Etiket: yiyecek

  • ÇAY OLMADAN TADI EKSİK KALAN YİYECEKLER

    ÇAY OLMADAN TADI EKSİK KALAN YİYECEKLER

    Çayı seven bir millet olduğumuz aşikâr. Ne de olsa dünyada yılda kişi başı en çok çay tüketen ülkeler sıralamasında Türkiye başı çekiyor. Demini iyice aldığında tek başına da keyifle içilebilen bu sıcak içeceğin bol da eşlikçisi bulunuyor. Hatta ülkemizde “Çayın yanında ne yapalım?” sorusunun bir kez olsun sorulmadığı bir hane bulmak belki de imkânsızdır. Aşağıda, çayla tadı çoğalan, çaysız yendiğinde ise eksik kalan lezzetleri göreceksiniz ve bakalım bize katılacak mısınız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • KIŞ SOFRALARINA YAZ TADINI TAŞIYAN EV YAPIMI LEZZETLER

    Yaz mevsiminde tüketebildiğiniz bir şeyi kışın da bulmak ne harika değil mi? İşte tam da bu yüzden her yörenin kendine özgü hazırlıkları çok değerli. Yazın taptaze topladığımız sebze ve meyveler, erişteden tarhanaya, turşulardan konservelere kadar yapılan kış hazırlıkları sayesinde sofralarımıza aynı lezzetle geliyor. Hem mutfak kültürümüzü yaşatıyor hem de kış boyunca sağlıklı ve keyifli beslenmemizi sağlıyor. Peki, malzemeleriniz hazırsa tariflere geçmeye ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kesme Erişte” title_font_size=”13″]

    Kesme erişte yapmak sandığınızdan çok daha keyifli ve kolay! Önce 300 gram unu eleyin ve ortasına küçük bir yuva açın. Bu yuvaya üç yumurtayı kırın ve bir çatal yardımıyla içten dışa doğru karıştırarak unla buluşturun. Yumurtalar ve un birbirine karışır karışmaz üzerine 30 gram zeytinyağı ve bir çay kaşığı tuzu ekleyin ve yavaşça yoğurmaya başlayın. Hamur homojen bir kıvam alınca, onu yuvarlak bir beze hâline getirin, üzerini nemli bir bezle örtün ve 30 dakika kadar dinlendirin. Dinlenen hamuru oklava ile açın; yeterince büyük ve ince olduğunda şeritler hâlinde kesin, hamurun birbirine yapışmaması için hafifçe un serpmeyi unutmayın. Eş büyüklükteki şeritleri üst üste dizerek istediğiniz kalınlıkta kesin ve unladığınız bir tepsiye alıp birkaç saat kurumaya bırakın. İşte bu kadar! Erişteniz hazır; geriye sadece onun sosunu düşünmek kalıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dondurucuda Taze Fasulye” title_font_size=”13″]

    Kışın da taze fasulyenin tadını çıkarmak mümkün! Bunun için 2 kilogram taze fasulyeyi güzelce yıkayın, saplarını temizleyin ve istediğiniz şekilde doğrayın. 8 adet büyük boy domatesi yıkayıp kabuklarını soyduktan sonra küp küp doğrayın. Domatesleri derin bir tencereye alın ve doğranmış fasulyeleri ekleyin. Ocağa alıp ara ara karıştırarak yaklaşık 20 dakika pişirin; fasulyelerin rengi hafifçe solduğunda kıvam tamdır. Pişen fasulyeleri geniş bir tepsiye aktarın ve tamamen soğumalarını bekleyin. Soğuduktan sonra buzdolabı poşetlerine bölüştürüp dondurucuya kaldırın. Kışın istediğiniz zaman buzluktan çıkarıp çözdürdükten sonra bir adet soğan ve isteğe göre salça ile pişirerek servis edebilirsiniz. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Domates Konservesi” title_font_size=”13″]

