Etiket: yol

  • ASFALT ÜZERİNDE MÜZİK: MELODİLİ YOLLAR

    Hiç beklemediğiniz bir anda, bir otoyolda 100 kilometre hızla giderken aracınızın altından Mozart’ın “Türk Marşı” çalmaya başlasa ne hissedersiniz? Şaşkınlık mı, hayranlık mı yoksa neşe mi? Bu yazıda, sadece teknolojik bir yenilikten değil, aynı zamanda yolculuğa farklı bir anlam katmanın deneyiminden bahsedeceğiz. Gelin, melodili yolların dünyadaki ve Türkiye’deki hikâyesini birlikte keşfedelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Melodili Yol Nedir? ” title_font_size=”13″]

    Melodili yollar, araçların belirli bir hızda üzerinden geçerken yüzeydeki özel olarak tasarlanmış oluklar, kabartılar veya işaretlemeler sayesinde melodi üreten yenilikçi yollardır. Araç lastiklerinin bu yüzeylerle etkileşimi, titreşimler yoluyla belirli frekanslarda sesler oluşturur ve yol, sürücülere bir melodi dinletisi sunar. Bu sistem sadece eğlence için değil, aynı zamanda sürüş güvenliğini artırmak, sürücülerin dikkatini toplamak ve uzun yolculukları daha az monoton hâle getirmek amacıyla kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Melodili Yolun Keşfi ve Serüveni” title_font_size=”13″]

    Melodili yol teknolojisinin kökeni 1995 yılına dayanır. Japon mühendis Shizuo Shinoda, asfalt üzerindeki işaretlemelerin araçlar geçerken ses çıkardığını fark ederek bu alanda ilk teknik adımı atar. Aynı yıl, Danimarkalı sanatçılar Steen Krarup Jensen ve Jakob Freud-Magnus, dünyanın ilk müzikli yolu olan “The Asphaltophone”u sanatsal bir proje olarak hayata geçirir. Bu özel yol, araç geçişlerinde Fa majör tonunda arpej çalarak benzersiz bir işitsel deneyim sunar. Bu girişimi, 2000 yılında Fransa’nın Villepinte şehrinde yapılan ikinci bir uygulama izler ancak bu yol, iki yıl sonra yeniden asfaltlandığı için melodik özelliğini kaybeder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Melodili Yolun Küresel Yolculuğu” title_font_size=”13″]

    Melodili yol teknolojisinin doğduğu ülke olan Japonya’da “Neon Genesis Evangelion” animesinin açılış teması gibi popüler kültür unsurlarından, “Spirited Away” (Ruhların Kaçışı) filminden “Always With Me” gibi duygusal melodilere kadar uzanan en az otuz farklı müzikli yol hayata geçirilmiştir. Japonya’dan ilham alan ülkelerden biri olan Endonezya’da, sürücülerin uyanık kalmasını sağlamak amacıyla “Happy Birthday” melodisini çalan yollar inşa edilmiş ve bu uygulamanın trafik kazalarını %29 oranında azalttığı ölçümlenmiştir. Çin ise ulusal marşlar ve tanınmış klasik eserleri (örneğin Beethoven’in “Ode to Joy”u, Bizet’nin “Carmen”i) kullanarak melodili yollarla, sürücüleri sabit hızda ilerlemeye teşvik etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıtalararası Melodili Yol” title_font_size=”13″]

    Melodili yollar dünyanın dört bir yanında farklı amaçlarla da kullanılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, bu alandaki ilk adımını 2008 yılında Kaliforniya’nın Lancaster kentinde atmış, daha sonra, 2014 yılında New Mexico eyaletindeki Route 66 üzerine “America the Beautiful” melodisi kazınmıştır. Ancak yüksek bakım maliyetleri ve çevreden gelen şikâyetler yüzünden bu yol zamanla terk edilmiştir. Şu anda ABD’de hâlâ aktif olan melodili yollardan biri, Alabama’daki Auburn Üniversitesi kampüsünde yer almaktadır. Bu özel yolda üniversitenin savaş marşı olan “War Eagle”ın ilk yedi notası çalmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzikle Anıları Yaşatan Macaristan” title_font_size=”13″]

