Etiket: tatlı

  • Çocukların Bayılacağı ve Çocuklarınızla Birlikte Yapabileceğiniz 8 Şekersiz Tatlı Tarifi

    Çocukların Bayılacağı ve Çocuklarınızla Birlikte Yapabileceğiniz 8 Şekersiz Tatlı Tarifi

    Çocuklarınızı en iyi şekilde beslemek için onlara tatlı olarak kendi ellerinizle yaptığınız, rafine şeker ya da katkı maddeleri içermeyen tatlıları verebilirsiniz. Yetişkinlerden çok daha fazla enerjiye ihtiyacı olan çocuklar, bu sağlıklı tatlı atıştırmalıklarla ihtiyaçları olan besinleri alabilirler. Üstelik sizin için yapımı zahmetli olmayan şekersiz tatlı tariflerini seçtik, böylece bu sağlıklı atıştırmalıkları çocuklarınızla beraber hazırlayabilir, onlara ilk aşçılık deneyimlerini yaşatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Böğürtlenli Dondurma Topları” title_font_size=”13″]

    Çocuklarınıza güvenle yedirebileceğiniz bu tatlı aslında sadece meyve ve yoğurttan oluşuyor. Böğürtlenleri bir çatalın arkasını kullanarak iyice ezin, yoğurt ve bir vanilya çubuğunun içindeki çekirdekler ile karıştırın. Karışımı buz kalıplarına dökerek dondurabilirsiniz, böylece çocuklarınız için sağlıklı ve lezzetli bir atıştırmalık hazırlamış olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hindistan Cevizi Ve Çikolatalı Puding” title_font_size=”13″]

    Bu tatlının püf noktası konserve Hindistan cevizi sütü kullanmak ve konserveyi sallayıp iyice karıştırmadan açmak. Böylece, sütün posalı kısmı dibe oturacak ve pudinginiz için harika bir ana malzeme oluşturacak. Bu kremamsı sütün içine, 3-4 tane hurmayı küçük küçük doğrayın ve 2 yemek kaşığı kakao ile beraber mutfak robotunda püre hâline getirin. Ailecek tadını çıkarabileceğiniz sağlıklı ve lezzetli pudinginiz hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Reçelli Atıştırmalıklar” title_font_size=”13″]
    reçelli tatlılar

    Büyük bir kâsenin içinde 200 gram un, 70 gram yulaf ezmesi, yarım çay kaşığı tuz ve kabartma tozunu karıştırın. Daha sonra 40 gram tereyağı, tatlandırmak için dilediğiniz kadar bal ve pekmez ekleyin. Karışımın üçte ikisini fırın kâğıdı ile kapladığınız bir kek kalıbına dökün. Hamur piştikten sonra üzerine 200 gr reçeli yayın en üstüne de hamurun önceden ayırdığınız üçte birlik miktarını döküp fırında tekrar pişirin. Pişen tatlınızı kare şeklinde keserek çocuklarınızın beslenme çantasına koyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yer Fıstıklı Kurabiyeler” title_font_size=”13″]

    Şekersiz tatlıların en lezzetli malzemelerinden biri arasında fıstık ezmesi yer alıyor. 2 yumurta, 120 gram un ve 100 gram yer fıstığı ezmesini bir kâsede karıştırın, 4 yemek kaşığı kadar pekmez ekleyin, kurabiyelerinizi daha da lezzetlendirmek isterseniz bu karışıma 1 yemek kaşığı portakal kabuğu rendesi de ekleyebilirsiniz. Şekil verdiğiniz kurabiyeleri önceden ısıtılmış fırında pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çikolatalı Toplar” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı yiyeceklerle hazırlayacağınız bu lezzet bombalarını çocuklarınızın beslenme çantalarına ekleyebilir, böylece okulda ihtiyaçları olan enerjiyi almalarını sağlayabilirsiniz. 200 gram ceviz ve 100 gram hurmayı mutfak robotunda çekin. Doğranmış bir avokado, 2 yemek kaşığı bal, 2 çay kaşığı vanilya özütü ve 50 gram şekersiz kakaoyu bir tutam tuzla beraber ceviz ve hurmalara ekleyin. Elde ettiğiniz hamurdan küçük toplar yapın ve bu topları Hindistan cevizi tozuna bulayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tahıllı Toplar” title_font_size=”13″]
    tahıllı toplar

