Kategori: Yaşam

  • VÜCUDUMUZDAKİ ELEMENTLER VE ORANLARI

    Canlı cansız her şey atomlardan oluşur. İnsan bedeni de evrenimizdeki her şey gibi atomlardan oluşmuş, bu atomların bir araya gelmesi ile yaşam filizlenmiştir. İnsan vücudunun toplam kütlesinin %99′u sadece 6 elementten meydana gelir ve insan bedeni toplamda 25 elementten oluşur. Yazımızda vücudumuzdaki ana elementleri, özelliklerini ve oranlarını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hidrojen ve oksijen atomunun bir araya gelmesiyle oluşan su, insan bedeninin büyük bir kısmında da bulunmaktadır. Atomların molekülleri, moleküllerin makromolekülleri, makromoleküllerin de makromoleküler kompleksleri oluşturmasıyla oluşan insan vücudundaki hücrelerin toplam ağırlığının %65-90 seviyelerine kadar su içerdiği bilinmektedir. Bu sebeple insan vücudunda en fazla elementin oksijen olması şaşırtıcı değildir; ortalama %65 oksijen bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Organik moleküllerin bir diğer temel birimi olan karbon ise ikinci sırada gelir. Bedenimizin %18’i karbondan oluşur. Evrende en bol bulunan altıncı element olan karbon, kızgın yıldızlardan dünyanın yer kabuğuna kadar hemen hemen her ortamda vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İnsan bedenindeki hidrojen oranı %10’dur. Atomik kütlesi ile tüm elementler arasında en hafif olan hidrojen, aynı zamanda evrenimizde en çok bulunan elementtir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İnsan bedenini oluşturan bir diğer element azottur ve oranı %3’tür. Dünya atmosferinin %78’ini de oluşturan azot tüm canlı dokularında bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Vücudumuzdaki kalsiyum oranı %1,5’tir ve yeryüzünde yani gezegenimizde en bol bulunan beşinci elementtir. Kalsiyumun insan bedenindeki önemi hakkında daha önce yazdığımız yazıyı okumak için linke tıklamanız yeterli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bedenimizdeki fosfor oranı %1’dir. Bütün organizmalarda bulunan fosfor DNA için olduğu kadar kemik ve diş oluşumu, hücre büyümesi ve onarımı, enerji üretimi, sinir ve kas hareketleri, böbrek işlevleri, kalp kasının kasılması açısından oldukça önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İnsan vücudunda en yoğun şekilde bulunan elementlerin dışında potasyum %0.35, sülfür %0.25, sodyum %0.15 ve magnezyum elementi %0.05 oranındadır. Bedenimizde bakır, çinko, selenyum, molibden, flor, klor, iyot, manganez, kobalt, demir, lityum, stronsiyum, alüminyum, silisyum, kurşun, vanadat, arsenik, brom gibi elementler ise hayati öneme sahip olmakla birlikte diğer elementlere oranla eser miktarda bulunmaktadır.

  • DURUŞ BOZUKLUĞUNU ÖNLEMEK İÇİN YAPABİLECEKLERİNİZ

    Tıp dilindeki tabiriyle postür bozukluğu, halk dilindeki kullanım şekliyle duruş bozukluğu, günlük yaşantımızda küçük detaylara dikkat etmediğimiz takdirde, farklı seviyelerde de olsa hepimizin başına gelebilecek fizyolojik bir durumdur. Ne var ki alacağımız küçük önlemler sayesinde bu istenmeyen durumun önüne rahatlıkla geçebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Çocuklarla Hayvanların Gününüze Renk Katacak Dostluğu

    Çocuklarla Hayvanların Gününüze Renk Katacak Dostluğu

    Tüylü dostlarımızı 7’den 70’e hepimizin çok sevdiği, onlarsız bir yaşam düşünemediği inkâr edilemez bir gerçek. Çocuklarla hayvanların ilişkileriyse gerçekten apayrı… Bazen oyun arkadaşı bazen birlikte yaramazlık yapan birer sırdaş onlar… Peki aralarındaki iletişim dile gelse nasıl olurdu? Tahminlerimizi sizin için sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
  • DOĞA DOSTU EKOLOJİK EVLER

