Yazar: admin

  • Üsküp Şehri Tanıdık Bir Yüz Gibi

    Üsküp Şehri Tanıdık Bir Yüz Gibi

    Üsküp, 1392 yılından 1913 yılına kadar Osmanlı toprağı olan hatta adını da bu dönemde alan bir şehir. Günümüzde ise Kuzey Makedonya’nın başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri. Yine de herhangi bir sokağında yürürken geçmişten kalan tanıdık izlere rastlamanız da fazlasıyla mümkün… Biz de eski ve yeni izlerle bu kez Üsküp’ün peşindeyiz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük İskender Heykeli’ni çevreleyen devasa bir alan ve çevresinde kafeler, restoranlar, mağazalar… İşte burası Makedonya Meydanı. Şehir merkezindeki 18.500 metrekarelik bu geniş meydan, turistlerin alışveriş yapıp Vardar Nehri’ni seyrettikleri bir yer ve her türlü ulaşımın kesişme noktası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Makedonya Meydanı’nın hemen yanından akıp giden Vardar Nehri ve üstündeki Taş Köprü de Üsküp’ün simgeleri arasında. Osmanlı’dan yadigâr bu köprünün yapımına Sultan II. Murat zamanında başlanmış ve Fatih Sultan Mehmet döneminde bitirilmiş. Bu nedenle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü olarak da bilinmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sadece Vardar Nehri’ni değil şehrin büyük kısmını kuşbakışı seyretmek isteyenlerin adresi ise Üsküp Kalesi. Yüksek noktadaki konumuyla ilgi gören tarihi kale, Üsküp şehrinin arması ve bayrağında da yer almış fakat 1963 depremiyle büyük hasar gören yapıda daha sonra herhangi bir restorasyon çalışması yapılmamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Vardar Nehri’nin bir yakasında Makedonya Meydanı olduğunu söylemiştik. Köprünün üstünden geçerek diğer yakasına geçildiğinde ise Türk Çarşısı olarak da bilinen Eski Üsküp Çarşısı’na çıkılıyor. Bir fincan Türk kahvesi içmek, geleneksel ürünler satan küçük dükkânlardan alışveriş yapmak için burası en doğru adres.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Üsküp’teki Osmanlı izleri mimari yapılar üzerinden takip edilebilir. Kapan Han, Kurşunlu Han, Sulu Han, Sultan Murat Camii ya da Alaca İshak Bey Camii en başta sayabileceklerimiz. 15. yüzyılda Pena Nehri’ne yakın bir konumda barok Osmanlı tarzıyla inşa edilen Alaca İshak Bey Camii rengârenk görüntüsüyle görenleri hayran bırakıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rahibe Teresa’yı artık tüm dünya tanıyor. Peki, Arnavut kökenli rahibenin asıl adının Agnes Gonca Boyacı olduğunu biliyor muydunuz? 1979 yılının Nobel Barış Ödülü sahibi olan hayırsever rahibenin doğum yeri de Üsküp. 1910 yılında doğduğu o ev 2009 yılında müze olarak açılmış ve günümüzde de ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Neoklasik üslubuyla dikkat çeken Arkeoloji Müzesi binasının geçmişi yakın tarihe dayanıyor ve hizmete açılış tarihi de 2014. İçinde Antik ve Ortaçağ’dan eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesi’nde Osmanlı dönemine ait eserler de bulunmakta. Müzede sergilenen İskender Lahdi ise orijinali İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan İskender Lahdi’nin bir replikası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Üsküp’te doya doya yiyebileceğiniz yemeklerin başında köfte geliyorsa tatlıların başında da trileçe geliyor. Trileçe, üç ve süt kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş İspanyolca bir kelime. Manda, inek ve keçi sütünden yapıldığı için bu adı almış. Ülkemizde de çok sevilen bu hafif ve leziz tatlıyı yerinde yemenin keyfi de tadı da bir başka olsa gerek.

