Yazar: admin

  • 7 Madde İle Camdan Yansıyan Sanat Vitray

    7 Madde İle Camdan Yansıyan Sanat Vitray

    Vitray, renkli cam parçalarının birleştirilmesiyle oluşturuluyor. Camın hikâyesinin eski Mısır’a ve Finikelilere kadar uzandığını, Yunanistan ve Roma’ya da buralardan ulaştığını biliyoruz. Vitrayın hikâyesindeki detaylara ise 7 maddelik listemizden ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • KALBİNİ GERİDE BIRAKANLARIN DENİZİ: EGE

    KALBİNİ GERİDE BIRAKANLARIN DENİZİ: EGE

    “Yareme tuz diye yakamoz bastım/ Tek şahidim aydı/ Bir elimde defne, bir elimde sevdan/ Kalbim Ege’de kaldı…” Türkiye’nin Ege kıyıları insanı illaki düşlere daldırır ama Sezen Aksu’nun bu şarkısıyla düşlerden uyanmak daha bir zorlaşır. Peki, her haliyle zihnimizde romantik izler bırakan Ege Denizi’ni biraz da coğrafya bilgileriyle anmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bildiğiniz gibi karanın içine sokulan dar, uzun deniz alanları körfezleri oluşturur ve ülkemizin Ege Denizi’ne sıfır olan kıyıları böyle körfezlerle kaplıdır. Kuşadası Körfezi’nden Edremit Körfezi’ne, Çandarlı Körfezi’nden Gökova, İzmir ya da Güllük Körfezi’ne… Örneğin Ege’nin en derin körfezi olan Kuşadası, çevresindeki antik ve doğal güzelliklerle en turistik yerlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Körfezin daha küçük boyutlardaki halineyse koy deniyor ve Ege Denizi’nin, ülkemizin batı kıyılarını muhteşem manzaralar sunan koylarla da donattığını söyleyebiliriz. Bu bölgede Muğla-Fethiye’ye bağlı Kabak Koyu’ndan İzmir-Çeşme’deki Kleopatra Koyu’na, Balıkesir-Ayvalık’taki Patriça Koyu’ndan Çanakkale-Ayvacık’ta Assos Sivrice Koyu’na çok sayıda koya sahibiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye mavi bayraklı plajlarıyla tüm dünyadan turist çeken bir ülke. Ege Denizi’ne açılan plajlar başlı başına bir konu ama birkaç tanesinden söz etmeden geçmeyelim… Caretta Caretta’ların yumurtlama alanı olan İztuzu Plajı, tabiat parkı içindeki Ölüdeniz Plajı, turkuaz rengiyle göz kamaştıran Belcekız Plajı, incecik kumlarla kaplı Sarımsaklı Plajı öne çıkanlardan sadece birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ege Denizi’nin dilimizdeki diğer bir adı da Adalar Denizi’dir, hatta Osmanlı kaynaklarında Adalar Arası olarak da geçer. Bu isim elbette üstünde irili ufaklı 3000’e yakın ada bulunan Ege Denizi için oldukça anlamlı. Çanakkale’ye, Balıkesir’e, İzmir’e, Muğla’ya ya da Aydın ilimize bağlı adaların kiminde yerleşim bulunmakta, kimine sadece turistik geziler düzenlenmektedir, kiminde ise doğa ve sessizlik hâkimdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ege Denizi’nin bir tarafı Türkiye ile çevriliyken diğer tarafı Yunanistan ile sınırdır. Dolayısıyla denizin üstündeki adaların bir kısmı da Yunanistan’a aittir, hatta denizin güney sınırı Rodos ve Girit adaları çizer. Ülkemizin Ege kıyılarından Yunan adalarına günübirlik seyahat de edilebilir, örneğin Çeşme’den Sakız Adası’na, Kuşadası’ndan Sisam Adası’na, Ayvalık’tan Midilli’ye ya da Gökçeada’dan Limni’ye…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Elbette denizin olduğu yerde doğal ya da yapay limanlar olmadan olmaz. Eski uygarlıklardan izler taşıyan İzmir’deki Aliağa Limanı, Sakızadası ve Atina’ya da feribot seferleri düzenlenen Çeşme Limanı, büyük bir alana sahip olan İzmir Alsancak Limanı da ülkemizin Ege kıyısındaki limanları arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Peki üzerine şiirler, şarkılar yazılmış Ege Denizi’yle kıyısı olan şehirlerimiz hangileridir? Bazılarından yukarıda bahsettik ama yine de kuzeyden güneye doğru sıralayalım: Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Aydın ve Muğla. Karşı kıyıda, yani Yunanistan’da Ege Denizi ile kıyısı olan şehirler ise Kavala, Selanik ve Atina’dır.