    5 kilo taze domatesin kabuklarını soyup küp küp doğrayın, ardından derin bir tencereye alın. Üzerine 1 yemek kaşığı tuz, 1 yemek kaşığı şeker ve yarım çay bardağı sıvı yağ ekleyin. Önce yüksek ateşte kaynatın, sonra kısık ateşte ara ara karıştırarak yaklaşık bir saat pişirin. Domatesler hâlâ kaynamaktayken cam kavanozlara iki parmak boşluk kalacak şekilde doldurun, metal kapakların yeni ve sağlam olduğundan emin olarak sıkıca kapatın ve soğuyana kadar bekletin. Oda sıcaklığında ya da kilerde rahatlıkla saklayabileceğiniz bu konserve kavanozlarının kapağını iyice kapattığınızdan emin olun; aksi hâlde hava alabilir. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karışık Turşu” title_font_size=”13″]

    İşte 5 litrelik bidon için net ölçülerle kütür kütür bir turşu tarifi: 6 yemek kaşığı tuz, 1 yemek kaşığı şeker, 1 su bardağı sirke, 1 tatlı kaşığı limon tuzu. Sebzeleri güzelce yıkayın; biberleri saplarından ayırıp doğrayın, salatalıkların uçlarını kesin, domatesleri iriyse dilimleyin, havuç ve kırmızıbiberleri dilediğiniz gibi doğrayın. Bidona sebzeleri karışık yerleştirin; üzerine de sarımsak ve saplı maydanoz ekleyin. Hazırladığınız tuzlu sirkeli karışımla önceden kaynatılıp soğumuş suyu içine dökün. Kapağını sıkıca kapatıp iyice çalkalayın. Serin, karanlık yerde 20 gün bekletin. Hava aldırmadığınız sürece turşunuz kütür kütür olacak. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarhana” title_font_size=”13″]

    Kış sofralarınıza hem lezzet hem de emek katacak bir tarif: Ev yapımı tarhana! Önce domates, kırmızıbiber, soğan, maydanoz ve naneyi doğrayıp 1 litre suyla yumuşayıncaya kadar pişirin, haşlanmış nohutu ekleyip blenderdan geçirin. Karışıma yoğurt ve tuzu ekleyip karıştırın, üzerine un ilave ederek katı bir hamur elde edin. Hamuru birkaç gün mayalandırın, her gün karıştırmayı ihmal etmeyin. Ardından küçük parçalar hâlinde kurutun, kevgirden geçirin ve gölgede tekrardan iyice kurumasını sağlayın. Bez torbada veya yağlı kâğıtta saklayın; böylece kış boyunca kendi tarhananızla çorbalarınıza yazın tazeliğini taşımış olacaksınız. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yufka” title_font_size=”13″]

    Ev yapımı yufka ekmek hazırlamak oldukça pratik ve keyifli. 5 su bardağı un ve 2 tatlı kaşığı tuzu yoğurma kabına alın, ortasını çukurlaştırıp 2,5 su bardağı suyu yavaş yavaş ekleyerek hamuru yoğurun. Hamur toparlanınca unlanmış tezgâha alın ve yoğurmaya devam edin. Ardından streçleyip 30 dakika buzdolabında dinlendirin. Hamuru 30 eşit bezeye bölün, streçleyip kurumalarını önleyin ve her birini olabildiğince ince açın. Açtığınız yufkaları temiz bir bezin üzerine yerleştirin ve yine bir bezle örtün. Yufkaları kızdırılmış tavada hızlıca çevirerek pişirin ve üst üste dizin. Uzun süre saklamak için çift kilitli poşetlere ya da nem almayan bir yerde üst üste dizerek yerleştirin; tüketeceğiniz zaman temiz bir bezle hafifçe nemlendirip dinlendirerek yumuşatabilirsiniz. Afiyet olsun!