  • Her Kıtadan Her İklimden Sıcacık Çorbalar

    Her Kıtadan Her İklimden Sıcacık Çorbalar

    Hem akşam hem öğlen yemeklerinin hatta bazıları için kahvaltının bile en sevilen yiyeceği çorbalar… Bizim mutfağımızda tarhanadan düğün çorbasına, mercimekten domatese tadı da yeri de ayrı birçok lezzetli tarif var ama başka mutfaklarda da durum farklı değil. Dünyanın dört bir yanından rengârenk ve sıcacık çorba çeşitleri listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalya’nın Renkleriyle Minestrone” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Minestrone birçok ülkenin mutfağında bulunan ve evdeki sebzeleri değerlendirme fırsatı sunan çorba çeşitlerinden biri. İtalyan kültürünün alametifarikalarından makarna ise bu çorbayı başka ülkelerdeki bol sebzeli tariflerden ayırt ediyor. Bir minestrone çorbasında karşılaşma ihtimalinizin en yüksek olduğu malzemeler ise fasulye, soğan, kereviz, havuç ve domates.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Japonya’nın Doyurucu Çorbası Miso Ramen” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Çin mutfağının meşhur eriştesi “noodle” ile soyadan elde edilen Japon baharatı “miso”nun bir kâsede birleştiği miso ramen tek başına öğün yerine geçebilen çorbalardan… Balık ya da tavuk suyu, miso, kurutulmuş yosunlar, mısır taneleri, ince doğranmış yeşil soğan ve yumurtaya bazen de ince et dilimlerinin eşlik ettiği miso ramen en tanınmış Japon yemeklerinden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu Çorbanın Sırrı Bamya” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Amerika Birleşik Devletleri’ne özellikle de Louisiana eyaletine ait bir tarif olan gumbo da protein ve sebzelerin bir araya geldiği çorbalara bir örnek. Malzemeleri ise koyu bir et suyu, bölgenin favori sebze üçlüsü olan yeşilbiber-kereviz-soğan, midye ya da karides gibi deniz ürünleri ve çorbanın yıldızı olan bamya.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Patatesin de Çorbası Olur” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Ana malzemesi patates olan bu kremamsı çorbaya da mevsimine göre dilediğiniz sebzeyi eklemeniz mümkün ama en çok tercih edilenleri kereviz, havuç ve soğan. Et suyu ile pişen sebzeler genellikle blenderdan geçiriliyor ve Alman-Avusturya mutfağının başrol oyuncularından sosis çeşitleri ilave ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Süper Besleyici Ezogelin Çorbası” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Efsanevi bir karakter olan Ezo Gelin’in ismini taşıyan bu geleneksel çorba Güneydoğu Anadolu’ya ait. Kırmızı mercimek, bulgur, pirinç gibi oldukça doyurucu malzemeler içeren ezogelin çorbasının karakteristik tadı ise salça ve baharatlardan kaynaklanıyor, üzerine bir de limon sıkılınca kışa da hastalığa da deva oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çavdar ve Etin Birlikteliği ” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Tüm Slav ülkelerinde ana besinlerden biri olan çavdar unu geleneksel çorbalar halinde de karşımıza çıkıyor. Polonya’nın zurek örneğinde, et suyu ve çavdar ununa et parçaları ve ülkenin hangi bölgesinde olduğunuza göre değişen haşlanmış patates ya da yumurta eşlik ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vietnam’ın Sokak Yemeği Pho” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Vietnam’ın en popüler sokak yemeklerinden birinin bir çorba olduğunu biliyor muydunuz? Et suyu, köfte ya da et parçacıkları ve pirinç eriştesinin bir araya geldiği pho, et yerine tavukla da hazırlanabiliyor. Yeşil soğan, fesleğen, kişniş gibi yeşillerle süslenen pho, limon sıkılarak içiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Soğanın En Gösterişli Hali” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Soğan gibi oldukça temel bir ana malzemeye sahip olan Fransız soğan çorbası, lezzeti ve görüntüsüyle şaşırtabilecek bir tarif, üstelik bu tarifin kökleri Roma zamanına dek uzanıyor. Tereyağında uzun süre karamelize edilen soğanların tadını çorbanın üzerine eklenen kızarmış baget ekmeği ve erimiş gravyer peyniri tamamlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pancarlı Doğu Avrupa Lezzeti” title_font_size=”13″]
    dünya mutfağı

    Başta Ukrayna olmak üzere Kuzey Asya ve Doğu Avrupa’nın birçok bölgesinde sık tüketilen bir çorba borscht… Çok geniş bir bölgede yapıldığı için birçok versiyonu bulunuyor ama en meşhuru pancarlı kırmızı borscht çorbası. Fermente pancar suyu, başta pancar olmak üzere sote edilmiş sebzeler, et parçacıkları ve et suyundan meydana geliyor.

  • KALPLERDE İZ BIRAKAN 45’LİKLER

    Bakımı, muhafazası ve dinleme şekliyle bir ritüel gerektiren, günümüzde ancak koleksiyonerlerde veya sahaflarda bulabileceğimiz 45’likler, iki ayrı yüzüne birer şarkı olmak üzere en fazla iki şarkı kaydedilebilen, plastikten üretilmiş ve bir dakikada 45 devir döndüğü için adı 45’lik olan kayıt araçlarıydı. Özellikle 70’lere damgasını vuran bu nostalji simgelerine bakın kimler hangi şarkılarla adını yazdırmıştı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1970’lerde Ayten Alpman’ın sesiyle ünlenen şarkı, Meksikalı Armando Manzanero’nun bambaşka sözler için yaptığı besteydi. Beste üzerine, “Üzgünüm, acı sözlerim için / Üzgünüm, seni kırdığım için / Haklısın, bana darılsan bile…” şeklinde devam eden mağrur cümleleri yazan kişi ise Ümit Aksu’ydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cem Karaca’nın kendi ifadesiyle Tamirci Çırağı, zengin kız-fakir oğlan klişesinin sinemaya değil de şarkıya uyarlanmış haliydi. Sanatçı şarkıyı, motorunu götürdüğü bir tamircinin, delikanlılık çağındaki çırağından esinlenerek kaleme almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Gölgen gibi adım adım / Her solukta benim adım / Ben nasıl ki unutmadım / Sen de unutma beni, unutama beni” sözleri şüphesiz ki en çok Esmeray’ın buğulu sesine yakışırdı. Bir zamanların hit parçasının söz ve müziği ise Şemi Diriker’e aitti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Erkin Koray’ın, “Sevince durma durma koş ardından / Zaman yoktur git aşkı iste ondan” diye öğüt verdiği şarkıdır Sevince… Sanatçının, 1975 yılında çıkardığı 45’liğin bir yüzünde Sevince, diğer yüzünde ise Estarabim kayıtlıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Füsun Önal’ın sesinden dinlendiğinde çok daha eğlenceli olan, “Nerde bıraktım kalbimi bilmem / Ah nerede vah nerede” şarkısı,  Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu’nun rol aldığı aynı isimli film sayesinde daha da çok benimsenmiş ve sevilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüze kadar farklı şarkıcılar tarafından defalarca yorumlansa da en naif ve duygulu yorumu Berkant tarafından yapılan Samanyolu, sözleri Teoman Alpay tarafında yazılmış, bestesi Metin Bükey’ce yapılmış efsane şarkılardan biri olarak, daha 60’lı yıllarda tarihe geçmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Gel otur yanıma dinle sözlerimi / Sorsana kalbine beni hiç sevmedi mi / Bilmeden kırdımsa bütün suç bende mi / Bağışla sevgilim sen affet beni.” Luciano Rossi bestesi üzerine Fikret Şeneş’in yazdığı bu sözler, Ajda Pekkan’ın jest ve mimikleriyle klasik halini almıştı.

