Kategori: Yaşam

  • KUŞ BAKIŞI MANZARALAR

    Dünyamıza tepeden baktığımızda alışageldiğimiz tüm manzaralar bambaşka bir hâl alıyor. Dağların geometrik bir desen olduğu, şehirlerin elektronik plakalara benzediği bu manzaralar aslında yıllardır içinde yaşadığımız dünyanın ta kendisi. Eşsizliğine hayran kaldığımız gezegenimize bir de kuş bakışı bakmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Endonezya’da bulunan bu manzara aslında bir pirinç tarlasına ait.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    En kalabalık şehirlerden biri olan Tayland’ın otoban yoluna kuş bakışı baktığınızda âdeta çağdaş bir sürreal sanat eseriyle karşılaşıyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İzlanda’nın buzul nehirlerinin tepeden çekilen fotoğrafındaki iki rengin sadeliği ve uyumu heyecan uyandırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Direnç, kondansatör ve anahtardan oluşan elektrik devresine benzeyen bu manzara, geniş alana yayılmış bir fabrika…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Rengârenk şekerlemeler gibi gözüken sahildeki insanlar jöleli mavi bir pastayı süslemişçesine iştah açıcı duruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yeşil tonlara sahip geometrik desenler ne bir futbol stadyumu ne de bir yüzme havuzu; endüstriyel su arıtma tesisine ait olan tepeden bir görüntü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gördüğünüz renkli bir paspas değil, Hollanda’nın ünlü lale tarlalarının muazzam görüntüsü.

  • TAŞLARI BOYAYARAK SANAT ESERİNE ÇEVİRMENİZ MÜMKÜN!

    TAŞLARI BOYAYARAK SANAT ESERİNE ÇEVİRMENİZ MÜMKÜN!

    Taş boyama tıpkı resim yapmaya benzer, burada da fırça darbelerinizle ortaya bir eser çıkartırsınız. Bu kez eseriniz tuvalden değil de taştan yansır. Tamam, belki resim gibi büyük bir sanatçılık gerektirmez ama yine de taşlar yetenekli ellerde sanat eserine benzeyen ürünlere dönüşebilir. Hepsinden de önemlisi hobi olarak yapılan taş boyama sanatı, vakit geçirmek ve stres atmak için birebirdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Boya kullanarak el izleriyle doldurulmuş bu duvarlar Arjantin’deki Eller Mağarası’na (Cueva de las Manos] ait. Anlayacağınız insanın taş boyama zevki yaklaşık 10 bin yıl önceye kadar uzanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde ise taş boyama uğraşı neredeyse bir sanata dönüşmüş durumda. Siz de istediğiniz boy ve renkteki taşlar üzerinde yeteneğinizi özgürce test edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İhtiyacınız olan malzemeler kalın ve ince uçlu fırçalar, asetat kalemler, renkli akrilik veya taş boyaları ile vernikten ibaret. Taşlarınızın yüzeyinin mat olması da önemli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Öncelikle seçtiğiniz taşları sabunla yıkayarak iyice kurutmanız gerekiyor. Üzerine kurşun kalemle taslak çiziminizi yaptıktan sonra da dilediğiniz renklerle boyayıp ardından vernikleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kurşun kalemle taslak çizim yapmadan daha serbest bir çalışma yapmanız da mümkün. Beyaz, yassı ve geniş yüzeyli taşların her zaman daha rahat boyandığı da aklınızda olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İsterseniz taşı olduğu gibi bir objeye veya canlıya da çevirebilirsiniz. Bunun için taşı seçerken hayal gücünüzü kullanmalı, hangi taşın neye benzediğini öngörmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eliniz alıştıkça taşlarınızın boyutunu da büyütebilir, ya da boncuklar yapıştırarak taşlardan nazar boncuğu gibi birbirinden renkli ve şık objeler üretebilirsiniz.

