Etiket: ülke

  • BAŞKENTLER SERİSİ: MADRİD

    İspanya’nın başkenti Madrid, Avrupa’nın en renkli şehirlerinden bir tanesi. Büyük meydanları, müzeleri, sanat galerileri, alışveriş merkezleri ve ışıltılı gece hayatıyla her yıl turist akınına uğrayan şehir aynı zamanda İspanyol Kraliyet Ailesi ve İspanyol aristokrasisinin de ikametgâh adresi. İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda konumlanan kent; İstanbul, Paris, Londra ve Moskova’dan sonra Avrupa’nın en kalabalık beşinci şehri… Manzanares Nehri’nin kenarında kayalık bir alan üzerine konumlanan kent, dünyanın en önemli futbol takımlarından biri olan Real Madrid’e de ev sahipliği yapıyor. İstanbul gibi gece yaşayan kentlerden olan Madrid’de İspanyolların ünlü siestası devlet kurumları dahil olmak üzere tüm kurumlarda geçerli. Öğle vakti dinlenmek amacıyla dükkanlarını kapatan yerli halkın çoğu ya iş yerinde ya da evinde uykuya çekiliyor ve hayat akşamüstü 5-6 gibi tekrar başlıyor. Hayattan zevk almayı, güzel yemekler yemeyi ve çok çalışmayı pek de sevmeyen İspanyolların ihtişamlı binalarıyla ünlü başkentinin önemli ve ikonik yerlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Geçmişte ölüm cezasına çarptırılan suçluların idam edildiği ünlü tarihi Plaza Mayor Meydanı’nın dört cephesi barok tarzdaki kırmızı binalarla çevrili ve tam ortasında bu meydanı inşa ettiren Kral III. Felipe’nin bronz bir ata bindiği ünlü heykeli bulunuyor. Taç giyme töreni, kraliyet düğünleri ve seveni olduğu kadar karşı çıkanın da çok olduğu boğa güreşleri de bu meydanda yapılıyor. 50 bin kişi kapasiteli meydanın tarihi 16. yüzyıla kadar uzanmakta. Akşam saatlerinde sokak sanatçıları meydanı festival havasına dönüştürürken, çevrili binalarda bulunan mağazalarda alışveriş yapmak ve İspanyolların lezzetli geleneksel yemeklerini şık olduğu kadar pahalı restoranlarda tatmak hem turistlerin hem de yerlilerin en sevdiği etkinlikler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıl önce halkın kullanımına açılana kadar monarşiye ait bir mülk olan El Retiro Parkı, şehrin tam ortasında bulunuyor. Madrid’in en fazla yeşil alanına sahip El Retiro Parkı’nda bulunan 15 binden fazla ağaç ve etkileyici mimari tasarıma sahip yapıları ile masalsı bir his uyandıran parkta birçok heykel, anıt, sanat galerisi bulunuyor. Bu devasa alan içerisinde en dikkat çeken yapılar ise cam ve metalden inşa edilen eşsiz iki saray, yapay gölle çevrilen Balıkçı Köşkü ve her renkten güllerin olduğu mis gibi kokan Gül Bahçesi ile Madrid’in en yaşlı ağacı olan 400 yaşındaki Ahuehuete. 2021’de UNESCO Dünya Mirası listesine eklenen park, ressamları, müzisyenleri ve dansçılarıyla birçok sanat dalının bir arada sahnelendiği Madrid’in özel mekânlardan bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İspanya Kraliyet Ailesi’nin Madrid’deki ikametgâh adresi olan Kraliyet Sarayı, 18. yüzyılda Kral V. Felipe’nin isteği ile inşa edilmiş oldukça şaşaalı bir yapı… Yapının mimarları ise dönemin popüler mimarlarından İtalyan Filippo Juvarra ve Giovanni Battista Sacchetti. 135 bin metrekarelik alanda inşa edilen sarayın 3 bin 418 odası bulunuyor ve bu rakamlar onu Avrupa’daki en büyük kraliyet sarayı yapıyor. İsmi Madrid Kraliyet Sarayı olsa da aslında kral ve ailesi bu sarayı değil daha mütevazı bir saray olan Zarzuela Sarayı’nı kullanıyor. Sadece devlet törenlerinde kullanılan “Palacio Real”ı ziyaret etmek isteyenler belirli bir ücret karşılığında bu heybetli yapıyı görebiliyor. Her biri farklı tarzda dekore edilen odaları, el işçiliğiyle yapılan özel mobilya ve eşyaları ile orta çağ ruhunu çok iyi yansıtan sarayın arka kısmında bulunan Sabatini Bahçelerini de ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Neo-gotik bir mimariye sahip Roma Katolik Katedrali, Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında bulunuyor. İsmini, yerine yapıldığı camiden alan Almudena Katedrali, Madrid başpiskoposluğunun da yönetim merkezi. Yapımı 100 yıldan fazla süren ihtişamlı yapının 1879’da başlayan yapımı 1993’te tamamlandı. İspanyolların ünlü prensi Felipe’nin düğününe de ev sahipliği yapan katedralin açılışını ise Papa II. John Paul gerçekleştirdi. İçerisinde müzesi de bulunan yapının giriş katında 16. yüzyıla ait sanat eserleri ve resimler yapının en ilgi çeken bölümleri ve ayrıca kubbesine çıkarak eşsiz Madrid’in manzarasını seyretmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük sanat müzesi olan Prado Müzesi; Pablo Picasso, Goya, Rubens, Boticelli, Diego Velázquez ve Raphael gibi dünyaca ünlü sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Madrid’i ziyaret edenlerin ilk uğradığı noktalardan biri olan müzenin inşası, İspanya Kralı III. Charles’ın isteği ile “Doğa Bilimleri Müzesi” olarak başlasa da Kral VIII. Ferdinand döneminde “Kraliyet Resim ve Heykel Müzesi” olarak 1819’da açıldı. Müzede sadece İspanyolların değil, Avrupalı sanatçıların dünyaca ünlü eserleri sergileniyor. Prado Müzesi’nde yer alan koleksiyonun temeli 16. yüzyılda kraliyet ailesinin sahip olduğu eserlere dayanıyor ancak geçen süre içerisinde başyapıt diyebileceğimiz birçok eser müzeye dâhil olarak dünyanın en önemli sanat müzesi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlginç bir hikâyeye sahip olan Debod Tapınağı, İspanya’nın en sıra dışı mekânlarından biri… Mısır devleti tarafından 1968’de İspanya’ya hediye edilen bu yapı, Aswan’ın 15 km güneyine inşa edildi. Milattan önce ikinci yüzyılın başlarında Meroë kralı Adikhalamani tarafından Mısır Tanrısı Amun için başlatılan yapının inşaatı, küçük ve tek odalı bir şapel olarak tasarlandı.  Bu tapınağa çok benzer bir başka tapınak Dakka’da inşa edilirken, yapı Roma İmparatorluğu döneminde tamamlandı. 1960’ta Aswan’ın yaşadığı dönüşüm esnasında anıtların zarar görmesi üzerine UNESCO, uluslararası bir çağrı yaparak yapıyı koruma altına almak istedi. Çağrıyı cevaplayan İspanya oldu ve Mısır hükümeti bu tarihi yapıyı İspanya’ya bağışladı. Tapınak eskiden askeri kışlaların bulunduğu Madrid’in yakınındaki Campo del Moro ve Parque del Oeste bölgelerindeki Parque de Rosales’e yeniden inşa edildi ve 1972’de halka açıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Santiago Bernabéu Stadyumu, dünyaca ünlü Real Madrid Spor Kulübünün resmi stadyumu olarak 1947’de açıldı. Efsane maçların oynandığı bu stadyum ilk yapıldığında 70 bin kapasiteli olarak açılmış, 1953’te 120 bin kapasiteye ulaşmıştır. Ancak UEFA standartlarına uymak adına tekrar 90 bin kişiye düşürülmüştür. Santiago Bernabéu, İspanya ve Madrid’in ilk stadyumlarından biri olarak tarihe geçmiştir. Dünyanın her yerinden milyonlarca ziyaretçi hem tarihi stadyumu görmek hem de Real Madrid takımının maçlarını izlemek için şehre akın etmektedir. Santiago Bernabéu, 2001 ve 2006 yılları arasında tamamen yenilenmiş ve modernize edilmiştir. Stadyum, tarihinde dört Avrupa Kupası ve Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapmıştır. İlk final, 1957’de Real Madrid ile Fiorentina, ikincisi 1969’da AC Milan ve Ajax, üçüncüsü 1980’de Nottingham Forest ile Hamburg ve sonuncusu 2010 yılında Internazionale ve Bayern Münih arasındadır.