    Modern dünyada hızla artan çevresel sorunlar, bireyleri ve toplulukları daha sürdürülebilir yaşam çözümleri aramaya yönlendiriyor. Ekolojik evler, bu arayışın somut bir yansıması olarak, doğayla uyumlu bir yaşamın kapılarını aralıyor. Doğal kaynakları en verimli şekilde kullanmak, karbon ayak izini azaltmak ve çevreye minimum zarar vermek amacıyla tasarlanan bu sürdürülebilir yapılar giderek daha sık karşımıza çıkıyor. Enerji tasarrufu, doğal malzeme kullanımı ve düşük karbon salınımı gibi özellikleriyle ekolojik evler hem çevreye duyarlı yaşam alanları hem de ekonomik ve sağlıklı bir yaşam biçimi sunuyor. Yazımızda, başlıca ekolojik ev tiplerini ve özelliklerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karbon Negatif Ev” title_font_size=”13″]

    Karbon negatif ev, çevreye zarar vermeyen hatta çevreye olumlu katkı sağlayan sürdürülebilir bir yaşam alanıdır. Bu tür yapılar, atmosfere yaydıkları sera gazlarından daha fazlasını ortadan kaldıracak şekilde tasarlanır. Enerji üretimi, yapı malzemesi ve günlük enerji tüketimi gibi alanlarda çevresel etkileri minimuma indirmek için tasarlanmıştır. Bu evler enerji ihtiyacını karşılamak için güneş panelleri, rüzgâr türbinleri veya jeotermal enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanır. Üretilen enerji ihtiyacın üzerine çıktığında fazlası şebekeye aktarılır, bu da karbon negatif statüsüne katkı sağlar. Yüksek yalıtım, ısı kaybını ve enerji tüketimini azaltırken; pasif tasarım unsurları (güneş ışığından maksimum fayda sağlama, doğal havalandırma gibi yöntemler) enerji ihtiyacını minimumda tutar. Bazı karbon negatif evler, havadaki karbonu yakalayan teknolojiler ya da bitkisel sistemlerle donatılır. Örneğin; yeşil çatı sistemleri ve karbon emici yapılar bu amaçla kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pasif Ev” title_font_size=”13″]

    Pasif ev, yüksek verimli enerji tasarrufu sağlayan bir yapı tasarımıdır. Son derece iyi yalıtım, hava sızdırmazlığı, enerji geri kazanım sistemleri ve doğal ısıtma-soğutma yöntemleri kullanarak minimum düzeyde enerji tüketir. Temel amaç, dış ortamdan gelen ısıtma ve soğutma ihtiyacını en aza indirerek enerji kullanımını önemli ölçüde azaltmaktır. İlk olarak 1990 yılında Almanya’da geliştirilen bu konsept, sürdürülebilir ve çevre dostu yapıların öncüsü olmuştur. Ancak pasif evler hâlâ dışarıdan enerji (elektrik, gaz, vb.) alabilir; bu nedenle genellikle karbon negatif değil, düşük karbon ayak izine sahip yapılar olarak değerlendirilir. Geleneksel binalara kıyasla %75-90 oranında daha az enerji tüketen pasif evlerde ısıtma ve soğutma için gereken enerji, çoğu zaman yalnızca bir saç kurutma makinesinin harcadığı kadar düşüktür. İç mekân sıcaklığı yıl boyunca sabit kalır; kışın soğuk hava, yazın ise sıcak hava içeriye nüfuz etmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Earthship Evleri ” title_font_size=”13″]

    Earthship evleri, atık malzemeler ve doğal kaynaklar kullanılarak inşa edilen sürdürülebilir yapılardır. Lastik, cam şişe, teneke kutu gibi geri dönüştürülmüş malzemelerle yapılır; yağmur suyu toplama, güneş enerjisi ve doğal ısı yalıtımı gibi çevre dostu sistemler içerir. Bu konsept, ilk olarak 1970’lerde mimar Michael Reynolds tarafından Taos’ta (ABD) geliştirilmiştir. Earthship evlerinin amacı, doğal çevreyi korurken konforlu bir yaşam alanı sunmaktır. Örneğin; toprakla doldurulmuş lastikler duvarların temelini oluşturur, bu da doğal yalıtım ve ısı depolama sağlar. Tasarımı, güneş ışığından maksimum düzeyde faydalanacak şekilde yapılır. Enerji ihtiyacı, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri gibi yenilenebilir kaynaklarla karşılanır. Aküler, bu enerjiyi depolayarak gece ve bulutlu günlerde kullanım imkânı sunar. Ayrıca, toprağın termal kütlesi kullanılarak evin içindeki sıcaklık yıl boyunca sabit tutulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saman Balya Evleri ” title_font_size=”13″]