    Yarım su bardağı kavrulmuş fıstık, 2 yemek kaşığı çekilmiş keten tohumu ve 1 bardak yulaf ezmesini mutfak robotunda iyice parçalayın. Yarım bardak yumuşak fıstık ezmesi, 2 yemek kaşığı tereyağı, 1 çay kaşığı vanilya özütü ve 3 yemek kaşığı balı karıştırın. Elde ettiğiniz karışımdan yuvarlak toplar yapın, bu topları çikolata tozu ve şekerlemelerle süsleyebilirsiniz. Topları buzdolabında 5 gün bekletin ve sonra çocuklarınıza servis edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tropik Meyveli Mus” title_font_size=”13″]

    Büyük marketlerin manav reyonlarında kolayca bulabileceğiniz tropik meyvelerle lezzetli ve sağlıklı bir tatlı hazırlayabilirsiniz. 2 olgun mangoyu, 1.5 su bardağı doğranmış ananası, 1 limonun suyunu, 200 ml. Hindistan cevizi sütünü, yarım limonun rendelenmiş kabuğunu mutfak robotunda püre hâline getirin. Tatlınızı nane yaprakları ve ahududu gibi kırmızı meyvelerle süsleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şekersiz Pankekler” title_font_size=”13″]
    pankek tarifi

    Sevilen bir kahvaltı alternatifi olan pankekleri şekersiz hazırlayarak, üzerine doğal şeker kaynakları olan bal ya da pekmez ekleyebilir ya da pankekleri taze meyvelerle tüketebilirsiniz. 2 yumurta ve 250ml sütü çırpın içine 230 gram un, 1 çay kaşığı kabartma tozu, 1 tutam tuz ekleyin. En son 40 gram eritilmiş tereyağını da karışıma ekleyin ve pankekleri yağsız tavada teker teker pişirip servis edin.

  • YENİ YIL KURABİYELERİ

    Yeni yıl haftası geldi çattı! Evleri saran kurabiye kokularına siz de bayılıyor musunuz? Sizler için mutfağınızı tatlı bir koku bulutuyla dolduracak nefis yeni yıl kurabiye tarifleri hazırladık. İçine istediğiniz malzemeleri ekleyebilir, renk renk kutulara dizip sevdiklerinize hediye edebilirsiniz. Yeni yıl, hepimiz için sağlık, mutluluk, huzur ve bol lezzetli anlar getirsin. Kurabiye tatlılığıyla geçen bir yıl olsun! Hadi mutfağa girip birbirinden lezzetli kurabiyeleri yapmaya başlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vanilyalı Ay Kurabiye” title_font_size=”13″]

    Oda sıcaklığında yumuşamış tereyağı, yumurta sarısı, toz şeker, pudra şekeri ve vanilini derin bir kapta iyice karıştırın. Badem ununu ekleyip ardından unu kontrollü şekilde ilave ederek ele yapışmayan, homojen bir hamur elde edin. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp önce yuvarlayın, sonra elinizde uzatarak ay şeklini verin ve yağlı kâğıt serili tepsiye dizin. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 15 dakika pişirin. Ilık kurabiyeleri pudra şekeri ve vanilin karışımına bulayıp her tarafını kaplayın, dilerseniz ekstra pudra şekeri serpebilirsiniz. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alfajor Kurabiye” title_font_size=”13″]

