Etiket: türk sinema tarihi

  • 8 Madde İle Efsane Rollerin Efsane Filmlerin Efsane Aktörü Şener Şen

    8 Madde İle Efsane Rollerin Efsane Filmlerin Efsane Aktörü Şener Şen

    Gerçekten tam da böyle… Oyunculuğu kadar aldığı roller, oynadığı roller kadar içinde olduğu filmler, hepsi unutulmazlar arasına girmiş durumda… Şener Şen’in iyi bir senaryoda yer almak adına yıllarca beklemesi de bu çizgiyi kaybetmek istememesi yüzünden zaten… 1989 yılında kaybettiğimiz büyük karakter oyuncusu Ali Şen’in oğlu olan sanatçı, sinemaya “öylesine” girmişti ama Türk Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasında yer aldı. 8 maddelik listemizde usta oyuncumuz Şener Şen’e yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Şener Şen sinema oyuncusu değil tiyatro oyuncusu olmak için yola çıkmıştı aslında, ne var ki tiyatro oyunculuğu ile geçimini sağlayamayınca sinemaya yöneldi. Figüran olarak ilk adımlarını attı ve aldığı ilk roller arasında başrol oyuncularından dayak yemek de vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Badi Ekrem adını duyduğumuzda gözümüzün önünde kırmızı eşofmanlarıyla beliren sempatik beden eğitimi öğretmeni Şener Şen’in çıkış yapmasını sağlayan ilk karakteriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Hababam Sınıfı’nın ardından gelen ve Kemal Sunal ile başrolleri paylaştığı Süt Kardeşler, Tosun Paşa,  Çöpçüler Kralı, Davaro gibi filmlerde karşımıza kurnazlık yapmaya, dolandırmaya, üçkâğıt ile işini yürütmeye çalışan rollerde çıktı. İşin tuhafı bu olumsuz özelliklere rağmen Şener Şen’in rolleri yine de izleyici tarafından kötüler sınıfına dâhil edilmedi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Namuslu filmindeki Ali Rıza Bey karakteri Şener Şen’in iyi yürekli bir insan olarak canlandırdığı ilk rolü olur. Hatta bu film öncesinde Ertem Eğilmez’in Şener Şen’e “Eğer bu film tutmazsa senin hayatın başlarken biter. Bir daha bir fırsat yakalayamazsın.” dediği rivayet edilir. Neyse ki Namuslu filmi büyük beğeni toplarken oyuncu ününe ün katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Şener Şen’in oynadığı roller çoktan efsaneleşmeye başlamıştır. Züğürt Ağa’daki köy ağası, Milyarder’in Muhsin Bey’i, Arabesk’in Şener’i… Hepsi de iyi kalplidir. Filmin sonunda kazanamazlar ama kaybeden de olmazlar… Şu bir gerçek ki şansları yaver gitmeyen insanlar olarak gönlümüze taht kurmuşlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Eşkıya filmi ile Şener Şen oyunculuğunun zirvesindedir. Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği film seyirci rekoru kırdığı gibi Oscar Ödülleri’ne aday adayı gösterilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Gönül Yarası filmindeki rolü olan emekli öğretmen Nazım, Şener Şen’e Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    şener şen filmleri

    Şener Şen bugüne kadar aldığı sayısız ödülün ardından son olarak 2016’da Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü alır.

  • 14 Madde ile Türk Sinema Tarihi

    14 Madde ile Türk Sinema Tarihi

    Hareketli fotoğraflar olarak tanımlandığı zamanlardan günümüze kadar uzanan bir sihirdir sinema. Fransız Lumier Kardeşlerin çektiği ilk film olan, Tren’in Gelişi filminin 1896 yılında Galata’da gösterilmesinin ardından, Türk sineması da kendi sihirbazlarını yaratarak günümüze uzanan illüzyonları ile bizleri büyülemeye devam ediyor.

    türk sineması, lumiere kardeşler

    Sinema ülkemize, Fransız Lumier Kardeşler’in çektiği ilk film olan, Tren’in Gelişi filminin 1896 yılında Galata’da gösterilmesiyle girdi. İstanbul’da yapılan ilk film gösterimi, izleyenlerin trenin üstlerine geldiğini sanmaları sebebiyle, salondan kaçmalarıyla son buldu.

    türk sinema tarihi, şaryo

    Dünyanın her yerine kameramanlar yollayan Lumier Kardeşler’in 1897 yılında kameraman Alexander Promio’yu İstanbul’a göndermesi üzerine ülkedeki ilk çekim yapılmış oldu. Haliç’te bir kayığın üzerinde yapılan çekim, günümüz kameralarının slider veya şaryo üzerinde yaptığı kaydırma (travelling) tekniği Türkiye’de ilk kez uygulanmış oldu.