  • GÜNEŞ’İN EN GÜÇLÜ GÜNÜ: YAZ GÜN DÖNÜMÜ

    Yılın en uzun günü, gecenin en kısa hâli… Gökyüzünde Güneş zirveye ulaşır; yeryüzü, en güçlü ışıkların içinde parlar. Yaz gün dönümü yalnızca bir astronomi olayı değil; aynı zamanda doğanın, insan ruhunun ve kültürlerin ortak bayramıdır. Antik Mısır’dan Vikinglere, Maya piramitlerinden Anadolu’nun kadim topraklarına uzanan bu evrensel ışık şöleni hem bilimsel hem de ruhsal anlamlar taşır. Peki, 21 Haziran neden yılın en uzun günüdür? Gelin, kültürel yaşam açısından büyük önem taşıyan bu özel günü bilimsel yönleriyle birlikte keşfedelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kuzey yarım kürede her yıl 21 Haziran’da yaz gün dönümü yaşanır. Bu tarihte Güneş ışınları, Yengeç Dönencesi’ne dik açıyla gelir ve Güneş, gökyüzünde yılın en yüksek noktasına ulaşır. Bu nedenle gündüzler yılın en uzun, geceler ise en kısa hâline gelir. Örneğin, İstanbul’da 21 Haziran’da gündüz süresi yaklaşık 15 saattir. Oysa kış gün dönümünde, gündüz süresi yalnızca 9 saat civarındadır. Bu belirgin fark, Dünya’nın ekseninin eğik olması ve Güneş etrafındaki yörüngesinin elips şeklinde olmasından kaynaklanır. Yaz gün dönümünde, Güneş gökyüzünde daha uzun süre kaldığı için kuzey yarım kürede gündüzler daha uzun yaşanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünya hem Güneş’in etrafında hem de kendi ekseni etrafında yaklaşık 23,5 derece eğik bir açıyla döner. Bu eksen eğikliği nedeniyle Güneş ışınları yıl boyunca Dünya’nın her yerine aynı açıda ulaşmaz; bazı dönemlerde daha dik, bazı dönemlerde ise daha eğik gelir. İşte bu farklılık, mevsimlerin oluşmasına neden olur. Güneş ışınları bir yarım küreye daha dik geldiğinde o bölgede yaz mevsimi yaşanırken, diğer yarım kürede kış mevsimi görülür. 21 Haziran, kuzey yarım küre için yaz mevsiminin başladığı gündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bitkiler için uzun gündüzler, fotosentez hızının artmasına ve büyüme döneminin zirveye ulaşmasına olanak tanır. Hayvanlar ise göç ve üreme döngülerini bu döneme göre ayarlar. Örneğin; leylek, turna, sığırcık ve ibibik gibi kuş türleri, yaz gün dönümünde daha uygun sıcaklık ve bol besin bulabilecekleri üreme alanlarına göç eder. İnsanlar da tarih boyunca yaz gün dönümünü, özellikle tarım ve hasat zamanlarını belirlemek için önemli bir rehber olarak kullanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaz gün dönümünde, Güneş ışınlarının daha dik açıyla gelmesi ve günlerin uzun olması sayesinde güneş panelleri yılın en yüksek verimini sağlar. Bu durum, temiz ve yenilenebilir enerji üretimi açısından büyük avantajlar sunar. Güneş enerjisinin verimli kullanımı, fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltarak çevresel etkileri en aza indirir ve iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynar. Yaz gün dönümü, enerjinin doğayla uyum içinde kullanılabileceği bir dönemi simgeler ve sürdürülebilir yaşam için güçlü bir ilham kaynağı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gözleme dayalı takvimlerin temelini oluşturan bu özel gün, birçok antik yapının tasarımında da kendini gösterir. Örneğin, İngiltere’de yaklaşık 5000 yıl önce inşa edilen Stonehenge Anıtı, yaz gün dönümünde Güneş’in doğuşuna göre hizalanmıştır. Maya uygarlığında, özellikle Chichén Itzá’daki El Castillo Piramidi’nde ekinoks dönemlerinde ortaya çıkan gölge oyunları, kutsal yılan tanrısı Kukulkán’ın yeryüzüne inişini simgeler. Antik Mısır’da ise Güneş tanrısı Ra’ya adanmış tapınaklar, Güneş’in gökyüzündeki hareketlerine göre özenle inşa edilmiştir. Tüm bu yapılar, yaz gün dönümünün yalnızca bilimsel bir olgu değil, aynı zamanda ruhsal ve kültürel bir olay olduğunu da gözler önüne serer. Bu yüzden gün dönümü, dünyanın dört bir yanında hâlâ coşkulu kutlamalarla karşılanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaz gün dönümünden sonra, günler yavaş yavaş kısalmaya başlar. Bu, doğanın sonbahar ve kışa doğru hazırlık sürecine girdiğinin habercisidir. Gün dönümü aslında bir dönüm noktasıdır; doğa o anda en yüksek enerji seviyesine ulaşır ve ardından yavaş yavaş geri çekilmeye başlar.