  • KUZEY AVRUPA’DA YER ALAN ÜLKELER

    Adı üstünde, Avrupa’nın kuzeyinde yer alan ülkeler Kuzey Avrupa ülkelerini oluşturmaktadır. Ortak bir coğrafyayı paylaşan, kültür ve dil olarak birbirine yakın, yer altı kaynakları bakımından zengin, tarım ve hayvancılık açısından oldukça gelişmiş olan bu ülkeler refah seviyelerinin yüksekliği ile ünlüdürler. Kuzey Avrupa üç bölüme ayrılabilir: İskandinavya, Baltıklar ve Britanya Adaları. Bu ülkelerden birkaçını sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İskandinav ülkelerinin en güneyindeki Danimarka topraklarının büyük bölümü Jütland Yarımadası’nda bulunmaktadır. Başkent Kopenhag ise ülkenin 443 adasından en büyüğü Zealand üzerinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İskandinav ülkelerinden Finlandiya’nın komşuları Rusya, Norveç ve İsveç’tir. Ayrıca Botniya Körfezi’yle sınırı bulunmaktadır. Finlandiya, 338 bin kilometrekareyi aşan yüz ölçümünde 180 binden fazla göl barındıran bir ülkedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İskandinav Yarımadası’nın batısında konumlanan ve kıyısındaki binlerce fiyortla ünlü olan Norveç’in komşuları Finlandiya, İsveç ve Rusya’dır. Ayrıca Atlas Okyanusu’nun bir kolu olan Norveç Denizi’yle uzun bir kıyısı bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneyinde yer alan Öresund Köprüsü’yle Danimarka’ya bağlanan Kuzey Avrupa ülkesi İsveç’in diğer komşuları Norveç ve Finlandiya’dır. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler arasında üçüncü büyük ülke olan İsveç’in yüz ölçümü yaklaşık 450.295 kilometrekaredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İzlanda bir ada ülkesidir. İskandinavya ve Büyük Britanya’nın kuzeybatısı ile Grönland’ın güneydoğusunda yer alır. Kuzeyi Arktik Okyanusu ile çevrili olan İzlanda, Avrupa’nın nüfus yoğunluğu en az olan ülkesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Avrupa ülkelerinden olan Estonya aynı zamanda Baltık Denizi’ne kıyısı bulunan bir Baltık devletidir. Finlandiya Körfezi, Rusya ve Letonya ile de komşu olan Estonya’nın ana karada toprağı bulunurken, Baltık Denizi’nde 2.222 adaya sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Letonya, komşuları Estonya, Litvanya, Rusya ve Belarus olan bir Kuzey Avrupa ülkesidir. Yüzde ellisi yeşillik olan, göl ve nehir zengini Letonya’nın başkenti Riga’dır. Ülke nüfusunun üçte biri başkentte yaşamaktadır.