  • İKİNCİ KEZ ISITILMAMASI GEREKEN BESİNLER

    Tüm yiyecekler çiğ veya pişmiş olsun tazeliğini yitirdikçe besin değerini kaybeder. İkinci kez ısıtılan bazı yemekler ise saklanma koşullarına bağlı olarak besin zehirlenmelerine veya sindirim sorunlarına yol açabilir. Listedeki yiyeceklerin her biri sağlığa faydalı olsa da tekrar ısıtıldığında bedenimiz için bir tehdit unsuru oluşturabilir. İkinci kez ısıtılmaması gereken besinleri nedenleriyle listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ispanak ” title_font_size=”13″]

    Vitamin ve mineral bakımından zengin besin ögeleri içeren ıspanaktaki nitrat, nitrojenin katılaşmasıyla doğal olarak oluşan ve suda eriyen bir bileşendir. Ancak bu bileşen, ıspanak yemeği ikinci kez ısıtıldığında nitrite dönüşür. Nitrit ise besin zehirlenmesine neden olabilecek bir bileşen olduğu için uzmanlar ıspanak yemeğinin yapıldıktan sonra en fazla iki gün buzdolabında saklanması ve ısıtılmadan tüketilmesini tavsiye ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavuk” title_font_size=”13″]

    Tavuk, ikinci kez ısıtıldığında içeriğindeki proteinin yapısı değişiyor ve bakteri üretme riski doğuyor. Piştikten sonra tekrar ısıtılmaması konusunda en çok uyarılan besinlerin başında tavuk geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Patates” title_font_size=”13″]

    Oda sıcaklığında bırakıldığında gıda zehirlenmesine neden olan bakterilerin üremesi için uygun bir ortam sunan pişmiş patates, servis edildikten sonra buzdolabında saklanmalı ve tekrar ısıtılmamalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yumurta” title_font_size=”13″]

    Tıpkı tavukta olduğu gibi ısıtıldığında protein yapısında değişime uğrayan yumurta, yumurta içeren yemekler ve yumurtalı soslar gıda zehirlenmesine sebep olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mantar” title_font_size=”13″]

    İyi bir vitamin, lif ve mineral kaynağı olan mantar tekrar ısıtıldığında besin değerini kaybediyor ve şişkinlik, karın ağrısı gibi sindirim problemlerine yol açabiliyor. Bu sebeple ya mantarı tüketebilecek kadar pişirmek ya da artakalan mantarları ısıtmadan yemek gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pirinç” title_font_size=”13″]

    Pirinç pilavı, aynı gün içerisinde tüketilen ve ertesi güne bırakılmaması gereken bir yemek. Çünkü doğada yaygın olarak bulunan bakterilerden olan “Bacillus cereus” adlı bakteri, pişmemiş pirinçte bulunabiliyor ve toksin üretebilecek bakterilere dönüşmesine neden olabiliyor. Bu durum da gıda zehirlenmelerine yol açıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kereviz” title_font_size=”13″]

    Kereviz, sağlığa olan faydalarıyla öne çıkan bir besin olsa da tıpkı ıspanaktaki gibi tekrar ısıtıldığında yapısındaki nitrat, kandaki demirin oksitlenmesine sebep olduğu için hücrelerin oksijen taşımasına engel oluyor ve uzmanlar bu besinin ısıtılmadan tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.

  • MOLEKÜLER GASTRONOMİDE KULLANILAN TEKNİKLER

    Moleküler gastronomi, yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel süreçlerinin bilimsel olarak incelenmesine dayanan bir disiplindir. Sadece pişirme teknikleriyle sınırlı kalmayan, yiyeceklerin bilimsel yapısına derin bir yolculuk sunan bu mutfak anlayışı 1988’de Hervé This ve Nicholas Kurti’nin çalışmalarıyla yükselen bir trend hâline gelmeyi başardı. Şeflerin geleneksel pişirme yöntemlerinin ötesine geçen moleküler gastronominin detayları yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kurti ve This” title_font_size=”13″]

