Yazar: admin

  • MARMARA BÖLGESİ’NİN KOLAYCA ULAŞABİLECEĞİNİZ LEZZETLERİ

    MARMARA BÖLGESİ’NİN KOLAYCA ULAŞABİLECEĞİNİZ LEZZETLERİ

    Dünyanın en önemli metropollerinden İstanbul’u da içine alan Marmara Bölgesi mutfağı, hem şehirlerin özgün tatlarını hem de tabiri caizse 72 milletin mutfak kültürünü içinde barındıran oldukça renkli bir yapıya sahip. Bu mutfağa Çerkezlerden Arnavutlara farklı yöresel yemekler de girmiş ve bölgenin kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel tarifleriyle bütünleşmiştir. Aşağıdaki listede ise daha çok, Marmara’ya geldiğiniz vakit hemen her yerde rahatlıkla bulabileceğiniz lezzetleri göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi’nin neresine giderseniz gidin damak zevkinizi yükseltecek bir köfte çeşidiyle karşılaşmanız mümkün. Yanında kırmızıbiber salçasıyla servis edilen Tekirdağ köfte, Edirne-Keşan’da öne çıkan satır köfte, artık markalaşmış Bursa-İnegöl köfte, İstanbul’la anılan erikli köfte, Hasanpaşa hatta balık köftesi bu çeşitlerden en ünlüleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ana malzemesi döner olan ama üstüne dökülen tereyağ ve domates sosu, altına serilmiş pide parçaları ve yanında servis edilen yoğurt ile bambaşka bir lezzete dönüşen tat İskender’dir. Bursa’dan tüm ülkeye yayılan yemek adını, mucidi olan Bursalı İskender Efendi’den alır. Hemen belirtmemiz gerekir ki döner kebap ile İskender arasında özellikle et cinsi açısından fark bulunur. Döner genellikle kuzu ve dana etinden, Bursa İskender ise yöredeki kekik otlarıyla beslenen koç etinden yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi’nin alametifarikalarından biri de ciğer yemekleridir. Arnavut ciğerine İstanbul mutfaklarında sıkça rastlanırken Edirne’de tava ciğeri öne çıkar. Edirne tava ciğeri, şiş kebap ya da Arnavut ciğeri gibi küp küp değil yaprak biçimde dilimlenerek yapılır. Arnavut ciğeri genellikle toz biberli kuru soğan dilimleri ile tava ciğeri ise kurutulmuş Karaağaç biberiyle servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi mutfağının gediklisi en çok da deniz ürünleridir, ne de olsa adı Boğaz ve denizlerle anılan bir yer burası. İster salaş bir mekânda ister lüks bir restoranda, İstanbul Boğazı’na karşı balık yemenin keyfi romanlara satır, şiirlere dize haline çoktan gelmiş bile… Sadece İstanbul değil, Çanakkale de balık sofralarının keyfini sürebileceğiniz en güzel şehirlerimizdendir. Tavası, buğulaması ya da ızgarasından hangisini yiyeceğiniz ise artık size kalmış. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Marmara aynı zamanda ne tatlısı yiyeceğiz diye düşünmenize de gerek kalmayacak bir bölge. Bursa’ya giderseniz irmikle yapılan Kemalpaşa tatlısı, Kocaeli’ye giderseniz tel tel dökülen pişmaniye karşılar sizi. İstanbul’a giderseniz profiterolden sütlaca hem göze hem damaklara hitap eden tatlılarla buluşabilirsiniz. Ama Trakya’ya geçtiğinizde mutlaka tatmanız gereken tatlı sıcak sıcak tüketilmesi gereken peynir helvasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Marmara Bölgesi’ne ait son lezzet de hafif bir tatlı olsun dedik. Ve o tatlı Bursa’nın adıyla bütünleşen kestane tatlısı, ya da daha bilinen adıyla kestane şekeri… İlk olarak Fransa Kralı 14. Louis’nin saray mutfağında görülen bu tatlıyı evlerinizde yapmanız da oldukça kolay ama ne var ki mevsiminde yetişen kestaneyi bulmak için özellikle kış aylarını beklemeniz gerekiyor.