  • DÜNYANIN EN BÜYÜK ALTINCI ÜLKESİ: AVUSTRALYA

    Bu sayfada çok uzaklardaki bir ülkeye kısa bir tura çıkaracağız sizi… Uzun yıllar İngilizlerin sömürgesinde kalan ve 1942 yılında bağımsızlığına kavuşan ülke doğası, doğal yaşamı, sakin ve huzurlu sosyal yaşamıyla ünlü Avustralya’ya…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Avustralya konum olarak güney yarım kürede, Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında, Okyanusya Kıtası’nda yer alır. Yüz ölçümü bakımından Çin, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Brezilya’dan sonraki en büyük ülkedir ve hiçbir ülkeyle kara sınırı yoktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Komşuları, okyanusa dağılmış ada ülkeleridir. Bunlar; Endonezya, Doğu Timor, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Vanuatu, Yeni Kaledonya ve Yeni Zelanda’dır. Üstünde binlerce yıldır yaşam olan Avustralya’nın yerlileri, Aborjinlerin atalarıdır. Bölge, 18. yüzyıldaki keşif ve göçlerle İngiltere’nin hâkimiyetine girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avustralya isminin kökeni Latinceye dayanır ve güneydeki, güneyden gelen anlamındaki “Australis” kelimesinden gelir. Avustralya ismi 1824 yılında Britanya Krallığı tarafından onaylanmıştır. Para birimi Avustralya doları olan ülke, İnsani Gelişme Endeksi açısından ön sıralardadır. Kanberra (Canberra) ülkenin başkentidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Avustralya’nın en ünlü şehri Sidney’dir. Ülkenin güneydoğu ucunda yer alan ve en eski yerleşimlerinden olan Sidney; Sidney Opera Binası, limanı, köprüsü ve kulesi ile kültürel ve turistik açıdan önemlidir. En kalabalık ve popüler ikinci şehri de yine güneydoğu uçta yer alan Melbourne’dür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çevresi okyanusla çevrili ülkenin doğası göz kamaştırıcıdır. Batısında yer alan Mount Augustus Dağı, dünyanın tek parça kayadan oluşan en büyük dağı iken, ülkenin en yüksek dağı ise Kosciuszko Dağı’dır (2228 metre). Pembe suyuyla ünlü Hillier Gölü, parlak beyaz kumuyla ünlü Whitehaven Sahili gibi çok sayıda doğa harikası vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Avustralya’daki insan nüfusunun neredeyse iki katı sayıya sahip olan canlılar ise kangurulardır. Ülkenin sembolü hâline geren bu sevimli canlıların nüfusu bir taraftan kontrol altında tutulmaya çalışılmakta bir taraftan da yasalarla korunmaktadır. Yer yer vahşi yaşamın da hüküm sürdüğü ülkede Tasmanya canavarı da ün yapmış hayvanlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kapladığı 344,400 kilometrekare alan ile dünyanın en büyük mercan resifi olan Büyük Set Resifi de Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarında yer alır. 1981 yılında Dünya Mirasları arasına alınan doğa harikasına, ülkenin kuzeydoğu ucundan ulaşım sağlanabiliyor.

  • Dilini Bilmediğiniz Ülkeleri Seyahat Ederken Zorluk Yaşamamanız İçin 8 Öneri

    Dilini Bilmediğiniz Ülkeleri Seyahat Ederken Zorluk Yaşamamanız İçin 8 Öneri

    Farklı kültürler ile yerinde tanışmak, daha önce görmediğiniz coğrafyaları keşfetmek her zaman güzeldir; güzeldir ama gittiğiniz yerin dilini bilmiyorsanız seyahatinizde bazı zorluklarla karşılaşabilirsiniz. Avrupa ülkelerinde yolunuzu bulmak daha kolay olsa da seyahatinizi farklı kıtalara genişlettiğinizde yerel dili bilmemek bir soruna dönüşebilir. Seyahat sever okurlarımızı düşündük ve dilini bilmediğiniz bir ülkede zorluk yaşamamanız için neler yapabileceğinizi listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bonsoir, iletişim, communication

    Dilini bilmediğiniz bir ülkede rahat etmenin en kolay yolu o dildeki bazı basit kelimeleri öğrenmek… “Günaydın, merhaba, iyi akşamlar” gibi kelimeler şehrin sakinleriyle iletişiminizi daha samimi bir boyuta taşıyabilir, “yardım, tuvalet“ gibi kelimeleri öğrenmek ise sizi zor durumlardan kurtarabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlk kez gittiğiniz bir şehirde konaklayacağınız otelin yerini bulmak genellikle zor olur, hele o ülkenin dilini bilmiyorsanız tatiliniz sıkıntıyla başlayabilir. Gideceğiniz otelin adını ve adresini bir kâğıda yazın, ismi telaffuz edemeseniz bile bu kâğıdı bir şehir sakinine göstererek yolunuzu bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kendi ülkeniz içinde bile seyahat edecek olsanız yola çıkmadan önce bolca araştırma yapmak daha verimli ve sorunsuz bir tatil geçirmenizi sağlar, fakat konu dilini bilmediğiniz bir ülke olduğunda araştırma işini daha da ciddiye almalısınız. Gideceğiniz şehirde hangi ulaşım araçlarını kullanabileceğinizi, bu araçların biletlerini nasıl satın alacağınızı önceden bilmeniz, hatta mümkünse bu biletleri yola çıkmadan önce internetten satın almanız işinizi kolaylaştıracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gideceğiniz ülkenin gelenekleri farklı olabilir, bizim kültürümüzde kibarlık olarak görülen bazı hareketler orada kaba davranışlara karşılık gelebilir. Yanlış anlaşılarak seyahatinizin tadını kaçırmamak için gideceğiniz ülkenin kültürü hakkında bilgi edinin, bunun için seyahat severlerin kurduğu forumlara, blog yazılarına başvurabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Seyahatiniz boyunca cebinizde kalem ve not defteri taşımayı alışkanlık haline getirin. Bu defteri şehir sakinlerinden aldığınız tavsiyeleri not etmek için kullanabilir hatta konuşarak iletişim sağlayamadığınız noktalarda derdinizi çizerek anlatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dilini bilmediğiniz bir ülkeyi ziyaret ederken teknolojinin nimetlerinden de faydalanabilirsiniz. Yola çıkmadan önce akıllı telefonunuza çeviri yapan aplikasyonları indirmeyi unutmayın. Bu uygulamalar hem konuşmaları hem de yazılı metinleri saniyeler içinde çevirebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Akıllı telefonunuzun seyahat sırasında kullanabileceğiniz bir diğer özelliği ise GPS sayesinde geçtiğiniz yolları kaydedebilecek olmanız. Böylece yolunuzu kaybederek otelinize geri dönememe riskini tatilinizden uzak tutmuş olursunuz. Eğer seyahatinizde mobil internete ulaşımınız mümkün olamayacaksa, yola çıkmadan önce internete gerek duymayan bir şehir haritasını telefonunuza indirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Cep telefonları gündelik hayatta olduğu gibi tatilde de birçok kolaylık sağlıyor ama ne yazık ki şarjları kötü zamanlarda bitebiliyor. Siz böyle bir duruma karşı önleminizi alın ve çantanıza hem telefonunuzu şarj edebilmek için bir güç kaynağı (powerbank) hem de gittiğiniz şehrin haritasını ve toplu taşıma çizelgelerini koymayı unutmayın.