  • BALİNALAR: EN KÜÇÜĞÜ BİLE DEV GİBİ GÖRÜNEN CANLILAR

    BALİNALAR: EN KÜÇÜĞÜ BİLE DEV GİBİ GÖRÜNEN CANLILAR

    Bilim dünyasından yansıyan haberlere göre, mavi balina bir zamanlar küçük bir hayvanmış, tabii yaklaşık 50 milyon yıl kadar önce… Bizim zamanımızdaki boyutları ise resmen “dev” kelimesiyle karşılanabiliyor. Diğer balinaların durumu da çok farklı değil, en küçük türlerine baktığımızda bile “seni minik sevimli” diyemeyeceğimiz kadar büyük görünüyorlar. Anladığınız üzere balina türleri sayfamızın konukları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bırakın denizlerin en büyük canlısı olmayı, hayvanlar âleminin en büyük üyesi kabul edilen mavi balina, ironik biçimde minicik hatta mikroskobik boyuttaki deniz canlılarını yiyerek beslenir. Bu dev balinaların bildiğimiz anlamda kesmeye, çiğnemeye yarayan dişleri bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sırt kamburunu dışarı çıkararak suya daldığı için bu adı ona balıkçılar vermiş. Baş kısmı oldukça farklı olan kambur balinanın da dişleri yoktur, daha doğrusu diğer dişsiz balinalar gibi diş yerine balina çubuğu denen yapılara sahiptirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mavi balinadan sonra ikinci büyük balina olan oluklu balinanın da dişleri bulunmaz ve onun da dişlerinin yerinde 500’e yakın balina çubuğu bulunur. Dişsiz balinaların tümü süzme yöntemiyle beslenirler, yani kril ve plankton denen küçük canlıları suyla birlikte ağızlarına alıp bu çubuklarda tutarak süzerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dişli balinaların en büyüğü olan İspermeçet balinasının 20’şer cm. uzunluğunda 40 kadar dişi bulunur. Küt kafa yapısı vücut büyüklüğünün üçte biri kadardır. Uzunluğu yaklaşık 18 metre, ağırlığı 45 ton olan İspermeçetler suda yatay değil dik bir biçimde uyurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    52 hertz balinasının adı çıkardığı yüksek frekanslı sesten geliyor ve bu ses nedeniyle dünyanın en yalnız balinası olarak niteleniyor. 25 hertze kadar ses çıkaran farklı balina türleri bulunuyor ama 52 hertz balinasının sesini algılayamayan balinalar onu fark edemiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Diğer balina türlerine göre küçük olan beyaz balina 5 metreye kadar uzayabiliyor. Boyun omurları kaynamamış olduğu için diğer balinaların aksine kafasını oynatabilmekte. Tamamen beyaz olan balinalar aslında doğduklarında gri rengindedirler ama olgunlaştıkça beyazlaşırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Siyah ya da koyu gri renkte olan buzul balinası 70 tona kadar ulaşabilen ağırlığı ile dev balinalar arasında gösterilebilir. Yaşam alanı Kuzey Atlas Okyanusu’dur ve ne yazık ki balina türlerinin çoğunda olduğu gibi soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