  • 8 Maddede Türkiye’nin Saklı Cennetlerinden Dalyan

    8 Maddede Türkiye’nin Saklı Cennetlerinden Dalyan

    Dalyan kelimesi sözlükte, “Deniz, göl ve nehirlerde kıyılara yakın kurulan büyük balık avlama yeri.” anlamına geliyor. Muğla’nın Ortaca ilçesinde bir mahalle olan Dalyan da adını Dalyan Çayı’ndaki dalyanlardan almış… Muhtemelen Dalyan Çayı da adını bu dalyanlardan almıştı… Buradan da anlaşılacağı gibi bölgenin en büyük geçim kaynağı yakın zamana kadar balıkçılıktı; günümüzde ise turizmden de gelir elde ediyor yerli halk… Biz de henüz gidip görmeyenler için Türkiye’nin en güzel yerlerinden Dalyan’ı listemize getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan kanal üzerinde yer alan Dalyan, bilinenin tersine Ege değil Akdeniz bölgesindedir. Muğla’ya 78 km., Dalaman Havalimanı’na 28 km. mesafededir. Turistik bir mahalle olsa da yakınlarında bulunan bir Fethiye kadar, bir Göcek ya da Marmaris kadar popüler değildir. Bu durum onu, el değmemiş doğası ve pek bilinmeyen tarihi dokusu ile gizemli ve daha da çekici kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dalyan’ın en çok ilgi gören ve doğallığı ile Avrupa’da ödüller kazanan yerlerinden biri 4,5 km. uzunluğundaki İztuzu Plajı’dır. Sadece yumurtlamak için karaya çıkan deniz kaplumbağası “caretta caretta”ların Türkiye’deki en önemli yumurtlama bölgelerinden biridir İztuzu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dalyan’a turist çeken değerlerden biri de nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan mavi yengeçlerdir. Doğal ortamındaki yaşamlarını görmek için İztuzu sahillerine gelen yabancı turistlerin sayısı hiç de az değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dalyan dendiğinde aklınıza sazlıkların kortejiyle ilerleyen delta kanalları ve muhteşem göl manzaraları gelmeli… Özellikle Sülüngür Gölü, kıyısındaki masalarda piknik yapabileceğiniz, gün sonunda dağlar arasından süzülüp giden güneşi izleyebileceğiniz güzellikte bir yer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sadece doğası değil, antik dönemlerden kalan mirasla da çok zengin bir yer Dalyan… Kaunos Antik Kenti’ndeki kaya mezarları, kilise, tiyatro, agora, çeşme ve diğer kalıntılar sizi bir anda Helenistik döneme kadar götürür… 1842 yılında izlerine ulaşılmış, 1966’da kazıları başlatılmış Kaunos’a deniz motorları ile gidilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Küçük bir yerleşim olsa da konaklama ve alışveriş yerleri konusunda sıkıntı yaşamayacağınız Dalyan, termal kaynaklarıyla da ilgi görmektedir. Nehirdeki tekne gezintileri sırasında en çok mola verilen yerlerden biri ise 40 derece sıcaklıktaki sülfür çamur havuzunun bulunduğu yerdir; özellikle Marmaris’ten turistler bu çamur banyosu için Dalyan’a gelirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Sadece yaz aylarında mı tercih edilmeli?” diye soracak olursanız en az yaz kadar kış aylarında da tatil yapabileceğiniz bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Dağlarla çevrelendiği için rüzgârlı bir bölge değil ve kasım ayına kadar rahatlıkla denize girilebiliyor. Ama eğer “caretta caretta”larla aynı plajı paylaşma lüksünü kaçırmak istemiyorsanız, canlıların yumurtlama dönemi olan haziran ve temmuz aylarını tercih etmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çeşit çeşit ot kavurmaları, bazlama ya da yufka ekmeği, tarhana, keşkek, kabak çiçeği dolması… Dalyan da her Ege mahallesi gibi mutfağı zengin bir yer… Bu lezzetleri ziyaretiniz sırasında tadabileceğiniz gibi köy pazarlarından yapacağınız alışverişle evinizin mutfağına kadar götürebilirsiniz de…