  • DÜNYANIN EN ÇOK ZİYARET EDİLEN İLK 5 ÜLKESİ

    Her yıl milyonlarca insan valizini toplayıp yola çıkıyor: Kimi yeni tatlar denemek, kimi tarihî sokaklarda dolaşmak, kimi de sadece denizin keyfini çıkarmak için… Bu hareketlilik, yalnızca gezginlerin hayallerini değil; şehirlerin ekonomisini, kültürlerin buluşmasını ve ülkelerin tanıtımını da şekillendiriyor. İşte bu yüzden Birleşmiş Milletler, 1979’da aldığı kararla 1980’den beri 27 Eylül’ü “Dünya Turizm Günü” olarak kutluyor. Ve gelelim en çok merak edilen kısma… BM Dünya Turizm Örgütünün (Mayıs 2025) verilerine göre Türkiye, 2024’te 56,7 milyon yabancı ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken 4. ülkesi olarak karşımıza çıkıyor. Peki, diğer ülkeler hangileri? İşte ziyaretçi sayısıyla öne çıkan ilk 5 ülke…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fransa” title_font_size=”13″]

    BM Dünya Turizm Örgütünün verilerine göre 102 milyon ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken ülkesi olan Fransa, Disneyland Paris ile öne çıkıyor; Avrupa’nın önde gelen eğlence merkezi, Val-d’Europe Bölgesi’nin ekonomik ve kentsel gelişimine katkı sağlıyor. Paris’teki Louvre Müzesi, paha biçilmez sanat eserlerini sergileyerek ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Versailles Sarayı, kraliyet ihtişamını yansıtarak tarih meraklılarının dikkatini çekerken Eiffel Kulesi, Paris’in ve Fransa’nın simgesi olarak dünya çapında tanınan en ikonik yapılar arasında yer alıyor. Modern sanat alanında Pompidou Merkezi, 20. ve 21. yüzyıl görsel sanatlarını sergiliyor; Provence’ın lavanta tarlaları ve Côte d’Azur sahilleri ise doğal güzellik ve deniz keyfi arayanları cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İspanya” title_font_size=”13″]

    İspanya’da Katalonya öne çıkıyor ve Barselona’nın da bulunduğu bu bölge, turistlerin ilgisini çekiyor. Balear Adaları, doğal plajları ve berrak sularıyla tatilcileri ağırlıyor. Endülüs; Mağribi mirası, flamenko dansı ve Costa del Sol’un güneşli plajlarıyla seviliyor. Kanarya Adaları, sunduğu çeşitli doğal manzaralar ve plajlarla gezginleri etkiliyor. Festivalleri ve sahil cazibesiyle Valensiya Topluluğu da ziyaretçilerini karşılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amerika Birleşik Devletleri” title_font_size=”13″]

    ABD’de New York öne çıkıyor ve New York Newark-Jersey City Bölgesi uluslararası ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Florida, Miami-Fort Lauderdale-West Palm Beach Bölgesi’yle tatilcileri ağırlıyor. Kaliforniya, Los Angeles-Long Beach-Anaheim ve San Francisco-Oakland-Berkeley bölgeleriyle seviliyor. Nevada, Las Vegas’ıyla dikkat çekiyor; Teksas ise ziyaretçileri çeşitli kültürel ve şehir deneyimleriyle karşılıyor. Orlando-Kissimmee-Sanford Bölgesi ise tema parkları ve eğlence olanaklarıyla turistleri çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de İstanbul öne çıkıyor ve Ayasofya, Sultanahmet Camii ile Topkapı Sarayı gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Antalya; eski şehir merkezi, plajları ve tatil köyleriyle tatilcileri karşılıyor. Kapadokya; eşsiz kaya oluşumları, mağara evleri ve sıcak hava balonu turlarıyla göz alıyor. Efes, Celsus Kütüphanesi ve Büyük Tiyatro gibi kalıntılarıyla tarih meraklılarını etkiliyor. Pamukkale ise beyaz traverten terasları ve mineral bakımından zengin termal sularıyla doğal güzellik arayan ziyaretçileri cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalya’da Roma öne çıkıyor ve Kolezyum, Aziz Petrus Bazilikası ile Trevi Çeşmesi gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçileri cezbediyor. Milano, katedrali ve küresel moda merkezi kimliğiyle ilgi topluyor. Venedik, kanalları ve eşsiz sanatsal mirasıyla romantik bir atmosfer sunuyor. Floransa, Rönesans’ın beşiği olarak sanat ve mimarisiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Rimini ise Adriyatik kıyılarındaki plajlarıyla deniz ve güneş keyfi arayanları etkiliyor.