  • Büyük Düşünür Mevlana’dan Ruhunuza İyi Gelecek 8 Anlamlı Söz

    Büyük Düşünür Mevlana’dan Ruhunuza İyi Gelecek 8 Anlamlı Söz

    13. yüzyılın dünya çapında ünlü İslam düşünürü Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî kendini tasavvufa adamış ve Mevlevi’nin öncüsü olmuştur. “Mesnevi” isimli büyük eserin de yazarı olan Mevlana’nın özlü sözleri aradan geçen yüzyıllarda güncelliklerinden, geçerliliklerinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Öyle ki, onları her okuyan Mevlana’nın özlü sözlerinde ruhuna hitap eden bir yön bulur ve her sene bu önemli düşünürün türbesini ziyaret etmek isteyen yüz binlerce kişi Konya’ya akın eder. Mevlana’nın anlamlı sözleri ile gönlünüzü güzelleştirmek, ruhunuzu şenlendirmek isterseniz, buyurun 8 Mevlana sözü listemize…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle Sonbaharın Bereket Sembolü Meyvesi Nar

    8 Madde İle Sonbaharın Bereket Sembolü Meyvesi Nar

    Nar, sonbaharla beraber sofralarımıza geri döndü! Gerek bereket sembolü olan haliyle, gerek bilmecelerin, deyişlerin bir parçası oluşuyla kültürümüzde yer edinen meyveyi tam da mevsimi gelmişken 8 madde ile listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Nar özellikle C vitamini ve antioksidanlar açısından değerli bir besin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hem faydalı hem de lezzetli olduğu için bir meyve suyu kokteylinin vazgeçilmezlerinden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antioksidan olduğu ve çekirdeği kolajen oluşumunu desteklediği için cilt bakım ürünlerinin de değerli bir içeriği…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mutfağımızda önemli yeri olan nar, salatalarda, mezelerde, tatlılarda ve hatta sıcak yemeklerde bile sık sık kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde en çok Antalya, Muğla ve Mersin’de yetiştiriliyor. Denizli’nin Irlıganlı kasabasının narları da lezzetiyle meşhur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hazır gıda olarak da satılan nar ekşisinin ise en makbul olanı doğal yöntemlerle yapılanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Narın suyunun uzun süre kaynatılmasıyla elde edilen nar ekşisi salatalara, zeytinyağlılara lezzet katıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Nar bizim kültürümüzde olduğu gibi birçok farklı kültürde de bereketin sembolü…

  • Dünya’mızın Biricik Uydusu

    Dünya’mızın Biricik Uydusu

    Tam da Ay!Ay!Ay! şiirinde Can Yücel’in dediği gibi, o bize bakıyor biz ona, o bize bakıyor biz ona… Her akşam mütemadiyen yüz yüze baktığımız Ay, Dünya’nın tek doğal uydusu olarak biliniyor. Varlığı gecelerimizi güzelleştirmekle kalmıyor aydınlatıyor, ısıtıyor. Bu kez de Ay hakkında derlediğimiz bilgilerle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ay ışığının sağladığı romantizm üzerine çok şey yazıldı çizildi. Bütün o romantik duygular bir yana, kendisi bir ışık kaynağı olmamakla birlikte Güneş’ten aldığı ışığı yansıttığı için gözümüze karanlık gecelerde ışıl ışıl gözükmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    moon

    Ay’ı daha yakından tanımak bazı sayılardan geçiyor. Örneğin kutup çapını söylersek büyüklüğünü zihninizde tasavvur edebilirsiniz: 3.475 km. Dünya’ya uzaklığı 384.400 km. Dünya yörüngesindeki hızı 1.022 km/s. Yörüngesini tamamlama süresi ise yaklaşık 27 gün 8 saat…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sky, space

    Ay’a ayak basan ilk astronot olarak Amerikalı Neil Armstrong’un adı geçer. Armstrong Ay yüzeyinde yürüdüğünde olduğundan çok daha hafif bir ağırlığa sahipti. Bunun nedeni, Ay’ın Dünya’dan daha düşük (1/6’sı kadar) bir yerçekimine sahip olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ay, kendisini meteorlardan ve güneş ışınlarındaki radyasyonlardan koruyacak bir atmosfere sahip değildir. Bununla birlikte yüzeyinde, -233 ile 123° arasında değişebilen olağanüstü sıcaklık farkları oluşabilir. Ve bize yansıttığı ışığa rağmen Ay’dan gökyüzüne bakılırsa sadece karanlık görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Ay’ın karanlık yüzü” dendiğine bakmayın çünkü bu tamamen mecazi bir ifade… Aslında her tarafı Güneş’ten eşit oranda ışık alıyor ama Dünya’nın yörüngesinde dönerken aynı anda ve sürede kendi etrafında da döndüğü için biz bir yüzünü görebiliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ay, Dünya ve Güneş’e olan konumuna göre farklı safhalarda görünür bize… Ay’ın evreleri de dediğimiz bu safhalar yeniay, ilk dördün, dolunay, son dördün olarak adlandırılır. Bu evreler 29.5 günde bir tamamlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Adına “metcezir” de denilen “gelgitler” Ay’ın etki ettiği olaylardan biridir. Dünya etrafında dönerken, kütle çekim kuvvetiyle yerkürenin kendine en yakın olan yüzeyindeki deniz sularının yükselip alçalmasını sağlar.