  • Tarihi İstanbul Kadar Eski 11 Semt

    Tarihi İstanbul Kadar Eski 11 Semt

    İstanbul’un her semti ayrı bir güzellik katar bu şehre… Ancak bazı semtleri vardır ki tarihi en az İstanbul kadar eski ve önemlidir. Merak edenler için bu semtleri listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bizans imparatoru Konstantin, 57 m uzunluğundaki günümüzde Çemberlitaş olarak bilinen sütunu Roma’daki Apollon Tapınağı’ndan söktürterek İstanbul’da günümüzdeki yerine diktirmiştir. Aradan geçen yıllar içerisinde yangınlardan ve doğal afetlerden zarar gören sütun, Sultan II. Mustafa döneminde sağlamlaştırmak amacıyla çemberlerle sarılmış ve bundan mütevellit Çemberlitaş adıyla anılmaya başlanmıştır. Bugün Fatih ilçesinde yer alan Çemberlitaş semti; Nuruosmaniye Cami, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, Çemberlitaş Hamamı gibi turistlerin ilgisini çeken birçok mekân barındırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da balık ekmek yemek için gidilebilecek en güzel ilçelerden Eminönü Tarihi Yarımada’da yer alır. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yönetim birimlerinin yer aldığı Eminönü, aynı zamanda İstanbul’un ilk yerleşim yerlerinden Byzantion kentinin de kurulduğu semttir. Adını Osmanlı döneminde bu mevkide bulunan gümrük eminliğinden alan ilçe, Gülhane Parkı, Yeni Cami, Mısır Çarşısı ve Hünkâr Kasrı gibi her gün binlerce ziyaretçiyi ağırlayan mekânları barındırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]

    Geçmişi Tunç Çağı’na kadar dayanan Bakırköy, İstanbul’un batı yakasında MS 384 yılında Konstantin tarafından bir eğlence yeri olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde de bölgenin önemli merkezlerinden biri olan ilçe, Cumhuriyet dönemine kadar Makrohori, Makriköy isimleriyle anılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bizans döneminde basit bir Rum balıkçı köyü olan Bebek semti, bugün tarihi köşk ve yapılarıyla İstanbul’un en güzel semtlerinden biri haline gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet, Rumeli Hisarı’nın yapımı ve kuşatması sırasında asayişi sağlamak üzere buraya Bebek Çelebi lâkaplı bir bölükbaşı tayin eder ve semt ismini buradan alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde tarihi yapıları ve doğal güzelliklerinin yanı sıra merkezi konumuyla her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği Beşiktaş semti, Bizans döneminde imparatorların yazlık ikametgâhı olarak kullanılırdı. Beşiktaş tam olarak bir yerleşim yeri kimliğini Osmanlı döneminde kazanmıştır. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın gemilerini bağlamak için kıyıya diktirdiği beş taş sütundan dolayı Beştaş olarak anılan semt zamanla günümüzdeki Beşiktaş ismini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un siyasi ve tarihi mekânlarının en önemlilerinden biri de Beyazıt semtidir. Milattan sonra 393 yılında İmparator Teodosyus tarafından şehrin en büyük meydanı olarak inşa edilir. Kentin ana ulaşım merkezlerinden Beyazıt Meydanı, çok sayıda tarihi olaya tanıklık etmiş bir mekândır. Osmanlı döneminde siyasi öneme sahip olan tarihi meydan, bu önemini Cumhuriyet döneminde kültürel alanda sürdürmüştür. Dünyanın en iyi ve en köklü üniversitelerinden biri olarak kabul edilen İstanbul Üniversitesi, Mimar Sinan’ın kalfalık eseri Süleymaniye Cami, Sahaflar Çarşısı ve turistlerin uğrak noktası Kapalıçarşı semtin önemli tarihi yapılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu, günümüzde müzeleri, Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve tarihi sokakları ile bir kültür merkezidir. Bizans döneminde Pera kısmı Venedik ve Cenevizlilerin yaşadığı önemli bir ticaret merkezi durumundaydı. 11. yüzyılda gerçekleşen Haçlıların İstanbul’u işgalinden ve yağmalamasından maalesef Pera da payını aldı. İstanbul’un fethinden sonra semt tekrar bir sanat ve ticaret merkezi olarak gelişti. Adının ise Kanuni Sultan Süleyman’ın burada oturan Venedik elçisi ile yaptığı yazışmalarda elçiden “Beyoğlu” diye bahsetmesinden geldiği düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethi ile birlikte kurulan ilk Osmanlı – Türk yerleşim alanlarından biridir. Haliç’in güney kıyısında, surların dışında yer alır. İsmini, kabri bu semtte bulunan Ebu Eyyûb el-Ensari’den alır. Rivayete göre bu mezar Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’in gördüğü bir rüya ile bulunmuştur. Osmanlı döneminde en dikkat çekici geleneklerden biri, padişahların cülus (tahta geçme) merasimlerinden sonra Eyüp Sultan’da kılıç kuşanmalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9# ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un bankaları ve iş hanlarıyla ünlü en eski ticaret merkezlerinden biridir Karaköy. Tarih boyunca bir liman ve ticaret merkezi olma özelliğiyle ön plana çıkan semt, İstanbul Boğazı ve Haliç’in buluştuğu noktadadır. Antik Galata semtinin modern adıdır. 11’inci yüz yılın başında Bizans İmparatoru’nun verdiği izinle Cenevizli tüccarlar bölgeye yerleşir. Cenevizliler, can ve mal güvenlikleri için dayanıklı surlar ve kuleler inşa ederler. Günümüze kadar ulaşan bu yapılardan en önemlisi bugün şehrin sembolleri arasında yer alan Galata Kulesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10# ” title_font_size=”13″]