    Kuru malzemeleri bir kapta harmanlayın, ortasını açıp yumurta, yumurta sarısı ve oda sıcaklığında ılıtılmış tereyağını ekleyin; limon kabuğu, kabartma tozu ve vanilini de ekleyip pürüzsüz bir hamur elde edene kadar yoğurun. Hamuru 15 dakika buzdolabında dinlendirin. Nişasta yardımıyla yaklaşık yarım santim kalınlığında açıp kalıpla yuvarlaklar kesin ve aralarında hafif boşluk bırakarak yağlı kâğıt serili tepsiye dizin. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında 11 dakika pişirin. Bu sırada süt reçeli için gereken tüm malzemeleri ayrı bir kapta kısık ateşte yavaşça pişirin. Soğuyan kurabiyeleri ters çevirip arasına bir çay kaşığı süt reçeli sürüp yapıştırın ve kenarlarını Hindistan cevizine bulayın. İşte nefis kurabiyeleriniz hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Coco Kurabiye” title_font_size=”13″]

    Yumurta beyazlarını ve toz şekeri çırpıp vanilin ve Hindistan cevizini ekleyerek hamur hâline getirin. Hamuru 15-20 dakika buzdolabında dinlendirin, ardından dondurma kaşığıyla tepsiye alıp hafifçe bastırın. 160 derecede 15-20 dakika pişirin. Kurabiyeleri oda sıcaklığında soğuttuktan sonra isteğe bağlı benmari usulü erittiğiniz bitter çikolataya tabanlarını batırabilir veya üstlerine damlatıp renkli süs şekerleriyle tamamlayabilirsiniz. Afiyet olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Yıl Kurabiye” title_font_size=”13″]

    Oda sıcaklığında dinlendirilmiş tereyağı ve yumurta ile pekmez ve pudra şekerini iyice karıştırın; unun bir kısmını ekleyip yoğurmaya başlayın. Tarçın, isterseniz zencefil, vanilya ve kabartma tozunu ekleyip kalan unu kontrollü şekilde ilave ederek yumuşak bir hamur elde edin. Hamuru streçleyip 1 saat buzdolabında dinlendirin. Dinlenen hamuru iki yağlı kâğıt arasında yarım santim açıp kalıplarla şekillendirin ve tepsiye dizin. 170 derecede 10-12 dakika, altları hafif dönene kadar pişirin. Kurabiyeler soğuyunca ister glazürle neşeli süslemeler yapın, isterseniz pudra şekeri serpip kar yağmış gibi bir dokunuş ekleyin. Mis gibi yeni yıl kurabiyeleriniz hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarçınlı Kalp Kurabiye” title_font_size=”13″]

    Oda sıcaklığındaki tereyağı ve pudra şekerini derin bir kapta mikserle krema kıvamına gelene kadar çırpın. Un, kabartma tozu, vanilin ve tarçını ekleyip yoğurun; gerekirse ele yapışmayan bir hamur elde edene kadar un ilave edin. Hamuru streçleyip en az 30 dakika buzdolabında dinlendirin. Ardından un serpilmiş tezgâhta orta incelikte açın, kalp şeklindeki kalıplarla kesin ve pişirme kâğıdı serili tepsiye dizin. Önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında yaklaşık 12 dakika pişirin. Fırından çıkan tarçınlı kalplerin kokusu mutfağınızı sardığında içi yumuşacık, dışı hafif çıtır kurabiyeler keyifli bir gün geçirmeniz için hazır demektir! Afiyet olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Glazürlü Kurabiye” title_font_size=”13″]

    Un ve kabartma tozunu karıştırıp eleyin. Tereyağını mikserle krema kıvamına getirin, toz şeker ve vanilini ekleyin. Tarçın ve yumurtaları karışıma yedirin, sonra un karışımını ekleyip hamuru toparlayın. Hamuru yarım santim kalınlığında açın ve farklı şekillerdeki kalıplarla kesin. Üstlerini sütle hafifçe ıslatın ve 180 derece fırında 10-12 dakika pişirin; hafif kızarmaları yeterli. Soğuyan kurabiyelere pudra şekeri ve sütle hazırladığınız glazürü sürün. Üzerini renkli şekerli çubuklar ve gümüş incilerle süsleyin. Pürüzsüz, parlak ve tatlı glazürlü kurabiyeleriniz artık servise hazır! Afiyet olsun.