  • İLGİNÇ YASAKLARIYLA ÜNLÜ ADA ÜLKESİ

    Tarihi 11. yüzyıla kadar uzanan, 19. yüzyılın sonlarında kauçuk ve kalay madenleri ile zenginleşen Singapur, en pahalı ülke statüsünü yıllardır başka bir ülkeye kaptırmıyor. Doğa ile modern yapıların iç içe geçtiği, farklı kültürlerin ahenk içinde yaşadığı ülke hakkındaki ilginç bilgileri derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Singapur, temelde bir büyük ada ülkesi olsa da ana adayı çevreleyen, çoğu ıssız 64 adet ada ve adacıktan oluşur. Malezya ve Endonezya arasında yer alan küçük ada ülkesi Singapur, şehir devleti statüsündedir ve bağımsızlığını 1965’te ilan etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Singapur, günümüzde 4 resmî dile sahip çok dilli ülkelerden biridir. Singapur’da Çince, İngilizce, Malayca ve Tamilce dilleri konuşulur. Eğitim ve iş sektörünün resmî dili ise İngilizcedir. Singapurlular İngilizce konuşma diline özgü kelimeleri kendilerine has şekilde kullanır ve bu aksana Singlish denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Singapur, Güneydoğu Asya’da, Tayland, Birmanya ve Malezya topraklarının yer aldığı Malay Yarımadası’nda yer alır. İlk yerleşimciler 11. yüzyılda gelen Malay halkıdır. Şehrin adı da Malay dilinde aslan anlamına gelen ‘’simha veya singha’’ kelimelerinden gelmiştir. Ülkenin ulusal sembolü de aslandır. Ancak ülkenin geçmişine bakıldığında aslanların yaşadığına dair herhangi bir kayıt bulunamamıştır. Rivayete göre 14. yüzyılda Malezyalı bir prens, Singapur kıyılarına yaptığı sandal gezisi sırasında kıyıda heybetli bir aslan görür. Prens, gördüğü bu aslanın heybetinden oldukça etkilenir ve aslanın bu adaya şans ve güç getireceğine inanır ve kentin sembolü haline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Singapur Cumhuriyeti’nin %75’ine yakınını Çinliler; geri kalan nüfusu ise Malaylar, Hintliler ve azınlıklar oluşturur. Küçük olmasına rağmen ticarete dayalı ekonomisi; gelişmiş turizmi, gemi yapımı, petrol rafineri ve elektronik endüstrileri ile dikkat çeken Singapur’un en büyük adası ise Sentosa’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Singapur denilince ilk akla gelen yüksek ve modern binaları olsa da aslında ülke topraklarının neredeyse yarısı bitki örtüsü ile kaplıdır. Hatta sıcak havanın soğumasına yardımcı olduğundan ülkedeki çoğu binanın terasında ağaç ve bitkiler yetiştirilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Vatikan ve Monaco ile birlikte günümüzde hayatta kalan üç şehir devletinden biridir. Aynı zamanda 682.7 kilometre kare alanı ile dünyanın en küçük ülkeleri arasında 20. sırada yer alır. Amerika’dan 15 bin kat daha küçüktür. Toprağı küçük olsa da nüfusu yoğun olan Singapur’da sakız çiğnemek, sokaklara çöp atmak, yere tükürmek, kamusal alanlarda su dışında bir içecek içmek, arabaları kirli bırakmak yasaktır ve ciddi cezalar uygulanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünya mutfaklarının her çeşidinin bulunduğu ülkede halkın çoğunluğunun dışarıda yemek yeme alışkanlığı vardır. Singapur mutfağı, kozmopolit yapısından dolayı çeşitli etnik grupların yeme-içme kültüründen etkilenmiştir. Geniş gastronomi yelpazesinde Malezya, Çin ve Hint mutfakları başı çekse de Japonya, Tayland, Kore gibi Asya ve Batı restoranlarına sıkça rastlanılır. Fiyat ve hijyen koşulları hükümet tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir.

  • MUHTEŞEM DOĞASI VE BİNLERCE ADASIYLA FİLİPİNLER

    Doğusunda Pasifik Okyanusu, batısında Güney Çin Denizi bulunan ada ülkesi Filipinler, doğal güzellikleri, zengin kültürel mirası ve misafirperver insanlarıyla keşfedilmeyi bekleyen bir ülke. Güneydoğu Asya’nın gözde turizm ülkeleri arasında yer alan Filipinler hakkındaki bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Filipinler, Portekizli kâşif Ferdinand Macellan tarafından 16. yüzyılda keşfedilmiştir. Macellan, İspanya adına düzenlediği deniz seferinde Doğu Hint Adaları’na ulaşmayı hedeflemiş ancak 1521’de Filipinler’in üçüncü büyük adası olan Samar Adası’na ulaşmış ve Filipinler’e ayak basan ilk Avrupalı olmuştur. Ülke, 1542’de İspanya Kralı II. Philip’in onuruna “Las Islas Filipinas” ismini almıştır. 300 yıldan daha fazla bir süre İspanyol İmparatorluğu’nun hakimiyetinde olan ülke, 1898’de bağımsızlığını ilan etmiş ve resmî adı “Filipinler Cumhuriyeti” olmuştur. Macellan ise buradaki fetih savaşında yerel bir şef olan Filipinler’in ulusal kahramanı Lapu-Lapu ile girdiği çatışmada hayatını kaybetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Filipinler, dünyanın en büyük ikinci takımadalarından biridir. Birinci sırayı Güneydoğu Asya’daki Endonezya 17 bin ada ile alırken, Filipinler 7000’den fazla ada ve adacık ile ikinci sırada yer alır. Filipinler’de sadece 900’e yakın ada ve adacıkta yerleşim vardır. Kuzeyde Luzon, orta kesimde Visayas ve güneyinde Mindanao; ülkenin başlıca en büyük üç adasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Filipinler, “Pasifik Ateş Çemberi” olarak bilinen volkanik bir kuşak üzerinde yer alır. Ülkede birçok aktif volkan bulunurken, 1991’e kadar sönmüş volkan kabul edilen Pinatubo Yanardağı’nda 600 yıla yakın sessizliğinin ardından 1991’de patlama meydana gelir. Bu patlama, 20. yüzyıldaki en şiddetli ikinci patlama olarak kabul edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Filipinler’deki Palawan Adası’nda dünyanın en büyük su altı mağarası bulunmaktadır. Puerto Princesa Yeraltı Nehri Millî Parkı’ndaki 8,2 kilometre uzunluğa sahip mağara, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Filipinler’de yaklaşık 120 dil konuşulmaktadır. Yerel dilleri olan Sabuanca ve Filipinceyi konuşan nüfus sayısı ülkenin yarısı olsa da eğitim dili İngilizce ve Filipincedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tropikal iklime sahip Filipinler, biyolojik çeşitlilik açısından da oldukça zengin bir ülkedir. Maymun yiyen kartal, bir diğer adıyla Filipin kartalı, ülkenin ulusal kuşudur. Bu kuşun nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle kartala zarar verenler ağır para cezasının yanı sıra 12 yıl hapis cezası almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2018’de Filipinler’in gözde tatil adası Boracay, altı ay boyunca turizme ve ziyarete kapatılmıştır. Bunun nedeni adaya olan aşırı talep ve sonrasında gelen çevre kirliliğidir. Turkuaz rengindeki denizi, ormanları ve dört kilometrelik beyaz kum sahili ile ünlü adada; düzensiz yapılaşmadan kaynaklı çevre kirliliğinin önüne geçmek, tatil köylerindeki kalabalığı azaltmak ve kanalizasyon sularının denize karışmasını önlemek için yeni kurallar getirilmiş ve temizlendikten sonra kapılarını tekrar ziyaretçilerine açmıştır.

