Etiket: vegan

  • OSMANLI’DA VEGAN SUFİLER: ETYEMEZLER

    Osmanlı topraklarında farklı inanç ve yaşam biçimleri bir arada var olurken, sufiler içsel yolculuklarında doğaya ve canlılara özel bir saygı gösteriyordu. Bazı sufiler, et yemeyi reddederek yalnızca ruhsal arınmayı değil, bedenlerine de hafiflik ve ahlaki bir duruş katmayı tercih ediyordu. “Etyemezler” lakabı hem onların yemek alışkanlıklarını hem de mistik disiplinlerini ifade ediyordu. Bu sufiler için yemek, sadece bedenin ihtiyacı değil, ruhun da beslenme ritüeliydi; bitkisel beslenme ise doğaya uyumun bir sembolüydü. Yazımızda, et yemeyi reddeden sufilerin anlayışına yakından bakacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Etyemez adı, genellikle gıybet etmekten kaçınanlar için düşünülse de bir taraftan Türklerin eski dinleri arasında yer alan Budizm ve Manihaizm’in etle ilgili inançlarını, diğer taraftan da Budizm ve Manihaizm’i kapsayan Hint-İran mistisizminden etkilenmiş, dünyayı umursamayan Kalenderîleri çağrıştırmaktadır. Nefsin isteklerine gem vurmayı amaçlayan bu sufilerden bazıları, etin huyu kötüleştireceğine inanarak et, bal ve peynir gibi hayvansal gıdaları yemekten sakınmış ve bu nedenle “Etyemezler” olarak anılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu manevi ve fiziksel disiplin anlayışı, onların Anadolu kırsalındaki faaliyetlerini ve zaviye kurulumlarını da şekillendirmiştir. Etyemezler, konargöçer Türkmen kitleleri arasında hem İslami düşünceyi hem de kendi mistik görüşlerini yaymak için çaba göstermiştir. Bozok, Ankara, Sivas, Kastamonu, Kütahya ve Samsun’daki köyleri kurarken; Bozok ve Sivas’ta zaviye (küçük tekke) inşa etmişlerdir. Bu zaviyeler, onların manevi eğitim verdikleri ve halk arasında ahlak, disiplin ile doğaya uyumlu yaşam öğretilerini yaydıkları merkezler olmuştur. Böylece yaşam tarzı ve öğretileri, Anadolu kırsalı ve bazı şehirlerde kurdukları zaviyeler aracılığıyla günümüze kadar iz bırakmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sivas’a bağlı Etyemez köyünün kurucusu olduğu rivayet edilen Etyemez Baba, Horasan kökenli bir derviş olarak İpek Yolu üzerindeki stratejik bir alana yerleşmiş ve fikirlerini yaymak amacıyla burada bir zaviye inşa etmiştir. Köy, Baba’nın etrafındaki Türkmenlerin zaviye çevresine yerleşmesiyle oluşmuştur. Rivayetlere göre, et yememesine rağmen gelip geçenlere et ikram ettiği için bu ismi almıştır. Başka bir rivayete göre ise fakir bir aile, çocuklarının tek koyununu buradan geçen bir dervişe ikram etmiş; çocukların ağlamasına dayanamayan derviş koyunu tekrar diriltmiştir ve bu kerametinden dolayı Etyemez Baba adıyla tanınmıştır. Baba burada ölmüş ve muhtemelen zaviyesinin bulunduğu yere defnedilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bu rivayetler, Baba’nın mezarının etrafında oluşan kültürel ve ritüel pratiklerin temelini de açıklamaktadır. Sivas’taki Etyemez köyünde, eski Türkler tarafından uygulanan ıdık/ıduk geleneği (kansız adak), Etyemez Baba’nın mezarında hâlen sürdürülmektedir. Bu ritüeli Baba’nın soyundan geldiğine inanılan muskacı-türbedar gerçekleştirir; mezarı temizler ve perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde ateş yakar. Mezardan alınan toprak muska hâline getirilip nazardan korunmak veya ev ve ahır kapılarına asılmak için kullanılır. Ayrıca kötü rüya görenler, evlenmek isteyen ama evlenemeyenler veya kaza geçirenler de Baba’dan yardım ister; yağmur duası için toplu olarak mezarına çıkarak niyazda bulunurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bozok ve Ankara’daki Etyemez Şeyhler köylerinin kurucuları, Etyemez Baba’yla aynı tasavvufi anlayışa sahip dervişlerdir. Bölgedeki Türkmen nüfusun yoğunluğu, dervişlerin onlarla hareket ettiğini göstermektedir. Bozok sancağında Yusuf Abdal, Üryan Abdal ve Sarı Abdal gibi köy isimlerinin çokluğu, bölgedeki dervişlerin çokluğuna işaret eder. Rivayete göre, köye gelen bir dervişe ikram için kuzu kesilir; yavrusunun kesilmesine dayanamayan derviş kuzuyu diriltir ancak kemiklerinden biri eksik kaldığı için kuzu topal kalır ve derviş nefsine et yemeyi yasaklar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu örnekler, Osmanlı Dönemi öncesi ve sonrasında Etyemez isimli sufilerin çokluğunun, aynı anlayışın geniş bir çevrede benimsendiğini göstermesi açısından önemlidir. Etyemezler, nefsin isteklerini yok sayıp dünyevi kolaylıklardan uzak durarak, biyolojik ölümden önce ruhsal ölümü deneyimlemeyi benimsemiş ve manevi arınmayı hedeflemişlerdir. Böylece Etyemezler, yalnızca bir isim değil, derin bir tasavvufi anlayış ve disiplinin simgesi olarak Osmanlı topraklarındaki mistik yaşamda kendine özgü bir yer edinmiştir.