  • KARNE KAYGISI YAŞAYAN ÇOCUKLAR İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    Karne dönemi, birçok çocuk için hem heyecan hem de kaygı dolu bir süreçtir. “Ya notlarım düşükse?” ya da “Ailem bana kızar mı?” gibi sorular, çocukların zihinlerini meşgul edebilir ve karne kaygısına yol açabilir. Bu dönemde çocuğunuzun başarısını yalnızca karne notlarıyla değil; gösterdiği çaba, yaşadığı gelişim ve hissettiği duygularla birlikte değerlendirmeye ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaygıyı Anlamakla Başlayın” title_font_size=”13″]

    Karne kaygısı, çocuğun yalnızca başarısız olmaktan değil; aynı zamanda ailesinden gelecek olumsuz tepkilerden, hayal kırıklığı oluşturmaktan ya da kendine olan güvenini yitirmekten duyduğu korkudan kaynaklanabilir. Bu, küçümsenmemesi gereken duygusal bir yük olabilir. İlk adım, çocuğun bu duygusunu görmezden gelmek yerine kabul etmektir. “Böyle hissetmen normal.”, “Endişelenmen anlaşılır bir durum.” gibi cümleler, çocuğun duygularını tanımasına ve ifade etmesine yardımcı olur. Unutmayın, çocuklar yalnızca söylediklerinizle değil; aynı zamanda davranışlarınızla da ilgilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yargılamadan Dinleyin” title_font_size=”13″]

    Çocuğunuz karneyle ilgili duygularını sizinle paylaşmak istediğinde, onu dikkatle dinleyin. Sözünü kesmeden ve savunmaya geçmeden dinlemek, çocuğunuzun kendini güvende hissetmesini sağlar. Bu anlarda, “Bunu düzeltmek için birlikte bir plan yapabiliriz.” gibi destekleyici ifadeler, hem çözüm odaklı bir yaklaşım sunar hem de çocuğunuza yalnız olmadığını hissettirir. Unutmayın, bazen en güçlü destek; sessiz, yargılamayan ve anlayışla dinleyen bir duruş olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karneyi Kişilikle Karıştırmayın” title_font_size=”13″]

    Unutmayın, karne yalnızca bir çıktıdır; çocuğun karakterini, değerini ya da gerçek potansiyelini yansıtmaz. Bir çocuğu “tembel”, “başarısız” gibi olumsuz etiketlerle tanımlamak, sadece o anki duygularını değil; uzun vadede özgüvenini ve öğrenmeye olan isteğini de zedeleyebilir. Çocuğunuzun karnesine değil; gösterdiği çabaya, karşılaştığı zorluklara ve sergilediği dirence odaklanın. Çünkü aslında en değerli not, çocuğun kendine ve hayata dair umutlarını koruyabilmesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çaba ve Gelişim için Odak Noktasını Değiştirin” title_font_size=”13″]

