllık lisans programı olan bu bölümün eğitimin müfredatında insan beynine benzer şekilde; mantık yürütme, analiz etme ve bir sonuca varma işlemlerinin makinelerle yapılması için gerekli eğitimler veriliyor. Birbiri ile alakalı iki disiplini içeren bir lisans dalı olan “Yapay Zekâ ve Veri Mühendisliği Bölümü”nde okumak isteyen gençlerin yapay zekâ ile yazılım konusuna meraklı, disiplinli, teknolojiyi yakından takip eden ve bu gelişimin parçası olmayı istemesi ileride bu mesleği yapacak öğrenciler için oldukça önemli. Bilgisayar mühendisliğinin bir alt dalı olan bölüm, gelecekte hem yurt içi hem yurt dışında en çok tercih edilecek meslek dallarından biri olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnternet ve Ağ Teknolojileri” title_font_size=”13″]

    “İnternet ve Ağ Teknolojileri Bölümü”, internet ve bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ve değişmesi sonucu ortaya çıkan verilerin paylaşımı, saklanması, güvenliği, iletimi ve işlenmesi için kullanılan bilgisayar donanımını, yazılımını, bilgisayar ağlarını ve iletişim teknolojilerini kullanabilen meslek elemanı yetiştirmek için eğitim veren iki yıllık bir bölümdür. “İnternet ve Ağ Teknolojileri Bölümü”nden mezun olanlar, internet hizmeti vermekte olan tüm kurum ve markaların bilişim sektöründe iş imkânı bulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mekatronik Mühendisliği ” title_font_size=”13″]

    “Mekatronik Mühendisliği Bölümü”, yeni makine ve araçların üretim ve işlevlerindeki verimliliği artırmak için mekanik, elektronik ve bilgisayar mühendisliğinin özelliklerini birleştirir. Mekatronik mühendisi, üretim sürecindeki değişiklikleri uygulamaya koymadan önce, montaj hattı verimliliği ve maliyet gibi faktörleri göz önünde bulundurarak, iyileştirmeler yapmak için çeşitli yöntemlerle testler yapar. Potansiyel çözümleri geliştirmek için bilgisayar destekli tasarım yazılımı kullanır. Dört yıllık eğitim sürecinin ardından mezunlar; endüstriyel otomasyon, otomotiv ve havacılık sektörü, gemi endüstrisi, çeşitli sanayi kolları ve tıp sektöründe çalışabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sondaj Teknolojileri ” title_font_size=”13″]

    Sondaj teknolojisi; sondaj projelerini planlama aşamasından tamamlama aşamasına kadar takip eden bir sistemdir. 2 yıllık ön lisans eğitimi alan bölüm mezunları; jeotermal, petrol, maden ve su çıkarma gibi işlemlerde zemin etütleri konularının yanı sıra sondaj gerektiren hafriyat işlerinde ara kademede de görev alabilmektedir. Ayrıca bu bölümden mezun olan öğrenciler “Dikey Geçiş Sınavı”na katılarak; “Jeofizik Mühendisliği”, “Jeoloji Mühendisliği” ve “Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği” gibi lisans bölümlerine geçiş yapma hakkı da elde edebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dezenfeksiyon, Sterilizasyon ve Antisepsi Teknikerliği” title_font_size=”13″]

    “Dezenfeksiyon, Sterilizasyon ve Antisepsi Teknikerliği”, sağlık sektöründe hastalara kullanılacak tıbbi aletlerin tekrar kullanıma hazırlanması gereken tüm basamakları teorik olarak bilen ve pratik olarak bunları yapabilecek beceriye sahip sağlık sektörüne teknik elemanlar yetiştirir. Bu bölümden mezun olanlar bireysel çalışma imkânına sahip olmayıp özel ve kamu hastaneleri ile polikliniklerin sterilizasyon birimlerinde çalışabilir. Ön lisans programından mezun olan öğrencilerin eğitim süresi ise iki yıldır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bilişim Güvenliği Teknolojisi ” title_font_size=”13″]

    “Bilgi Güvenliği Teknolojisi”, bir ön lisans programıdır ve eğitim süresi iki yıldır. “Bilgi Güvenliği Teknolojisi Bölümü”nü tercih etmeyi düşünen öğrenciler sorumluluk sahibi ve ekip çalışmasına uygun olmalıdır. Mezunlar iş yerlerinin bilgi-işlem birimlerinde görev alır ve iş yerinin bilgi güvenliğini sağlar. Bu bölüm mezunları hem kamuda hem özel sektörde iş sahibi olabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3D Üretim Mühendisliği ” title_font_size=”13″]

    Yeni bir teknoloji olan 3D baskı teknolojisi, hızlı büyüyen sektörlerin başında geliyor. 3 boyutlu yazıcılar ve 3 boyutlu modelleme uygulamalarında uzmanlara artan oranda ihtiyaç duyuluyor. Bu alandaki istihdam artışının nedeni ise, modern endüstri firmalarının yanı sıra geleneksel iş yerlerinin de pratikliğinden ve maliyetinden dolayı 3D yazıcılara yönelmesinden kaynaklanıyor. Bilişim, yeme-içme, sağlık, tekstil, savunma sanayii, sanayi sektörü, eğlence ve turizm gibi alanlar başta olmak üzere hemen hemen her sektörde aktif bir şekilde görev alacak mühendisler yetiştiren “3DÜretim Mühendisliği Bölümü”, dört yıllık eğitimin ardından 3 boyutlu yazıcıların kullanımına doğrudan hâkim olan meslek sahiplerine iş imkânı sağlıyor.