  • Bembeyaz Kardan Türeyen Rengârenk Deyimler ve Atasözleri

    Bembeyaz Kardan Türeyen Rengârenk Deyimler ve Atasözleri

    Kültür ve Yaşam’da Türkçedeki kelimeler, deyimler, atasözleri ile ilgili çok sayıda içerik bulabilirsiniz. Hem eğlenceli hem bilgilendirici bu sayfalarda vakit geçirmeyi sevdiğinizi biliyor ve şimdi de sizi şu soğuk günlerde zihninizi ısıtacak kar ile ilgili deyim ve atasözleriyle baş başa bırakıyoruz. Tabii suluboya kar manzaraları eşliğinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kış bol karlı geçerse, yazın bol ürün alınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kar yağdığında toprak altındaki tohum daha iyi gelişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kıskançlık duyarak üzülmek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli iş çevirmek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mevsiminde bol olan şey, mevsimi geçince yok olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir duyum almak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yarar beklediği kimse, yer veya şeyden iyilik gelmemesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Saçı aklaşmaya başlamak.

  • OSMANLI’DA VEGAN SUFİLER: ETYEMEZLER

    Osmanlı topraklarında farklı inanç ve yaşam biçimleri bir arada var olurken, sufiler içsel yolculuklarında doğaya ve canlılara özel bir saygı gösteriyordu. Bazı sufiler, et yemeyi reddederek yalnızca ruhsal arınmayı değil, bedenlerine de hafiflik ve ahlaki bir duruş katmayı tercih ediyordu. “Etyemezler” lakabı hem onların yemek alışkanlıklarını hem de mistik disiplinlerini ifade ediyordu. Bu sufiler için yemek, sadece bedenin ihtiyacı değil, ruhun da beslenme ritüeliydi; bitkisel beslenme ise doğaya uyumun bir sembolüydü. Yazımızda, et yemeyi reddeden sufilerin anlayışına yakından bakacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Etyemez adı, genellikle gıybet etmekten kaçınanlar için düşünülse de bir taraftan Türklerin eski dinleri arasında yer alan Budizm ve Manihaizm’in etle ilgili inançlarını, diğer taraftan da Budizm ve Manihaizm’i kapsayan Hint-İran mistisizminden etkilenmiş, dünyayı umursamayan Kalenderîleri çağrıştırmaktadır. Nefsin isteklerine gem vurmayı amaçlayan bu sufilerden bazıları, etin huyu kötüleştireceğine inanarak et, bal ve peynir gibi hayvansal gıdaları yemekten sakınmış ve bu nedenle “Etyemezler” olarak anılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu manevi ve fiziksel disiplin anlayışı, onların Anadolu kırsalındaki faaliyetlerini ve zaviye kurulumlarını da şekillendirmiştir. Etyemezler, konargöçer Türkmen kitleleri arasında hem İslami düşünceyi hem de kendi mistik görüşlerini yaymak için çaba göstermiştir. Bozok, Ankara, Sivas, Kastamonu, Kütahya ve Samsun’daki köyleri kurarken; Bozok ve Sivas’ta zaviye (küçük tekke) inşa etmişlerdir. Bu zaviyeler, onların manevi eğitim verdikleri ve halk arasında ahlak, disiplin ile doğaya uyumlu yaşam öğretilerini yaydıkları merkezler olmuştur. Böylece yaşam tarzı ve öğretileri, Anadolu kırsalı ve bazı şehirlerde kurdukları zaviyeler aracılığıyla günümüze kadar iz bırakmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sivas’a bağlı Etyemez köyünün kurucusu olduğu rivayet edilen Etyemez Baba, Horasan kökenli bir