    Melodili yolları kullanan bir diğer ülke olan Macaristan, bu yolları sadece eğlence veya güvenlik için değil, aynı zamanda kültürel bir anma aracı olarak da kullanmaktadır. Ülkedeki ilk melodili yol, 2019 yılında, ünlü Republic grubunun solisti László Bódi’nin anısına, 67 numaralı yol üzerine yapılmıştır. Bu yol boyunca sürücülere yaklaşık 30 saniyelik bir melodiyle Bódi’nin şarkıları eşlik eder. 2022’de, Szerencs ilçesindeki 37 numaralı yola ikinci bir melodili yol daha eklenmiştir ve bu yolun 513 metrelik bölümünde, “Üzümler Olgunlaşıyor” adlı geleneksel bir Macar çocuk şarkısı çalmaktadır. 2024’te ise, 21 numaralı kara yolunda 550 metrelik bir başka müzikli yol yapılmıştır. Bu yolda, Ismerős Arcok grubunun Macar halkı için anlamlı olan “Nélküled” adlı şarkısı duyulmaktadır. Bu üç örnek, Macaristan’ın melodili yolları, yalnızca ilgi çekici bir sürüş deneyimi değil, aynı zamanda kültürel hafızayı yaşatan bir araç olarak gördüğünü göstermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’de Bir İlk: Ankara’nın Melodili Yolu” title_font_size=”13″]

    Türkiye’deki ilk melodili yol ise 2025 yılında Ankara’nın Nallıhan-Beypazarı Devlet Yolu üzerinde, Eymir köyü yakınlarında hayata geçirildi. 12 Mayıs’ta başlayan çalışmalar sadece dört günde tamamlandı. Bu özel yolda, sürücüler saatte ortalama 100 kilometre hızla ilerlediğinde araçlarının altından Mozart’ın “Türk Marşı” melodisi duyulmaktadır. Melodinin net ve doğru bir şekilde çalınabilmesi için yolun düz, pürüzsüz, sağlam zeminli ve düşük trafik yoğunluğuna sahip bir bölgede inşa edilmesi özellikle tercih edilmiştir. Aynı zamanda, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, projeyi yerleşim alanlarından uzakta konumlandırarak yurt dışındaki örneklerde görülen gürültü şikâyetlerini önlemeyi amaçlamıştır. Yolun 187 kuş türüne ev sahipliği yapan Davutoğlan Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’na zarar vermeyecek bir mesafede seçilmesi de önemli bir detaydır. Bakanlığın son açıklamasına göre, Türkiye’de bir ilk olan bu uygulamanın ikinci etabı ise Eskişehir-Ankara Devlet Yolu’nda başlatılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şikâyetler Nedeniyle Susan Melodi” title_font_size=”13″]

    Melodili yollar her ne kadar yenilikçi ve eğlenceli görünse de her zaman aynı coşkuyla karşılanmaz. Özellikle sürekli tekrar eden melodiler, bu yolların yakınında yaşayanlar için zamanla rahatsız edici bir gürültüye dönüşebilir. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri Hollanda’da görülür. 2018 yılında Friesland bölgesine eyaletin resmî marşı olan “De âlde Friezen” (Yaşlı Frizyalılar) çalacak şekilde bir melodili yol yapılır. Amaç, bölgenin “Avrupa Kültür Başkenti” seçilmesini kutlamaktır. Ancak kısa sürede çevre sakinleri, aynı melodiyi sürekli duymaktan rahatsız olduklarını ve uyuyamadıklarını dile getirir. Gelen şikâyetler üzerine proje birkaç hafta içinde kaldırılır.

  • DOĞANIN İÇİNDE KAYBOLACAĞINIZ EN UZUN BİSİKLET ROTALARI

    Keşfetme ve macera tutkusunu fiziksel dayanıklılıkla buluşturan bisiklet parkurları, zorlu doğa koşullarını aşarak unutulmaz manzaralar eşliğinde kilometrelerce sürecek bir yolculuğa çıkmak isteyen bisikletçilerin vazgeçilmez adresidir. Dağların zirvelerinden ormanların derinliklerine, çöllerin çorak arazilerinden görkemli sahillere kadar pedal çevirme imkânı sunan dünyaca ünlü bisiklet rotalarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pan-Amerikan Bisiklet Rotası” title_font_size=”13″]