    Saman balya evlerin ana yapı malzemesi, sıkıştırılmış saman balyalarıdır. Kolay erişilebilir, yenilenebilir ve doğa dostu bir malzeme olan saman, çevreye zarar vermeden konforlu yaşam alanları oluşturma imkânı sunar. Doğru şekilde inşa edildiğinde oldukça dayanıklıdır. Yüksek yoğunluğu sayesinde hava geçirmez bir yapıya sahiptir; bu da yangın riskini azaltır. Saman balyalarının üzeri kireç ya da toprak gibi koruyucu sıvalarla kaplandığında dış etkilere karşı dayanıklılığı artar. İnşaat sırasında düşük enerji tüketildiği için karbon ayak izi önemli ölçüde azalır. Ayrıca saman, doğadaki karbonu emdiğinden karbon nötr bir malzeme olarak kabul edilir. Bu evlerin inşaat maliyetleri genellikle diğer ev türlerine göre daha düşüktür. Kimyasal madde içermediğinden alerji riskini azaltır. Duvarların “nefes alabilir” yapısı, nem dengesini korur ve küf oluşumunu engeller. Mimari açıdan esnektir hem modern hem de geleneksel tarzlarda tasarlanabilir. Ancak saman balyaları nemli ortamlarda zarar görebileceğinden yapının iyi yalıtılması ve suya karşı korunması gerekir. Ekolojik evlerde saman balyası ilk kez 19. yüzyılın sonlarında, ABD’nin Nebraska eyaletinde kullanılmaya başlanmıştır. Bölgedeki ağaç kıtlığı nedeniyle saman balyaları yapı malzemesi olarak tercih edilmiştir. Günümüzde çevre dostu inşaat tekniklerine artan ilgiyle birlikte bu evler yeniden popüler hâle gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kubbe Evler ” title_font_size=”13″]

    Kubbe evler, yuvarlak ve kubbe şeklindeki tasarımlarıyla estetik, işlevsel ve çevre dostu bir mimari konsept sunar. Geleneksel yapı anlayışından farklı olarak hem modern hem de sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmayı hedefler. Kubbe formu sayesinde bu yapılar; enerji verimliliği, dayanıklılık ve düşük çevresel etki gibi birçok avantaj sağlar. Rüzgâr ve diğer doğal kuvvetlere karşı dirençli oldukları için fırtına, kasırga ve deprem gibi afetlere karşı dayanıklıdır. Hava akımını etkili şekilde yönlendirerek iç mekânın ısıtılması ve soğutulmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda kubbe yapısı basınca karşı oldukça dayanıklıdır. İnşaatta genellikle beton, toprak, kerpiç, fiber kompozitler veya ahşap gibi malzemeler kullanılır. Kerpiç, çamur veya geri dönüştürülmüş malzemelerle de inşa edilebilir. Kubbe tasarımı, ışığın iç mekânda eşit dağılmasını sağlar. Genellikle tepeye yerleştirilen pencereler sayesinde doğal ışık kullanımı artar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kerpiç Evler” title_font_size=”13″]

    Kerpiç evler; binlerce yıldır kullanılan, doğayla uyumlu, ekonomik ve çevre dostu yapılardır. Sürdürülebilir mimarinin en eski örneklerinden biri olan bu yapılar, günümüzde hem kırsal alanlarda hem de modern yaşam projelerinde popülerdir. Kerpiç; kil, su, saman ve lif gibi doğal malzemelerin karışımından elde edilir. Hazırlanan karışım kalıplara dökülür ve güneşte kurutularak sağlam yapı bloklarına dönüştürülür. Doğal bir yalıtkan olan kerpiç, sıcak bölgelerde serinlik, soğuk bölgelerde ise sıcak tutar. Duvarlar gündüz ısıyı emip gece yayarak doğal bir termal denge oluşturur. İnşaatta genellikle yerel toprak kullanıldığı için ulaşım kaynaklı karbon emisyonları da azalır. Kerpiç evler doğal hava geçirgenliğine sahiptir; bu da iç mekânda nemin dengelenmesine ve küf oluşumunun önlenmesine yardımcı olur. Doğru tekniklerle inşa edildiğinde kerpiç yapılar yüzyıllar boyunca dayanabilir. Özellikle düzenli bakım yapıldığında uzun ömürlü olur. Ancak suya karşı hassas olduklarından iyi bir çatı sistemine ve su yalıtımına ihtiyaç duyarlar. Yağışın yoğun olduğu bölgelerde sıva ve kaplama gibi koruyucu önlemler düzenli olarak yenilenmelidir. Mezopotamya, Mısır ve Anadolu gibi uygarlıklarda görülen kerpiç evler, MÖ 7000’lere kadar uzanan, köklü bir yapı geleneğinin ilk örnekleridir.