  • EL DEĞMEMİŞ DOĞASI VE MODERN ŞEHİRLERİ İLE VİETNAM

    Vietnam, Çin, Fransa ve ABD’ye karşı verdiği kurtuluş mücadelesi ve Kuzey-Güney Vietnam iç savaşıyla hüzünlü bir geçmişe sahip olmasına rağmen, günümüzde hızla gelişen Asya ülkelerinden biri olarak öne çıkıyor. Güneydoğu Asya’da, Çinhindi Yarımadası’nın doğu ucunda yer alan bu büyüleyici ülke hem doğal hem de kültürel zenginlikleriyle dikkat çekiyor. Zengin doğası, köklü kültürel mirası, yemyeşil pirinç tarlaları, sıra dışı kireç taşı oluşumları ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren eşsiz doğal alanlarıyla Vietnam, geçmişin izlerini geleceğin dinamizmiyle birleştiriyor. Modern şehirlerinin hızla büyüyen yapısı, Vietnam’ı Asya’nın yükselen yıldızlarından biri hâline getiriyor. Dev yayın balıkları, Çinhindi kaplanları, Saola antilopları ve Sumatra gergedanları gibi nadir görülen pek çok hayvan türünün yaşam alanı olan bu ülke, biyolojik çeşitliliğiyle de öne çıkıyor. Vietnam’ın eşsiz güzelliklerini ve önemli turistik noktalarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ha Long Körfezi” title_font_size=”13″]

    UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Kuzey Vietnam’daki Ha Long Körfezi, göz alıcı kalker oluşumları ve etkileyici manzarasıyla dünya çapında ün kazanmıştır. Denizden yükselen ve kıyısı olmayan 1.600’den fazla farklı şekil ve büyüklükteki kireç taşı adacıklar, körfezin büyüleyici güzelliğinin temelini oluşturur. Bu adacıklar, deniz ve yağmur sularının milyonlarca yıl boyunca kireç taşını aşındırmasıyla meydana gelerek eşsiz bir peyzaj ortaya çıkarmıştır.

     

    Ha Long Körfezi’nde bulunan doğa harikası mağaralar, yüzen balıkçı köyleri ve geleneksel yaşam tarzını yansıtan evler, bölgeyi keşfetmek isteyenler için unutulmaz bir deneyim sunar. Mercan resifleri ve deniz çayırlarıyla kaplı zengin suları, kano turları veya özel gemi seyahatleriyle yakından keşfedilebilir. En büyük ve en iyi korunmuş tropikal karstik alanlardan biri olarak kabul edilen Ha Long Körfezi’ndeki, tuzlu suya dayanıklı ağaç ve çalılardan oluşan mangrov ormanları, bu bölgeye özgün bir manzara sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Phong Nha Mağarası” title_font_size=”13″]

    UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Phong Nha-Kẻ Bàng Ulusal Parkı, etkileyici doğal oluşumları ve eşsiz yer altı harikalarıyla Vietnam’ın en büyüleyici destinasyonlarından biridir. Parkın en ünlü yapılarından biri olan Phong Nha Mağarası, kireç taşı oluşumlarına, yer altı nehirlerine ve geniş mağara sistemlerine ev sahipliği yapar. Yedi kilometreden fazla uzunluğa sahip mağaranın 1,3 kilometrelik bölümü, dünyanın en gizemli yer altı nehirlerinden birini barındırır. 25 metre genişliğinde ve 10 metre yüksekliğindeki devasa girişinden içeri adım atan ziyaretçileri, zümrüt tonlarında ışık yansıtan berrak sularıyla ünlü büyüleyici bir yer altı gölü karşılar. Botlarla gezilebilen bu mağarada iki ana tur rotası bulunur. Kısa bir keşif yapmak isteyenler için 1.500 metrelik tur ideal bir seçenektir. Daha fazla macera arayanlar ise mağaranın derinliklerine uzanan 4.500 metrelik uzun turu tercih edebilir. Phong Nha Mağarası hem doğa tutkunları hem de macera severler için unutulmaz bir deneyim sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sa Pa” title_font_size=”13″]

    Vietnam’ın kuzeyindeki dağlık bölge Sa Pa, ülkenin ikonik pirinç tarlalarının bulunduğu yer olarak tanınır. Bu eşsiz teraslı tarlalar, köylerdeki yerel halk tarafından yüzyıllardır sürdürülen geleneksel tarım yöntemleri ile inşa edilmiştir ve UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır. Yaklaşık 1.500 metre rakımıyla, Vietnam’ın diğer bölgelerine göre farklı bir iklime sahiptir. Bu özellik, Sa Pa’ya hem kendine has bir doğal güzellik hem de özgün bir kültürel doku kazandırmıştır. Birçok etnik grubun bir arada yaşadığı bu bölgede, topluluklar geleneksel kıyafetleri, el sanatları ve özgün yaşam biçimleriyle kültürel bir mozaik oluşturur. Cat Cat ve Ta Van Köyü, bu zenginliği yakından gözlemlemek isteyen turistlerin en çok ziyaret ettiği yerler arasındadır. Sa Pa’nın büyüleyici doğasının yanı sıra, yerel pazarları da ziyaretçilerin ilgisini çeker. Bu pazarlarda el dokuması kumaşlar, geleneksel ahşap şapkalar, takılar ve diğer otantik ürünler bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mekong Deltası” title_font_size=”13″]