    Pan-Amerikan bisiklet rotası, dünyanın en uzun ve en zorlu parkurlarından biri olarak kabul edilir. 30.000 kilometreden fazla uzunluğa sahip olan bu rota, Alaska’nın Prudhoe Körfezi’nden başlayarak Arjantin’in güney ucundaki Ushuaia kentine kadar uzanır. Kuzey, Orta ve Güney Amerika boyunca ilerleyen bu yolculukta bisikletçiler; dağlık alanlardan çöllere, yağmur ormanlarından kıyı yollarına kadar oldukça çeşitli doğa koşullarıyla karşılaşır. Rota, Rocky Dağları, And Dağları ve Patagonya gibi dünyanın en etkileyici doğal güzelliklerine sahip bölgelerden geçer. Ancak bu güzelliklerin yanı sıra, bazı parkurlar fiziksel ve zihinsel dayanıklılık gerektiren zorluklar da barındırır. Özellikle Panama ile Kolombiya arasında yer alan Darién Gap, yoğun tropik bitki örtüsüne sahip, geçişin bisikletle imkânsız olduğu bir bölgedir. Bu nedenle bisikletçiler, bu kısmı genellikle uçakla ya da deniz yoluyla aşarak rotalarına devam ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tour d’Afrique ” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en zorlu ve en uzun mesafeli bisiklet rotalarından biri olan Tour d’Afrique, Afrika kıtasını kuzeyden güneye geçerek baştan sona kateden eşsiz bir parkurdur. 2003 yılında bu güzergâhta düzenlenen bir bisiklet turuyla ün kazanan rota, Mısır’ın başkenti Kahire’den başlar ve Güney Afrika’nın yasama başkenti Cape Town’da sona erer. 9.000 kilometrelik bu rotanın Kahire’den Sudan’a uzanan bölümünde bisikletçiler, Nil Nehri boyunca ilerler; antik piramitlerin gölgesinde ve eski medeniyetlerin izleri arasında pedal çevirme deneyimi yaşarlar. Sudan’a ulaşıldığında ise Sahra Çölü’nün kavurucu sıcakları ve sert kum fırtınalarıyla karşılaşılır. Rotanın devamında Etiyopya’nın sarp dağları, Tanzanya’nın vahşi doğası, Zambiya, Botsvana ve Namibya gibi ülkelerin sunduğu farklı iklim ve coğrafi yapılar bisikletçileri bekler. Namib Çölü’nün uçsuz bucaksız arazileri geçildikten sonra bu zorlu ama büyüleyici yolculuk, Cape Town’un eşsiz manzarasıyla sona erer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Trans-Sibirya Yolu” title_font_size=”13″]

    Trans-Sibirya bisiklet rotası, Rusya’nın uçsuz bucaksız topraklarını bir baştan bir başa katederek bisikletçileri Moskova’dan Vladivostok’a uzanan destansı bir yolculuğa çıkarır. Bu rota, ünlü Trans-Sibirya Demir Yolu ile aynı güzergâhı takip ederek Avrupa ile Asya kıtalarını birbirine bağlayan benzersiz bir parkur sunar. Aşılması güç hava koşulları, binlerce kilometrelik uzunluk ve değişken coğrafi yapılar bu parkuru son derece zorlu hâle getirir. Yolculuk boyunca, dünyanın en derin gölü olan Baykal Gölü gibi doğa harikalarının çevresinde pedal çevirme fırsatı da sunar. Bazı bisikletçiler bu rotayı, Japon Denizi’ni geçerek Japonya’ya kadar genişletmeyi tercih eder. Sibirya’nın soğuk ve kırsal bölgelerinde, özellikle izole alanlardaki çamurlu yollar ve Uzak Doğu’daki ormanlık alanlar, fiziksel olduğu kadar zihinsel dayanıklılığı da sınar. Öte yandan geniş ve düz asfalt yollar, zaman zaman rota üzerinde avantaj sağlayarak sürüşü daha kolay hâle getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”EuroVelo 12 Kuzey Denizi Bisiklet Yolu” title_font_size=”13″]