  • İSTANBUL’UN ÜNLÜ ANTİKA PAZARLARI

    Geçmişi, anıları, yaşanmışlıkları ve tarihin izlerini takip etmeyi seven antika tutkunları için vazgeçilmez duraklardan biri antika pazarlarıdır. Haftanın farklı günlerinde, çeşitli semtlerde kurulan antika pazarlarında eskiyi anımsatan pek çok eşyaya rastlamak mümkün. Mutfak gereçlerinden giyime, ev dekorasyonundan takılara kadar onlarca çeşidin olduğu İstanbul’un en ünlü antika pazarlarını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Eminönü ve Balat arasında, Süleymaniye’nin hemen altında konumlanan Küçükpazar, Kemal Sunal’ın da doğduğu yer olarak bilinir. Topkapı pazarının devamı niteliğinde olan, cumartesi günleri kurulan Küçükpazar’da; kırık tabaklar, eski ayakkabılar, 80’li yıllardan kalma eşyalar, bozuk müzik aletleri, eskiyen ceketler, oyuncak bebekler ve daha pek çok ürün yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’daki en popüler antika pazarlarından biri olan Feriköy Antika Pazarı, Bomonti’de kurulur. Cuma günü gittiğinizde ikinci el eşyaları ya da giyim ürünlerini bulabilir, cumartesi günleri organik pazarda alışveriş yapabilir, pazar günü gittiğinizde ise birbirinden özel antika eşyalar arasında kendinizi kaybedebilirsiniz! Haftanın 3 günü farklı konseptlerde hizmet veren Feriköy Antika Pazarı, ulaşımı en kolay pazarlardan da biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dolapdere Antika Pazarı, her pazar erken saatlerde Dolapdere’deki Feylesof Sokak’ta kurulur, en önemli özelliği diğer pazarlara göre daha uygun fiyatlı olmasıdır. Pazarda geçmişin izlerini taşıyan kıyafet ve aksesuarların yanı sıra antika tablolar, ikinci el mutfak gereçleri ve elektronik eşyalar gibi ürünleri bulmak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pazar geleneğinin devam ettiği İstanbul’un en popüler pazarlarından biri de Kadıköy Antika Pazarı’dır. Kadıköy’de Cuma günleri kurulan pazarda akla gelebilecek her ürünün satışı vardır, burada ikinci el ürünlerden, antika eşyalara kadar onlarca parçaya ulaşmak mümkündür. Pazarın bir diğer önemli özelliği takas imkânının olması; özellikle bazı eşyaları satmak veya takas etmek için pek çok kişinin tercih ettiği pazarlardandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Listemizdeki diğer pazarlardan farklı olarak Horhor Antikacılar Çarşısı adı üzerinde bir pazar değil, kocaman bir çarşı. Her gün ziyaret edebileceğiniz çarşıda 100’ün üzerinde dükkân ve tezgâh bulunur. Günümüzde yayınlanan dönem dizileri, filmler ve reklamlar için tedarik edilmesi gereken onlarca antika ürünü burada bulmak mümkün. Aynı zamanda, özellikle antika eşyalar, el yapımı mobilyalar ve ahşap aksesuarlar arayanlar için de birçok seçenek mevcut.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin pek çok yerinden ziyaretçisi olan Mecidiyeköy Antikacılar Çarşısı, nadide parça arayışında olanlar için harika seçenekler sunar. 1982 yılından beri hizmet veren çarşıda eskiye dair ne varsa bulmak mümkün; çok eski mutfak eşyaları, resimler, tablolar, gaz lambaları, radyolar, eski telefonlar, biblolar bunlardan yalnızca birkaçı. Tek olumsuz tarafı, antika pazarlarına göre biraz daha yüksek fiyatlı olmasıdır.

