Etiket: türkü

  • Karanlık Dünyasında Çiçekler Açtıran Âşık: Veysel Şatıroğlu

    Karanlık Dünyasında Çiçekler Açtıran Âşık: Veysel Şatıroğlu

    Dostlar beni hatırlasın diyerek göçtü bu dünyadan ama bırakın hatırlanmayı yaşadığı coğrafyada onu tanımayan, sazıyla sözüyle anmayan nerdeyse kalmadı. Fiziksel olarak görmüyor olmasına rağmen insan ruhunun zayıf ve erdemli taraflarını en iyi o görüp anlattı. Türküleriyle hala aramızda olan Âşık Veysel’i şimdi de yaşam hikâyesinden başlıklarla karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kendi cümleleri ile gözlerini kaybedişi” title_font_size=”13″]

    “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözlerini kaybettiğinde sazına kavuştu” title_font_size=”13″]

    Sivas ili Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya geldiğinde yıl 1894’tü. Çiçek hastalığından kaybetmeden önce iki kız kardeşi vardı Veysel’in. Kendisinin de ifade ettiği gibi yedi yaşında bir gözünü kör edip diğerinin büyük hasar almasının nedeni aynı hastalıktı. Hasarlı gözü tedavi edilecek iken talihsiz bir kaza ile onu da tamamen kaybetmişti. Çiftçi olan babası çocuğunu biraz olsun mutlu etmek için bir saz hediye etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öyle ya da böyle “âşık” olacaktı ” title_font_size=”13″]

    Âşıkların bol olduğu bir coğrafyada dünyaya gelmek belki de en büyük şansıydı. Önce onların türkülerini çalıp söylemeye başladı. Sonra sazına kendi cümleleri eşlik etti. Yalın Türkçesi ile kader dedi, umut dedi, sevin dedi, çalışın dedi, insanın zaaflarını dile getirip doğanın vefasından söz etti. Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü yazdığında 49 yaşındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Veysel’in dünyasını genişleten şair” title_font_size=”13″]

    Yazıp söyledikleriyle geniş bir dünyası olduğunu gösteren Veysel’in somut dünyasını genişleten ise şair ve öğretmen Ahmet Kutsi Tecer oldu. O dönem Sivas Maarif Müdürü olarak görev yapan Tecer, 1931 yılında ilk kez düzenlenen Halk Şairleri Bayramı’nda Âşık Veysel’le tanışmış, sonrasında onun Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yapmasını sağlamış, sanat çevresiyle diyaloğunun artmasına zemin hazırlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun ince bir yolda” title_font_size=”13″]

    Hüsranla biten 8 yıllık bir evliliğin ardından çocuklarının annesi torunlarının büyükannesi olacak Gülizar Hanım’la ömürlük bir evlilik gerçekleştirmişti. Bakın çocuklarından biri yıllar sonra nasıl anlatacaktı Veysel’i: “Çocuklarının saçlarını tarar, boylarını ölçerdi. Bizimle her zaman oyun oynardı. ‘Gelin çocuklar halay çekelim’ derdi. Türkü söylerdik biz o da dönerdi, yüreğiyle görürdü. Aklına şiir geldiği zaman yazdırırdı babam.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Benim sadık yârim kara topraktır” title_font_size=”13″]

    Çocuklarına “kuzum” diye seslenen, yemeklerden en çok kuru fasulyeyi seven, şiirlerini genellikle gece üreten Veysel Şatıroğlu 21 Mart 1973’te doğduğu köyde vefat etti. “Her kim olursa bu sırra mazhar / Dünyaya bırakır ölmez bir eser / Gün gelir Veysel’i bağrına basar / Benim sadık yârim kara topraktır.” dizelerindeki gibi ölmez eserler bırakmış, onu anlayanlar bağrına basmış ve o da sonunda sadık yârine kavuşmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evi müze, sureti heykel” title_font_size=”13″]

    Sivas’tan başlayıp tarihi önemi bulunan Gülhane Parkı’na kadar birçok yere heykeli dikilen ozanın doğup büyüdüğü ev günümüzde Âşık Veysel Müzesi olarak ziyaret ediliyor. Şiirleri, Deyişler, Sazımdan Sesler, Dostlar Beni Hatırlasın kitaplarında okuyucusuyla buluşurken, türküleri yaşlı-genç birçok sanatçının sesinde yaşıyor. Farklı müzik türleri Âşık Veysel dizeleriyle onurlanırken dostları onu hâlâ hatırlıyor.