    Moleküler gastronomi alanının öncülerinden biri olarak kabul edilen fizikçi Nicholas Kurti (1908-1998), gıdaların bilimsel yönlerini araştırmak için fizik ve kimyayı kullanmış, gastronomi dünyasında yeni bir çağın başlamasını sağlamıştır. Oxford Üniversitesinde profesör olarak görev yapan Kurti, özellikle sıcaklık ve basınç gibi fiziksel etkenlerin, gıdalar üzerindeki etkilerini incelemiş ve bu yaklaşımla yemek pişirme tekniklerine farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Gıdaların yapısal ve kimyasal özelliklerini analiz ederek tat ve doku üzerinde nasıl kontrol sağlanabileceğini göstermek amacıyla deneyler yapmış; hatta ünlü bir örnek olarak “Çırpılmış yumurta pişirmeden nasıl hazırlanır?” gibi ilginç sorulara yanıt aramıştır. 1990’larda Fransız fizikokimyacı Herve This (1955) ile tanışan Kurti, yemek pişirmeyi bilimsel bir temele oturtarak, yemeklerin sadece tat, koku ve doku açısından değil, aynı zamanda yapısal özellikleri açısından da anlaşılmasını sağlamıştır. Yemek pişirmenin kimya ve fizik ile olan doğrudan ilişkisini vurgulayan ikili, yemek pişirmenin bir sanat olduğu kadar bir bilim olduğunu da savunmuştur. Kurti’nin çalışmaları, günümüzde modern mutfağın temel taşlarından sayılan sous vide (vakumla pişirme) ve düşük sıcaklıkta pişirme gibi tekniklerin önünü açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sous Vide ” title_font_size=”13″]

    Sous vide; yani vakumla pişirme, yiyeceklerin vakumlu poşetlerde düşük sıcaklıklarda yavaşça pişirilmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu teknik, Kurti’nin çalışmalarından etkilenen Fransız şef Joël Robuchon ve Amerikalı şef Thomas Keller tarafından modern mutfaklara kazandırılmıştır. Sous vide, proteinlerin doğal yapısını kontrollü bir şekilde koruyarak yiyeceklerin lezzet ve dokularını muhafaza eder. Yiyeceklerin protein yapısının bozulmasını önleyerek, pişirme sırasında aromaların yoğun kalmasını sağlar. Ayrıca düşük sıcaklıklarda yavaş pişirme, gıdaların eşit şekilde pişmesini ve daha kontrollü bir sonuç elde edilmesini sağlar. Özellikle et, balık ve sebzelerde yoğun lezzet ve kaliteli doku elde etmek için tercih edilir; böylece yemek daha yumuşak, sulu ve lezzetli olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sferifikasyon ” title_font_size=”13″]

    Sferifikasyon, sıvıların jel benzeri zarlarla kaplanarak küçük küreciklere dönüştürülmesini sağlayan, moleküler gastronominin en çarpıcı tekniklerinden biridir. İspanyol şef Ferran Adrià tarafından geliştirilen bu yenilikçi teknik, sodyum aljinat ve kalsiyum klorür gibi kimyasal maddeler kullanılarak sıvıları, içi sıvı dışı jel kıvamında, parlak ve pürüzsüz yüzeyli küçük kürelere dönüştürür. İlk olarak zeytin sferifikasyonu ile adını duyuran bu teknik, yemeğin yalnızca lezzet değil, aynı zamanda dokusal bir deneyim sunmasını sağlayarak gastronomiyi sanatsal bir düzleme taşımıştır. Sferifikasyon kürecikleri ağızda patlayarak orijinal sıvının tat ve aromasını serbest bırakır. Bu etki, geleneksel tatlara yenilikçi bir form kazandırırken yemeklerde beklenmedik ve etkileyici duyusal deneyimler oluşturur. Adrià, bu teknikle sadece zeytin değil, meyve suyu, çorba, kokteyl gibi birçok farklı sıvıyı kullanarak gastronomide sıra dışı sunumlara imza atmış ve modern mutfak sanatına yön veren öncü isimlerden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yiyecekleri Dondurma: Sıvı Azot Tekniği” title_font_size=”13″]