    Büyük ölçüde korumayı başardığı tarihi dokusu nedeniyle film ve dizi yapımcılarının en gözde semtlerinden olan Samatya, Fatih ilçesine bağlıdır. Kocamustafapaşa mahallesinin bir bölümünü kapsayan semtin batısında Yedikule vardır. Semtin adını Yunanca kumlu anlamına gelen Psamatyonn sözcüğünden aldığı ve bunun geçmişte semtte bol bulunan kumlu topraklardan ileri geldiği sanılmaktadır. Bizans döneminde de yerleşimin olduğu semtte; Surp Kevork Kilisesi, Aya Nikola Kilisesi ve Kapıağası Yakup Ağa Hamamı gibi tarihi mekânlar bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11# ” title_font_size=”13″]

    Üsküdar’ın oluşumu MÖ 1000’li yıllarda bölgeye Fenikelilerin yerleşmeleri ve şimdiki Salacak sahiline ticaret iskeleleri ile tersanelerini kurmalarıyla başlar. Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşimin devam ettiği semt, o dönemde Skutari ismiyle anılmıştır. Osmanlı’nın İstanbul’u fethinden sonra Üsküdar, Anadolu Yakası’nın en önemli merkezi olmuştur. Cami ve mescitler, hamamlar, kervansaraylar, sayısız çeşme, kütüphaneler ile birçok padişah, sultan, paşa ve devlet adamlarına ait saray, yalı ve köşkler inşa edilmiştir. Hezarfen Çelebi’nin Galata Kulesi’nden başlattığı dünyanın ilk uçuşu da Üsküdar’a inmesiyle son bulmuştur.

  • Karadeniz’de Dünü Bugüne Bağlayan Müzeler

    Karadeniz’de Dünü Bugüne Bağlayan Müzeler

    Karadeniz Bölgesi’ndeki müzelere geldi sıra… Bilgilendiren, hayrete düşüren, yüzümüzü güldüren, bazen de hüzünlendiren o kadar çok müze var ki size önerebileceğimiz… Örneğin Artvin’in ilk ve tek müzesi “Dikyamaç Köyü Yaşam Tarzı Müzesi”ni daha önce duymuş muydunuz? Ya da maden ve madencilerimizle ünlü Zonguldak’taki Maden Müzesi’ni? Bakın yeşille mavinin harman olduğu bu güzel coğrafyada başka hangi müzeler var…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnşası 1238 yılına kadar giden, Geç Bizans kilise mimarisinin en güzel örneği olan Azize Sofya Kilisesi günümüzde Ayasofya Müzesi olarak ziyarete açık durumda. Duvarlarında, kubbesinde hatta pencerelerindeki tasvirlerle Trabzon’da görülmesi gereken bir yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Milli Mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olan Samsun’da, Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile şehre gelişini anlatan farklı müzeler bulunuyor. 1968 yılında açılan ve Gazi’ye ait 114 eserin sergilendiği Atatürk Müzesi ise şehirde en çok ilgi gören müzelerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Boğazköy Müzesi, Hititlerin başkenti olan Hattuşaş’tan çıkarılan kalıntıların sergilenebilmesi amacıyla 1966 yılında Çorum’un Boğazköy ilçesinde kurulmuş. Hitit medeniyetine ait onlarca eserin görülebileceği müze antik döneme ilgi duyanlar için büyük önem arz ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Hababam Sınıfı’nın yaratıcısı, Cide doğumlu yazar Rıfat Ilgaz’ın doğduğu ev günümüzde müze olarak ziyarete açık durumda. Yazara ait eşyalar, el yazısıyla yazılmış notlar ve hayatından geriye kalan fotoğraf kareleri Rıfat Ilgaz Müzesi’nde görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Dört bin yıllık kale surlarının ardındaki yapı 14. yüzyıldan 1999 yılına kadar hapishane olarak kullanılmış ve bu tarihten sonra da içinde yaşanan hikâyelerle müze olarak hizmet vermeye başlamış. Artık gönüllü ziyaretçilerini bekleyen müze Sinop’ta denizin hemen kıyısında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    14. yüzyıl Amasya’sında psikolojik hastalıkları tedavi etmek için açılan şifahane binası, 20. yüzyılda, eski tıp bilgini Sabuncuoğlu Şerefeddin adına müze olarak yeniden düzenlenmiş. Dedesi ve babası da kendisi gibi tıpçı olan Sabuncuoğlu’nun sağlık alanına sunduğu katkılar bu müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    karadeniz müzeleri

    Giresun’da Gogora Mahallesi’nde yer alan Aziz Nikola Kilisesi günümüzde Giresun Müzesi olarak hizmet veriyor. Mekânsal olarak sanatsal bir değere sahip olan yapıda Eski Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan eserler sergileniyor.