  • BU MEYVELERDEN ÇOK GÜZEL MARMELAT OLUR!

    Söz konusu marmelat olunca, en çok merak edilen, reçel ile marmelat arasında nasıl bir fark olduğudur. Çok basit! Reçel, meyvelerin küçük küçük doğranmasıyla üretilirken, aynı meyveler marmelat yapımında, ezilir veya püre haline getirilirler. Tıpkı reçel gibi marmelat yapmanın da mevsimi yoktur. Her mevsimin kendine özel meyveleri bulunur ve önemli olan da marmelat yaparken mevsim meyvelerini kullanmaktır. Eğer siz de şimdiye kadar denemediyseniz, şu meyveleri mutlaka bir de marmelat halinde tüketin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kayısıları ortadan ikiye ayırarak çekirdeklerini çıkartın ve küçük küçük doğrayın. Üzerine şeker ve su ilave ederek, kısık ateşte kayısılar eriyene kadar pişirin. Koyu bir kıvam aldığında limon suyu sıkın ve biraz daha kaynattıktan sonra ocaktan indirin. Blender ile pürüzsüzleştirin ve işte kayısı marmeladınız hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Marmelat yapımında genel mantık yukarıda anlattığımız gibidir. Farklı olan ise meyvelerin kendilerine has özellikleridir. Kullanacağınız meyveleri seçerken olgun, sulu ve tatlı olanları tercih etmeye özen gösterin. Örneğin, mürdüm eriği marmeladı için, daha tatlı olduklarından, iri olanları seçmenizi önerebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çilek, oldukça yumuşak bir meyve olduğu için önce robotta püre haline getirebilir, sonrasında su ve şekerle kaynatma aşamasına geçebilirsiniz. Yapacağınız çilek marmeladını, kek ya da kurabiyelerde de kullanabileceğinizi ve böylece lezzetlerinin katbekat artacağını hatırlatalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mandalinadan marmelat yapmak için dikkat edilmesi gereken husus şudur: Kabuğunu soyduktan sonra, üzerinde kalan beyaz ipliksi dokulardan ve çekirdeklerinden dilimleri arındırmanız gerekir. Bunu yapmadığınız takdirde marmeladınızda acı bir tat belirecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şeftaliyi sadece yazın değil, sonbahar ve kış aylarında da yiyebilmenin en güzel yolu marmeladını yapmaktır. Bu durum tüm meyveler için geçerlidir. Ocaktan indirdiğiniz ve yapımını tamamladığınız marmelatları, ağzını sıkıca kapattığınız kavanozlara koyarak tüm yıl saklayabilir ve tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Nasıl ki mayhoş tadıyla vişne reçelinin yeri bir başkadır, aynı hoşluk meyvenin marmeladı için de geçerlidir. Vişne marmeladını yaptıktan sonra ister pasta ister tart ister kek yapımında kullanın. Ama unutmayın ki dilim ekmeğin üstüne sürülmüş halinin yerini hiçbiri tutmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ahududu, diğer adıyla frambuaz marmeladı ise tatlı veya mayhoş diyemeyeceğimiz, oldukça özgün tadıyla farklı bir yere sahiptir. Bu meyveleri ne öncesinde ezmeniz gerekir ne de sonrasında blender ile püre haline getirmeniz. Zaten yumuşak olan meyveler, kaynar kaynamaz istenen kıvama gelecektir.

  • KARPUZLA YAPILABİLECEK FARKLI TARİFLER

    Bol sulu yapısı ve serinletici tadıyla karpuz, yaz aylarının en sevilen meyvelerinden biri olarak öne çıkıyor. Hem ferahlamak hem de dengeli beslenmek isteyenler için tatlılardan içeceklere, salatalardan reçellere kadar pek çok farklı tarifte kullanılabiliyor. Yazımızda, karpuzla kolayca hazırlayabileceğiniz pratik ve lezzetli tarifleri derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuzlu Limonata” title_font_size=”13″]

    Güneşle aranızı serin tutacak, karpuzun tatlılığıyla limonun ferahlığını buluşturan buz gibi bir içecek sizi bekliyor: Karpuzlu limonata!