    Karne günü geldiğinde, ilk sorumuz genellikle “Karnen nasıl?” olur. Oysa bu yaklaşım, çocuğun yalnızca sonuçla tanımlanmasına neden olabilir. Bunun yerine, “Senin için en zor ders hangisiydi?”, “Bu dönem en çok hangi konuda geliştiğini düşünüyorsun?” gibi sorular, çocuğun kendini daha iyi ifade etmesine yardımcı olur ve öğrenmeye dair iç motivasyonunu besler. Unutmayın, anlamlı sorular; güvenli bir iletişimin ve güçlü bir öğrenme kültürünün temelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tatilin Tadını Kaçırmayın” title_font_size=”13″]

    Karne notları ne olursa olsun her çocuk dinlenmeyi, keşfetmeyi ve koşulsuz sevilmeyi hak eder. Yaz tatilini birlikte kitap okuyarak, oyunlar oynayarak, yeni şeyler öğrenerek ya da sadece kaliteli zaman geçirerek değerlendirmek hem çocuğun gelişimini destekler hem de aile bağlarını güçlendirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaygı Yoğunsa Bir Uzmandan Destek Alın” title_font_size=”13″]

    Eğer çocuğunuzda karne dönemiyle birlikte ağlama nöbetleri, uykusuzluk, mide ağrıları, okuldan kaçma isteği gibi belirtiler gözlemliyorsanız, bir çocuk psikoloğundan yardım almak sağlıklı bir adım olabilir. Unutmayın, her çocuk öğrenir ama kendi hızında. Önemli olan, yalnızca karnedeki notlara değil; çocuğunuzun duygularına, ihtiyaçlarına ve içsel dünyasına da dikkatle bakabilmektir.

  • 7 Rakamının Hayatımızdaki 7 Yeri

    7 Rakamının Hayatımızdaki 7 Yeri

    Ünlü Fransız yazar Balzac, “Sayılar, yalnızca insanlara ait olan entelektüel tanıklardır.” demiş. Bazı rakamların hayatımızdaki tanıklığı gerçekten de ilginç! Örneğin 7 sayısı… Biraz düşününce dünyamızda ne kadar çok yer kapladığını fark edeceksiniz. Biz 7 ile temsil edilen durumların bir kısmını listeledik, siz bunu daha da çoğaltabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Esnaf Dükkanlarının 9 Olmazsa Olmazı

    Esnaf Dükkanlarının 9 Olmazsa Olmazı

    Mahallemizde, sokağımızda çocukluğumuzdan beri bulunan, her şey değişse de değişmeyen, her sabah günaydın dediğimiz, akşam sokağımıza döndüğümüzde selam vermeden geçmediğimiz esnaf erbabı Türk yaşamının değerli bir parçasıdır. Bir mahalleyi, esnafın her sabah açılıp her akşam kapanan kepenkleri olmadan düşünemeyiz. İşte mahallemizin değişmez parçası esnaf dükkanlarının 9 olmazsa olmazı!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kazanılan İlk Para” title_font_size=”13″]

    Kazanılan ilk para çerçeveletilir ve bereket getirmesi için dükkanın duvarına asılır. Yıllar içinde müzelik bir banknota dönüşen bu para dükkanın uğurudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nazar Boncuğu” title_font_size=”13″]

    Türk kültüründe her yeni dükkan her yeni ev, yeni bir nazar boncuğu demektir. Esnaf dükkanlarının duvarlarını da bu en iyi dileklerle asılan nazar boncukları süsler, dükkanı kötü gözlerden korur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yazar Kasa” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Yıllar içinde değişen, gittikçe küçülen ve günümüzde çoğu yerde POS makineleri tarafından yerinden edilen yazar kasaların en eski ve en güzel çeşitleri hala esnaf dükkanlarında yaşamına devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Veresiye Satan Peşin Satan” title_font_size=”13″]

    Veresiye satan esnaf ile peşin satan esnaf arasındaki farkı açık bir şekilde ortaya koyan bu ibretlik tabela zaman içinde dükkanların değişmez görüntülerinden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Veresiyemiz Yoktur” title_font_size=”13″]