derviş olarak İpek Yolu üzerindeki stratejik bir alana yerleşmiş ve fikirlerini yaymak amacıyla burada bir zaviye inşa etmiştir. Köy, Baba’nın etrafındaki Türkmenlerin zaviye çevresine yerleşmesiyle oluşmuştur. Rivayetlere göre, et yememesine rağmen gelip geçenlere et ikram ettiği için bu ismi almıştır. Başka bir rivayete göre ise fakir bir aile, çocuklarının tek koyununu buradan geçen bir dervişe ikram etmiş; çocukların ağlamasına dayanamayan derviş koyunu tekrar diriltmiştir ve bu kerametinden dolayı Etyemez Baba adıyla tanınmıştır. Baba burada ölmüş ve muhtemelen zaviyesinin bulunduğu yere defnedilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bu rivayetler, Baba’nın mezarının etrafında oluşan kültürel ve ritüel pratiklerin temelini de açıklamaktadır. Sivas’taki Etyemez köyünde, eski Türkler tarafından uygulanan ıdık/ıduk geleneği (kansız adak), Etyemez Baba’nın mezarında hâlen sürdürülmektedir. Bu ritüeli Baba’nın soyundan geldiğine inanılan muskacı-türbedar gerçekleştirir; mezarı temizler ve perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde ateş yakar. Mezardan alınan toprak muska hâline getirilip nazardan korunmak veya ev ve ahır kapılarına asılmak için kullanılır. Ayrıca kötü rüya görenler, evlenmek isteyen ama evlenemeyenler veya kaza geçirenler de Baba’dan yardım ister; yağmur duası için toplu olarak mezarına çıkarak niyazda bulunurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bozok ve Ankara’daki Etyemez Şeyhler köylerinin kurucuları, Etyemez Baba’yla aynı tasavvufi anlayışa sahip dervişlerdir. Bölgedeki Türkmen nüfusun yoğunluğu, dervişlerin onlarla hareket ettiğini göstermektedir. Bozok sancağında Yusuf Abdal, Üryan Abdal ve Sarı Abdal gibi köy isimlerinin çokluğu, bölgedeki dervişlerin çokluğuna işaret eder. Rivayete göre, köye gelen bir dervişe ikram için kuzu kesilir; yavrusunun kesilmesine dayanamayan derviş kuzuyu diriltir ancak kemiklerinden biri eksik kaldığı için kuzu topal kalır ve derviş nefsine et yemeyi yasaklar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu örnekler, Osmanlı Dönemi öncesi ve sonrasında Etyemez isimli sufilerin çokluğunun, aynı anlayışın geniş bir çevrede benimsendiğini göstermesi açısından önemlidir. Etyemezler, nefsin isteklerini yok sayıp dünyevi kolaylıklardan uzak durarak, biyolojik ölümden önce ruhsal ölümü deneyimlemeyi benimsemiş ve manevi arınmayı hedeflemişlerdir. Böylece Etyemezler, yalnızca bir isim değil, derin bir tasavvufi anlayış ve disiplinin simgesi olarak Osmanlı topraklarındaki mistik yaşamda kendine özgü bir yer edinmiştir.

  • ÇEVRİLDİĞİNDE TAM KARŞILIĞI OLMAYAN TÜRKÇE KELİMELER

    Her dil, kendi kültürünün ve döneminin izlerini taşır; her kelime bir hikâye anlatır. Türkçe ise kelimelerinde bazen binlerce duygu, anı ve his barındırır. “Aşermek”ten “gönül”e, “imece”den “hüzün”e… Bu kelimeler, anlamsal bağlar kadar kültürel kökleri de ifade eder ve belki de “aynı dilden konuşmak” deyimi tam burada karşılığını bulur. Gelin, Türkçenin çevrilemeyen, çevrilse de anlamı eksik kalan kelimelerine beraber bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”13#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”14#” title_font_size=”13″]
  • TOPRAĞIN ALTINDAKİ SIR: GÖBEKLİTEPE İLE YENİDEN YAZILAN TARİH