    Sıvı azot tekniği, -196°C gibi çok düşük bir sıcaklıkta yiyeceklerin anında dondurulmasını sağlayan bir yöntemdir. Kimyasal olarak azot gazı kullanılarak gerçekleştirilen bu işlem, yiyeceklerin dokusunu ve yapısını anında değiştirme özelliğine sahiptir. Özellikle ünlü İngiliz şef Heston Blumenthal, bu tekniği tatlılarda kullanarak içi yumuşak, dışı sert bir kontrasta sahip dondurulmuş yiyecekler hazırlamıştır. Blumenthal’in sıvı azot tekniğiyle hazırladığı tatlılar, dokusal açıdan eşsiz deneyimler sunarken, sunumda da çarpıcı bir görsellik sunar. Bu hızlı dondurma yöntemi, yiyeceklerin yapısını bozmadan doğal tatlarını koruyarak ağızda ani bir soğuk patlaması yaratır ve ardından yumuşak iç dokusuyla lezzeti serbest bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fermantasyon” title_font_size=”13″]

    Fermantasyon, mikroorganizmaların karbonhidratları parçalayarak laktik asit gibi bileşikler üretmesiyle elde edilen, yiyeceklerin olgunlaşmasını sağlayan çok eski bir yöntemdir. Bu biyokimyasal süreç, mikroorganizmaların faaliyetleri sonucunda yiyeceklerde derin, kompleks ve benzersiz aromalar oluşmasına olanak tanır. Fermantasyon, yiyeceklerin tat bileşenlerini yoğunlaştırarak lezzetlerini katmanlı ve zengin hâle getirir. Bunun yanı sıra, yiyeceklerin besin değerini artırır; vitamin, enzim ve probiyotik açısından daha faydalı bir yapıya kavuşmasını sağlar. Özellikle laktik asit fermantasyonu, yiyeceklerin sindirilebilirliğini artırarak bağırsak sağlığını destekler ve doğal koruyucu etkisiyle gıdaların raf ömrünü uzatır. Bu özellikleriyle fermantasyon, geleneksel mutfakların vazgeçilmezi olmasının yanı sıra, modern gastronomide yeni tat ve dokular oluşturmak için de yaygın olarak kullanılan bir teknik hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jelleştirme ve Katılaştırma ” title_font_size=”13″]

    Jelleştirme ve katılaştırma, sıvıların jelatin, agar agar ve benzeri jelleştirici maddelerle katı hâle getirilmesini sağlayan önemli bir gastronomik tekniktir. Bu işlem, tatlılardan soslara birçok yiyeceğe özel dokular kazandırmak için kullanılır. Agar agar, deniz yosunlarından elde edilen bitkisel bir jelleştirici olup, özellikle düşük sıcaklıklarda jel yapılar oluşturmasıyla bilinir. Bu nedenle vegan veya vejetaryen mutfaklarda geleneksel jelatinin yerine tercih edilmektedir. Jelleştirme, sıvılara daha yoğun, pürüzsüz veya esnek bir doku kazandırarak onları katı bir forma dönüştürür. Tatlılar, jöleler ve bazı modern garnitürlerde bu teknikle çeşitli tatların dengelenmesi, farklı dokuların oluşturulması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emülsiyonlar ve Köpükler ” title_font_size=”13″]

    Emülsiyonlar ve köpükler, moleküler gastronomide yenilikçi dokusal katmanlar oluşturmak için kullanılan temel tekniklerden biridir. Emülsiyon, normalde bir araya gelmeyen iki sıvının –örneğin yağ ve su– stabilizatörler kullanılarak stabil bir karışım oluşturmasıyla elde edilir. Bu stabilizatörler, sıvıların yüzey gerilimini azaltarak bağlayıcı görevi gören ve iki sıvıyı bir arada tutan “yüzey aktif” maddeler olarak bilinir. Örneğin, mayonez yapımında yumurta sarısında bulunan lesitin, yağ ve suyu bir arada tutan doğal bir yüzey aktif madde olarak işlev görür. Emülsiyonlar, soslara zengin bir kıvam ve pürüzsüz bir doku kazandırır.