    EuroVelo 12, sekiz ülkeyi kapsayan ve Kuzey Denizi boyunca dairesel bir hat izleyen, dünyanın en uzun işaretlenmiş bisiklet rotalarından biridir. Yaklaşık 6.000 kilometrelik bu eşsiz rota; İngiltere, İskoçya, Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkeleri birbirine bağlayarak bisikletçileri hem doğayla hem de kültürel mirasla buluşturur. Norveç’in sarp yamaçlarında fiyort manzaraları, İskoçya’nın tarihî kaleleri, İngiltere’nin kırsal köyleri, Almanya’nın pastoral kıyı şeritleri ve Belçika’nın kanallarla bezeli şehirleri, bu rotayı sadece bir fiziksel aktivite değil aynı zamanda bir kültür ve keşif yolculuğuna dönüştürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”EuroVelo 13″ title_font_size=”13″]

    EuroVelo 13, Avrupa bisiklet ağının en uzun ve en tarihî rotalarından biridir. Bu etkileyici rota, Soğuk Savaş Dönemi’nde Avrupa’yı kuzeyden güneye ayıran Demir Perde Hattı’nı takip eder ve bisikletçilere kıtanın yakın tarihini pedal çevirerek keşfetme fırsatı sunar. Norveç’ten başlayarak Baltık ülkeleri, Orta Avrupa, Balkanlar ve son olarak ülkemizin Karadeniz kıyılarına kadar uzanan bu rota, 20 Avrupa ülkesinden geçer ve 10.000 kilometreden fazladır. Tarihî hatıralar kadar doğal güzelliklerle de bezenmiş olan EuroVelo 13; kıyılar, ormanlar, dağlık bölgeler ve kırsal manzaralar eşliğinde çok katmanlı bir doğa deneyimi yaşatır. Sürüş için en ideal dönem, kuzey bölgeler için yaz ayları, güney kesimler için ise bahar ve sonbahar mevsimleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Büyük Divide Dağ Bisikleti Yolu” title_font_size=”13″]

    Macera Bisikletçileri Derneği (Adventure Cycling Association) tarafından 1998 yılında oluşturulan Büyük Divide rotası, yaklaşık 4.500 kilometrelik zorlu bir güzergâha sahiptir. Kanada’daki Banff Ulusal Parkı’ndan başlayarak ABD’nin vahşi doğası boyunca ilerler; Montana, Wyoming, Colorado gibi yüksek dağ geçitlerini aşıp New Mexico çölünde sona erer. Rotanın en dikkat çekici noktalarından biri, bisikletçilerin Rocky Dağları boyunca sürüş yaptıktan sonra Kuzey Amerika’nın su ayırım hattı olan kıta bölünmesi (Continental Divide) üzerine ulaşmasıdır. Bu doğal sınır, rota boyunca tam 30 farklı noktadan geçer. Yalnızca dayanıklılık sınırlarını zorlamak isteyen profesyonel bisikletçilere değil, aynı zamanda uzun mesafe bisiklet sürüşü meraklılarına da hitap eden rotanın tamamını veya bir kısmını deneyimlemek isteyen bisikletçiler her yıl bu zorlu güzergâha akın ediyor.

  • BAZI ÜLKELERDE TRAFİK NEDEN SOLDAN AKAR?