  • Giydiğiniz 8 Renge Göre Çevrenizde Bırakacağınız Etki

    Giydiğiniz 8 Renge Göre Çevrenizde Bırakacağınız Etki

    Gün içinde kıyafetlerimizde tercih ettiğimiz renkler büyük ölçüde o günkü ruh halimizi, enerjimizi yansıtır. Bazen de giydiğimiz renge göre halimiz hareketlerimiz değişir. Renklerin etkisi sadece giyen kişiyle de sınırlı kalmaz. İşin uzmanları, üstümüzde taşıdığımız renklerle çevremizdekilerin düşüncelerini etkilemenin de mümkün olduğunu söylüyor. Hangi renk çevremizde nasıl bir etki bırakıyor birlikte bakalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kahverengi güvenilir olmakla eşlense de çok yoğun kullanıldığında kişiyi donuk, ağırkanlı hatta biraz sıkıcı gösterebilir. Ama acı kahve tonları, altın ya da krem rengi ile kombinlendiğinde profesyonel bir intiba oluşmasına katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Genellikle iş insanlarının tercih ettiği lacivert rengi pek çok alanda güç ve başarı ile ifade edilse de kıyafetlerde fazla öne çıkmak istemeyen kişilerce tercih edilebileceği söylenir. Lacivert giyen kişi kendisini ciddi hisseder ve çevresinde de ciddiyet duygusu uyandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sıcak renklerden olan kırmızı rengi dinamizmin, heyecanın, coşkunun rengidir. Ama bazen de agresifliğe işaret eder. Kişinin enerjik, iddialı ve çalışkan olduğunu düşündürürken çatışmacı bir izlenim de verebilir. Özellikle çalışma hayatında biraz riskli bir renk olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Doğal ve üretken kişilerin tercih ettiği düşünülen yeşil renk karşı tarafta güvenilir bir intiba yaratırken, kişinin karşısında insanların kendisini rahat ve huzurlu hissetmesini de sağlar. Bununla birlikte bazı yerlerde yeşil kişiyi durgun ve içe kapanık gösterebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıllar boyu dünyada şatafatın, gücün ve zenginliğin rengi olmuş mor rengin, genellikle iç çatışmaları olan kişiler tarafından tercih edildiği düşünülüyor. Fakat yine de mor kıyafetler kişinin çevresinde eskiden olduğu gibi güçlü, zengin algısı oluşturabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sarı, eğlencenin ve canlılığın rengidir. Kıyafetinde sarıyı tercih eden kişi çevresinde dinamik, neşeli ve umut veren bir insan imajı yaratacaktır. Bunun yanında geçiciliği temsil eden sarı rengini tercih edenler istikrarlı bir kişi gibi algılanmayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Siyahın Batı’da matemi temsil ederken Japonya’da mutluluğu temsil ettiğini duymuş muydunuz? Her ortamın rengi olabilen siyahın ölçüsünü kıyafetlerinizde yerine göre belirleyebilirsiniz. Saygıdeğer bir izlenim oluşturan siyah rengin odaklanmayı artırdığı bilinir ve bulunduğu ortamda dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İstikrarlı, güvenilir ve titiz görünmek isteyen kişiler için beyaz renk en ideal renktir. Dünyada “iyi insan” imajı oluşturmak isteyen pek çok ünlü, danışmanlarının önerisiyle takipçilerinin karşısına beyaz renkte giysiler giyerek çıkıyor.

  • OKYANUSLAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Büyük ve derin olmasının yanı sıra pek çok sırra ve bilinmeyene de ev sahipliği yapan okyanuslar, her geçen gün ilginç özellikleriyle bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Tarih boyunca insanoğlunun ilgisini çeken ve bir şekilde gizemini koruyan okyanuslar hakkında birbirinden ilginç bilgileri sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Okyanuslar ışığı bir yere kadar alabilir. Özellikle 200 metreden aşağısı için zifiri karanlık demek mümkündür; zira güneş ışınları derinlere inemez ve derinlik göz gözü görmeyecek kadar karanlıktır. Hatta 200 metrenin altı için “alacakaranlık bölgesi” denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sadece uzayda değil, okyanuslarda da kara delikler vardır. Bazılarının büyüklüğü neredeyse bir şehir kadardır. Bu delikler için “dipsiz kuyu” benzetmesini yapmak doğrudur; içine girdikten sonra kaçmak mucizedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Normalde hepimiz su sesinin verdiği sakinliği severiz ve bir anlamda su sesiyle “dinleniriz”. Ancak konu okyanuslar olunca bu durum çok farklı olabilir. Okyanus derinliklerinde oldukça ürkütücü sesler duyulabilir hatta bu hâl ürpertici olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Okyanus denince akla ilk köpek balıkları gelir ve onlarla karşılaşma düşüncesi bile korkuya neden olur. Ancak sanılanın aksine okyanuslardaki en tehlikeli canlılar köpek balıkları değildir; denizanaları onlardan daha tehlikeli olabilir. Kimi araştırmalar da bu tehlikeyi ortaya koyar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Daha önce White Shark Café (Beyaz Köpek Balığı Kafesi) diye bir yer duymuş muydunuz? Araştırmacılar beyaz köpek balıklarıyla ilgili ilginç bir ritüeli ortaya çıkardılar. Beyaz köpek balıkları, her yıl nisan ve mayıs ayları boyunca Pasifik Okyanusu’nun uzak bir noktasında, sebebi bilinmeyen bir nedenle toplanıyor. Yılda bir kez yapılan bu yolculuk için köpek balıkları sığ sularda buluşup burada ilginç dalma ritüelleri gerçekleştiriyor ve evet, sebebi meçhul!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Okyanuslardan yenilenebilir enerji elde edilebilir. Okyanus enerjisi adı verilen enerji türünde, okyanuslardaki gelgitlerden enerji üretilebilir. Ay ve Güneş’in Dünya’ya göre konumu, okyanus gelgit dalgalarının gelişmesine neden olur ve bu olay neticesinde oluşan akım ile enerji üretimi mümkün hâle gelir.

  • MODERN DÜNYANIN GÖRÜNMEZ SORUNU: GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ

    Gürültü kirliliği, modern şehir yaşamında çoğu zaman farkında olmadan maruz kaldığımız ve etkileri düşündüğümüzden çok daha derin olan ciddi bir çevre sorunudur. Çevre kirliliği denildiğinde genellikle yalnızca gözle görülebilen ya da fiziksel olarak hissedilebilen unsurlar akla gelir; oysa gürültü kirliliği de sağlığımızı ve yaşam kalitemizi olumsuz yönde etkileyen önemli bir faktördür. Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre, sağlığa yönelik en tehlikeli çevresel tehditlerden biri olan gürültü kirliliğiyle ilgili detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Korna çalan sürücüler, yol çalışması yapan iş makineleri, gökyüzünde üzerimizden geçen uçaklar… Özellikle büyük şehirlerde, trafik, inşaat çalışmaları ve insan kalabalığı gibi kaynaklardan oluşan gürültü, Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği sınırların üzerinde seyretmektedir. Bu durum, örgüte göre zamanla hem işitme kaybına hem de stres, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı gibi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gürültü kirliliği, modern yaşamın çoğu zaman göz ardı edilen ancak hem sağlığımızı hem de çevremizi olumsuz etkileyen önemli sorunlarından biridir. Gürültü, rahatsız edici ve anlam taşımayan sesler bütünü olarak tanımlanır. Yalnızca yüksek sesler değil, huzuru bozan her türlü ses de gürültü olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Elbette her ses gürültü kirliliği olarak değerlendirilemez. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 65 desibelin üzerindeki sesleri gürültü kirliliği olarak tanımlar. Gürültü seviyesi 75 desibelin üzerine çıktığında sağlık açısından zararlı hâle gelirken, 120 desibel üzerindeki sesler ise acı verici olabilir. Dünya Sağlık Örgütü, gündüz saatlerinde gürültü seviyesinin 65 desibelin altında tutulmasını önerirken; gece ortam gürültüsünün 30 desibeli aşması durumunda rahat bir uykunun imkânsız olduğunu belirtmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gürültü kirliliği sadece bizlerin sağlığını değil, yaban hayatının sağlığını ve refahını da olumsuz etkiler. Yapılan araştırmalar, yüksek seslerin tırtıllar gibi bazı böceklerin fizyolojik tepkilerini değiştirebileceğini göstermiştir. Gürültü kirliliğinin mavi kuşlar üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalar, yüksek ses seviyelerinin üreme başarısını olumsuz etkileyebileceğini ortaya koymuştur. Hayvanlar, yön bulmak, avcılardan kaçmak, yiyecek ve eş bulmak gibi çeşitli nedenlerle seslerini kullanır. Gürültü kirliliği, bu görevleri yerine getirmelerini zorlaştırır ve bu da hayatta kalma yeteneklerini tehdit eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Modern dünyanın görünmez tehlikelerinden olan gürültü kirliliğini en aza indirmek, tıpkı temiz hava ve su gibi bir yaşam hakkı olarak görülmelidir. Bu konuda daha fazla bilinçlenmek ve özellikle şehirlerde sessiz alanlar oluşturmak geleceğin en önemli çevre hareketlerinden biri olabilir.