  • BALKANLAR’DAKİ OSMANLI MİMARİSİ: MOSTAR KÖPRÜSÜ

    Balkanlar’da yaklaşık 550 yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun, bu bölgede inşa ettiği mimari yapılardan günümüze ulaşanlar arasında en ünlü olanı Mostar Köprüsü diyebiliriz. 450 yılı aşan tarihiyle bu ünü fazlaca hak eden Mostar, Kültür ve Yaşam’ın konuğu oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehre adını veren köprü ” title_font_size=”13″]

    Mostar Köprüsü, 1566 yılında, Mimar Sinan’ın talebesi Mimar Hayreddin tarafından yapılmıştır. Günümüzde, Hersek bölgesinin en büyük şehri ve başkenti olan Mostar şehrinde yer almaktadır. Eskiden Hersek adıyla anılan bu bölge, köprüden dolayı Mostar ismini almıştır. Bu tarihi yapı, Avrupa’nın en temiz nehirlerinden biri olarak gösterilen Neretva Nehri’nin üstünde kuruludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde” title_font_size=”13″]

    1993’te yaşanan savaştaki saldırıyla yıkılan köprü, 1997 yılında ülkemizin de yer aldığı uluslararası destek ile aslına uygun olarak yeniden inşa edilmeye başlandı. 23 Temmuz 2004 yılında açılışı yapılan Mostar Köprüsü, 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alındı. Nehirden 24 metre yüksekte olan, 30 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğinde köprünün yapımında 456 kalıp taş kullanıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boşnak ve Hırvat mahallelerini birleştiriyor” title_font_size=”13″]

    Neretva Nehri şehri ortadan ikiye ayırırken, Mostar Köprüsü iki yakayı birleştiren, ulaşım ve iletişim için olanak sağlayan mimari bir araç konumundadır. Geçmişten bu yana yerli ve yabancı turistlerin Avrupa’da en çok görmek istediği mimari yapılar arasındaki köprüyü yerli halk da yoğun olarak kullanmaktadır. Ayrıca, bölgede geleneksel olarak her yıl, köprüden Neretva Nehri’ne atlamak üzere özel günler düzenlenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çevresindeki mimariyle daha da değerli” title_font_size=”13″]

    Şehre gelenlerin ilk adresi olan Mostar Köprüsü turistlere, çevresindeki eserleri görmeleri için de aracılık etmiş oluyor. Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış kaleler ve yine Osmanlı Sultanı II. Selim döneminde inşa edilen bir mescit bu eserler arasında. Muslibegovic Evi ve Koski Mehmet Paşa Camii de Osmanlı döneminden izler görmek isteyenlerin tercih edebileceği tarihi yapılardır.

  • TEKNOLOJİNİN TRENDLERİNİ HAYATINIZA KATIN

    TEKNOLOJİNİN TRENDLERİNİ HAYATINIZA KATIN

    Tüm dünyada markalar, hem teknolojinin gelişen yönlerini kullanmak hem de yaratıcılıklarını ortaya koymak için birbirinden ilginç ürünler çıkarıyor ve böylece hayatımıza her geçen gün yeni bir teknolojik araç katılıyor. Bu araçlardan kimi gerçekten bir ihtiyaca karşılık geliyor kimiyse konfor artırmaya yarıyor… Siz de aşağıdakilere kısa bir göz atarak hangisini kullanışlı bulduğunuza karar verebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kitap için vaktim yok bahanesi tarihe karışıyor” title_font_size=”13″]

    Basılmış kitap bir anlatıcı tarafından yüksek sesle okunuyor ve dijital ortamda kayıt altına alınıyor. Sonra bu kayıt otobüste veya araba kullanırken, mutfakta yemek yaparken ya da gözleriniz kapalı koltuğa uzanmışken dinleyebildiğiniz sesli kitaba dönüşüyor. Sesli kitap, diğer ismiyle audiobook, okuma eylemi yerine dinlemeyi getiren akıllı telefon uygulamalarından biri. Üstelik uçak, metro gibi internetin olmadığı ortamlar için de istediğiniz kayıtları önceden telefona indirebiliyor, oluşturduğunuz sesli kitap kütüphanesinden dilediğiniz an çıkarıp dinleyebiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir saatten çok daha fazlası” title_font_size=”13″]

    Giyilebilir teknolojinin geleceğinde neler var bilinmez ama startının akıllı saatlerle verildiğini söyleyebiliriz. Kola takılan bu eşya için neden akıllı saat dendiğine gelince… Çünkü bu cihaz ile fotoğraf çekip ses kaydedebilir, müzik dinleyip yürüyüş sırasında adımlarınızı bile sayabilirsiniz. Ya da saatiniz aracılığıyla ahize kullanmadan telefon görüşmesi yapıp mesaj bildirimleri alabilirsiniz. Saatinizin ekranını bu bildirimleri görecek biçimde ayarlayabilir veya daha sonra kontrol etmek üzere kapalı tutabilirsiniz. Saat mi? Elbette, saatin kaç olduğunu da istediğiniz her an bu akıllı cihazdan öğrenebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Süpürge yapmak hiç bu kadar kolay olmamıştı” title_font_size=”13″]

    Süpürge yapmak için oda oda dolaşmak da bir süre sonra tarihe karışacak gibi duruyor. Çünkü artık bunu sizin yerinize, hatta belki de çok daha titiz biçimde yapabilen otomatik robot süpürgeler var. Bu cihazlar, yatak ya da koltuk altı gibi alanlara rahatça girebiliyor, lazer tarama sistemleri sayesinde ortalığı dip bucak temizliyorlar. En büyük handikapları ise dağınık zeminlerde ilerlemekte zorlanmaları… Büyük evlerde yollarını kaybetme riskleri de var ama markalar bunun önüne geçmek için de haritalandırma sistemine yönelmiş durumdalar. Haritaya göre evde ilerleyen akıllı cihaz, eğer şarjı biterse şarj istasyonuna giderek kendi kendini şarj da edebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mutfaktaki yeni yardımcınız akıllı bir fırın olabilir” title_font_size=”13″]

    “Teknoloji hayatımızın her yerinde” ifadesinin bile klişe kaldığı zamanlardayız. Gelişmeler hızla yol alırken mutfakların bunun dışında kalması beklenemezdi. Bu alandaki teknoloji sayesinde artık neredeyse pişen yemeğin başında beklemeye bile gerek yok. Çünkü telefonunuzu uzaktan kumanda gibi kullanarak, dışarıdayken de istediğiniz an kapatabileceğiniz akıllı fırınlar bulunuyor. Hatta bu fırınlar yemeği içine koyduğunuz anda kamerası ve sahip olduğu yazılım ile ne olduğunu algılayarak pişme süresini kendisi de belirleyebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şefkatle uyandırmaya özen gösteren alarm cihazı ” title_font_size=”13″]