    Her ülkenin kendine has kuralları vardır. Ancak mevzu trafik kurallarına gelince bu kurallar tüm dünyada ortaktır. Trafik lambasının renkleri hangi ülkeye giderseniz gidin aynı olacaktır. Bunun gibi birçok örnek bulunmasına rağmen bir konu vardır ki her ülkede aynı durum söz konusu değildir. Günümüzde direksiyonu sağda olan ülkelerin başında Birleşik Krallık, Britanya, İrlanda, Hindistan, Avustralya, Japonya, Güney Afrika, Malta, Pakistan, Jamaika, Malezya, Nepal ve Singapur gibi ülkeler gelmektedir. Türkiye’nin de dahil olduğu pek çok ülkede ise direksiyon sol tarafta bulunmaktadır. Bunun altında yatan nedenleri okuyucularımız için araştırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Direksiyonların sağ- sol olarak farklılaşması otomobilin icadıyla olmamıştır. Binlerce yıl önce, yolları ile ünlü Roma İmparatorluğu döneminde, at arabalarını kullanan sürücülerin sağ ellerini kullanması, atlarının da sola meyilli duracak şekilde tasarlanması ile sonuçlanmıştır. Direksiyonun hangi tarafta olacağı konusu, üretilen ilk otomobillerde belirli bir standarta bağlanmamış çünkü tekneden kopya edilen “yeke” adlı direksiyonlar kullanılmış ve müşterinin isteğine göre sağa, sola veya ortaya konuşlanmıştır. Milattan önce 11. yüzyılda Çin’de “erkeklerin sağdan, kadınların soldan, arabaların ise ortadan” gitmesi zorunlu bir kural olarak uygulanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yolun veya geçişin sağdan ya da soldan olmasının altında anatomik nedenlerin yattığını savunanlar da vardır. Genel olarak insanlar sağ ellerini daha iyi kullandığından kılıçlarını solda taşımıştır. At arabalarında da sürücü, dizginleri sağ elinde tutmak için sol arka atın sırtına veya arabanın sol tarafına oturmuş ve yolu daha iyi görmek için sol taraftan sürmüştür. Trafiğin soldan akmasına dayandırılan diğer bir söylentiyse Papa 8. Boniface ile ilgilidir. 1300’lü yıllarda Papa 8. Boniface, Roma’ya gelen hacıların yollarda karmaşaya sebebiyet vermemesi için yolun solundan gelmelerini söylemiştir. Bu durum trafiğin soldan akmasına neden olan söylentiler arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Amerika’da posta arabaları sürücülerinin sol tarafta yer alan atın üzerinde oturması ya da Napolyon’un solak olması gibi daha birçok söylenti mevcuttur. Solak olan Napolyon’un düşmanlarını “solunda” görmek istemesi ve sol takıntısı “Neden trafik soldan akar?” sorusuna verilen cevap için elbette kesin bir cevap olmayacaktır. Ancak şöyle bir gerçek vardır ki Avrupa’da Avusturya-Macaristan, Rusya ve Portekiz gibi ülkeler Napolyon’un bu isteğine karşı çıkmış ve sağ şeridi kullanmışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Öte yandan Avrupa ülkelerinin bazılarında trafiğin aktığı kısımda zamanında çeşitli karışıklıklar olmuş, örneğin İsveçliler trafiğin soldan akması için hükümete baskı bile uygulamıştır. Halk oylamasında “yolun solundan gidilsin” çıksa da parlamento, 1963’te trafiğin akış yönünü soldan sağa almıştır. Dünyada insanların %66’sı araçlarını sağdan akan trafikte sürerken, %34’ü ise soldan akan trafikte araç kullanmaktadır. Dünyada soldan akan trafik için yapılan yollar tüm yolların %28’ini oluştururken, sağdan akan trafik için yapılan yollar ise %72’sini oluşturmaktadır.