  • 3000 Yıllık Besin Zeytinyağı İle İlgili 8 Terim

    3000 Yıllık Besin Zeytinyağı İle İlgili 8 Terim

    Zeytin yetiştiriciliğinin 8000 yıl önce Suriye civarında başladığı, zeytinyağının ise önceleri temizlik işlerinde, mabetlerdeki lambaların yakılmasında ve ilaç niyetine kullanılırken MÖ 1000 yılında mutfaklara girdiği biliniyor. Yeryüzündeki bütün toplumlarda, kültürlerde, dinlerde kutsal sayılmış bir besin varsa o da zeytinyağıdır dersek yanılmış olmayız. Homeros’un “altın suyu” olarak nitelendirdiği sıvı bugün de hayatımızın olmazsa olmazı… Bu listemizde zeytinyağının elde edilme sürecine ait 8 terimi bilgilerinize sunuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • SONBAHARIN HABERCİSİ SEBZELER

    Kışın habercisi sonbahar, yeşilliklerin ve sebzelerin bolca yetiştiği bereketli bir mevsim. Uzmanlar da mevsimsel beslenmenin önemine sıkça vurgu yapıyor. Türk mutfağında yer bulan ve faydaları ile sağlığımızı korumaya katkı sunan sonbahar sebzelerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dolmalık biber ya da dolma biber adıyla da bildiğimiz ve her zaman lezzetiyle kalbimizi 12’den vurmayı başaran dolmalık yeşilbiberi ister kıymalı ister zeytinyağlı pişirebileceğiniz gibi turşusunu da kurabilirsiniz. İyi bir lif kaynağı olan dolmalık biberin içeriğinde C vitamini, K vitamini ve potasyum bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tam bir vitamin deposu olan karalahana, ülkemizde özellikle Karadeniz kıyılarında bolca yetişiyor. Etli veya zeytinyağlı dolması yapıldığı gibi, mısır unu ile yapılan çorbası da oldukça lezzetli ve faydalı. Vücut direncini artırmaya yarayan karalahana, ayrıca cilde iyi geliyor, kemikleri güçlendiriyor, kan şekerini düşürüyor, kanser hücrelerinin oluşmasının önüne geçiyor. C vitamini ve lif bakımından zengin karalahana; A ve B grubu vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi mineralleri içeriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maydanozgiller familyasından olan kereviz, yüksek tansiyonu düşürmesi ve kolesterolü azaltması bakımından sıkça tüketmemiz gereken besinler arasında yer alıyor. C vitamini bakımından zengin olan kereviz, bağışıklık sisteminin güçlenmesine de katkı sağlıyor. Antioksidan görevi gören ve düşük kalorili bir besin olan kerevizde bol miktarda A, B, C ve K vitaminleri bulunuyor. Magnezyum, potasyum ve kalsiyum başta olmak üzere çok sayıda mineral bulunan kerevizi salatalarda ve mezelerde çiğ; pilavda ve sulu yemeklerde pişmiş olarak tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En besleyici sebzelerden olan karnabahar; brokoli, Brüksel lahanası ve lahana gibi turpgiller familyasına ait bir besin. Düşük kalorili olması sebebiyle diyet listelerinde yer alan karnabahar, beyin fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesinde önemli bir işlevi olan “kolin” içerdiği için; demans türü hastalıkları önlemede etkili oluyor. C, K ve B6 vitamini, folik asit, magnezyum, kalsiyum, potasyum, manganez ve fosfor gibi insan sağlığına önemli etkileri olan vitamin ve mineraller barındıran karnabahar, sindirimi rahatlatan lif açısından da zengin bir sebze.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Turpgiller familyasının bir diğer üyesi brokoli, diyabet ile kalp ve sindirim sistemine ilişkin hastalıkların önüne geçilmesinde önemli işlevleri yerine getiriyor. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve yaşlanmayı geciktirmede etkili olan antioksidanlar bakımından çok zengin olan bu sebze, vücudun toksinlerden arınmasına da yardımcı oluyor. İster haşlayarak salatalarda ister fırında diğer sebzelerle birlikte pişirin ancak öğününüze muhakkak brokoli eklemeyi ihmal etmeyin çünkü içeriğindeki beta-karoten; mide, yemek borusu ve bağırsak kanserinin önlenmesine destek oluyor. Demir mineralinin bolca bulunduğu brokoli, vücudun pH seviyesini dengeleyerek cildin canlı ve sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. K ve C vitamini, kalsiyum, magnezyum, çinko ve fosfor açısından da oldukça zengin olan brokolinin bir tutamı günlük kalsiyum ihtiyacının yarısından fazlasını karşılamaya da yetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Antioksidanlar, lif ve C vitamini bakımından zengin olan Brüksel lahanası, bitki proteini bakımından sağlıklı bir besin. Düzenli tüketildiğinde hasarlı hücreleri onarmaya yarayan Brüksel lahanası, kan şekeri seviyesini de düzenliyor. Bağırsağımızdaki faydalı bakterileri de besleyen bu mucizevi sebzenin lif oranı da oldukça yüksek. Göz sağlığına iyi geliyor, demir emilimini destekliyor ve kolajen üretimine katkı sağlıyor. Bir fincan Brüksel lahanası; günlük C vitamini ihtiyacının %150’sinden fazlasını, K vitaminin de %250’den fazlasını karşılamaya yetiyor. Ayrıca vücudumuzda doğal olarak bulunan ve karaciğerlerin antioksidan mekanizmasının çalışmasında önemli rol oynayan alfa-lipoik asit içeren Brüksel lahanası bu sayede toksik maddelerin temizlenmesinde de önemli rol oynuyor.