    Bir esnaf dükkanının olmazsa olmazlarından biri de kasanın arkasındaki duvarda tüm ciddiyetiyle asılı duran, tozlu bir “Veresiyemiz Yoktur” tabelasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Veresiye Defteri” title_font_size=”13″]

    Her esnaf dükkanında “Veresiyemiz Yoktur” tabelası bulunsa da bir veresiye defteri de bulunur. Karışık listelerle, üzeri çizilmiş rakamlarla dolu bu defter dükkanın en değerli eşyasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavla” title_font_size=”13″]

    Tavla, her esnaf dükkanının başköşesinde bulunur. Esnaf arasındaki tavla müsabakaları tüm mahalle sakinleri tarafından ilgiyle takip edilir. Yenilen taraf, kolunun altındaki tavla eşliğinde uğurlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çay Bardağı ve Markası” title_font_size=”13″]
    esnaf çayı
    Esnafımızın en çok tükettiği içecek su değil çaydır. Gün boyu arka arkaya yuvarlanan çaylar tezgahın üzerine dizilir, çaycıya verilmek üzere bekleyen markalar ile adres soranlara bile tavşankanı çaylar ısmarlanır.
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hasır Tabure” title_font_size=”13″]
    tabureler

    Dükkanın önüne atılan hasır tabure, mahallenin nabzını tutan esnaf erbabının olmazsa olmazıdır. Yan dükkanlardan taburesini kapan gelir ve en keyifli sohbetler bu taburelerin üzerinde gerçekleşir.