    Malzemeler:

    • 1 adet orta boy karpuz
    • 3 adet orta boy limon
    • 1,5 su bardağı soğuk su
    • 3 yemek kaşığı toz şeker (isteğe göre esmer şeker)

    Karpuzu kabuğundan kesin, çekirdeklerini temizleyin ve küçük parçalar hâlinde doğrayın. Limon kabuklarını rendeleyip limonların suyunu sıkın. Karpuz parçalarını blendera alın; üzerine limon suyu, rendelenmiş limon kabuğu, soğuk su ve şekeri ekleyip karıştırın. Hazırladığınız karışımı süzgeçten geçirerek posasını ayırın. İyice soğuttuktan sonra servis edin, afiyetle için!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuz Salatası” title_font_size=”13″]

    Yaz sıcağında hem serinleten hem tok tutan müthiş bir tarif!

    Malzemeler:

    • 2 kalın dilim karpuz
    • 3-4 adet iri doğranmış ceviz
    • Tam yağlı beyaz peynir
    • 2-3 dal nane
    • Yarım limon suyu

    Karpuzu küp küp doğrayıp servis tabağına alın. Üzerine, küpler hâlinde doğranmış beyaz peyniri, iri doğranmış cevizi ve kıyılmış nane yapraklarını ekleyin. Son olarak, damak zevkinize göre yarım limon suyunu üzerinde gezdirin. Hepsi bu kadar! Serin serin, afiyetle yiyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuzlu Meybuz” title_font_size=”13″]

    Karpuzun en ferah hâli buz gibi geliyor!

    Malzemeler:

    • 4 büyük dilim karpuz
    • 2 yemek kaşığı esmer şeker
    • 1 adet rendelenmiş limon kabuğu
    • 1 tatlı kaşığı taze sıkılmış limon suyu
    • 1/5 çay kaşığı tarçın (isteğe bağlı)

    Karpuz dilimlerinin kabuk ve çekirdeklerini temizleyip küçük parçalara ayırın. Blendera alıp üzerine esmer şeker, rendelenmiş limon kabuğu, taze limon suyu ve isteğe bağlı olarak tarçın ekleyin. Karpuzlar püre hâline gelene kadar karıştırın. Karışımı dondurma kalıplarına ya da kâğıt bardaklara dökün, ortasına çubuk batırın ve derin dondurucuda en az 3-4 saat bekletin. Donduktan sonra kalıptan çıkarın, afiyetle serinleyin!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuz Kabuğu Reçeli” title_font_size=”13″]

    Karpuzun bu kez lezzeti kabuğunda! Değerlendir, dönüştür, tatlandır…

    Malzemeler:

    • 1 adet küçük boy karpuz kabuğu
    • 1 tatlı kaşığı karbonat
    • Su
    • 4,5 su bardağı toz şeker
    • 3 tane limon tuzu
    • 1 limon kabuğu rendesi
    • Yarım limon suyu
    • 6 adet karanfil

    Karpuz kabuğunun yeşil dış kısımlarını soyup beyaz kısmını küçük küçük doğrayın. Geniş bir kâsede karbonatı suyla eritip karpuz kabuklarını içine atın, üzerini geçecek kadar su ekleyin ve buzdolabında 6-7 saat bekletin. Ardından kabukları 3 kez yıkayıp durulayın. Daha sonra tencerede üzerini geçecek kadar suyla 2 dakika kaynatıp süzün. Başka bir tencerede su, şeker, rendelenmiş limon kabuğu ve karanfil ile şerbeti hazırlayın. Şeker eridikten sonra kabukları ekleyin ve renkleri şeffaflaşana kadar kaynatın. Son olarak limon tuzu ve limon suyunu ilave edip 20 dakika daha kaynatın. Soğuduktan sonra kavanozlara doldurun. Reçeliniz hazır. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pizza Karpuz” title_font_size=”13″]

    Karpuz dilimleriyle hem gözünüzü hem damak zevkinizi şenlendirecek yaz sofralarının en neşeli tabaklarını hazırlayın!

    Malzemeler:

    • 1 adet karpuz
    • 6-7 adet kiraz
    • 250 gram çilek
    • 1 adet armut
    • 1 adet elma
    • 1 adet şeftali
    • Üzeri için: Beyaz çikolata

    Karpuzu kalın ve yatay şekilde, tam ortasından halka biçiminde kesin. Her bir karpuz halkasını pizza dilimi gibi üçgen parçalara ayırın. Üzerine ince dilimlenmiş mevsim meyvelerini (çilek, kiraz, elma, armut, şeftali, vb.) yerleştirin. Son dokunuş olarak rendelenmiş beyaz çikolatayla süsleyin. Soğuk olarak servis edin, afiyetle yiyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Köz Biberli Karpuz Kabuğu Salatası” title_font_size=”13″]

    Közlenmiş biberin enfes aroması, karpuz kabuğunun ferahlığıyla buluşuyor.

    Malzemeler:

    • 1 küçük kâse karpuz kabuğunun beyaz kısmı
    • 1 adet domates
    • 1 adet salatalık
    • 1 adet kuru soğan
    • 1 adet yabani semizotu (isteğe bağlı olarak semizotu, ıspanak ya da roka da kullanılabilir)
    • 1 adet közlenmiş yeşil biber
    • 1 adet közlenmiş kırmızıbiber
    • Kaya tuzu
    • Zeytinyağı
    • Limon suyu

    Karpuz kabuğunun beyaz kısmını küçük küpler hâlinde doğrayın. Domates, salatalık, kuru soğan ve yabani semizotunu ince ince kesin. Közlenmiş kırmızı ve yeşil biberleri küçük parçalar hâlinde getirin. Tüm malzemeleri geniş bir kapta birleştirin. Üzerine kaya tuzu, limon suyu ve zeytinyağı karışımını gezdirip nazikçe karıştırın. Dilerseniz taze nane yapraklarıyla da süsleyebilirsiniz. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuz Pasta” title_font_size=”13″]

    Yaz davetlerinizde ya da ferahlatıcı bir tatlı arayışınızda gönül rahatlığıyla tercih edebileceğiniz bir lezzet: Karpuz pasta!

    Malzemeler:

    • 1 adet orta boy karpuz
    • 1 su bardağı ahududu
    • 1 su bardağı yaban mersini
    • 1 su bardağı file badem

    Kreması için:

    • 2 paket toz krem şanti
    • 3 çay bardağı soğuk süt

    Karpuzun alt ve üst kısmını kesin, kabuğunu keskin bir bıçakla soyun ve beyaz kalan kısımları temizleyin. Pastanın tabanını oluşturacak karpuz dilimini servis tabağına yerleştirin, fazla suyunu kâğıt havluyla alın. Toz krem şantiyi soğuk sütle yoğunlaşana kadar çırpın, ardından derin dondurucuda bekletin. Soğuyan krem şantiyi karpuzun üzerine sürüp spatula ile pürüzsüz hâle getirin. Üzerini yaban mersini ve ahududu taneleriyle süsleyin, yanlarını file bademle kaplayın. Buzdolabında 6-8 saat soğuttuktan sonra dilimleyerek servis edin. Afiyet olsun!

  • BEYAZDAN SİYAHA PİRİNÇ ÇEŞİTLERİ

    Pilavdan dolmaya, sütlaçtan çorbaya farklı tariflerde yer verdiğimiz pirinç, Orta Asya Türk mutfağından Osmanlı mutfağına ve oradan günümüze gelene kadar vazgeçilmez ürünlerden biri olmuştur. Peki, mutfakların demirbaşlarından olan pirincin tüm çeşitlerini biliyor ve hepsine tariflerinizde yer veriyor musunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tombul haliyle görür görmez tanıyacağınız baldo, ülkemizde en çok tüketilen pirinç türüdür. B vitaminleri ile kalsiyum, demir, fosfor gibi önemli mineral içeriğine sahip baldonun karbonhidrat oranı da yüksek olduğu için tüketim oranına dikkat etmek gerekebilir. Ülkemizde Marmara’da Trakya Bölgesi, Karadeniz’de Samsun, Ege’de Manisa gibi sulak ve yağış alan yerlerde bolca yetişmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tayland menşeili olan ve Asya ile Uzak Doğu mutfaklarının vazgeçilmezleri arasında sayılan jasmine ya da dilimizdeki telaffuzuyla yasmin pirinç, ince uzun yapıdaki fiziksel görüntüsüyle kendini hemen belli eder. Aromatik bir tada sahip olan jasmine, hem besin değerleri hem de yüksek karbonhidrat içeriği nedeniyle çocuklar için de önerilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pirinçlerin prensi olarak adlandırılan basmati pirincin anavatanı Hindistan’dır. İnce ve uzun yapısıyla jasmine pirinçle benzerlik gösteren basmati, her bölgede yetişmeye uygun olmadığı gibi ülkemizde de yetiştirilmemektedir. Diğer pirinç türlerine oranla glisemik indeksi düşük olan, zengin besin muhteviyatı ile kilo aldırmadan enerji veren ürünler arasında geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Risotto’yu, dilimizdeki telaffuzuyla rizottoyu bilirisiniz. İtalyan mutfağına ait, kendine has pişirme tekniği olan bir pilav türüdür. İşte bu pilavda kullanılan özel pirincin adı da arborio’dur. Tombul ve yuvarlağa yakın görüntüsüyle dikkat çeken arborio, pirinç çeşitleri içinde en çok nişasta içeren türdür. İtalyan menşeili pirinci almak istediğinizde marketlerden ziyade internet sitelerinde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Glisemik indeksi düşük başka bir pirinç de esmer pirinçtir. Fakat dıştan içe sert bir yapıya sahip olması nedeniyle sindirimi zor olan bir pirinç türüdür, bu nedenle tüketim oranına dikkat etmek gerekir. Beyaz pirince göre daha doğal olan esmer pirinç, yine beyaz pirince kıyasla daha yavan ve az lezzetli gelebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Az yetiştiği ve sadece imparatorlar tüketebildiği için Çin’de yasak pirinç adıyla da bilinen siyah pirinç, pişirildiğinde koyu mor renge dönen bir yapıya sahiptir. Piştiğinde tane tane değil lapa bir görüntüye bürünen siyah pirinç, Endonezya, Filipinler ve Bangladeş’te de yetişmekte, bu bölgelerde ekmekten tatlı yapımına farklı tariflerde kullanılmaktadır.