  • DOĞA YÜRÜYÜŞÇÜLERİNİN GÖZDESİ KARİA YOLU

    İsmini antik Karya Bölgesi’nden alan ve yaklaşık 850 kilometre uzunluğa sahip Türkiye’nin en uzun yürüyüş yolu; Aydın’ın Çine ilçesinden başlayarak Muğla’nın yarımadalarının tamamını kapsıyor. Rota çeşitli köy ve kasabalara, koylara, tepe ve dağ yolları ile antik kentlere de uğramasından ötürü Türkiye’den ve yurt dışından pek çok doğa yürüyüşçüsünün gözde rotalarından bir tanesi olmuş durumda. Gökova Körfezi ve İç Karia olmak üzere dört ana bölüm ve Muğla çevresi olarak bir ek bölümden oluşan, Nat Geo tarafından 2021’de dünyanın en iyi altı macera rotasından biri olarak gösterilen Karia Yolu’nu daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Öncelikle Karia Yolu’nun nasıl ortaya çıktığını anlatmakla başlayalım. Yunus Özdemir, arkadaşı olduğu Altay Özcan ve Volkan Demir’e Karia Antik Bölgesi’nde uzun mesafeli bir yürüyüş yolu rotası oluşturma fikrini sunar ve üç arkadaş 2009’da yola çıkar. Rotayı tamamlayıp amaçlarını gerçekleştirmek için dört kış yürüyecek olan bu ekibe, 1988’den bu yana Türkiye’yi yürüyerek gezen Dean Livesley de katılır. Köy kahvelerinde bölgenin yaşlılarına danışan ekip, patikalardan oluşan bir ağ̆ belirlemeye başlar. Gür bitki örtüsünün içinden yol alan ekip, unutulmuş patikaları tekrar gün yüzüne çıkarır. Antik yollar, çoban patikaları ve orman yollarının hepsi birleştirilerek Türkiye’nin en uzun yürüyüş yolu oluşturulur. Karia Yolu, Şubat 2013’te resmi olarak açılır. 850 kilometreden fazla mesafeye sahip rota, bölünmüş 46 etaptan oluşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Marmaris’teki İçmeler’den başlayan ilk etap, Bozburun Yarımadası’nın el değmemiş güzelliklerine kadar uzanıyor. Keşif yapmak isteyen yürüyüşçüler için gözden uzak patikaların olduğu rota, geleneksel köylerin ya da turizm ihtiyaçlarına cevap veren sahil kasabalarının bulunduğu; Rodos ve Symi Adalarını gören harika manzaralar eşliğinde ilerliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Eski Datça’dan başlayan etap, önce güneye ve sonra batıya doğru ilerliyor. Engebeli burunlar ve koylar aşıldığında Knidos Antik Kenti’ne ve yarımadanın ucunda yer alan Deveboynu Deniz Feneri’ne ulaşılıyor. Bu noktadan doğuya, yani ana karaya doğru yol alan rota Datça Yarımadası’nın neredeyse hiç yerleşim görmemiş kuzey şeridini takip ediyor ve bölgenin en dar kısmı olan Balıkaşıran’a, buradan da Kleopatra ya da diğer adıyla Sedir Adası’na doğru ilerleyip “Yavaş şehir” unvanına sahip Akyaka’da son buluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akyaka’dan başlayan rota, ormanlık patikalardan kıran dağlarına kadar uzanıyor ve vadi içerisinde yer alan köylere ulaşıyor. Yukarıdan Gökova Körfezi’nin etkileyici manzaraları ve Datça Yarımadası’nın dağları görülürken, rotanın bir kısmı; eğimi azaltmak için kıvrılarak ilerleyen eski kervan yollarından geçiyor. Aşağılara doğru indikçe saklı koylar ve ıssız plajlar yürüyüşçülere büyüleyici sürprizler sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gökova Körfezi’nden başlayan rota, halı dokumacılığı ile ünlü Milas’ın köylerinden geçerek, Karia’nın eski başkenti olan Mylasa’ya (Milas) ulaşıyor. Yemyeşil çayırların ve asırlık zeytinliklerin arasından, taş döşeli yollardan kıvrılarak geçen rota, Beşparmak Dağları’nın eteklerine ulaşıyor. Bafa Gölü’nün kıyılarından Beşparmak Dağları’nın zirvesine çıktığınızda tepede bir şemsiye gibi duran upuzun çam fıstığı ağaçları ve zeytinliklerin arasından Karia Kraliçesi Ada’nın kenti, Alinda’nın bulunduğu antik kente ulaşmak mümkün. Antik kentin agorasının altında Karia Yolu’nun da bitiş noktası olan Karpuzlu görünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yine Akyaka’dan başlayan rota, bu defa eski bir kervan yolundan yükseliyor. İç kesimlere doğru ilerledikçe tarlalardan, ormanlık yamaçlardan ve Thera Antik Kenti’nin kaya mezarlarından geçen rota Muğla’ya yöneliyor. Karabağlar Yaylası’nda Osmanlı döneminden kalma, kimileri restore edilmiş kahvehaneler, muazzam güzellikteki Değirmendere Kanyonu, Muğla’nın ismini aldığı Mobolla Antik Kenti ve dar sokaklı eski Muğla yerleşimi; bu rotanın ilk etabını oluşturuyor. Terk edilmiş bir köy olan Meyistan’ı geçtikten sonra antik bir yol üzerinden Stratonikeia Antik Kenti’nin şaşırtıcı kalıntılarında son bulan rotada kuzeye doğru ilerledikçe “Aman Ormancı” türküsüne konu olan Belen Kahvesi’ne ulaşılıyor. Orman içi patikalardan ve sakin köy yollarından geçen bu rotanın büyük bir kısmını bisikletle de keşfetmek mümkün.