  • AYNANIN KISA TARİHİ

    Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalındaki kötü kalpli cadının aynaya sorduğu tek bir soru vardır: “Ayna, ayna! Söyle bana. Var mı bu dünyada benden daha güzeli?”. Ayna, kötü kalpli cadıdan korkmadan, çekinmeden ona cevap verir; “Evet kraliçem Pamuk Prenses bu dünyanın en güzel kadınıdır”. Masalda da geçtiği üzere aynalar yalan söylemez. Bakan kişinin vereceği tepkinin, statüsünün ve gücünün hiçbir önemi yoktur. Kişiye kendi beden algısının farkındalığını sağlayan ayna, geçmişten günümüze tüm toplumlarda önemli bir yere sahiptir. Bundan 400 sene önceye kadar ayna altından daha değerliydi. İnce tabaka halinde cam dökmenin henüz yeni yeni yapılmaya başlandığı dönemde görkemli katedrallerin ve sarayların süslemeleri için kullanılan aynalar bir servet değerindeydi. Sanattan mitolojiye, dekorasyondan bilime kadar birçok alanda kullanılan; toprak altından çıkıp uzayın derinliklerine kadar uzanan hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnsanoğlunun kendisiyle ilk karşılaşması sudaki yansıması ile olmuştur. Ancak insanoğlu ilk ayna olarak, volkanik patlamalar sonucu lavın soğumasıyla ortaya çıkan obsidyen taşını kullanmıştır. 2006 yılında Dr. Jay Enoch’un yaptığı araştırma sonucunda Anadolu topraklarında 8 bin yıl önce topraktan ve cilalı obsidyenden ayna kullandıklarını ortaya koymuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Arkeolog James Mellaart tarafından Çatalhöyük’de M.Ö. 6000 yılında ait bilinen en eski ayna bulunmuştur. Yaklaşık 3000 yıl sonra Mısırlılar değerli metallerin yanı sıra son derece parlak bakır ve bronzdan metal aynalar yapmışlardır. Mezopotamyalılar, Yunanlılar, Çinliler ve Romalıların da bronz ve bakırdan yapılmış aynalar kullandıkları belirlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aynanın eski medeniyetlerde ve mitolojilerde önemli bir yeri vardır. Sümerlere ait Gılgamış Destanı’nda ayna kurtarıcı bir öğe olarak yer alır. Eski Mısır’da ölümsüzlüğün ve güzelliğin sembolü, Güney Amerika’daki İnka mitolojisinde savaşlarda fetihleri müjdeleyen ve savaşçılara doğru yolu gösteren bir sembol olarak yer alır. Yunan mitolojisinde ise ayna Narkissos’un sudaki yansımasında kendi siluetine âşık olduğu hikâyede geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullandığımız aynaların bugünkü halini almasında Venediklilerin rolü büyüktür. Cam üretme tekniklerinde kendilerini oldukça geliştiren Venedikli zanaatkârlar, cıva ve kalayın karışımıyla elde ettikleri sırlama tekniğini geliştirmişlerdir. Kalayın ince bir tabaka haline getirilmesinden sonra üzerini cıva ile kaplayarak önce bir kâğıt, kâğıdın üzerine de cam levha koyduktan sonra kâğıdı aradan sökerek oluşturdukları alaşımdan ayna üretmeyi başaran Venedikliler o dönemin en değerli meslek kolunu oluşturmuşlardır. Hatta bu zanaatkârlar, formüllerini diğer ülkelere öğretmesinler diye özel kalelerde çalıştırılmış, izole bir hayat yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu teknikleri öğrenmek isteyen Fransa, ayna ustalarına kendi ülkelerinde üretim yapması karşılığında yüklü meblağda paralar ve hatta soyluluk unvanı vermeyi teklif etmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Venediklilerin tüm çabalarına karşın birçok ayna ustası Fransa’nın teklifine karşı koyamamış ve formülleriyle birlikte Fransa’ya göç etmişlerdir. Fransa da, Venedikliler gibi ayna yapım tekniklerinin gizli kalması için çabalasa da, Avrupa’nın diğer ülkelerinde ayna yapımı hızla çoğalmıştır. Cıvanın sağlığa zararları ortaya çıktıkça üreticiler farklı üretim teknikleri geliştirmeye başlamışlardır. 1835’te Alman kimyacı Justus von Liebig ayna yapımında gümüşü kullanarak yeni bir kaplama yöntemi geliştirmiş ve bugün bildiğimiz aynaların üretimine başlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Toplumların gelişmesinde önemli yer tutan ayna, bilimsel gelişmeler için de özel bir yere sahip. 1668 yılında teleskopun yan tarafına monte ettiği göz merceğini yansıtmak için düz bir diyagonal ayna kullanan Newton, yeni gezegenlerin ve uzayın keşfedilmesi için atılan adımın fitilini ateşlemiştir. Bu icattan çok kısa bir süre sonra 1672 yılında Laurent Cassegrain, aynalı teleskopu geliştirerek reflektörün tasarlanmasına öncülük etmiştir. İnsanın kendi suretini keşfetmesini sağlayan aynanın serüveni devam ediyor ve ötegezegenlerin, bilinen evrenin keşfi için de insanlığa ışık tutuyor.

  • Kedili Hayatın 11 Güzel Ayrıntısı

    Kedili Hayatın 11 Güzel Ayrıntısı

    Eğer evinizi bir kediyle paylaşıyorsanız, size bazen zahmet veren, bazen işlerinizi aksatan, bazen evinizi alt üst eden kedice davranışlarla karşılaşırsınız. Kedilerin kendine has bu davranışları garip ve komik olabilir ama önemli olan bu kediciklerin hayatınıza kattığı renk, yüzünüze yerleştirdiği gülümseme diye düşünüyor ve listemizle kedili hayatın güzelliklerini ekranlarınıza taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kedilerin belki de en anlaşılmaz hatta bazen sinir bozucu olabilen alışkanlığı olmadık eşyaları masa, dolap üstü gibi yüksek yerlerden aşağı atma hobisidir. Evet, bu davranışın sebebi meçhul ama kabul edin izlemesi çok zevkli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Üstelik attıkları eşyaları izlemek kediler için de zevkli olsa gerek ki aşağı yolladıklarının ardından uzun uzun bakmayı ihmal etmezler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir kedinin zihninde her an gizemli bir şeyler dolanabilir ve bir anda aklına gelen bir sebeple bulunduğu yeri acilen terk etmesi gerekebilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bu sebebin ne olduğu ise başka bir bilinmez olarak kedi severlerin hayatında yerini alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kediler neden bilgisayarların üzerinde yatmaya bayılır? Sıcacık bir uyku arayışı mı yoksa kıskançlık mı? İşte bu da kedili hayatın bir başka muamması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kedilerin fazla sevgiden ısırması ise “kedisiz bir hayat, hayat değildir” diyenler için tam bir gülü seven dikenine katlanır durumu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    komik kediler