    Akıllı alarmlar telefon uygulaması eşliğinde kullanabileceğiniz teknolojik ürünlerdir. Uygulama aracılığıyla istediğiniz saate alarmı kurduğunuzda sizi uyandırır. “Ne var ki bunda, sıradan bir çalar saat bile bu işi yapıyor.” demeyin. Akıllı alarm cihazı, siz irkilerek uyanmayın diye en düşük ses seviyesinden başlayarak alarm verip gözlerinizi panikle değil sakince açmanızı sağlıyor. Kapatmak için cihaza uzanabilirsiniz de ama buna hiç gerek yok, çünkü sensörleri sayesinde tek bir el hareketiyle kapanabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ara sıra boyut değiştirmek istiyorsanız bu gözlük tam size göre ” title_font_size=”13″]

    İşte, filmdi gerçek oldu diyebileceğimiz bir teknoloji ürünü: VR gözlük, yani sanal gerçeklik gözlüğü. Aslında bu teknoloji tasarımıyla ilgili ilk adımların atıldığı yıllar 1960’lar… Fakat yaygınlaşarak kişisel hayatlarımıza girmesi nispeten yeni. Ekran görüntüsünü daha gerçekçi yaparak kişiyi izlediği ortama dahil etmek, kendini oradaymış gibi hissettirmek sanal gerçeklik gözlüklerinin hedefi. Günümüzde bunu büyük oranda başaran VR gözlük marka ve modelleri de bulunmakta. Bu gözlükler ile film izleyebiliyor, oyun oynayabiliyor, hatta 360 derece açılı kamerayla çekilen canlı maç yayınlarını tribündeymişçesine seyredebiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evcil kedi ya da köpeğinizin kaybolmaması için takip cihazı” title_font_size=”13″]

    Dışarıdayken bir an bile ortadan kaybolması evcil hayvanı olanların en büyük kâbuslarından biridir.  Ne mutlu ki tasma yerine takılan GPS takip cihazları ile artık bu korkuların önüne geçmek de mümkün. Takip cihazlarının çok farklı modelleri ve özellikleri bulunuyor, en kolay kullanılabilenler arasında SIM kartla çalışan tasmalar bulunmakta. Bu tasmayı sevimli dostunuza takıyor, akıllı telefonunuza indirdiğiniz ilgili uygulama üzerinden GPS sinyalini takip ederek onu elinizle koymuş gibi olduğu yerde bulabiliyorsunuz.

  • Yeşilçam Melodramlarının 9 Olmazsa Olmazı

    Yeşilçam Melodramlarının 9 Olmazsa Olmazı

    Bizleri sinema salonlarına, televizyon başına toplayan, kimi zaman güldüren kimi zaman ağlatan Yeşilçam filmleri birçok farklı hikâyeyi konu alsa da hemen her filmde karşımıza çıkan bazı klasik replikler, durumlar vardır. Türk sinemasının bu olmazsa olmazlarını derledik, size gün ortasında bir Yeşilçam melodramı izlemişsiniz hissi yaratmak için bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rica Ederim, Duygularımla Oynamayın” title_font_size=”13″]
    türk sineması, ediz hun, hülya koçyiğit

    Yeşilçam melodramlarının olmazsa olmazlarından biri çaresiz âşıklardır. Film boyunca bu acı dolu aşığın başına gelmeyen kalmaz hatta aşkından verem olur, ölüm döşeğine düşer, her izleyeni üzüntüden kahreder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Biz Ayrı Dünyaların İnsanıyız” title_font_size=”13″]
    türk sineması, fatma girik

    Bazen senaryo gereği birbirini sevenler yıllarca ayrı düşer, büyük acılar çekerler ama sessizce hayatlarına devam ederler. Yıllar sonra sevenler şans eseri karşılaşırlar ve yanlarında yeni eşleri ve büyük ihtimalle küçük çocukları olur. İşte bu durumda sessiz ve uzun bir bakışma yaşanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Az Kazanıyorum Belki Ama Namusumla, Alnımın Teriyle Kazanıyorum” title_font_size=”13″]
    türk sineması, ayhan ışık

    Yeşilçam melodramlarının çoğu zengin-fakir aşkı üzerine kurulmuştur. Yakışıklı, mağrur fakat fakir genç erkek ilk başta şımarık gibi gözüken zengin kızı gönlünü kaptırıverir ya da geçinmek için dişini tırnağına takan genç kız, refah içinde yaşayan bir delikanlıya sevdalanır ve olaylar gelişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nayır, N’olamaz!” title_font_size=”13″]
    türk sineması

    Yeşilçam filmlerinde başkahramanlar hep büyük acılar çeker. Başları ne yazık ki dertten, üzüntüden bir türlü kurtulamayan karakterlerin bir gecede saçlarına aklar düşmesi de sık görülen bir durumdur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Küslerin Barışması” title_font_size=”13″]
    türk sineması, cüneyt arkın

    Filmlerin çoğunda birbirine küs kardeşler ya da yakın dostlar vardır, ama küslükleri birbirlerini sevmediklerinden değil de inattandır hep… İşte bu küsler filmin sonunda barışır, dostlukları ile içimizi ısıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çirkin Ördek Yavrusu” title_font_size=”13″]
    türk sineması, kartal tibet, hülya koçyiğit