     

    Dünya genelinde bu alanda yürütülen projeler giderek daha fazla görünürlük kazanıyor. “Sessiz Şehirler Hareketi”, şehirlerin daha sakin, çevre dostu ve huzurlu yaşam alanları oluşturmasını teşvik eden uluslararası bir hareket olarak ön plana çıkıyor. “Avrupa Gürültü Direktifi” Avrupa’daki şehirlerde gürültü haritaları çıkarılmasını ve aşırı gürültüye maruz kalan bölgeler için önlemler alınmasını zorunlu kılıyor. UNESCO’nun desteklediği “Sessiz Alanlar Projesi” ise şehir içinde doğal sessizlik bölgeleri oluşturarak insanların huzurlu alanlara erişimini sağlamayı amaçlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde gürültü kirliliğini önlemeye yönelik yürütülen çalışmaların başında “Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği” gelmektedir. Bu yönetmelik kapsamında gürültü haritaları hazırlanmakta ve ses yalıtımı kurallarının uygulanması gibi düzenlemeler hayata geçirilmektedir. Belediyeler, parklar ve doğal yürüyüş alanları oluşturarak şehir içindeki gürültüyü azaltmaya çalışmaktadır. Özellikle otoyol kenarlarında kullanılan ses yalıtımlı bariyerler sayesinde çevredeki gürültü seviyesi düşürülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlara göre, şehirlerde yeşil alanların artırılması ve ses yalıtımlı yapıların teşvik edilmesi çevresel gürültüyü önemli ölçüde azaltabilir. Elektrikli araçların yaygınlaştırılması, toplu taşımaya öncelik verilmesi ve bisiklet gibi sessiz ulaşım alternatiflerinin desteklenmesi ise trafik kaynaklı gürültünün önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Endüstriyel ve kentsel alanlarda gürültü sınırlarının net biçimde belirlenmesi, denetimlerin sıklaştırılması ve bilinçlendirme kampanyalarının düzenlenmesi hem bireylerin hem de işletmelerin bu konuda daha duyarlı hareket etmesini sağlayabilir. Doğanın dengesini korumak, sessiz ve uyumlu bir çevre oluşturmak, canlıların yaşam alanlarını sürdürülebilir kılmak hepimizin sorumluluğudur. Gürültüsüz bir dünya, yalnızca kuşlar ve diğer canlılar için değil, insan sağlığı ve yaşam kalitesi için de büyük bir kazanç olacaktır.