     

    Modern gastronomi, emülsiyonların ötesine geçerek sıvılara hava eklenmesiyle hafif ve hacimli köpükler oluşturmayı mümkün kılar. Bu köpükler, yemeklere benzersiz bir hacim ve çok katmanlı bir doku sunar. Aynı zamanda, sıvının tatlarını yoğunlaştırarak daha derin bir lezzet deneyimi sağlar. Örneğin, deniz ürünleri yemeklerine eklenen aromatik bir narenciye köpüğü, yemeğin tazeliğini vurgularken; çikolatalı tatlılarda kullanılan kahve köpüğü, tatlıya hem derinlik hem de yumuşak bir dokusal katman ekler. Köpükler, şeflere klasik tarifleri yeniden yorumlama ve yenilik katma imkânı sunan etkili tekniklerden biridir.

  • ÜLKELER VE BİRBİRİNDEN FARKLI DONDURMA ÇEŞİTLERİ

    Dünya çapında en sevilen tatlılardan biri olan dondurma, hemen hemen her kültürde kendine özgü şekilde yorumlanıp farklı tariflerle hazırlanıyor. Her ülkenin dondurması ve o dondurmayı sunum tarzı sadece damak tadını değil, aynı zamanda o kültürün yeme-içme geleneklerini de yansıtıyor. Yerel malzemelerin mutfak gelenekleriyle buluştuğu ülkelere özgü dondurma çeşitlerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Maraş Dondurması, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Maraş dondurması, salep ve keçi sütü ile yapılan ülkemizin geleneksel dondurmasıdır. Çiğnenebilir bir yapıya sahip olan bu dondurma, tokmaklarla dövülerek hazırlanır ve sıcak yaz günlerinde bile erimez. Sadece keçi sütünden yapıldığı için değil, diğer özellikleriyle de farklılaşan Maraş dondurmasıyla ilgili detaylı bilgilere linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kulfi, Hindistan” title_font_size=”13″]

    Kulfi, yoğun ve kremamsı bir Hint dondurmasıdır. Geleneksel tariflerde tam yağlı süt, şeker ve çeşitli tatlandırıcılar (safran, kakule, gül suyu gibi) kullanılarak yapılır. Süt, uzun süre boyunca düşük ısıda kaynatılarak yoğunlaştırılır ve bu sayede kremamsı bir kıvam elde edilir. Şeker ile diğer tatlandırıcılar, badem, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler ve mango, gül, badem gibi isteğe bağlı lezzetler de eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelato, İtalya” title_font_size=”13″]

    Gelato, az yağlı ve yoğun bir kıvama sahip olan İtalyan dondurmasıdır; süt, şeker ve genellikle az miktarda krema ile hazırlanır. Bazı çeşitlerine yumurta sarısı da eklenebilir. Diğer dondurmalardan farklı olarak daha düşük yağ içeriğine sahip olsa da yoğun bir kıvamı vardır. Gelato, meyveler, fındıklar, çikolata, vanilya ve kahve gibi çok çeşitli tatlarla hazırlanabilir. Geleneksel tariflerde doğal malzemeler kullanılır, yapay tatlandırıcılar veya koruyucular içermez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bastani Sonnati, İran” title_font_size=”13″]

    Bastani sonnati, safran, gül suyu, irmik ve vanilya ile hazırlanan geleneksel İran dondurmasıdır. İrmik bu dondurmaya yoğun ve elastik bir yapı katar. Bu dondurmayı diğerlerinden ayıran en belirgin özelliği safran ve gül suyu gibi bileşenlerin kullanılmasıdır. Safran, dondurmaya güzel bir sarı renk ve zengin bir tat katarken, gül suyu hafif ve çiçeksi bir tat verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mochi Dondurması, Japonya ” title_font_size=”13″]