    Türk filmlerinde filmin başında adeta bir çirkin ördek yavrusu gibi olan kızlarımızın kısa süre içinde serpilip büyümeleri, güzelleşmeleri sık sık karşımıza çıkan bir durumdur. Bu kızlarımız güzelleştikten sonra çok gönüller çalacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seviyorum De!” title_font_size=”13″]
    türk sineması

    Yeşilçam sevdiğine kavuşamayan âşıkların monologlarıyla doludur. Kara sevdalı, sevdiğinin duvardaki resmine bakarken ya da hülyalı gözleriyle camlardan süzülen yağmuru izlerken kendi kendine konuşur, kaderine isyan eder, sevdiğine anlatamadığı meramını boş duvarlara anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fakir Ama Gururlu Bir Genç” title_font_size=”13″]
    türk sineması, kartal tibet

    Filmin başında acımasız patronu tarafından ya da başka kötü kalpli kişiler tarafından haksızlığa uğrayan kahramanlar pes etmez, çalışır, didinir ve intikam günü geldiğinde mağrur bir ifadeyle repliğini söyler: “Hani fakir ama gururlu bir genç vardı…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bak Beyim, Sana İki Çift Lafım Var” title_font_size=”13″]
    aile filmleri, türk sineması, bizim aile

    Filmin başında katı yüreğiyle izleyiciyi bezdiren karakterler, olay örgüsü içerisinde genellikle fakir ama gururlu, babacan, yüreği geniş ve iyilik dolu karakter tarafından edilen manalı iki çift söz ile yaptıklarını düşünür, doğru yolu bularak iyi bir karaktere evrilir.

  • Ayların Adları Nereden Geliyor?

    Ayların Adları Nereden Geliyor?

    Bir yılı 12’ye bölen aylar isimlerini nereden almış birazdan anlatacağız… Ama bu zaman dilimlerine neden “ay” dendiğini ifade etmeden geçmeyelim: Dünyanın uydusu olan Ay’ın, hilal/ilk dördün/dolunay/son dördün evreleri arasında geçen süre toplamda 4 haftaya karşılık geliyor. Ve bu sebeple 4 haftalık sürelere de “ay” deniyor. Gelelim her birinin ismine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#1″ title_font_size=”13″]

    Yılın en soğuk aylarından Ocak’ın adı, sıcacık yanan “fırın”dan geliyor. Ocak, diğer bir anlamda da bacası tüten yuva, yemek pişirilen alan demek ve bu haliyle kış mevsiminde duyulan sıcaklığı ifade ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şubat kelimesi Süryanice “şabat” sözcüğünden Türkçeye geçmiş… Anadolu Süryanilerinde şabat “dinlenme günü” anlamına geliyor; dolayısıyla tarımın yapılmadığı şubat ayı da “dinlenme ayı” olarak kabul görmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Şaşıracaksınız ama ilkbaharın habercisi bu güzel ayın adı Roma savaş tanrısı Martius’tan geliyormuş. Hatta bu ayın adı aynı sebepten Almancada März, Fransızcada Mars, İspanyolcada Marzo ve Hollandacada Maart…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlkbaharı resmi olarak başlatan ay Mart ise de çiçekler en çok Nisan’da açtığı, güneş daha çok Nisan’da kendini göstermeye başladığı için bu aya Farsçada “ilk meyve-taze mahsul” anlamına gelen “Nisan” adı verilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mayıs ayının adı Latince “Maius menelis”den geçmiş Türkçemize… Kavram “Maia’nın ayı” anlamına geliyor. “Maia” ise yağmur ve bereketle ilişkilendirilen Yunan tanrıçasının adı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ve Haziran’la birlikte yaz gelir… Gündönümüyle birlikte gece ve gündüzün süreleri değişir; güneş ışınları daha bir dikleşerek sıcaklığını hissettirir. Adının hakkını veren bir ay Haziran! Çünkü bu kelime “sıcak” anlamına geliyor ve dilimize Süryaniceden geçmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir ifadeye göre Babil ve Asur tanrısı olarak kabul edilen “tammūz”un adı Temmuz ayına verilmiş. Başka bir bilgi, ayın adını Soğdcada “cehennem” anlamına gelen “tamu” sözcüğünden aldığı yönünde… Bu da “cehennem gibi sıcak” demenin başka bir yolu olsa gerek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Latince “Augustus menilis” Türkçede “Augustus’un ayı” demek oluyor. Tahmin ettiğiniz gibi Ağustos ayının adı da buradan geliyor. Augustus, Roma’nın ilk imparatoru olan Gaius Julius Caesar Octavianus’un “yücelme” anlamına gelen lakabıymış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Arapçadaki “eylül” sözcüğü değişmeden dilimize geçmiş. Kelimenin Arapçaya Süryaniceden; Süryaniceye Akadçadan geçtiği düşünülüyor. Akadçadaki anlamı ise kimi kaynaklara göre “hasat festivali zamanı” kimi kaynaklara göre “sevinçten haykırmak” demek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Yılın 10’uncu ayının “Ekim” adını alması 10 Ocak 1945 tarihli yasayla belirlenmiş… Ekim ayında tarlalara ekimler başlıyor, dolayısıyla isim tam yerini bulmuş. Ayın Eski Türkçedeki adı ise “teşrinievvel” ya da “birinci teşrin” imiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”11#” title_font_size=”13″]

    Arapçada “taksim eden-bölen” anlamına gelen “ḳāsim” sözcüğünden geliyor Kasım ayının adı… Çok önceleri Anadolu’da insanlar yılı ikiye bölermiş… Kasım’da başlayıp Hıdırellez’e, yani Mayıs başına kadar süren günlere “kasım günleri”, diğer yarısına da “hızır günleri” denirmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”12#” title_font_size=”13″]

    Yılın son ayının adı neden bir “aralığa” işaret ediyor dersiniz? Cumhuriyetten önce “kânunuevvel” olan ayın adı meğer Kasım ile Ocak ayları arasında kaldığı için “Aralık” olmuş!