  • TASTE ATLAS’IN GÖZÜNDEN EN İYİ VEGAN LEZZETLER

    Taste Atlas, dünya mutfaklarını keşfetmek isteyenler için oluşturulmuş bir gastronomi rehberidir. 2018 yılında kurulan bu platform, dünya genelindeki geleneksel yemekler, içecekler, malzemeler ve yerel restoranlar hakkında zengin içerikler sunar. Kullanıcı yorumları ve uzman değerlendirmeleriyle şekillenen Taste Atlas, dünyanın dört bir yanından eşsiz tatları tanıtırken, bu geniş mutfak yelpazesinde vegan yemeklere de özel bir yer ayırır. Taste Atlas’ın farklı farklı ülkelerden seçtiği en lezzetli vegan yemekleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Guacamole Sos, Meksika” title_font_size=”13″]

    Meksika mutfağına ait guacamole sosun geleneksel tarifinde olgun avokado, lime suyu, tuz ve isteğe bağlı olarak doğranmış soğan, biber, domates ile kişniş gibi malzemeler kullanılır. Serrano, cayenne (Arnavut) veya jalapeño biberleriyle lezzetlendirilen guacamole; tortilla cipslerinin yanı sıra havuç, salatalık ve kereviz gibi sebzelerle dip sos olarak servis edilir. Ayrıca salatalarda, pizza veya makarna üzerinde; burrito, burger, taco ve omletlerde çeşni olarak da kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytoon Parvardeh, İran ” title_font_size=”13″]

    İran’ın Gilan eyaletine özgü zeytoon parvardeh; yeşil zeytin, nar pekmezi, ceviz, sarımsak, nar suyu, nar taneleri, yerel olarak chochagh adıyla bilinen deniz çobanpüskülü otu, melek otu tohumları ve tuz karışımıyla hazırlanır. Zeytinyağı ile lezzetlendirilen bu mezenin bazı tariflerinde nane, kişniş ve maydanoz da bulunur. Genellikle garnitür olarak servis edilen zeytoon parvardeh, zeytin ve narda bulunan antioksidanlar ile cevizdeki sağlıklı yağlar sayesinde hem lezzetli hem de besleyici bir atıştırmalık olarak sofralarda yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Humus, Lübnan ” title_font_size=”13″]