    Mochi dondurması, geleneksel Japon mochi (pirinç keki) ile dondurmanın birleşmesiyle hazırlanır. Dondurma, ince bir mochi hamuruna sarılır ve küçük, yuvarlak bir top şeklinde sunulur. Temel malzemeleri arasında tatlı pirinç unu (mochiko), şeker, mısır nişastası ve su bulunur. İç dolgusunda ise vanilya, çikolata, çilek, yeşil çay (matcha) ve kırmızı fasulye (azuki) gibi çeşitli lezzetler kullanılır. Hızlı bir şekilde eridiği için küçük porsiyonlarda, bir veya iki lokmalık parçalar halinde donmuş olarak servis edilir. Mochi hakkında detaylı bilgilere ve evinizde yapabileceğiniz pratik mochi tarifine linkten ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nieve de Garrafa, Meksika ” title_font_size=”13″]

    Meksika’nın farklı bölgelerinde değişik lezzetlerle hazırlanan geleneksel dondurması nieve de garrafa, su, şeker ve çeşitli meyve suları veya püreleri ile yapılır. Büyük bir tahta kova içindeki buz ve tuz karışımının ortasına yerleştirilen metal bir silindirin sürekli döndürülmesiyle kıvama getirilir. Bazı bölgelerde süt ve krema eklenerek daha kremamsı kıvamda, bazı bölgelerde ise tamamen su bazlı olarak hazırlanır. Buz ile doldurulmuş kapların içine yerleştirilmiş metal bir kâse içinde servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sorbetes, Filipinler ” title_font_size=”13″]

    Filipinler’e özgü bir lezzet olan sorbetes, geleneksel olarak Hindistan cevizi sütü, bufalo veya inek sütünün yanı sıra soya sütü ile de hazırlanır. Mango, ananas, çikolata, vanilya, mısır, fıstık gibi malzemelerin dışında durian, jackfruit ve pandan gibi Filipinler’e özgü meyvelerle de yapılır. Canlı renklere sahip bu dondurma sokak satıcıları tarafından üç tekerlekli bisikletlerde satılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rolled Ice Cream, Tayland” title_font_size=”13″]

    Tayland’da sokak yemeği kültürünün önemli bir parçası olan rolled ice cream, özel olarak soğutulmuş metal bir yüzeyde yapılır. Bu yüzey, sıfırın altındaki sıcaklıklarda tutulur. Süt, krema ve şekerden oluşan bir dondurma karışımı hazırlanır. Bu baz, istenen malzemelere göre çeşitlendirilir. Spatula kullanılarak karışım ince bir tabaka halinde yayılır ve hızla donar. Donmuş karışım spatulayla kazınarak rulo şekline getirilir. Rulolar bir kaba yerleştirilerek taze meyveler, çikolata sosu, ezilmiş kurabiyeler veya şekerlemeler gibi çeşitli malzemeler eşliğinde servis edilir.

  • Çikolatanın Hikâyesi

    Çikolatanın Hikâyesi

    O belki de dünyanın en sevilen yiyeceği, bir düşünün kaç yiyecek adına müze kurulmuş, kitaplar yazılmıştır ki? Küçükken dört gözle beklediğimiz, harçlıklarımızdan artırıp da satın aldığımız, büyüdüğümüzde kahvemizin yanında keyifle tükettiğimiz çikolata listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • MUTFAK DÜNYASIYLA İLGİLİ ÖZEL GÜNLER