  • GIDA AMBALAJINDAKİ SEMBOLLER VE ANLAMLARI

    Marketlerde gördüğümüz her ürün, ambalaj olarak birbirine benzese de üretim ve denetleme süreci bakımından farklılaşabiliyor. Bizlere düşen görev ise bu gıdaların ambalajlarındaki son kullanma tarihine ve sembollere dikkat etmek. Yazımızda gıda ambalajlarında kullanılan başlıca sembolleri ve anlamlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türk Standartları Enstitüsüne ait olan bu logoyu gördüğünüzde satın aldığınız ürünün kalite standartları yükümlülüklerinin ilgili kurum tarafından yerine getirildiğini anlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Helal logosu, satın alınan ürünün İslami koşullara uygun olarak üretildiğini ve paketlendiğini ifade etmek için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Üç siyah okun anlamı ambalajın geri dönüşümlü veya geri dönüşüme uygun olduğunu ifade eder. Ambalaj atıklarının kullanıldıktan sonra tekrar değerlendirilmesi ve geri dönüşüme sokulması için tüketiciyi bilgilendirme amacıyla kullanılır. Yani bu logoya sahip ambalaj atıklarınızı geri dönüşüm çöpüne gönül rahatlığıyla atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Organik gıda maddelerinin diğer gıdalarla karıştırılmasını önlemek amacıyla kullanılan mavi ve yeşil renkteki “organik gıda” logosu, ürünün organik üretildiğini ve denetlendiğini belirtmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “İyi Tarım Uygulamaları”, piyasaya sunulan gıdaların kontrol edildiğini, sertifikalandırıldığını ve izlenebilirliğinin sağlandığını ifade eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Satın aldığımız her plastik ürün ambalajında geri dönüşüm okları içerisinde bulunan rakamlar ve harfler bulunur. Döngülerin içindeki sayılar ve harfler, ürün için kullanılan plastik tipini ve bu plastiklerin geri dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini anlatır. Çünkü tüm plastikler geri dönüştürülebilir veya tekrar kullanılabilir değildir. Örneğin 1 numaralı PETE ambalajları tek kullanımlık su şişeleri dâhil birçok ambalajda, 2 numaralı HDPE süt ürünleri başta olmak üzere birçok gıda ambalajında kullanılır ve geri dönüştürülmesi en kolay materyaller arasında yer alır. 7 numaralı OTHER sembolü kurşun geçirmez ürünlerde, bazı güneş gözlükleri ve bazı sıvı ürünlerin şişelerinde kullanılır ve geri dönüşüme uygun olmadığını ifade eder. Yani her rakam, kullanılan plastiğin özelliğinin ve geri dönüşüme uygun olup olmadığının sembolüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Yeşil Nokta”, bu ambalajın geri dönüşümünün o ülkedeki “Yeşil Nokta Örgütü Üyesi” kuruluşuna ait olduğunu anlatır. Bu logo, Avrupa’da 30’u aşkın ülkede kullanılır ve ülkemizdeki üyesi ÇEVKO Vakfıdır. Geri dönüşümünü de bu vakıf üstlenir. Bir ambalajın üzerinde yer alan “Yeşil Nokta” işareti, o ambalajlı ürünü piyasaya süren işletmenin ambalaj atıklarının geri kazanımı ile ilgili yasal yükümlülüklerini yerine getirdiği ve geri dönüşüm sistemine mali katkı sağladığı anlamına gelir. Cam, metal, plastik, kompozit ve kağıt/ karton türü ambalajlarda “Yeşil Nokta” logosunu gördüğümüzde bu atıkların sağlıklı, temiz bir şekilde geri dönüşümünün sağlanması amacıyla ÇEVKO Vakfı tarafından gereken işlemlerin yerine getirildiğini anlayabiliriz.

  • Çocuklara Kitap Okumayı Sevdirmenin 8 Yolu

    Çocuklara Kitap Okumayı Sevdirmenin 8 Yolu

    Kitap okuma alışkanlığını erken yaşta edinmek insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri… Siz de çocuklarınıza küçük yaşlarda kitap sevgisini kazandırarak onlara büyülü bir dünya hediye edebilirsiniz. Onlara bu büyük iyiliği yapmak için başvurabileceğiniz yöntemleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çocuklarınıza kitap okuma alışkanlığını kazandırmanın en etkili yolu onlar için iyi bir rol model olmak… Sizi sık sık kitap okurken görürlerse onlar da kitap okuma alışkanlığını erken yaştan kazanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eğer çocuğunuz kitap okuyabilecek kadar büyük değilse ona siz kitap okuyabilirsiniz. Mesela her gece uyumadan önce ona bir hikâye okuyarak bunu bir alışkanlık haline getirmesini sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuz için bir solukta okuyacağı kısa hikâyeler seçin, böylece okuduğuna heyecanla odaklanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuzla beraber kitap okurken onun hikâye ile etkileşime geçmesini sağlayarak kitaba ilgisini artırabilirsiniz. Mesela, hikâyede saklambaç oynayan çocuklar varsa, “Sence çocuk nereye saklandı?” gibi sorular yöneltebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kitap okumayı ailecek gerçekleştirilecek bir etkinliğe dönüştürebilir, hatta okuduğunuz hikâyeleri hep beraber canlandırabilirsiniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Farklı yaş gruplarına yönelik hazırlanan okuma etkinlikleri de çocuğunuza erken yaşta kitap sevgisi edindirmenin bir başka yolu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuzu mümkün oldukça kütüphanelere, kitapçılara götürerek kendi ilgisini çeken kitapları seçmesine izin verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuzu küçük yaşlarda, hediye olarak kitap alıp verme ritüeliyle tanıştırın.