  • 6 resimli tasvirle aşık veysel’in uzun ince bir yoldayım türküsü

    6 resimli tasvirle aşık veysel’in uzun ince bir yoldayım türküsü

    1894’te Şarkışla’da dünyaya gelen Âşık Veysel elinde sazı, tertemiz kalbiyle Anadolu topraklarını arşınladı. Duru ve anlamlı sözleri, dokunaklı müziğiyle bu toprakların sakinlerinin kulak pasını aldı, gönül gözlerini açtı. Âşık Veysel hep yollardaydı, şimdi 129. doğum gününde O’nu Uzun İnce Bir Yoldayım türküsü eşliğinde derin bir saygıyla anıyor, her dinleyenin içinde yer eden bu türküyü, resimli tasvirlerle huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Uzun İnce Bir Yoldayım
    Gidiyorum Gündüz Gece
    Bilmiyorum Ne Haldeyim
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyaya Geldiğim Anda
    Yürüdüm Aynı Zamanda
    İki Kapılı Bir Handa
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uykuda Dahi Yürüyom
    Kalmaya Sebep Arıyom
    Gidenleri Hep Görüyom
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kırk Dokuz Yıl Bu Yollarda
    Ovada Dağda Çöllerde
    Düşmüşüm Gurbet Ellerde
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Düşünülürse Derince
    Uzak Görünür Görünce
    Bir Yol Dakka Miktarınca
    Gidiyorum Gündüz Gece

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şaşar Veysel İş Bu Hale
    Kah Ağlaya Kahi Güle
    Yetişmek İçin Menzile
    Gidiyorum Gündüz Gece

  • Türküleri Sesiyle Zenginleştiren Sanatçı

    Türküleri Sesiyle Zenginleştiren Sanatçı

    “Süpürgesi yoncadan / Gayet beli inceden / Ben seni sakınırım /Yerdeki karıncadan” ya da “Zahide kurbanım ne olacak halim” gibi türkülerle zihinlere yerleşti. “Türkülerin Kraliçesi”, “Türkü Hazinesi” gibi unvanlarla anılan Bedia Akartürk sanat hayatında yarım asrı çoktan devirdi. Onu tüm Türkiye güçlü sesi kadar güler yüzüyle tanıdı ve sevdi. Ünlü sanatçı şimdi de Kültür ve Yaşam sayfasını zenginleştirip neşelendiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1941 yılında İzmir Ödemiş’te doğdu. Sesinin güzelliği ve gücü küçük yaşlarında ailesi tarafından fark edilince Ödemiş Müzik Cemiyeti’ne gönderildi. Yaşı tutmadığı için İzmir Radyosu sınavlarına giremiyordu ve çare yaşını 4-5 yaş büyütmekte bulundu. Birincilikle kazandığı İzmir Radyosu’nda 9 yıl çalıştıktan sonra Ankara Radyosu’na geçti, kısa sürede sesini tüm ülkeye duyurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1978 yılında çıkardığı Zühtü isimli albümle Altın Plak kazandı. Uzun havaları bülbül gibi kesilmeden okuyan sanatçının adı ülkenin büyük bozlak ustalarıyla birlikte anılmaya başlandı. Bedia Akartürk, Paris’teki ünlü müzik salonu L’Olympia Bruno Coquatrix, daha bilinen adıyla Olympia’da türküler söyleyen tek Türk sanatçı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sayısı 3.000’e yaklaşan türkü repertuvarıyla çok sayıda albüm çıkardı. Neşet Ertaş’ın hayatımıza kattığı “Tatlı dillim güler yüzlüm” türküsünü ilk kez plakta okuyan kişi oldu. Yumurtanın Kulpu Yok, Sıla Hasreti, Gitme Bülbül, Bayramdan Bayrama, Anam Ağlar, Anadolu Türküleri ve çıkardığı diğer albümlerle türküleri sesiyle mühürledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ses sanatçılığı ile kazandığı ün Bedia Akartürk’e film setlerinin kapılarını da araladı. Bunlardan biri “Yarim İstanbul’u Mesken Mi Tuttun” filmiydi. Ekonomik nedenlerle köyden İstanbul’a göç eden Ali ve Nazmiye’nin hikâyesinin anlatıldığı filmde başrolleri Yıldıray Çınar ve Ahmet Mekin’le paylaşmıştı. Allı Turnam, Bedia, Çile Dünyası, Hüzün, Yar Etmem Seni ise türküleriyle de renklendirdiği diğer filmler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bedia Akartürk radyo günlerinde başladığı konserlerini yarım asır boyunca sürdürdü. Ülkenin bütün illerinde verdiği konserlere Avrupa’nın pek çok ülkesini de eklemişti. Türkiye’de o kadar çok konsere gitmişti ki 7 ilimiz kendisine “Fahri Hemşehrilik” unvanını layık gördü. Ve aldığı ödüllerin, sahnede giydiği kıyafetlerin sergilendiği bir müze İzmir Ödemiş’te açıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kendisini türkü sevdalısı olarak niteleyen Bedia Akartürk türkülerin aslına sadık kalınmasını gerektiğini sık sık vurguladı. Bir röportajında gençlere tavsiyeleri ise şöyleydi: “Aslını bozdukları zaman bazı arabesk nağmeler falan koyduklarında türkünün özelliği gidiyor. Yörenin tavrından çıkıyor. Bir Kayseri, Kırşehir türküsünü arabesk tarzında okursan hiçbir tadı kalmaz. Memleketin kokusunu vermez. Onun için yapısını bozmamaları lazım.”