  • GÜNEYDOĞU’NUN TADI ÜNÜYLE YARIŞAN LEZZETLERİ

    GÜNEYDOĞU’NUN TADI ÜNÜYLE YARIŞAN LEZZETLERİ

    Urfa, Mardin, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep gibi yemek kültürü zengin şehirlerimizi içine alan Güneydoğu Bölgesi sadece ülkemizde değil dünyada da fark yaratmış durumda. Neden derseniz, Gaziantep 2015 yılında UNESCO tarafından gastronomi dalında Yaratıcı Şehirler Ağı Listesi’ne dâhil edilmişti. Gerçekten de Güneydoğu Anadolu Bölgesi çeşitlilik açısından neredeyse içinde yok yok olan bir mutfak. Haydi hemen görüntüsü bile heyecanlandıran örneklerine geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Haşlandıktan sonra minik minik didilmiş kuzu incik, pirinç, baharatlar, sarımsak, tereyağı ve işte karşınızda Gaziantep’te özellikle kahvaltılarda içilen beyran çorbası. Siz bir cümlede anlattığımıza bakmayın, yapımı saatler süren ve üzerine limon sıkılarak da içilebilen bu çorba özellikle soğuk algınlığına karşı geliştirilmiş bir kalkan gibi. Yapımı meşakkatli ama artık İstanbul’dan İzmir’e pek çok mekânda beyran çorbası bulmak da mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneydoğu’nun güzel şehri Urfa’nın adıyla anılan meşhur kebap zırh kıymasından oluşur. Yani Urfa kebap makineden çekilen kıymayla değil, iyi bilenmiş bir zırhla ince ince kıyılan et ile yapılır. Ona çok benzeyen Adana kebaptan ise acısız olması ile ayrılır. Ülkemizin her tarafında bulup afiyetle yiyebileceğiniz Urfa kebabın en uyumlu eşlikçileri bulgur pilavı, yoğurt, kıvırcık ve maydanoz gibi yeşillikler, közlenmiş biber ve domatestir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çiğ köfte Güneydoğu Anadolu’nun kadim şehri Adıyaman’la anılan ve yine ülkenin genelinde ün yapmış bir yemektir. Bir hikâyeye göre çiğ köftenin tarihi 4 bin yıl önceye dayanır. Rivayet o ki Kral Nemrut zamanındaki ateş yakma yasağı yüzünden, bir avcı yakaladığı geyiğin etini ince ince kıyıp bulgur ve baharatla yoğurarak yenebilecek hale getirir. Bu şekilde ortaya çıkan çiğ köfte günümüzde de aynı usulle yapılıyor ve lezzetini bol acısından alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İncecik açılmış hamur üstüne kıyma, soğan, sarımsak, maydanoz ve çeşitli baharatlardan oluşan karışımın yayılması, sonrasında taş fırında pişirilmesi ile yapılan lahmacun Güneydoğu’nun geleneksel lezzetlerinden biridir. Adı Arapçada “etli ekmek” anlamına gelen lahmacunu acılı ya da acısız yemek tercihe bağlıdır. Soğan ya da sarımsak kullanmak da bölgenin illerinde farklılık gösterir. Yerken tadının tam olarak alınabilmesi için ise içine sadece limon sıkılması ve maydanoz konulması önerilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hem Güneydoğu hem de çevresindeki illerde sıkça yapılan içli köftenin aslen bir Arap yemeği ve o kültürdeki adının kibbe olduğu biliniyor. Yapımı zahmetli olan bu enfes lezzet, hamur haline getirilen ince bulgurun içi harç ile doldurularak elde ediliyor. Harç ise genellikle kıyma, soğan, maydanoz, salça ve baharat karışımının kavrulmasıyla yapılıyor. Mekik şeklinde hazırlanan içli köfteler kimi yörelerde kızartılırken kimi yörelerde haşlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gaziantep’in yaratıcı lezzetlerinden biri de alinazik. Yemeğin ilk aşamasını, dana kuşbaşı etin soğan ve baharatlar eşliğinde kavrulması oluşturuyor. İkinci aşama, közlenmiş patlıcanın yoğurt, sarımsak ve baharatla birlikte püre haline getirilmesi. Etli harç püre üstüne konulduğunda ise tadı damaklarda kalacak alinazik servise hazır olmuş oluyor. Kebap olarak nitelendirilen bu lezzet aslında ana yemek ama zaman zaman soğuk halde meze olarak da servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Antep’in çarşılarını rengârenk bir atmosfere sokan görüntülerden biri baharatlara aitse diğeri de dizi dizi iplere asılmış kuru dolmalıklardır. Patlıcan başta olmak üzere biber gibi sebzelerin kurularından oluşan bu dolmalıkları ister etli ister zeytinyağlı yapın ama Antep usulü ekşili dolmaya dönüşmesi için mutlaka iç harcında yöreye ait nar ekşisi ve sumak kullanın. Bu yemeğin en güzel eşlikçisinin de süzme yoğurt olduğunu ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bölgenin mutfağı yemekleri kadar tatlılarıyla da ünlü. Özellikle Gaziantep mutfağı fıstıklı sarmadan şöbiyete, cevizli baklavadan leblebili helvaya parmakları ısırtan lezzetlere sahip. Bu tatlıların yapımları her aşamasında nesilden nesile geçen bir geleneksellik barındırıyor ve bu şekilde özgünlüklerini korumaya devam ediyorlar. Ama özellikle baklavalık yufka, Antep fıstığı, şeker, tereyağı ve kaymakla yapılan katmeri şimdiye kadar tatmadıysanız listenize mutlaka almanızı tavsiye ederiz.