  • CLAUDE MONET’NİN HAYAT HİKÂYESİ VE ÜNLÜ ESERLERİ

    19. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan izlenimcilik akımının kurucularından olan Claude Monet, ürettiği eserlerle resim sanatına farklı bir boyut kazandırdı. Dönemin sanatçıları tarafından yaptığı eserler için büyük eleştirilere maruz kalan Monet’nin yaşamını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1845’te Paris’te dünyaya gelen Monet’nin babası esnaf, annesi ise sanatçıdır. Beş yaşındayken ailesi ile birlikte Normandiya’ya taşınan Monet, çizdiği kara kalem karikatürlerini satarak daha altı yaşındayken para kazanmaya başlar. Annesinin de motivasyonu ile sanatla iç içe geçen gençlik yıllarında, açık havada resim yapan ilk Fransız ressam, Eugene Boudin ile tanışır; Boudin’den yağlı boya kullanmayı ve farklı resim teknikleri öğrenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    16 yaşındayken annesini kaybeden Monet, okuldan ayrılır ve teyzesinin yanında yaşamaya başlar. Duygusal günlerinden sıyrılmak için dünyanın en büyük modern sanat eserlerinin bulunduğu Paris’teki Louvre Müzesi’ni ziyaret eder ve burada pek çok ressamın eski ustaları taklit ettiğini görür. Vaktinin çoğunu dışarıda gezinerek ve gördüğü etkileyici manzaraları resmederek geçiren Monet, ileride empresyonist yani izlenimcilik akımının temsilcisi olacak ressamlarla arkadaş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1861’de, 16 yaşındayken, yedi yıllık bir sözleşme ile orduya katılan Monet teyzesinin yoğun ısrarıyla görevinden ayrılır ve Paris’teki üniversitede sanat eğitimi almaya başlar. Fakat okuldaki geleneksel resim anlayışı bu genç sanatçıyı hayal kırıklığına uğratır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Üniversite yıllarında Alfred Sisley, Frederic Bazille ve Pierre-Auguste Renoir ile tanışır ve sık sık birlikte resim yaparlar. Işığın açık havada oluşturduğu etkiyi, tuvale seri fırça darbeleri ile parçalanmış renkler şeklinde yansıtan teknikte eserler üreten bu arkadaş grubu empresyonizm (izlenimcilik) akımının kurucusu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1866’da tanınmasını sağlayan tablo, “Camille” ya da diğer adıyla “Yeşil Elbiseli Kadın” olur. Camille, ileride Monet’nin eşi, iki çocuğunun annesi ve birçok eserinin de modeli olacaktır. Resim kariyeri iyi gitmeye başlamasına rağmen girdiği bir buhran sonucu 1868’de Seine Nehri’ne atlayarak intihar etmeyi dener ancak başarılı olamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1870’te başlayan ve bir sene süren Fransa-Prusya Savaşı’nda İngiltere’ye sığınan Monet, ünlü İngiliz ressamlardan ilham alır ve yenilikçi buluşlara imza atar. Aynı sene Camille ile evlenir ve 1878’de Fransa’ya geri döner. Çocukluğunun geçtiği kente geri dönen sanatçı, Le Havre’daki bir manzarayı resmeder. “İzlenim: Gün Doğumu” isimli bu resim, Monet’nin izlenimcilik akımına adını veren eser olur. 1874’te Paris’te bir galeride sergilenen bu resimde kullanılan sisli hava ve sislerin ardından yayılan gün ışığı, Monet’nin eserlerinin teknik temelini oluşturur. Bu eser, Paris’teki Marmottan Monet Müzesi’nde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1873’te ailesiyle Seine Nehri kıyısında bir köye yerleşen Monet, en çok tanınan eserlerini de burada üretir. Bir sene sonra Cezanne, Sisley, Renoir gibi izlenimci ressam arkadaşları ile başarısız bir sergi açan Monet’nin bu dönemden sonra yaptığı eserleri hayatının başka hiçbir döneminde olmadığı kadar koyulaşır, kasvetli bir hâl alır. 1876’da iş insanı ve koleksiyoner Ernest ve Alice Hoschedé çifti ile tanışan Monet, yeni tanıştıkları çiftin evine sipariş resimler yapar, ailesini de yanına alarak Hoschedé çiftinin evinde yaşamaya başlar. Uzunca süren iş ve arkadaşlık ilişkileri, Ernest’in iflas ederek Belçika’ya kaçması ve Monet’nin çok sevdiği eşi Camille’in ikinci çocuğunun doğumundan hemen sonra yakalandığı tüberkülozdan ölmesiyle farklılaşır. Ölüm döşeğinde son kez resmettiği Camille’in 1879’daki vefatından sonra Monet, 1892’de Alice Hoschedé ile evlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1883’ten 1908’e kadar Akdeniz’i dolaşan ve pek çok resim yapan Monet, İtalya ve Londra’da çok beğenilen sergiler açarak dikkatleri üzerine çeker. “Charing Cross Köprüsü” ve “Parlamento” resimleri, eserleri arasında en dikkat çekici resimler olur. Paris yakınlarındaki evinde geçirdiği zaman içinde ise su bahçeleri üzerine yoğunlaşıp suyun gözlemleyebildiği her halini defalarca resmeder. Bu eserler ‘Su Zambakları’ serisi olarak bilinir. 60’lı yaşlarında katarakt olan Monet’nin bu dönem ürettiği eserler hastalığının sonucu kırmızı ton ağırlıklıdır. 5 Aralık 1926’da 86 yaşında akciğer kanseri nedeniyle hayata veda eden Monet’nin mezarı, Paris yakınlarındaki Giverny Kilisesi’ndedir.