  • Küçük Ama Belki De Dünyanın En Şaşırtıcı Hayvanı

    Küçük Ama Belki De Dünyanın En Şaşırtıcı Hayvanı

    Bir karıncaya yakından bakarsanız çoğu böcek gibi ilginç bir görüntüsü olduğunu fark edersiniz ama karıncaları bu kadar ilgi çekici kılan özellikleri görüntüleriyle sınırlı değil… İçeriğimizi okuyunca, dünyanın her bir köşesine dağılmış minicik karıncaların sizi ne kadar şaşırtabileceğine inanamayacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Bu küçük ama etkileyici varlıklar bizden çok daha uzun zamandır yeryüzündeler. Elimizdeki en eski karınca fosilleri 92 milyon yıllık olsa da bilim insanları karıncaların bu dünyadaki tarihinin 130 milyon yıl öncesine dayandığını tahmin ediyor. Düşünsenize, dinozorlar ve karıncalar aynı zamanda yaşamış…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Günümüzde sınıflandırılmış 10.000’den fazla karınca çeşidi mevcut! Bu inanılmaz çeşitliliğe en çok tropik kuşakta olmak üzere Asya ve Afrika’da rastlanıyor. Elbette bu karıncaların görünüşleri ve renkleri de birbirinden farklı… En sık gördüklerimiz kırmızı ve siyah renkli karıncalar olsa da metal renginde ve yeşil karıncalarla da karşılaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Ve hayal etmesi zor ama, tahminlere göre yeryüzünde şu anda 10 katrilyon karınca yaşıyor. Bu, karada yaşayan tüm hayvan nüfusunun %15’i anlamına geliyor. Daha da inanılmazı, yeryüzündeki tüm karıncaların toplam ağırlığı tüm insanların toplam ağırlığından daha fazla… Karıncaların nüfusunun 50 milyon yıl önce ani bir artış göstererek bu rakamlara ulaştığı düşünülüyor fakat bu artışın sebebi bilinmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Karıncaların vücut yapısı da oldukça farklı; mesela akciğerleri yok ve dış iskeletlerinin üzerindeki delikler sayesinde solunum yapıyorlar. Birçok gözleri olsa da görme duyuları da pek gelişmemiş hatta yer altında yaşayan bazı türlerin görme yetisi yok. Ama esas ilginç olan ise özel kas yapıları; bu sayede kendi vücut ağırlıklarının 50 katına kadar yük taşıyabiliyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Kulakları olmayan karıncaların işitme duyusu tamamen titreşimlere bağlı ve bu yüzden aralarındaki iletişim de ses ile gerçekleşmiyor. Bir karınca, koloninin diğer üyelerinin onu takip edebilmesi için ardında koku bırakıyor. Yani sık sık gördüğümüz düz bir çizgi halinde ilerleyen karıncaların sırrı da işte bu kokuyu izleyerek yollarını bulmalarında saklı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Karıncaların yuvaları da en az kendileri kadar şaşırtıcı! Bir karınca yuvasında amaca göre düzenlenmiş birçok bölüm bulunuyor; yani bir açıdan bizim evlerimiz gibi çocuk odası, mutfak gibi alanlara ihtiyaç duyuyorlar. Büyük kolonilerin yuvaları yüzlerce metrekarelik alanlara yayılabiliyor. Bu durumda, bizlerden çok daha önce bu dünyada yaşamaya başlayan karıncalar ilk şehirleri inşa eden canlılar da oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Karıncaların bir başka ilki de kurdukları sosyal yapı. Bir karınca kolonisi kraliçe karınca etrafında şekilleniyor ve bu sebeple anaerkil bir toplum. Kraliçenin ömrü on yıl kadar sürerken bir alt sınıftaki işçi karıncalar en fazla iki yıl yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    karınca belgeseli

    Karıncalar tarımla da uğraşıyorlar. “Bunu nasıl beceriyorlar?” derseniz; bazı yaprakları yuvalarına taşıyarak üzerinde mantar oluşmasını sağlıyorlar ve daha sonra bu mantarları yiyecek olarak tüketiyorlar. Ayrıca yuvalarında besledikleri bazı yaprak biti türleri hayvancılık da yaptıklarını gösteriyor.