    Sağlığımız üzerinde doğrudan etkisi olan veya anlarımıza mutluluk katan lezzetler için özel birer gün ayrılması çok da anlamsız değil… Yiyecekler için belirlenen özel günlerin kimileri var ki dünyada farklı etkinliklerle kutlanıyor. Biz de o günlerden birkaçını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rivayet o ki; 4. Sandwich Kontu Montagu’nun kahyası, iki dilim ekmek arasına et koyarak bir atıştırmalık hazırlamış ve sonraları bu atıştırmalıktan isteyenlerin “Sandwich’inkinden olsun!” demeleri yeterli olmuş. Anlayacağınız şimdilerde onlarca çeşidi bulunan ve dilimize “sandviç” olarak yerleşen yemeğin ortaya çıkışı bir hayli ilginç. Günümüzde ise her yıl 3 Kasım tarihi Dünya Sandviç Günü olarak kutlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kızartma yöntemiyle yapılması birtakım zararlar oluştursa da dünyanın en sevdiği atıştırmalıkların başında patates kızartması geliyor. Elbette bu kadar sevilen ve eşlik ettiği yemeklere keyif katan bir lezzetin de özel günü olmalıydı. Hey yıl 13 Temmuz tarihi Dünya Patates Kızartması günü olarak kutlanmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çocuk, genç ve yetişkinlere, bağışıklık sisteminden beyin fonksiyonlarına çok sayıda fayda sağlayan yumurta, özel bir kutlamayı fazlasıyla hak eden besinler arasında. Her Ekim ayının ikinci Cuma günü kutlanan Dünya Yumurta Günü, mutfakla ilgili özel günlerin belki de en değerlisi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Patlamış mısır sinemada ya da evde, ailece veya arkadaş ortamlarında neşemize neşe katan bir lezzet. Hem yapımı pratik hem de çok lezzetli olan patlamış mısır için elektrikli aletler bile üretildi ve böylece mısırları yakma riski de tamamen ortadan kalktı. Siz de 19 Ocak Patlamış Mısır Günü’nü es geçmeyip, sevdiklerinize patlamış mısır ikram ederek kutlamayı düşünebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çikolatanın ortaya çıkışından bahsedebilmek için kakao çekirdeklerini içecek haline getiren Aztek ve Maya medeniyetleri, İspanyol kâşif Hernan Cortes, kakao makinesini icat eden Coenraad Johannes van Houten gibi daha pek çok kişi ve olaydan söz etmek gerekir. En iyisi konuyu uzatmadan size hemen hangi tarihin çikolata günü olarak kutlandığını söyleyelim: 7 Temmuz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünya Dondurma Günü, her yıl temmuz ayının üçüncü haftası ve pazar günü kutlanıyor.  Bugün, ilk kez ABD başkanı Ronald Reagan tarafından ortaya atılmış. Reagen, 1984 yılında resmi bir bildiriyle 15 Temmuz’u tek seferliğine Dondurma Günü ilan etmiş ama dondurma üreticileri bugünün özel olarak kutlanmasını sürdürmüşler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İstediğini yeme günü, zaten her gün istediğini tüketen kişiler için değil, sağlıklı beslenmeye dikkat edenler için düşünülen bir gün olmuş. Onların bir gün de olsa kendilerini şımartma hakları olduğu düşüncesiyle bu ilginç gün icat edilmiş. Günümüzde her yıl 11 Mayıs tarihi “İstediğini Yeme” veya “Ne İstersen Onu Ye Günü” olarak kutlanıyor.

  • Ülkemize Özgü 8 Hızlı Yemek

    Ülkemize Özgü 8 Hızlı Yemek

    Yemeği ağır ağır pişirecek, güzel sofralar kuracak vaktimiz olmadığında bile çeşit çeşit pratik alternatifleri olan zengin bir mutfağa sahibiz. Üstelik bizim hızlı yiyeceklerimizin sağlıksız bir kolaycılıkla da ilgisi bulunmuyor. Hatta her biri besleyici olan ve ayaküstü yiyebileceğimiz bu yemekler bizler için yemekten çok daha fazlasını ifade ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]