  • Garip Görünüşleriyle Sizi Şaşırtacak 9 Hayvan

    Garip Görünüşleriyle Sizi Şaşırtacak 9 Hayvan

    Dünyamız zengin doğası ile milyonlarca canlı çeşidine ev sahipliği yapıyor. Her bir kıtada iklim koşullarına ve coğrafi yapıya göre değişen birbirinden ilginç, birbirinden farklı biyolojik özelliklere sahip hayvan yaşıyor. Dünyanın biyolojik çeşitliliğini kutladığımız bu içeriğimizde ilginç görünüşleri ile sizi etkileyecek 9 hayvanı bir araya getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    ilginç hayvanlar
  • UNESCO’nun Yaşayan Miras Listesine Giren 14 Kültür Değerimiz

    UNESCO’nun Yaşayan Miras Listesine Giren 14 Kültür Değerimiz

    UNESCO yani Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim Kültür Kurumu, dünyanın dört bir yanındaki kültürel miras değerlerini araştırır ve korunması gerektiğine kanaat getirdiklerini her sene güncellenen UNESCO Yaşayan Miras Listesi’ne dahil eder. Kültürel miras, atalarımızdan miras aldığımız ve nesilden nesile aktarılan sözlü gelenekler, gösteri sanatları, ritüeller, şölenler, toplumsal uygulamalar, doğa ve evrenle ilgili uygulamalar veya el sanatları üretmek için kullanılan beceriler gibi gelenekleri veya yaşayan ifadeleri kapsar. Türkiye zengin kültürel mirasıyla bu listede önemli bir yer tutar ve bizleri gururlandırır. UNESCO Yaşayan Miras Listesi’ne giren 14 değerimizi sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meddahlık Geleneği” title_font_size=”13″]
    türk halk gelenekleri