  • 8 Madde İle İş Görüşmelerinde Ne Giymeli Nasıl Davranmalı

    8 Madde İle İş Görüşmelerinde Ne Giymeli Nasıl Davranmalı

    Hayatında birkaç kez iş görüşmesi yapmış ya da bu konuda tecrübe edinmiş kişiler için oldukça rahat geçebilen iş görüşmeleri, herhangi bir deneyime sahip olmayanların günler öncesinden kâbus görmesine bile neden olabilir. Hâlbuki yapacağımız işi biliyorsak, konu sadece birkaç küçük detaya dikkate etmeye kalıyor. İşinize yarayacağını umarak 8 maddelik listemizi huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Elbette başvurduğunuz iş yeri hakkında bilgi sahibisiniz. İş görüşmesi yapacağınız kişi hakkında da aynı şekilde bilgi sahibi olmanız görüşme sırasında kendinizi daha özgüvenli hissetmenizi sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ne kadar iyi hazırlanırsanız hazırlanın zamanında gelmediğiniz bir iş görüşmesinden başarılı bir sonuç çıkması ihtimali zayıf olacaktır. Çünkü bu detay çalışırken göstereceğiniz disiplinin göstergesi olarak değerlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İş görüşmesi için kıyafetinizin nasıl ve özellikle ne renk olması gerektiği konusu meslek alanınızla doğrudan ilişkilidir. Yaratıcı işler için canlı renkleri tercih edebilecekken daha klasik işlerde kırmızı, turuncu gibi çok canlı renkler doğru birer tercih olmayacaktır. Bununla birlikte baştan aşağı siyah ve kahverengi giymek de önerilmez. Yine en ideali lacivert ve beyazın uyumunu yakalamaya çalışmak olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    deal

    İş görüşmesi yaptığınız kişide, “Bu işi yapabilir.” düşüncesini oluşturabilmek için tokalaşma anından başlayarak özgüvenli bir duruş sergilemelisiniz. Fakat bu duruşu kesinlikle ukala görünmenize sebep olacak kadar abartmamalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özgeçmişiniz üzerine konuşurken mutlaka doğru bilgiler vermeli, bilmediğiniz konularda rahatsızlık hissetmeden “Bilmiyorum.” demeyi bilmelisiniz. Unutmayın ki hangi iş olursa olsun her şeyi bilecek kadar tecrübe sahibi olmak süre gerektirir ama dürüstlük hiçbir işverenin zaman tanımak istemeyeceği bir kişilik meselesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    deal

    Bir iş görüşmesinde yapılması gerekenler kadar yapılmaması gerekenler de vardır. Kolları bağlayarak ya da kambur oturmak, otururken bacak sallamak, daha en başında güvensiz bir tavırla tokalaşmak yapılmaması gereken davranışlardan birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    work

    Özgüven konusunun önemli göstergelerinden biri de ses tonudur. Heyecanlandığınızı fark ettiğinizde hızlı konuşmamak, cümleleriniz arasında esler vermek bu heyecanın dışarıdan fark edilmemesini sağlayacaktır. Çok yüksek ya da cılız bir tonla konuşmanın, konuşma esnasında fazlaca “eee” demenin de hoş bir intiba bırakmayacağını söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    deal

    Görüşmeniz boyunca pozitif bir tavır sergilemek, olumsuz geçtiğini düşünseniz bile son ana kadar bu halinizi korumak da sonuca olumlu bir değer katacaktır.

  • Zarafetle Serinleten 10 Yelpaze Modeli

    Zarafetle Serinleten 10 Yelpaze Modeli

    Genelde kadınların elinde zarif bir aksesuar olarak görmeye alışık olduğumuz yelpazelerin aslında şaşırtıcı birçok yönü bulunuyor. Biz yelpazeleri bir Japon aksesuarı olarak bilsek de, yelpazenin M.S. 6. yüzyılda Çin’den Japonya’ya geçtiği ve burada gündelik hayatta kullandığımız katlanan yelpaze formuna kavuştuğu düşünülür. Üstelik bilinenin tersine, yelpaze sadece kadınların değil erkeklerin de kullandığı bir aksesuardır ve hatta Japon geleneklerinde bir silah olarak da yer bulur. 15. yüzyılda Avrupa’ya ulaşan yelpaze moda dünyasına girer ve Avrupalı kadınlar şık salonlarda, güzel kıyafetleri içinde zarafetle yelpazelerini sallamaya başlar. Bambu ve sandal ağaçları, fildişi ve bağa gibi malzemeler; kumaş, dantel, hasır ve kâğıt gibi dokularla buluşarak birbirinden güzel yelpazelere hayat verir. Karşınızda, yüzyıllar süren yolculuğunda ihtişamından hiçbir şey kaybetmeyen 10 yelpaze…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan