Etiket: tenis

  • AVUSTRALYA AÇIK’TAN DÜNYA SIRALAMASINA: ZEYNEP SÖNMEZ

    Avustralya Açık’ta tek kadınlarda ikinci tura yükselmeyi başaran ilk Türk kadın tenisçi olan Zeynep Sönmez, son yıllarda elde ettiği uluslararası sonuçlarla Türk tenisinde dikkat çeken bir isim. Alt yaş kategorilerinden başlayarak ITF, WTA ve Grand Slam turnuvalarına uzanan kariyeri boyunca istikrarlı bir gelişim gösterdi; disiplinli çalışma anlayışı ve kort içi tutumuyla öne çıktı. Yazımızda, Zeynep Sönmez’in çocukluk yıllarından profesyonel kariyerine uzanan yolculuğunu sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Zeynep Sönmez, 30 Nisan 2002 yılında İstanbul’da doğdu. Tenisle altı yaşında tanıştı. Ailesinin yaz okuluna kaydettirdiği bu dönemde basketbol ve yüzme derslerine katıldı. Ancak ilgisi tenis kortuna yöneldi. “Yaz okuluna yazdırıyor ailem beni. Basket ile yüzme. Ama ben basketi sevmemişim. Kaçıp, büyük raketlerle tenis oynamaya gidiyormuşum.” sözleriyle o günleri anlatan Sönmez, yaz okulunda antrenörü tarafından fark edildi ve 8 yaşında ilk turnuvasını kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Profesyonel kariyerine ITF turnuvalarıyla adım atan Zeynep Sönmez, 2020 yılında Antalya’da düzenlenen 15K turnuvasında ilk ITF şampiyonluğunu kazandı. 2022’de 15K Monastir ve 25K Sozopol turnuvalarında iki ITF şampiyonluğu elde etti. 2023 yılında WTA seviyesinde ana tablolarda yer almaya başladı. Aynı yıl ’s-Hertogenbosch’ta ve Hamburg’da WTA Tur ana tablosunda ilk maçlarını oynadı. Wimbledon ve ABD Açık’ta ilk kez Grand Slam elemelerine katıldı. 2023’te Ljubljana’da ilk WTA 125 finaline, Kozerki’de ise WTA 125 yarı finaline ulaştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    2024 yılında Merida’da ilk WTA Tur tekler şampiyonluğunu kazandı ve Çağla Büyükakçay’ın 2016 İstanbul zaferinden bu yana WTA Tur’da tekler şampiyonluğu elde eden ilk Türk tenisçi oldu. Aynı yıl Monastir’de çeyrek finale yükseldi. Sezonu ilk kez ilk 100 içinde tamamladı ve yılı kariyerinin en yüksek derecesi olan 89. sırada bitirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zeynep Sönmez, Türk tenis tarihinde önemli ilklere imza atmaya devam ediyor. 2025’te Wimbledon’da Açık Dönem’de Grand Slam üçüncü turuna çıkan ilk Türk tenisçi olan Sönmez, aynı yıl Merida’da çeyrek final oynadı ve Pekin’de ilk WTA 1000 ana tablo galibiyetini alarak üçüncü tura yükseldi. Bu başarıların ardından 20 Ekim 2025’te dünya sıralamasında kariyerinin en iyi derecesi olan 69. sıraya çıktı. 2026 sezonuna da iddialı başlayan millî tenisçi, Avustralya Açık’ta Ekaterina Alexandrova’yı ve ardından Anna Bondar’ı set vermeden geçerek üçüncü tura yükseldi. Böylece Avustralya Açık ana tablosunda teklerde üçüncü tura çıkan ilk Türk kadın tenisçi oldu. Turnuvaya üçüncü turda veda etse de Sönmez’in Avustralya Açık performansı, Türk tenisinde açılan yeni sayfanın güçlü bir göstergesi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünya sıralamasında 112. sırada yer alan Sönmez, maçın ikinci setinde örnek bir davranış sergiledi. Rakibi Alexandrova servis atarken rahatsızlanan bir top toplayıcıyı fark eden millî tenisçi, oyunu durdurup genç kıza yardım etti ve kort kenarına alınmasını sağladı. Sönmez, yaşananların ardından iyi bir sporcu olmaktan önce iyi bir insan olmanın önemine vurgu yaparak yardım etmenin içgüdüsel olduğunu ve herkesin aynı şeyi yapacağını söyledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Zeynep Sönmez, antrenman sürecinde fiziksel çalışmaların yanı sıra mental hazırlığa da zaman ayırdığını ifade ediyor. Maç sırasında kullandığı notlarda taktik başlıkların yanı sıra oyun içinde odağını yeniden toplamasına yardımcı olan kısa hatırlatmalar yer alıyor. Karşılaşmalara belirli bir ritüel ya da totem olmadan, fiziksel ve mental olarak maçı zihninde oynayarak hazırlandığını aktarıyor. Turnuvaya üçüncü turda veda etse de Sönmez’in Avustralya Açık performansı, Türk tenisinde açılan yeni sayfanın güçlü bir göstergesi oldu.

  • 10 Madde ile Hangi Spor Nerede Yapılır

    10 Madde ile Hangi Spor Nerede Yapılır

    Bütün spor dalları mekâna bağımlıdır. Yani o sporun yapılabilmesi için özel bir alan gerekir. Hatta dalın gerektirdiği şekilde dizayn edilen bu alanların bazıları büyük bakımlara ihtiyaç duyar. Bu listemizin maddelerinde hangi sporun nerede yapıldığını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tenis kortta oynanır. Ağ ile ortadan ikiye bölünen alanda oyuncular bazen teke tek bazen çift olarak raket sallarlar. Dört kişinin oynadığı kortlar daha geniş olmakla birlikte genellikle uzunluğu 23.77 ve genişliği 8,23 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Futbolun çim sahada oynandığını hepimiz biliriz. Peki, bu alanların sulama, gübreleme, ilaçlama, ara ekim, kumlama hatta yapay güneş ışığı uygulaması gibi sürekli bir bakıma ve özene ihtiyaç duyduğunu biliyor muydunuz? UEFA’nın belirlediği saha ölçüleri ise 105×68 metreye karşılık gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Basketbol sporunda saha zemini kauçuk ya da parke ile kaplanır ki top rahat bir şekilde sürülebilsin. Ölçüleri 26 metreye 14 metre ya da 28 x 15 metredir. Bir basketbol sahasında pota başroldedir ve onun da yerden yüksekliği 3.05 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rakibini tuş etmeyi, yani iki omzunu birden mindere yapıştırmayı amaçlayan güreşçi için elbette en uygun zemin 160 kg/m3 yoğunlukta süngerden mamul bir minder olacaktır. Güreş sporu 12’ye 12 metre uzunluğunda kare şeklindeki minder üstünde yapılır ve minderin kalınlığı 6 santimetre olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Boks, yerden yüksekliği en az 91 ve en fazla 122 santimetre olan ringde yapılır. Etrafı 3 ya da 4 tane halatla çevrilidir. Zemin ise keçeden yapılmış brandayla kaplıdır, ya da esnek kauçukla… Ringin kenar uzunluğu ise en az 4.10 metre ya da en çok 6.10 metre olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Buz pateni hiçbir eğimi olmayan düz bir buz pistinde yapılır. Sentetik olmayan, geleneksel buz pateni pistleri kurulumundan korunmasına kadar fazlaca detay barındırırken, aynı oranda uğraş ve maliyet gerektirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Buz üstü satranç” adı da verilen körling sporu rink adı verilen buz pistinde yapılır. Oyuncular, granitten yapılmış taşı kaygan zeminde kaydırarak hedefte durdurmaya çalışır. Oyun boyunca rinkin -6 °C’de kalması gerekir ve sadece bu iş için görevli kişiler bulunur. Körling taşının ağırlığı 19.96 kilogramdır ve 45’e 4.4 metrelik bir alanda oynanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    At yarışlarının yapıldığı alana hipodrom denir ve bu terim sadece koşu pisti için değil, atların ahırlarının, seyirci tribünlerinin bulunduğu spor tesisi için de kullanılır. Örneğin; İstanbul’daki Veliefendi Hipodromu, 596 dönüm arazi üzerine kurulmuştur. Hipodromda atların yarıştığı çim pist 2020 metre uzunluğunda iken, sentetik pist 1870 metre uzunluğundadır. Kum idman pisti ise 1720 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde en çok Ardahan, Kars, Uşak ve Erzurum’da oynanan ciritin oynandığı yere alan denir. Boyutları 70’e 120 metre olan alanda sporcular at üstünde dengelerini sağlamaya çalışarak elindeki ciriti hedefe atmaya ve rakibine üstün gelmeye çalışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    “Yiğitler çıkıyor meydane hepsi birbirinden merdane…” İşte cazgırın yağını sürmüş, kispetini giymiş güreşçileri davet ettiği meydandır “er meydanı”… Güreşçilerin peşrevle başlayıp birbirlerini kündeye getirmeye çalıştıkları bu meydan çayırlık bir alan olmalıdır.

  • Wımbledon’a Türkiye’den Katılmış 8 Tenis Yıldızı

    Wımbledon’a Türkiye’den Katılmış 8 Tenis Yıldızı

    Genel kabul tenisin İngiltere’de 1800’lerde başladığı şeklindedir. O günlerden bugüne dünyada adım adım yaygınlaşan sporun bugün milyonlarca seveni var… İstisnasız hepsinin heyecanla beklediği turnuva ise Wimbledon Turnuvası… Wimbledon, Uluslararası Tenis Federasyonu tarafından düzenlenen Grand Slam’ın dört turnuvasından biri… Diğerleri, Avustralya Açık, Fransa Açık ve Amerika Açık Turnuvaları… Her yıl Londra’da haziran ayı sonunda gerçekleşen ve iki hafta süren Wimbledon ise 1800’lerin sonlarından beri var olan köklü ve prestijli bir turnuva… Ülkemizde de başarılar elde etmiş ve hali hazırda büyük umutlar vadeden sporcularımız için bu turnuva büyük bir öneme sahip… Moral ve motivasyon sağlaması için şimdiki listemizde Wimbledon’da oynamış 8 tenisçimize yer veriyoruz biz de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kariyerinde antrenörlük de yapmış Nazmi Bari bu sporun öncülerindendi. 1929-2008 yılları arasında yaşayan Bari, Grand Slam turnuvalarına katılan ilk Türk’tü ve Wimbledon’a 1959’da tek erkeklerde katılmıştı. Ünlü tenisçinin adına 2008 yılından bu yana her yıl uluslararası turnuva düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tenis sporunda Türkiye’nin medarı iftiharı, 41 kez Türkiye Şampiyonu olmuş, ülkemizi 104 kez milli takımda temsil etmiş İpek Şenoğlu, Wimbledon’da oynayan ilk Türk kadın tenisçimizdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Özbek asıllı tenisçimiz Marsel İlhan dünya sıralamasında ilk 100’e giren ve 77’ye kadar yükselen ilk erkek tenisçimizdir. 2006 yılında başladığı profesyonel kariyerinde Wimbledon’a ilk defa 2010 yılında katılmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kariyerinde defalarca rekor kıran Çağla Büyükakçay, Wimbledon ön elemelerine ilk kez 2011 yılında katıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2010 yılında Avrupa Gençler Şampiyonası’nda teklerde çeyrek finale çıkan ilk Türk tenisçimiz, 1994 doğumlu Başak Eraydın olmuştu. “Wimbledon’da oynamak her tenisçi için büyük bir hayaldir.” diyen Eraydın, Wimbledon elemelerine ilk defa 2017’de katıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1996 doğumlu İpek Soylu, Wimbledon teklerde ana tabloda oynayan ilk Türk kadın tenisçi oldu ve 2014 yılında Amerika Açık’ta Türkiye’nin ilk Grand Slam kupasını kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ergi Kırkın, 2016 yılında Avustralya Açık’ta gençler kategorisinde tur atlayan ilk Türk oldu ve henüz 17 yaşında iken Wimbledon’da çeyrek finale kadar çıktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Wimbledon’a 2009 yılında “junior” kategorisinde elemelere katılan ilk Türk sporcu Melis Sezer, 2010 yılında Avustralya Açık’ta gençler kategorisinde ana tablodan katılmaya hak kazanan ilk Türk tenisçi oldu.

  • TOPRAK KORTUN KRALI: RAFAEL NADAL

    İspanyol tenis efsanesi Rafael Nadal, 22 Grand Slam şampiyonluğu ve tenis tarihinde eşine az rastlanır 14 Fransa Açık zaferiyle, tenis dünyasının en başarılı isimleri arasında yer alıyor. Özellikle toprak kortta sergilediği üstün performansıyla adından sıkça söz ettiren Nadal, 2024 yılında profesyonel tenis kariyerine veda edeceğini açıkladı. Nadal’ın azim, disiplin ve başarılarla dolu hayat hikâyesi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rafael Nadal, 3 Haziran 1986’da İspanya’nın Mallorca Adası’nda dünyaya geldi. Spora meraklı bir ailede büyüyen Nadal’ın amcalarından Miguel Ángel Nadal, 2002 Dünya Kupası’nda İspanya millî takımında forma giyen başarılı bir futbolcuydu. Rafael’in hayatındaki en önemli rehberlerden biri olan diğer amcası Toni Nadal ise profesyonel bir tenis koçuydu. Toni Nadal’ın yönlendirmesiyle Rafael, henüz dört yaşındayken tenis oynamaya başladı ve bu spora olan yeteneği kısa sürede fark edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Henüz 8 yaşındayken 12 Yaş Altı Bölgesel Tenis Şampiyonası’nı kazanan Rafael Nadal, küçük yaşta büyük bir potansiyel sergiledi. Koçu ve aynı zamanda amcası Toni Nadal, onun forehand vuruşlarını iki elle yaptığını fark etti. Bu durumu avantaja dönüştürebileceğini düşünen Toni, Rafael’i sol elle oynamaya teşvik etti. Nadal, bu değişime hızla uyum sağladı ve üstün yeteneklerini geliştirmeye devam etti. 12 yaşına geldiğinde, kendi yaş grubunda hem İspanya’da hem de Avrupa’da tenis şampiyonlukları kazanarak adından söz ettirdi. 15 yaşında profesyonel olarak tenis dünyasına adım atarak kariyerini başlattı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Rafa” lakabıyla tanınan Rafael Nadal, amatör başarılarının bir tesadüf olmadığını henüz 16 yaşındayken kanıtladı. Wimbledon Tenis Turnuvası’nda (İngiltere) tek erkeklerde yarı finallere yükselerek efsanevi Alman tenisçi Boris Becker’den bu yana Wimbledon’da üçüncü tura ulaşan en genç erkek tenisçi ünvanını kazandı. Nadal’ın kariyerindeki yükselişi hız kesmeden devam etti; 2005 yılında ilk kez katıldığı Roland Garros (Fransa Açık) turnuvasını kazanarak büyük bir başarıya imza attı. Aynı yıl, toplamda sekiz turnuva şampiyonluğu elde ederek tenis dünyasında adeta fırtına gibi esti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2005 yılı, Rafael Nadal’ın kariyerinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Henüz 19 yaşında olan Nadal, Fransa Açık’ta sergilediği müthiş performansla tenis dünyasında dikkatleri üzerine çekti. Turnuvanın yarı finalinde dönemin bir numaralı ismi Roger Federer’i mağlup ederek adını finale yazdırdı. Finalde ise Arjantinli Mariano Puerta’yı yenerek kariyerinin ilk Grand Slam zaferine ulaştı. Bu tarihi başarı, Nadal’ın dünya sıralamasında 3. sıraya yükselmesini sağladı ve onun, kısa sürede dünyanın en güçlü tenisçileri arasında anılmasına zemin hazırladı. 2005 sezonu Nadal için adeta bir zafer yılıydı. Toplamda 11 tekler şampiyonluğu kazanan genç sporcu, bu başarıyla tenis tarihinde unutulmaz bir iz bıraktı. Özellikle toprak kortta sergilediği üstün performans, onu rakipsiz kıldı; 11 zaferinin sekizini toprak zeminde elde ederek “Toprağın Kralı” ünvanını kazandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Rafael Nadal’ın hırslı oyun tarzı, onu sadece yetenekli bir tenisçi değil, aynı zamanda dayanıklılığıyla da tanınan bir sporcu hâline getirdi. Omuz ve ayak sakatlıklarına rağmen mücadele ruhundan asla vazgeçmeyen Nadal, 2006 yılında Fransa Açık’ta bir kez daha şampiyon olarak ardışık zaferlerini sürdürdü. Bu başarılar, Nadal’ın tenise getirdiği dinamizm ve fiziksel oyun tarzıyla anılan yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Özellikle inatçı stili ve savunmadaki ustalığı, onun toprak kort turnuvalarında neredeyse durdurulamaz olmasını sağladı.

     

    Nadal’ın kariyerinde bir diğer unutulmaz an ise, 2008 yılında Wimbledon finalinde ezeli rakibi Roger Federer’e karşı verdiği destansı mücadeleydi. 4 saat 48 dakika süren bu efsanevi maç, yağmur nedeniyle iki kez kesintiye uğramasına rağmen hem izleyicilere hem de tenis tarihine unutulmaz bir heyecan yaşattı. Bu tarihi galibiyet, Nadal’ı Wimbledon’ı kazanan ilk İspanyol erkek tenisçi yaptı ve Federer’in beş yıl boyunca süregelen şampiyonluk serisini sonlandırdı.

     

    Maçın uzunluğu, dalgalı hava koşulları ve iki oyuncunun gösterdiği üst düzey performans, bu karşılaşmayı tenis tarihinde bir efsane hâline getirdi. Nadal, bu zaferiyle sadece bir şampiyon değil, aynı zamanda tarihe iz bırakan bir tenisçi olduğunu bir kez daha kanıtladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Güçlü topspin vuruşları, etkileyici hızı ve sarsılmaz zihinsel dayanıklılığı sayesinde Rafael Nadal, Roger Federer, Novak Djokovic ve Andy Murray ile birlikte erkekler tenisinin “Büyük Dörtlü”sünün bir parçası olarak uzun yıllar tenis dünyasında adından söz ettirdi. Ağustos 2008’de dünyanın 1 numarası olan Nadal, kariyeri boyunca tam 209 hafta bu ünvanını koruyarak zirvede yer aldı.

     

    Uluslararası Tenis Federasyonu tarafından düzenlenen dört büyük Grand Slam turnuvası olan Avustralya Açık, Fransa Açık (Roland Garros), Wimbledon ve Amerika Açık’ta Nadal’ın başarıları, onu eşsiz bir efsane hâline getirdi. İlk Avustralya Açık zaferini 2009 yılında kazanan Nadal, 2010 yılında dört büyük turnuvayı da kazanarak “Altın Slam” ünvanını elde eden tarihteki ikinci erkek tenisçi oldu. Aynı yıl, olimpiyat oyunlarında da şampiyonluğa ulaşarak başarılarına bir yenisini daha ekledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2012 yılında Fransa Açık’ta Sırp tenis yıldızı Novak Djokovic’i mağlup eden Rafael Nadal, bir önceki yıl kaybettiği maçın rövanşını alarak hem kariyerine yeni bir başarı ekledi, hem de tenis tarihinde önemli bir rekora imza attı. Yedinci Fransa Açık şampiyonluğunu kazanan Nadal, bu zaferle İsveçli Björn Borg’un 1981’de kırdığı rekoru geride bıraktı ve bu alandaki üstünlüğünü bir kez daha kanıtladı.

     

    Özellikle toprak korttaki benzersiz performansıyla tenis dünyasında dikkat çeken Nadal, Fransa Açık’ta kazandığı zaferlerle tarihte en fazla şampiyonluk yaşayan oyuncu ünvanını elde etti. Kariyeri boyunca 22 Grand Slam şampiyonluğuna ulaşan Nadal, yalnızca Grand Slam turnuvalarında değil, aynı zamanda tenis dünyasının bir diğer prestijli organizasyonu olan ATP turnuvalarında da büyük başarılara imza attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Solak servisleri, hızlı ve defansif oyun tarzıyla tanınan Rafael Nadal, uzun ve başarılı kariyeri boyunca birçok sakatlıkla karşı karşıya kaldı. Bu sakatlıklar, zaman zaman ara vermesine neden olsa da Nadal, 2024 yılına kadar kariyerinin zirvesinde kalmayı başardı. Ancak 2024 yılında Fransa Açık’ın ilk turunda rakibine yenilerek turnuvaya erken veda etti. Aynı yıl Wimbledon’a katılmayacağını açıklayan Nadal, olimpiyat oyunlarında ise ezeli rakibi Novak Djokovic ile karşılaştı ancak bu mücadeleden de mağlup ayrıldı. Bu gelişmeler, tenis dünyasında Nadal’ın kariyerinin sonuna yaklaştığına dair güçlü bir algı oluşturdu ve bu düşünce giderek daha da belirginleşti.

     

    2024 yılında, Nadal profesyonel tenise Davis Kupası ile veda edeceğini duyurdu. Son maçlarında korta çıkan Nadal’a rakipleri, tenis izleyicileri ve tüm spor dünyası duygusal anlarla eşlik etti. Tribünlerden yükselen alkışlar ve gözyaşları, onun yalnızca bir tenisçi değil, aynı zamanda spor dünyası için unutulmaz bir ikon olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

     

    Bu duygusal anlar, yalnızca tenis dünyasında değil, tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. İzleyiciler, Nadal’ın sporcu kimliğinden ve mücadele ruhundan ilham alarak ona hayranlıklarını dile getirdiler. Kariyerini sonlandırmaya yaklaşırken Rafael Nadal, geride genç sporculara ve sporseverlere örnek olacak güçlü bir miras bırakmış gibi görünüyor. Bu miras, sadece spor sahalarında değil, hayata karşı duruşta da nesiller boyunca ilham vermeye devam edecek.

  • 8 MADDEYLE TENİS HAKKINDA BİLGİLER

    1800’lü yıllarda popüler olmaya başlayan tenis, raketle ve topla iki kişi ya da ikişer kişilik iki takım arasında oynanan dünyanın en gözde olimpik sporlarından biridir. Oyuncular ellerindeki tenis raketi ile topa vurur ve sahanın ortasındaki filenin üzerinden rakip takımın kortuna geçirmeye çalışır; top rakip kortta ikiden fazla sektiği takdirde sayı, topa vuran takıma yazılır. Tenisin nasıl oynandığına kısaca değindikten sonra şimdi de tarihine bir yolculuk yapmaya ne dersiniz? Hakkında bilinmeyenleri, şaşırtıcı özellikleri ve çok daha fazlasını siz değerli Kültür ve Yaşam okuyucuları için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1873 yılında İngiliz Albay Walter Clopton Wingfield raket ve topla oynanan bu oyunun patentini alan kişidir. Günümüzdeki tenis kurallarının oluşmasına büyük katkı sağlayan Wingfield için kort tenisinin mucidi demek mümkün. O zamanlar Yunanca “oynamak” (bazı kaynaklarda top anlamına da geldiği söylenir) anlamına gelen “Sphairistike” adıyla oynanan oyunun, tenisin ilham kaynağı olduğu bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tenisin 1800’lü yıllarda Fransız saraylarının soyluları tarafından oynandığı rivayet edilir. İlk çıktığı yıllarda Fransa’da topa avucun iç kısmıyla vurulurdu bu nedenle “Jeu de Paume” yani avuç içi oyunu olarak bilinirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1890’lı yıllarda İngiltere’de yapılan tenis turnuvalarıyla tenis kuralları bugünkü şeklini aldı. Tenis kurallarının yanı sıra top ve raket gibi ekipmanların ana malzemesi de değişikliğe uğradı. İlk çıktığı zamanlarda raketin üzerindeki dikey ve yatay tellerin inek ve koyun bağırsağından yapıldığını biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Köklü bir tarihe sahip olan tenis, yıllar içinde farklı terimlerin de eklenmesiyle günümüzdeki halini aldı. Teniste kullanılan terimlerden birkaçı; servis, forehand, backhand, tie-break, çift hatadır ve ACE’dir. Forehand, sağ elle oynayan oyuncuların topa sağdan, sol elle oynayanlarınsa soldan vuruş yaptığı bir tekniktir. Vuruş sırasında raketin tutulduğu elin için rakibe bakacak şekildedir; dizler paralel ve hafif büküktür. Sağ kol, raket tek elle tutulabilecek şekilde başın üstünden gergin bir şekilde geriye çekilir ve top gelirken dizin önünde topa vurulur. Backhand ise raket tutuşuna göre elin arkasıyla yapılan bir vuruş tekniğidir; elin dış tarafı rakibe dönük olur. Oyunda 6-6 eşitlik varsa tie-break seti oynanır. Servis kullanan oyuncunun iki kez hata yapması durumunda çift hata olur ve rakip çift hata sonunda sayı kazanmış olur. Serviste kazanılan direkt sayıya ise ACE adı verilir. ACE için “rakip tarafından karşılanamayan servis” demek mümkündür; ACE’de rakip, servisi karşılayamadığı için atış yapan oyuncu doğrudan puan kazanır ve sayı olmuş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tenis için bir “dayanıklılık” sporu demek mümkündür bu nedenle zevkli ancak büyük efor gerektiren bir spordur. Tenis tarihinin en uzun süren maçı 2010 yılında Wimbledon’da oynanmıştır. Amerikalı tenisçi John Isner ve Fransız tenisçi Nicolas Mahut arasında oynanan maç 11 saat 5 dakika gibi rekor bir sürede oynanmıştır. Dünya tenis tarihinin en uzun karşılaşmasının galibi 70-68’lik skorla John Isner olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yıl boyunca oynanan tenis turnuvalarıyla rakipler birbirlerine karşı ter döker.  