    Halkın toplandığı yerlerde bir hikayeyi canlandırarak anlatan kişiye meddah denir. Meddah anlattığı hikayedeki tüm karakterleri ses tonu, jest ve mimiklerle canlandırır. Bu hikayeler, konusunu masallar, destanlar ve efsanelerden alır, böylece sözlü edebiyat geleneğine mükemmel bir örnek oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mevlevi Sema Töreni” title_font_size=”13″]

    Mevlevî Semâ Töreni, Allah’a ulaşma yolunun derecelerini sembolize eden, içinde dini öğe ve temalar barındıran, ayrıntılı kural ve niteliklere sahip tasavvufî bir törendir. Tören, ilahilerle başlar ve semazenlerin gösterisi ile son bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karagöz ve Hacivat” title_font_size=”13″]
    unesco yaşayan miras listesi

    Karagöz ve Hacivat, Türkiye’ye has, taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan bir gölge oyunudur. Karagöz oynatıcısına kurgusal ya da hayalbaz denir. Karagöz, özellikle Ramazan’da ve sünnet düğünlerinde oynatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nevruz” title_font_size=”13″]
    ateşten atlamak

    Kuzey Yarım Küre’de ekinoksun yaşandığı yani baharın başladığı gün olan Nevruz’un 2. yüzyıldan beri kutlandığı düşünülmektedir. Sadece Türkiye’de değil, diğer Türk Cumhuriyetleri’nde de önemli bir kültürel değer olan Nevruz gününde baharın başlaması büyük şenlikler eşliğinde kutlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geleneksel Sohbet Toplantıları” title_font_size=”13″]

    Halk kültürünün önemli bir parçası olan geleneksel sohbet toplantılarında, müzik, sohbet ve edebiyat bir araya gelir. Sözlü edebiyatın müzikle birleştiği bu kültürel zenginliğin en güzel örneklerinden biri Şanlıurfa’dan Sıra Geceleri’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kırkpınar Yağlı Güreşleri” title_font_size=”13″]

    Her sene Haziran ayının sonunda Edirne’de düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde pehlivanlar er meydanına çıkar ve başpehlivan olmak için güreşirler. Güreş sporunun sadece Türkiye’de görülen bir örneği olan Kırkpınar Yağlı Güreşleri yerli yabancı sporseverlerin ilgisini çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geleneksel Tören Keşkeği” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da özellikle düğünlerde ve törenlerde yapılan keşkek et ve yarma buğday ile hazırlanan geleneksel bir Türk yemeğidir. Keşkeğin bir ritüeli andıran yapımı neredeyse iki gün sürer, bu geleneksel lezzetin hazırlanmasına ailenin erkekleri de katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mesir Macunu Festivali” title_font_size=”13″]

    41 çeşit baharat ve şifalı ottan oluşan mesir macunu ilk kez Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan hastalandığında ünlü hekim Merkez Efendi tarafından kullanılmıştır. Günümüzde her sene 21-24 Mart tarihleri arasında Manisa’da kutlanan Mesir Macunu Festivali’nde halka mesir macunu dağıtılır, halk oyunları oynanır ve Ayşe Hafsa Sultan’ın iyileşmesi canlandırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk Kahvesi ” title_font_size=”13″]

    Türk kahvesi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Pişirilmesi ve sunumu ile diğer kahve çeşitlerinden ayrılan Türk kahvesi özellikle bayram günleri ve kız isteme ritüeli ile özdeşleşmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ebru: Türk Kağıt Süsleme Sanatı” title_font_size=”13″]

    Ebru sanatı, kitreyle yoğunlaştırılmış suyun üstünde, özel hazırlanmış boya ve fırçalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine geçirilmesi yoluyla yapılan bir süsleme sanatıdır. Ebru sanatının köklerinin 9. yüzyıla dek uzandığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çini Sanatı” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılara dayanan çini sanatı, genellikle mimari eserlerin, cami, köşk, saray, çeşme, türbe gibi yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılan bir süsleme sanatıdır. Vazo, tabak, sürahi ve çeşitli kap kacaklara işlenen motifler ve renklendirmeler ile oluşan çini eserleri ise iç dekorasyonda kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşıklık Geleneği” title_font_size=”13″]
    unesco yaşayan miras listesi