    türk sinema tarihi

    1914-15 yıllarında Enver Paşa, Merkez Ordu Sinema Dairesini kurdu ve Fuat Uzkınay’ın Ayestefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı çekildi. Ancak bu filmin kopyası günümüze ulaşamadı veya henüz tozlu raflar üzerinde bulunamadı.

    merkez ordu sinema dairesi

    Merkez Ordu Sinema Dairesi, 1. Dünya Savaşı boyunca, savaş belgeselleri çekti.

    türk sinema tarihi

    1916’da Sigmund Weinberg’in çektiği ilk konulu Türk filmi Leblebici Horhor Ağa, başrol oyuncusunun ölümünün ardından tamamlanamadı.

    türk sinema tarihi, sansür

    Sinemamıza sansür 1918 yılında girdi. Ahmet Fehim’im yönettiği ‘Mürebbiye’ filmi, Fransız kadınlarını aşağıladığı gerekçesiyle o dönemde işgal altında olan Osmanlı’da yasaklandı.

    türk sinema tarihi

    Türk sinemasının ilk konulu filmleri 1917 yılında Sedat Semavi’nin yönetmenliğinde çekilen ‘Pençe’ ve ‘Casus’ filmleriydi. Ancak bu filmlerin günümüze ulaşabilmiş bir kopyası bulunmamaktadır.

    türk sineması

    Türk sinemasının ikinci film 1916’da çekimine başlanılan Himmet Ağa’nın İzdivacı oldu. 1916 yılında Sigmund Weinberg’ın çekimlerine başladığı film, oyuncularının Çanakkale Savaşı’na katılmasının ardından Reşad Rıdvan tarafından 1918 yılında tamamlanabildi.

    türk sineması, türk komedi sineması

    Türk sinemasındaki ilk komedi filmi ise yönetmen Hüseyin Şadi Karagözoğlu tarafından 1917 yılında çekildi. ‘Bican Efendi Vekilharç’ filmi büyük ilgi görünce, filmin devam serisi olan ‘Bican Efendi Mektep Hocası’ ve ‘Bican Efendi’nin Rüyası’ filmleri çekildi. Böylelikle sinema tarihimizdeki ilk film serisi çekilmiş oldu.

    türk sineması

    1922 yılından 1940’ların ortasına kadar Türk sinemasının tüm yükü usta yönetmen Muhsin Ertuğrul tarafından omuzlandı. Tiyatrocular dönemi olarak adlandırılan bu dönemde Muhsin Ertuğrul, 32 filme imza attı.

    türk sineması

    Muhsin Ertuğrul, Türkiye’nin ilk sesli filmi olan İstanbul Sokakları’nda filmini çekti. 1931 yılında çekilen film, Türk, Yunan ve Mısır ortak yapımıydı. Dönemi içinde oldukça yüksek bir bütçeye sahip olan film, Türk sinema tarihindeki ilk ortak prodüksiyonlu yapım olma özelliğini de taşıyor.

    Muhsin Ertuğrul’un 1934’te ikinci kez perdeye uyarladığı Leblebici Horhor Ağa Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği’nde Onur Diploması aldı ve 1934 yılında çekilen Leblebici Horhor Ağa ilk uluslararası ödül alan Türk filmi oldu.

    Türk sinemasının ilk yarışması ise Yerli Film Yapanlar Cemiyeti tarafından 1948’de gerçekleştirildi. Yarışma sonucunda, En İyi Film Şakir Sırmalı’nın Unutulan Sır, En İyi Erkek Oyuncu Kadri Erdoğan, En İyi Kadın Oyuncu ise Cahide Sonku oldu.

    1949 yılında Aydın Arakon’un yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği ‘Çığlık’ filmi, Türkiye’de çekilen ilk korku filmi oldu.  Maalesef bu yapımın da hiçbir kopyası günümüze ulaşamadı.