    Lübnan’a özgü geleneksel humus, Orta Doğu mutfağının en bilinen ve en sevilen yemeklerinden biridir. Bu lezzetli dip sos; haşlanmış nohut, tahin, zeytinyağı, limon suyu, sarımsak, tuz ve kimyon gibi temel malzemelerle hazırlanır. Lübnan humusu geleneksel olarak üzerine zeytinyağı gezdirilerek, bir tutam kimyon serpilerek ve doğranmış maydanozla süslenerek servis edilir. Falafel ve sabich gibi diğer Orta Doğu yemeklerinin yanında sıkça tüketilen humus hem Orta Doğu hem de Akdeniz mutfağının vazgeçilmez tatları arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” Kısır, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağının sevilen salata çeşitlerinden biri olan kısır, Taste Atlas’a göre dünyanın en lezzetli ve sağlıklı vegan yemeklerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle yaz aylarında hafif ve pratik olması sayesinde sıkça tercih edilen bu geleneksel lezzetimiz hem salata hem de ana yemek olarak tüketilebiliyor. İnce bulgur, taze yeşillikler, zeytinyağı, nar ekşisi, taze limon suyu ve çeşitli baharatlarla hazırlanan kısır; geleneksel Türk mutfağının bir parçası olmasının yanı sıra, dünya genelinde vegan ve sağlıklı beslenme arayışında olanların da ilgisini çekiyor. Bulgurun düşük glisemik indeksi ve sindirimi destekleyici yapısıyla, zeytinyağının kalp dostu özellikleri birleşince kısır, sadece lezzetli değil, aynı zamanda oldukça besleyici bir alternatif hâline geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Panzanella, Toskana, İtalya ” title_font_size=”13″]

    Panzanella, Toskana mutfağının özgün yaz salatalarından biridir. Bayat ekmekleri değerlendirmekle kalmaz, mevsiminde olgunlaşmış domates gibi taze malzemeleri kullanmak için de mükemmel bir seçenektir. Geleneksel olarak Toskana’nın tuzsuz ekmeği “pan sciocco” ile hazırlanır. Bu ekmek önce suda bekletilir, ardından sıkılıp küçük parçalara ayrılır. Ekmek parçaları; domates, taze fesleğen, ince dilimlenmiş soğan, sızma zeytinyağı, sirke, tuz ve karabiberle harmanlanarak enfes bir salata hâline getirilir. Marche bölgesinde ise panzanella biraz farklı hazırlanır. Bu versiyonda bayat ekmek dilimleri bruschetta (ızgarada ya da ateşte kızartılmış ekmek dilimi) olarak kullanılır. Üzerlerine domates dilimleri yerleştirilir; ardından fesleğen yaprakları, tuz ve karabiber eklenir ve son olarak sızma zeytinyağı ile sirke gezdirilir. Her iki versiyonu da sade, taze ve lezzetli bir yaz yemeği olarak öne çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Miso Çorbası, Japonya” title_font_size=”13″]

    Miso çorbası, kahvaltıda tüketilebildiği gibi ana yemeklerin yanında meze olarak da servis edilen, Japon mutfağının zarafetini en saf hâliyle yansıtan lezzetlerden biridir. Ana malzemeleri, fermente soya fasulyesinden yapılan miso ezmesi ile dashi adı verilen bir tür Japon çorba bazıdır. Dashi genellikle kombu (deniz yosunu) ve katsuobushi (kurutulmuş ve rendelenmiş balık gevreği) ile hazırlanır. Ancak vegan tariflerde balık bazlı dashi yerine kurutulmuş shiitake mantarı tercih edilir. Miso ezmesi; pirinç, arpa veya diğer tahıllarla birlikte fermente edilmiş soya fasulyesi ve tuzdan yapılır. Kıvamı, yoğun bir macunu andırır. Miso’nun kökeni, Çin menşeli fermente soya ezmesi chiang’a dayanır. Ancak bu tarif, Japon kültürüne uyarlanarak miso adını almış ve 7. yüzyıldan itibaren Japonya’nın geleneksel lezzetlerinden biri hâline gelmiştir.