    Âşıklık geleneği, edebiyat ve müziğin bir araya geldiği özgün bir Türk geleneğidir. Halkın ileri gelenleri olan âşıklar sadece bilgileri ile değil doğruyu ve güzeli hissetme özellikleriyle de saygı görürler. Saz eşliğinde okunan şiirler, cönk denilen defterlerde toplanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Semah ” title_font_size=”13″]

    Alevi ve Bektaşi geleneğinde semah, Cem’in belli bir aşamasında zakirlerin çaldığı ezgiler eşliğinde yapılan dinsel bir törendir. Semah dönmek, Cem ayini içinde yapılan 12 hizmetten biridir ve hem kadınların hem de erkeklerin katıldığı, ayinin önemli bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnce Ekmek Yapımı ve Paylaşımı Geleneği” title_font_size=”13″]

    İnce ekmek çeşitlerinin yapımı Azerbaycan, İran, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’de yaşayan halklar arasında yaygın bir gelenektir. Oklava ile açılan yufka, lavaş, katırma ve jupka gibi ince ekmekler imece yöntemiyle hazırlanır, uzun süre dayanması için sac üzerinde pişirilir ve herkese dağıtılır. İnce ekmek yapımı toplumsal dayanışmanın mükemmel bir ifadesidir.

  • ADANA’YA ÖZGÜ KELİMELER

    Ülkemizin en renkli şehirlerinden biri olan Adana, kendine has mutfağıyla Toros Dağları’nın eteğinde oldukça zengin bir şehir. Bu zenginlik, hem tarıma elverişli topraklarından hem çok eski dönemlere dayanan tarihinden hem de özgün kültüründen kaynaklanıyor. Kebabın ve sıcağın başkenti Adana’ya yolunuz düştüğünde duyacağınız muhtemel kelimeleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Atıştırmalık yiyecek anlamına gelen eftik, “eftiklenmek” şeklinde kullanıldığında abur cubur yemek manası taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Galan”ı Adanalılar “hadi” anlamında kullanıyor. “Galan gel de gidek!” veya “Galan artık bekle bekle ağaç oldum!” cümlesi bu sözcüğü bilmeyen için anlamlı gelmese de aslında sabrı tükenen kişi için çok şey anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bakır sürahi anlamına gelen bocitin “boca etmek”, yani dökmek ifadesini taşıyan sözden türemiş olması muhtemel.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cam ve cam eşyaları tanımlayan cıncık, aynı zamanda bir olayı ya da durumu olumlu yönde betimlemek için de kullanılıyor. Örneğin, yeni temizlenen bir eve bakıp “Cıncık gibi oldu.” diyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tahta kepçe anlamına gelen çöpçe, ilk öğrenilmesi gereken kelimelerin başında geliyor. Yemek yerken “Bir çömçe daha ister misin?” diye sorduklarında artık cevabı biliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Aralık olan kelimenin yerine telaffuz edilen kındırık, yılın son ayı olan aralık ayı için değil, kapının ya da pencerenin aralık kalması durumunda kullanılıyor. Örneğin: “Kapıyı kındırık bırak.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gottik, küçük ve kısa anlamında kullanılıyor. “Aha şu gottik!” denildiğinde etraftaki kısa ve küçük kişinin kastedildiğini artık biliyorsunuz.

  • Nohutun Bu Kadar Lezzetli ve Eğlenceli Bir Hali Daha Var mı?

    Nohutun Bu Kadar Lezzetli ve Eğlenceli Bir Hali Daha Var mı?

    Genellikle kış yiyeceği olarak düşünülen nohutun yaz-kış keyifle yiyebileceğimiz hali diyebiliriz humus için. Protein kaynağı olan, vitamin ve mineral değeri yüksek bu lezzetin faydaları da saymakla bitmiyor. Humus kelimesinin Arapçada nohut anlamına geldiğini belirterek hakkında derlediğimiz bilgileri karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]