    Kedili hayatın en huzur verici güzelliklerinden biri de bin bir farklı şekilde hem de kimi zaman en olmayacak yerlerde uyuyan kedileri izlemektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bir kedi, hele de yavru bir kedi ani bir olaya nasıl tepki verir? Elbette her göreni gülümsetecek özel bir güce sahip yengeç yürüyüşünü sergileyerek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Bazı akşamlar, gözleri fal taşı gibi açılmış, ekranda gördüğü her harekette heyecanlanan kedinizi izlemekten televizyon izleyememeniz mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Bir kedi adeta aceleniz olduğunu sezer ve sizi gideceğiniz yere mümkün olduğunca geç göndermek için elinden gelen her şeyi yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]

    Bu muhteşem yaratıklar sadece evinizde değil, sokağınızda, mahallenizdeki dükkânların önünde, otobüs durağında, okul bahçesinde kısacası her yerde karşınıza çıkabilir. Unutmayın ki her kedi evinizdeki kediniz kadar tatlı ve sevginize layıktır.

  • OKYANUS VE DENİZ NEDEN MAVİ GÖRÜNÜR?

    Merhaba arkadaşlar!

     

    Okyanusların ne kadar büyük olduğunu hayal ettiniz mi hiç? Peki, denizi seviyor musunuz? Buradan “Eveeet!” dediğinizi duyar gibiyim! Peki, hiç düşündünüz mü: Okyanus ya da deniz neden mavi görünür? Bu sorunun cevabını birlikte keşfetmeye ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneş, gökyüzünden dünyaya ışık gönderir. Bu ışık bize beyaz gibi görünür; ama aslında içinde gökkuşağındaki tüm renkler saklıdır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneş ışığı okyanusa ya da denize düştüğünde bu renkler birbirinden ayrılır. Kırmızı, turuncu ve sarı gibi renkler suyun içinde emilir, yani kaybolur. Ama mavi renk yoluna devam eder ve suyun yüzeyine geri yansır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aslında su renksizdir. Ancak mavi ışık daha fazla yansıdığı için biz denizi ve okyanusu mavi olarak görürüz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şimdi sıra sende!

     

    Seninle evde kolayca yapabileceğimiz bir deney var. Hazırsan başlayalım!

     

    Malzemeler:

    • Büyük bir bardak ya da cam kâse
    • Su
    • Birkaç damla süt
    • El feneri (telefon feneri de olur)
    • Karanlık bir oda

     

    Yapılışı:

     

    Bardağa ya da cam kâseye suyu doldur.

     

    Suyun içine 1-2 damla süt damlat ve iyice karıştır.

     

    Odayı karart ve el fenerini yandan ya da üstten suya doğru tut.

     

    Şimdi suya dikkatle bak: Suyun üstünde mavi bir ışık görüyor musun?

     

    Tıpkı okyanus gibi! Tıpkı deniz gibi! Çünkü bazı renkler su tarafından emildi ama mavi renk geri yansıdı.

     

    Deneyimiz bitti.

     

    Artık okyanusun ve denizin neden mavi göründüğünü biliyorsun.