    Bir tapınak mı, yerleşim alanı mı yoksa ibadet için bir toplanma yeri mi? Belki hepsi, belki de sadece biri. Kesin olan tek şey, Göbeklitepe’nin yalnızca ne olduğuyla değil, neden ve nasıl yapıldığıyla da merak uyandıran bir yer olması. Yazımızda, tarihi yeniden yazdıran bu olağanüstü yer hakkında merak edilenleri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bugüne dek ortaya çıkarılan en büyük arkeolojik keşiflerden biri olarak kabul edilen bu alan, yaklaşık 12 bin yıl öncesine uzanıyor. “Tarihin sıfır noktası” ya da “tarihin akışını değiştiren yer” olarak bilinen bu yapı kompleksi, Erken Neolitik Dönem’in toplumsal yaşamına, inanç sistemlerine ve mekânsal düzenine dair ezber bozan veriler sunuyor; ortaya çıkışı da en az geçmişi kadar etkileyici.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1963 yılında, İstanbul Üniversitesi ile Chicago Üniversitesi ortaklığında kurulan bir ekip bölgede yüzey araştırması yaptı ancak çalışma derinleştirilmeden yarım kaldı. 1980’li yıllarda ise bölgenin kaderini değiştirecek ilk işaret, bir çiftçinin tarlasında ortaya çıktı. Toprağı sürerken bulduğu, yaklaşık 50 kilo ağırlığındaki işlemeli bir taşı, at arabasına yükleyip müzeye götürdü. Ne var ki bu taş, o günlerde yalnızca “sıradan bir arkeolojik buluntu” olarak değerlendirildi ve Şanlıurfa Arkeoloji Müzesine gönderilerek sergilenmek üzere rafa kaldırıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1990’lı yılların başında Şanlıurfa’ya gelen Alman arkeolog Klaus Schmidt, müzede sergilenen bu taşın sıradan olmadığını fark etti. Taşın bulunduğu çiftçinin tarlasını ziyaret ettiğinde ise, toprağın altında yeryüzünün en eski anıtsal yapılarından birinin gizlendiğini anladı. 1994 yılında yaptığı ayrıntılı araştırmalarla bölgenin önemi bilim dünyasına duyuruldu; bir yıl sonra, 1995’te başlatılan kazılarla uygarlık tarihine dair bildiklerimizi kökten değiştirecek bir dönem başlamış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Boyları 3 ila 6 metre, ağırlıkları 40 ila 60 ton arasında değişen “T” biçimli dikili taşlar; üzerlerine oyulmuş hayvan figürleri, insan betimlemeleri ve çeşitli sembollerle süslü, 8 ila 10 metre çapındaki dairesel ve dikdörtgen planlı yapılar, bilinen en eski tapınak kalıntılarını oluşturuyor. Göbeklitepe’deki bu taşların üzerine işlenmiş turna, leylek gibi çeşitli kuş türleri; tilki, boğa, yaban koyunu, örümcek, yılan gibi hayvan figürleri gelişmiş bir mimari anlayış ve teknik ustalığa işaret ediyor. Özellikle dikili taşların üzerindeki el ve kol kabartmaları dikkat çekiyor ve kimi sütunların insan figürleri olduğu düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen Göbeklitepe, 2011’de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı ve 2018’de Bahreyn’de toplanan komitenin kararıyla UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dâhil edildi. 2019’un “Göbeklitepe Yılı” ilan edilmesi ve bölgede çekilen filmlerle birlikte ören yeri, dünya çapında ilgi odağı hâline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Göbeklitepe’ye ait eserler, Türkiye’nin en büyük müze kompleksi ünvanına sahip olan ve 2017 yılında en iyi müze ve ören yeri ödülüne layık görülen Şanlıurfa Arkeoloji ve Haleplibahçe Mozaik Müzesinde sergileniyor. Tarihin akışını değiştiren Göbeklitepe’yi henüz görmediyseniz ya da görüp yeniden keşfetmek isterseniz videoda buluşalım!