Ancak özellikle 4 tanesinin ayrı bir önemi vardır; Avustralya Açık, Fransa Açık, Wimbledon ve Amerika Açık. Tenis camiasındaki en yüksek puanların elde edildiği bu turnuvalar Grand Slam olarak adlandırılır. Turnuva Avustralya Açık ile başlar ve finalde Amerika Açık’la kapanır. Eğer bir tenisçi dört büyük tenis turnuvasının hepsini kazanırsa bu durumda “Glam Slam” unvanını alır. Glam Slam elde eden tenisçi eğer olimpiyatlarda da şampiyon olursa bu durumda “Golden Grand Slam” sahibi olmaya hak kazanır. Bu noktada rekor en çok Glam Slam kazanan ve 22 şampiyonluğa sahip olan Rafael Nadal’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yılın ilk karşılaşması olan Avustralya Açık Tenis Turnuvası 1905 yılından beri gerçekleşen ve her yıl Ocak ayında Avustralya’da bulunan Melbourne Park’ta düzenlenen bir turnuvadır. Sert bir zeminde oynanan oyun, Amerika Açık’tan sonra en yüksek katılımlı turnuvadır; Rod Laver Arena ve Hisense Arena en önemli kortlardandır. Fransa Açık Tenis Turnuvası, her yıl Mayıs ayında Paris’te bulunan Stade Roland Garros’ta düzenlenen bir turnuvadır. Turnuva her yıl Mayıs ayının 3. haftasında başlar ve 2 hafta sürer. Fransa Açık’ın en önemli özelliklerinden biri toprak kortta oynanan tek Glam Slam Turnuvası olmasıdır. Toprak kort, diğer zeminlere göre oynanması daha zor olduğundan, Fransız Açık’ta karşılaşmalar genellikle uzun sürer. Wimbledon Tenis Turnuvası, tarihin en eski turnuvalarından biridir; 1877’den beri Londra’da düzenlenir. Çim kortta oynanan tek Grand Slam Turnuvası olan Wimbledon her yıl 20 ile 26 Haziran arasına denk gelen pazartesi günü başlar. Amerika Açık Tenis Turnuvası New York’ta 1881 yılından beri düzenlenen sert zemin üzerinde oynanan bir turnuvadır. Her yıl Ağustos ayında USTA Billie Jean King National Tennis Center’da çekişmeli mücadelelere sahne olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Tenis ilk zamanlarda erkek sporu olarak oynanırdı, kadınların tenisle tanışması zaman aldı. 1884 yılında ilk kez kadınlar da tenis oynamaya başladı. İngiliz tenisçi Maud Watson, ilk kadın Wimbledon şampiyonu olarak tarihe adını yazdırdı. Watson’ı Blanche Bingley Hillyard ve Lottie Dod takip etti. 1900 yılında ilk kadın olimpiyat şampiyonu Charlotte Cooper oldu. Tenis sporunun ülkemizdeki gururu ise Grand Slam turnuvalarında ön eleme turlarında mücadele eden ve turu geçen ilk Türk tenisçi Çağla Büyükakçay olmuştur. Kadın tenisçilerden bahsetmişken bir tenis efsanesi olan ABD’li sporcu Serena Jameka Williams’ı da unutmamak gerekir.  23 Grand Slam şampiyonluğuyla tenis dünyasına adını altın harflerle yazdıran Williams, başarılarla dolu geçen yıllarının ardından 2022 Amerika Açık turnuvasından sonra tenisi bırakma kararı aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Yazımızın finalini  “tenisin yaşı yoktur” cümlesini destekleyen bir bilgiyle yapalım. Bugüne kadar genç sporcuların adı duyulsa da aslında tenis 85 yaş üzerinde bile oynanabilen bir spordur. Senior (veteran) teniste turnuvalar 35 yaşında başlar ve beşer yılık aralarla erkeklerde 85 kadınlarda ise 75 yaş kategorilerinde oynanır. Dünyanın en yaşlı tenisçisi olan ve Guinness Dünya Rekoru sahibi Ukraynalı Leonid Stanislavski’nin 2020 yılında kırdığı bu rekor sırasında 96 yaşında olduğunu biliyor muydunuz?