  • ÂŞIK MAHZUNİ ŞERİF’İN HAYATINDAN KISA KESİTLER

    “Dom Dom Kurşunu”, “Mamudo”, “Yuh Yuh”, “Merdo” gibi pek çok dillere pelesenk türkünün sahibi, gönlünü halk ozanı olmaya adamış Âşık Mahzuni Şerif’i ölüm yıldönümünde Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Mahzuni Şerif kimdir?” title_font_size=”13″]

    Soyunun Horasan’dan Tunceli’ye göç eden Ağuiçen aşiretine dayandığı bilinen ve Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde dünyaya gelmiş bir halk ozanı olan Âşık Mahzuni Şerif’in gerçek ismi Şerif Cırık’tır. O yıllarda ilçelerinde ilkokul olmadığı için Lütfü Efendi Medresesi’nde önce Kur’an eğitimi aldı, daha sonra köye açılan ilkokula geçiş yaptı. Ardından Mersin Astsubay Okulu’na giden Mahzuni, 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu’ndan da mezun olup, eğitim hayatını noktaladı ve 1961 yılında sevdalısı olduğu müzik dünyasına geçiş yaptı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın en büyük 3 ozanı arasına girdi” title_font_size=”13″]

    Gönlünü halk ozanlığına kaptırdığında henüz 12 yaşında olan Âşık Mahzuni Şerif, ortaokul yıllarından beri sosyalist düşünce ile ilgiliydi; toplumsal konulara eğilen ve geleneksel halk şiirini bu duygularla harmanlayan Mahzuni, protest şiirlerle toplumun sorunlarını dile getiren bir ozan olma yolunda hızla ilerledi. Tüm yaşamı boyunca 400’ün üzerinde plak ve 50’nin üzerinde kaset çıkardı; 1989-1991 yıllarında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Yalnızca plak ve kasetleri değil, kitapları da büyük ilgi gördü; Dolunaya Tül Düştü kitabı bu eserlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşık Mahzuni Şerif’in sanat hayatına girişi” title_font_size=”13″]

    Âşık Mahzuni Şerif büyük bir hızla ünlenip ve dahası yaşayan üç büyük ozandan biri unvanını alınca artık sanat dünyasının kapıları arkasına kadar açılmış oldu. 1961 yılında ilk plağını çıkaran Mahzuni, kendini “dünya kültürleri içinde bir parça, mazlum milletler içinde bir birey” olarak tanımlardı. Benimsediği bu bakış açısı ile eserlerine can verdi ve toplum-şiir-gerçeklik üçgeninde adını altın harflerle yazdırmaya devam etti. 1970’li yıllarda türkücüler ve pop sanatçıları eserlerini okumaya başladı, Âşık Mahzuni Şerif’in eserlerini icra edenler arasında Ersen ve Dadaşlar, Edip Akbayram, Cem Karaca gibi ünlü isimler vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eserleri ve Dom Dom Kurşunu hikâyesi” title_font_size=”13″]

    Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Fadimem, Gül Yüzlüm, Ciğerparem, Merdo, Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Yalan Dünya, Abur Cubur Adam, Ekmek Kölesi gibi eserleri müzik piyasasına kazandıran Mahzuni için Dom Dom Kurşunu eserinin büyük bir anlamı vardı.  Kulağa neşeli bir türkü gibi gelse de oldukça hazin bir olay neticesinde kaleme aldığı bu eserde domuz fişeği ile vurularak hayatını kaybeden yakın bir arkadaşının ardından acısını haykırmıştı. Aşkları, mutlulukları, kederi, mücadeleleri gibi bu yaşadığı büyük travma da sazına döküldü ve eseri günümüze kazandırdı. Değerli ozan ardında yüzlerce eser bırakarak, 17 Mayıs 2002 yılında 62 yaşında Almanya’nın Köln şehrinde hayata gözlerini yumdu.