  • SAĞLIKLI VE DİNÇ GÖZ ÇEVRESİ İÇİN BAKIM RUTİNLERİ

    Göz çevremiz, yüzümüze veya vücudumuza göre en hassas bölgelerden biri. Göz çevresindeki derinin çok ince olması göz çevresini daha da hassaslaştırırken; bu bölgenin çok kolay kurumasına, kırışmasına ve maalesef ki şişlik ve morlukların oluşmasına neden olabiliyor. Göz çevresinin genç, sağlıklı ve dirençli bir görünüm kazanması için uygulayabileceğiniz basit ama oldukça etkili yöntemleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaşımız ve yaşam tarzımızın net bir şekilde yansıdığı göz çevresinde en sık karşılaşılan durumlardan olan göz altı morlukları uykusuzluk ve yorgunluk sebebiyle ortaya çıkabileceği gibi genetik faktörler, fazla gün ışığına maruz kalmaktan dolayı oluşabilen melanin oranı yüksekliği ve yaşa bağlı görülen doku kaybından kaynaklanıyor olabilir. Bu durumdan muzdarip olanlar öncelikle sorunun kaynağını belirlemelidir. Yaşa bağlı durumlarda kolajenin zamanla azalması bu bölgede çukurlara ve morluklara sebep olabileceği için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve egzersiz düzeni oluşturmak gerekiyor. Ayrıca bir uzmandan yardım alarak vitamin desteği sağlayabilirsiniz. Günde en az iki ile üç litre su içmeyi unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Göz çevresinde oluşan bir diğer durum ise kırışıklıkların yaşa bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi fazla mimik yapmaktan da kaynaklanıyor olması. Elbette size mimik yapmayın gibi bir tavsiye vermeyeceğiz ancak göz altında bulunan ince çizgilerin zamanla derin kırışıklıklara dönüşmemesi için göz çevresini sürekli nemli tutmanızı önerebiliriz. Unutmayın ki kuru cilt daha çabuk deforme olur. Ayrıca güneşli havalarda kullanacağınız güneş kremi ve güneş gözlüğü ile bu çevreyi ekstra koruma altına alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Göz altı torbaları da morluklar ve kırışıklıklar gibi birçok faktöre bağlı. Yaşlanma, uykusuzluk, beslenme, stres, yetersiz su tüketimi, güneş ışınları ve genetik faktörler vücudumuzda ödeme sebep olduğu gibi göz altı torbalarının da oluşmasına yol açıyor. Evde uygulayabileceğiniz basit yöntemlerle göz altı torbalarını hafifletebilirsiniz. Bir bezin içine buz koyarak göz çevresinde oluşan şişliğe müdahale edebilirsiniz. Çayda bulunan kafeinin ödem atma özelliğinden faydalanarak temiz bir pamuğu çaya batırıp göz altı bölgenize koyarak şişliği azaltabilirsiniz. Ayrıca buz kalıplarınızı yeşil ya da siyah çay ile doldurabilir ve gerektiğinde bu bölgede kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki belirttiğimiz maddeler göz çevresindeki görünümü etkileyen temel unsurlardır. Eğer göz çevresini yoran tüm bu koşulları azaltacak gerekli aksiyonları aldıysanız gelelim sonraki önemli adıma… Cildinize, yaşınıza ve yaşadığınız göz çevresi sorununa uygun bir cilt bakım ürünü ile bölgeye dışarıdan takviye yaparak sağlıklı bir görünüm elde edebilirsiniz. Ancak bu ürünleri düzenli olarak kullanmak oldukça önemli! Göz çevresinde kullanılacak ürünleri nazik bir şekilde uygulamalı; yüzük parmağıyla hafifçe masaj yaparak ürün cilde yedirilmelidir. Bu şekilde göz çevrenizdeki kan dolaşımı da hızlanacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yorgun bir gecenin sabahında göz çevresinde oluşabilecek istenmeyen durumlar için soğuk kompres oldukça işe yarayacaktır. Ancak bu uygulamada süre oldukça önemli! Beş dakika kadar masaj yaparak soğuk kompres uygulandıktan sonra işleme son verilmelidir. Elinizin altında buz yoksa temiz bir tatlı ya da çay kaşığını bir süre buzlukta beklettikten sonra bu bölgeye uygulayabilir; aynı işlemi salatalık gibi C vitamini açısından yüksek meyve ve sebzelerle de gerçekleştirebilirsiniz. Buğday yağı ile hafif masaj yaparak da kan akışını hızlandırabilirsiniz.