  • TENİS DÜNYASININ UNUTULMAZ İSİMLERİ

    Amerika Açık Tenis Turnuvası’nın tamamlanmasıyla bu seneki grand slam maratonu tamamlamış oldu. İlgiyle izlenen maçların yanı sıra bu sene sürpriz isimler final ve yarı final maçlarında oynayarak tenisin genç yıldızları hakkında fikir sahibi olmamızı sağladı. Kariyerinde ilk kez grand slam yarı final maçı oynayan, dünya klasmanının 73 numaralı raketi Leylah Fernandez, 2 numaralı seribaşı Aryna Sabalenka ile oynadığı maçı kazanarak büyük bir şaşkınlık yarattı ve ismini final maçına yazdırmayı başardı. Listelerde iki numarada yer alan Rafael Nadal’ın 18 yaşındaki Frances Tiafoe’ye elenmesi ise turnuvanın erkekler mücadelesinin diğer bir sürprizi oldu. Tenisin yükselen yıldızlarını bolca izlediğimiz turnuvalardan sonra, tenis tarihinin unutulmaz isimlerini bir kez daha hatırlamak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadın tenisçiler arasında dünyanın en uzun süre bir numarada kalan ismi olan Steffi Graf, 337 hafta liste başında kalarak kırılması zor bir rekora imza atmıştır. 1969 yılında Almanya’da dünyaya gelen Graff, tenis oynamaya dört yaşında başlamıştır. Kariyeri boyunca 22 grand slam şampiyonluğu kazanarak Serena Williams’tan sonra en çok grand slam kazanan ikinci tenis oyuncusu olmuştur. Graff, hafızalardan kolay kolay silinmeyecek maçlarıyla tenisin unutulmayan yıldızı olmayı başarmıştır. 1988 sezonunda “Golden Slam” alan tek tenisçidir. Golden Slam, aynı yılda 4 grand slam kazanan tenisçinin aynı sene olimpiyatlarda da altın madalya kazanmasıyla elde ettiği bir unvandır. 1999’da profesyonel tenis kariyerini kendi isteğiyle sonlandıran Graff, 2001 yılında tenisin bir diğer efsanevi ismi Andre Agassi ile evlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Konu servis atışı olunca ilk akla gelen isim olan Boris Becker, efsaneler arasına ismini yazdırmış diğer bir Alman tenisçi. 1967 yılında dünyaya gelen raket, 17 yaşında Wimbledon’ı kazanan en genç tenisçi unvanının sahibidir. Kariyeri boyunca altı kez tekler grand slam şampiyonluğu kazanan tenisçi, olimpiyatlarda da altın madalya sahibi olan unutulmaz raketlerden biridir. 1999’da Wimbledon’da Patrick Mertek’e yenildiği son maçında tenis kariyerini sonlandırma kararı almıştır. 2003 yılında Uluslararası Tenis Onur Listesi’ne dahil edilen Becker’in maçlarını izlemek çok keyifliydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1956 yılında Prag’da dünyaya gelen Navratilova, teklerde 18, çiftlerde 31, karışık çiftlerde 10 grand slam şampiyonluğu kazanmış bir tenis dehası. Kazandığı turnuva rekorları halen daha geçilememiştir. 1973 yılında başladığı ve 30 sene süren tenis kariyerinde 331 hafta liste başında kalmayı başaran Navratilova, 1994 yılında tenis hayatını noktalama kararı almış ancak 1999’da kortlara geri dönmüş ve altı sene daha kariyerini sürdürmüştür. Tenisten en çok para kazanan sekizinci raket olan Navratilova, çoğu maçında rakibe set bile vermemiş, dünyanın en iyi “ace” atışını yaptığı servisleriyle unutulmaz maçlara imzasını atmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1956 doğumlu İsveç’li Björn Borg, 1974 ile 1981 yılları arasında 11 Grand Slam şampiyonluğu kazanarak tenisin unutulmazları arasında yerini alan efsanevi bir diğer oyuncudur. Turnuvalarda oynadığı maçların %90’ını kazanan raketin bu başarısı henüz geçilememiştir. Kariyerine 26 yaşında son vererek tenis severleri şaşırtan oyuncu, raket kullanırken sergilediği çift el becerisi ve soğukkanlı tavırlarıyla izlemesi keyifli tenis maçlarının efsaneleşen yıldızı olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1981 doğumlu Amerikalı Williams, kardeşi Venus Williams ile beraber yakın zamanda tenisin en dikkat çeken oyuncusu olmayı başarmış hırslı bir sporcudur. 23 Grand Slam, çift kadınlarda üç ve tek kadınlarda bir olimpiyat madalyası bulunan Serena, son 40 yılın en iyi raketleri arasında yer alır. Dünyanın en çok para kazanan sporcusu unvanına da sahip olan raketin, 2013 yılında Maria Sharapova ile yaptığı maçı izlemesi en keyifli tenis maçlarından biridir. Geriye düştüğü birçok maçı kaybetti gözüyle bakılırken, gösterdiği üstün çaba ile maçın kazananı olduğu birçok oyunu bulunur. Fiziksel gücüyle de dikkat çeken Serena, etkili servisleri, agresif forehand ve return vuruşları ile hafızalardan silinmeyecek sayılar kazanmıştır. 186 hafta dünyanın 1 numarası olmayı başaran oyuncu 2022 yılında kortlara veda ettiğini açıklamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1970 doğumlu İran asıllı Amerikalı raket Agassi, erkeklerde dört, toplamda sekiz Grand Slam şampiyonluğu kazanmış, uzun süre listenin birinci sırasında yer almış unutulmaz tenisçilerden biridir. 1986 yılında profesyonel lige çıktığı kariyerinde 2005 yılına kadar dünya klasmanında ilk 10’da olmayı başarmıştır.  90 final maçının 60’ını kazanan Agassi’nin raketle tanışması iki yaşında olmuş. 20 yıllık tenis kariyeri boyunca karakteriyle de kendine hayran bırakan Agassi, sporun centilmenleri listesinde de ilk sıralarda yer alıyor. 2006 yılında yaşadığı sakatlıklar nedeniyle tenis kariyerini noktalayan sporcu, 2009’da “Açık” ismini taşıyan kitabını yayınladı.