    Ülkenin güneyinde, Mekong Nehri’nin denize döküldüğü bölgede yer alan Mekong Deltası, su kanallarından oluşan devasa bir labirent gibidir. Bu eşsiz su yolları, yalnızca ulaşımı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bölgenin ticaret hayatında da önemli bir rol oynar. Bölge halkının gündelik ihtiyaçlarını karşıladığı Cai Rang gibi yüzen pazarlarda, teknelerin üzerinde taze meyveler, sebzeler, balıklar ve diğer ürünlerin satışı yapılır. Mekong Deltası, küçük kanallar ve su yollarıyla bölünmüş, zengin tarım arazileri ve sulak alanlarla kaplı bir bölgedir. Burada yetiştirilen pirinç, Vietnam’ın tarım sektörünün belkemiğini oluşturur ve bölgeye “ülkenin pirinç ambarı” ünvanını kazandırır. Tropikal muson ikliminin etkisi altındaki deltada, yaz aylarında artan yağışlar sık sık taşkınlara neden olur. Ancak bu taşkınlar, aynı zamanda bölgedeki toprakların verimliliğini artıran doğal bir döngünün parçasıdır. Deltanın sulak arazileri, binlerce farklı balık, kuş ve bitki türüne ev sahipliği yaparak biyolojik çeşitlilik açısından da son derece zengin bir alan oluşturur. Mekong Deltası hem tarımsal üretim kapasitesi hem de doğal zenginlikleriyle, Vietnam’ın en önemli ve etkileyici bölgelerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Con Dao Adaları” title_font_size=”13″]

    Vietnam’ın güneyinde, Çin Denizi’nde yer alan ve birçok adadan oluşan Con Dao Adaları hem karanlık geçmişi hem de doğal güzellikleriyle dikkat çeker. Uzun yıllar boyunca bir ceza kolonisi ve sürgün yeri olarak kullanılan bu adalar, günümüzde de tarihin izlerini taşımaktadır. 19. yüzyılda Fransızlar, siyasi mahkûmları bu adalara hapsetmiş; Vietnam Savaşı sırasında ise Güney Vietnam rejimi, aynı amaçla adayı kullanmaya devam etmiştir. Adada bulunan “kaplan kafesleri” adlı zindanlar, bugün hâlâ ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği yerler arasındadır. Ayrıca, adaların altına inşa edilen gizli tüneller, hapishane mahkûmları için kaçış veya saklanma noktaları olarak tarihe geçmiştir. Con Dao Adaları, geçmişteki bu karanlık izlerin ötesinde büyüleyici doğal güzellikleriyle de kendine hayran bırakır. El değmemiş plajları, kristal berraklığındaki suları ve renkli mercan resifleriyle, dünya çapında dalış meraklılarının gözde noktalarından biri olarak kabul edilir. Ayrıca adalar, nadir rastlanan deniz canlılarına, deniz kaplumbağalarına ve tropikal bitki türlerine ev sahipliği yapar. 1993 yılında millî park statüsüne alınan Con Dao Adaları, bitki ve hayvan türlerini koruma amacıyla özel bir öneme sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Da Nang” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar tarihî İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri olan ve günümüzde Vietnam’ın hızla gelişen şehirlerinden biri olarak öne çıkan Da Nang, tarihî ve doğal güzellikleriyle göz kamaştırır. Şehir, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hoi An Antik Kenti’ne ev sahipliği yapar. Geleneksel ahşap evleri, el yapımı fenerleri ve tarihî dokusuyla ünlü olan Hoi An, Vietnam’ın kültürel mirasının en özel örneklerinden biridir. Bu büyüleyici kenti ziyaret eden turistlerin uğrak noktalarından biri de 2018 yılında ziyarete açılan, dikkat çekici mimarisiyle Altın Köprü’dür. Altın Köprü, deniz seviyesinden 1.400 metre yükseklikte, iki devasa elin gökyüzüne doğru yükselerek taşıdığı eşsiz bir yapıdır. Ba Na Tepeleri’nin nefes kesen manzarasını bulutların arasından izleme fırsatı sunan bu köprü, kısa sürede Vietnam’ın en ikonik yapılarından biri hâline gelmiştir. Şehrin bir diğer etkileyici sembolü olan Ejderha Köprüsü, geceleri LED ışıklarıyla aydınlatılır ve haftanın belirli günlerinde ejderhanın ağzından püsküren ateş ve su şovlarıyla ziyaretçilere unutulmaz anlar yaşatılır. Da Nang’ın tarihi, doğal güzellikleriyle olduğu kadar savaşın izlerini taşıyan noktalarıyla da dikkat çeker. Mermer Dağları, savaş döneminde kullanılan gizli tünelleri ve mağaralarıyla ülkenin hüzünlü geçmişine ışık tutar. Bununla birlikte, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan askerleri tarafından “China Beach” olarak adlandırılan My Khe Plajı, yumuşak beyaz kumları, berrak suları ve sakin atmosferiyle dünyanın en güzel plajları arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ho Chi Minh Şehri” title_font_size=”13″]

    Ho Chi Minh Şehri, eski adıyla Saigon, Vietnam’ın en büyük ve en hareketli şehirlerinden biridir. Ülkenin ekonomi merkezi olan bu şehir, geçmişin izlerini ve modern çağın dinamizmini bir arada sunar. Şehrin en önemli simgelerinden biri olan Notre-Dame Katedrali, 1800’lerde Fransız sömürgesi döneminde, inşasında kullanılan tüm malzemelerin Fransa’dan getirilmesiyle yapılmıştır. Bu zarif yapı hem mimarisiyle hem de tarihiyle dikkat çeker. Yakınında yer alan Saigon Merkez Postanesi, Eiffel Kulesi’nin mimarı Gustave Eiffel tarafından tasarlanmış olup, Fransız mimarisinin zarif detaylarını yansıtır. Ho Chi Minh şehrinin modern yüzünü temsil eden Bitexco Finans Kulesi, 68 katı ve 178 metre yüksekliğiyle şehrin silüetini süsler. Bu görkemli gökdelenin gözlem terası, ziyaretçilere şehri panoramik olarak keşfetme fırsatı sunar. Şehir, yalnızca modern yapılarıyla değil, aynı zamanda Vietnam’ın zorlu tarihine tanıklık eden mekânlarıyla da öne çıkar. Savaş Kalıntıları Müzesi, savaşın yıkıcı etkilerini gözler önüne sererken, Reunification Palace (Birleşme Sarayı), iç savaşın son bulduğu ve Vietnam’ın birleşmesine tanıklık eden tarihî bir yapıdır. Şehir dışında yer alan ve savaş döneminden kalan Cu Chi Tünelleri, devasa yer altı ağıyla dönemin savaş stratejilerini anlamak isteyen ziyaretçiler için eşsiz bir deneyim sunar.

  • İZLANDA’NIN BAŞKENTİ REYKJAVİK

    Vikinglerin ana vatanı olan İzlanda, Kuzey Yarım Küre’nin en kuzeyinde bulunuyor. Doğal güzellikleriyle dikkat çeken ülkenin ismi, “buz ülke” anlamına gelse de Körfez Akıntısı etkisiyle aslında ılıman bir iklime sahip. Yılın farklı mevsimlerinde 24 saat boyunca gece ve gündüz yaşanabilen ülkenin başkenti Reykjavik, yeryüzündeki kutup bölgesine en yakın olan kent. Ülke nüfusunun yarısına ev sahipliği yapan başkentin 10 bin yıl öncesine kadar tamamının buzullarla kaplı olduğu tahmin ediliyor. Bir balıkçı kenti olan Reykjavik’in en dikkat çeken yerlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İzlanda’nın doğasından ilham alınarak tasarlanan Hallgrimskirkja, şehrin her yerinden görülebilen modern bir kilise. Ülkenin en çok ziyaret edilen turistik yerleri arasında olan kilisede Amerika’ya ilk ayak basan İzlandalı kâşif Leif Ericsson’un heykeli de bulunuyor. İzlanda’nın en büyük kilisesi olma özelliği taşıyan yapı, ismini 17. yüzyılda yaşamış şair ve din adamı olan İzlandalı Hallgrimur Petursson’dan almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Suyunun sıcaklığı ortalama 38 derece olan Mavi Lagün, jeotermal bir kaplıca. Şehri ziyaret edenleri romantik görünümüyle büyüleyen Lagün’ün sularının mavi renkte olmasının nedeni, suyun içinde bulunan silika mineralleri… Silis ve kükürt gibi minerallerin bolca bulunduğu bu kaplıca, özellikle sedef gibi cilt hastalığı yaşayanların da uğrak noktası. Mavi Lagün’e ulaşmak için yürünmesi gereken yol ise volkanik kayalardan oluşan eşsiz bir atmosfere sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Reykjavik’in kuruluşunun 200. yıl dönümü şerefine düzenlenen heykel yarışmasında birinci olan Solfar Heykeli, Atlas Okyanusu’ndaki Seabraut Yolu’nda sergileniyor. Eser, İzlandalıların geçmişteki keşfedilmemiş bölge vaadine, umuduna ve özgürlük rüyasına gönderme yapıyor. Bir rüya teknesi veya güneşe övgü olarak sembolize edilen heykelin sanatçısı ise Jon Gunnar Arnason.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Reykjavik’te bir kültür merkezi olan Perlan, kentin en önemli yapılarından biri. Sergi ve konserlerin düzenlendiği yapıda, jeotermal sıcak su bulunan altı büyük tank bulunuyor. İlk açıldığında sıcak su saklama alanı olarak kullanılan Perlan, 1991’de halka açık bir tesise dönüştürülmüş. Binada, İzlanda yaşam tarzını yansıtan bir müze de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir açık hava müzesi olan Reykjavik Kent Müzesi, İzlandalılar hakkında bilgi edinmek isteyenlerin adresi. 18. yüzyılda kentin yeniden planlanması sonucunda eski evleri yıkmak yerine bu açık hava müzesine taşımayı tercih eden kent sakinleri, bu sayede hem kültürlerine dair ögeleri korumuş hem de eskiyi yok etmeden modern bir şehrin kurulmasını sağlamışlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2011’de açılan Harpa, kentin konferans ve konser etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda bu mekân, müzikseverlerin de her sene buluştuğu önemli bir yer. Çünkü İzlanda’da Uluslararası Caz Günü, Harpa Konser Salonu’nda düzenleniyor ve dünyanın her noktasından müzisyenler performansını burada sergiliyor. Şehrin kültürel ve sosyal yaşam merkezi olan Harpa, göz alıcı mimarisinde kullanılan çelik çerçeveler ve cam paneller ile asimetrik bir görüntü oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Reykjavik’in geçmişi hakkında bilgi edinmek isteyenlerin adresi olan Arbaer, kasaba meydanını, köyü ve çiftliği oluşturan 20’den fazla binadan oluşan bir açık hava müzesi. Binaların çoğu Reykjavik şehir merkezinden taşınmış. 1957’ye kadar bir çiftlik olarak kullanılan müzede etnografik eserler ve eski model arabalar da sergileniyor.

  • Ülke Ülke Gezen Nehirler

    Ülke Ülke Gezen Nehirler

    Şu hayatta en güzeli Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirindeki gibi olabilmektir; yani bir nehir olarak eninde sonunda denizine kavuşabilmek… Bu kavuşmalar insan hayatında her zaman mümkün olmaz ama yeryüzündeki akarsular mutlaka bir yerde denizle buluşur. Sınırlar aşması, farklı toplumlarla selamlaşması gerekse de illa ki kendini bırakacağı bir deniz bulur. Ve bunun en güzel örneklerini sayfamızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]