  • 8 Madde ile Dünyanın Gönlünü Çelen Adam Cüneyt Arkın

    8 Madde ile Dünyanın Gönlünü Çelen Adam Cüneyt Arkın

    Yaşamında 80. yılı geride bırakan Fahrettin Cüreklibatur, Cüneyt Arkın adıyla tam yarım asırdır hayatımızda… “Ailemizden biri” klişesi ise hâlâ bu gibi durumları en iyi anlatan tanımlama… İnsanımızda, tesadüfen karşılaşsa sarılmadan yoluna devam edemeyecek kadar samimi duygular uyandıran sinema emekçimiz, 8 madde ile huzurlarınızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Söylemekten çekinmeyelim, her şeyden önce artist gibi bir artistimizdir Cüneyt Arkın. 70’li yıllardaki filmlerine bakınca önce yeşil gözleri ve müstehzi gülüşü olmak üzere, fiziği ile dikkatinizi çeker. Kaldı ki 1963 yılında Artist isimli derginin düzenlediği sinema artisti yarışmasında birinci olmuş ve oyunculuk hayatı bu yarışmanın ardından Gurbet Kuşları ile başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Buna karşılık gönüllerimize bir Malkoçoğlu, bir Battal Gazi, bir Kara Murat olarak tahtını kurmuştur. Kurgulanmış bir filmi değil de tarihsel bir belgeseli seyrediyormuşçasına gururlandığımız dakikalar yaşatmıştır hepimize… Surların tepesinden atlayıp bir grup düşman askerini “bovling” topu gibi dağıttığında, tek seferde en az dört ok atıp her biriyle hedefi 12’den vurduğunda hiçbirimizi şaşırtmaz sadece heyecanlandırırdı. Gözleri dağlandığında bile hedefi şaşırmayan bu fantastik kahramanı bizi gerçeğin ötesine götürdüğü için bu kadar severdik belki de.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Uçan tekme” ifadesini jargona Uzak Doğulu oyuncular mı yoksa Cüneyt Arkın filmleri mi kazandırdı bilmiyoruz ama kimi çocukların film biter bitmez gördüklerini uygulama gayretlerinin evleri bir süre karıştırdığına tanık olmuşluğumuz var. Cüneyt Arkın o rollerin hakkını verebilmek için Medrano Sirki’nde altı ay ücretsiz çalışmış, bu arada akrobasi eğitimi almıştı. Karate ve at binmede uzman sporcuydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    400’e yakın filmde rol aldı ki saymakla bitmez. Ama bu sırada filmografisi gibi başka bir liste daha oluşmuştu hayatında. Çekimler sırasında attan düşmüş, omuzu, boyun omurları ezilmiş, dört kaburgası, el ve bilek kemiği kırılmış, kaşı yarılmış, omuzu çıkmış, felç tehlikesi atlatmış, Malkoçoğlu çekiminde yaşadığı kaza yüzünden bir hafta komada kalmıştı. Bir dönem hayatımızı renklendiren o filmlerin, o sahnelerin bize ulaşması için, dublörü, sigortası, hiçbir güvencesi olmadan kendi deyimiyle canını hiçe saymış, gerçek bir sinema emekçisiydi Cüneyt Arkın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Hoşça kal, düşman beldenin yaman güzeli.” Replikten de anlayacağınız gibi aktörümüz cengâverliğinin yanı sıra Bizans sarayına girdiğinde bile mutlaka bir güzelin kalbini çalarak çıkan bir gönülçelendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalya’da John Arkin olarak tanındı, James Bond’da rol alması için teklif aldı, İran’da kadınların ilgi odağıydı. Sadece avantür değil komedi ya da toplumsal içerikli çok sayıda filmde de rol aldı. Dublaj sanatçısından kaynaklanan ve koca bir ülkenin diline düşen “N’ayır… N’olamaz…” kalıbı en çok onunla anıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cüneyt Arkın’ın tıp okuduğunu hepimiz biliriz ama şu bilgiyi çoğumuz daha önce duymamış olabiliriz: Oyunculuktan önce edebiyata ilgisi vardı. Çok beğenilen öyküler, şiirler yazardı. Hatta öykülerinin yayınlanması için Cemal Süreya’ya vermiş o da Pazar Postası’nda yayınlanması için Muzaffer Erdost’a göndermişti. İlgilendiği başka bir sanat dalı da resim oldu, bu alanda sergi açacak kadar güzel eserler üretti. Anlayacağınız, o vurdulu kırdılı rollerin arkasında sakladığı ruh, ince, çok inceydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Onu ilk keşfeden kişi usta yönetmen Halit Refiğ olmuştu. Eskişehir 1. Hava Üssü’ndeki bir film çekimi sırasında subay kıyafetleri içindeki yakışıklı dikkatini çekmiş, genç adam askerliğini bitirip yanına geldiğinde ona Gurbet Kuşları’nda rol vermişti. Ardından başka filmlerde de birlikte çalıştılar. Yıllar geçtikten sonra ünlü yönetmen düşüncelerini şu sözlerle ortaya koydu: “Cüneyt Arkın benim için, değeri ancak John Wayne, Burt Lancaster, Toshiro Mifune ve Alain Delon ile kıyaslanabilecek, Türk sinema tarihindeki en önemli ve başka benzeri bulunmayan bir sinema oyuncusudur.