  • YÖRESEL REÇELLER VE PRATİK TARİFLERİ

    Kahvaltının vazgeçilmez lezzetlerinden reçel, sadece meyvelerle değil, sebze ve gül reçelinde olduğu gibi çiçek yapraklarıyla da hazırlanmakta.  Kek ve pasta tariflerinde de kullanılan reçellerin ülkemizde birçok farklı çeşidi bulunuyor. Ülkemizde yetişen meyve ve bitki çeşitliliğinin fazla olması her yöreye ait farklı bir reçel tarifinin ortaya çıkmasını sağlamış durumda. Gelin hem lezzetli hem de pek alışık olmadığımız reçel tariflerini yöresel pişirme teknikleriyle birlikte deneyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cevizin anavatanı olarak bilinen Bitlis’e özgü bir reçel olan ceviz reçeli diğer reçellere göre yapımı biraz zahmetli bir reçeldir. Bir kilo taze cevizle hazırlanan reçel için diğer gerekli olan malzemeler; sekiz su bardağı su, yedi su bardağı toz şeker, iki adet çubuk tarçın, dört adet karanfil ve yarım çay kaşığı limon tuzu. Taze cevizlerle hazırlandığından ellerinizin boya olmaması için lateks eldiven kullanabilirsiniz. Unutmayın ki cevizin boyası zor çıkar. Öncelikle olgunlaşmamış cevizin kabuklarını çok ince olacak şekilde soyun. Büyük bir kapta üzerini tamamen kaplayacak şekilde içme su ilave edin. İki gün boyunca suda beklettiğiniz cevizleri üçüncü gün itibariyle suyunu günde üç kez değiştirerek yedi gün boyunca bu işlemi tekrarlayın. Şimdi sıra pişirme işleminde. Son kez suyunu döktükten sonra 20 dakika içme suyu ile haşlayın. Ardından iki kez daha 15’er dakika olacak şekilde yeni su ile haşladığınız reçele son kez sekiz bardak içme suyu ilave ederek 30 dakika kısık ateşte kaynatın. Yedi bardak şekeri ilave ettikten edip bir saat daha kısık ateşte kaynadıktan sonra tencerenin içerisine karanfili, tarçını limon tuzunu ekleyip 10 dakika daha kaynatın. Bu zahmetli ama lezzetli reçel için çok uğraştınız ancak artık reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminden bu yana hazırlanan ve Türk mutfağının özgün tatlarından bir tanesi olan gül reçeli Isparta’ya ait reçel. Isparta’nın yanı sıra Sivas ve Van’da da yapılan bu hoş kokulu reçeli hazırlamak için 15 adet gül, 5 su bardağı toz şeker, 2 bardak su ve yarım limon suyu gerekmektedir. Gül yaprakla güzelce ayıklandıktan ve yıkandıktan sonra bir gece öncesinden şeker ile bekletilir. Ertesi gün suyunu salmış olan gül yaprakları ve şeker saldığı suyuyla birlikte kısık ateşte kaynatılır. Kaynamaya başladıktan sonra limon suyu eklenir ve 20 dakika daha karıştırılarak iyice kaynatılır. Ocaktan alınan reçel oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazırdır. Tamamen soğuduktan sonra kapağı kapatılır. Artık gül reçeli hazır. Tüm evinize yayılan gül kokusu ayrı bir keyif verecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz Bölgesi özellikle Antalya’da yapılan nar reçeli için gerekli malzemeler; üç adet büyük boy nar, bir su bardağı toz şeker, yarım limon suyu. İlk olarak bir adet narın tanelerini zarar görmeyecek şekilde ayıklayın, diğer iki narın suyunu sıkın. Derince bir tencereye nar tanelerini, üzerine şekeri, son olarak da tencereye nar suyunu ekleyin. Orta ateşte kaynamaya başladıktan sonra yarım limon suyunu ekleyin ve hafifçe karıştırın. 45 dakika daha kaynattıktan sonra eğer kıvam almışsa ve çok sulu değilse reçeliniz hazır demektir. Eğer sulu kaldıysa kıvam alana kadar kontrollü bir şekilde kaynatmaya devam edin. Kıvamlanan reçeliniz oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şifasıyla ünlü, öksürük ve solunum yollarına iyi gelen çam kozalağından reçel yapıldığını biliyor muydunuz? Pek de alışık olmadığımız bir reçel olsa da Akdeniz Bölgesi’nden Balkanlara kadar hazırlanan reçelin yapımı kolay ancak uzun bir süreç istiyor. Malzemeleri için 30 adet küçük boy olacak şekilde çam kozalağı, bir buçuk litre içme suyu, bir buçuk kilogram toz şeker ve yarım limon suyu. Kozalakların temizlenmesi için su ile güzelce yıkayın. İyice temizlenen kozalakları derin bir tencereye alın ve suyunu da ekledikten sonra bir saat orta ateşte kaynatın. Bir saatin sonunda şekeri ilave ederek kaynatmaya devam edin. Üzeri köpüklenecektir bu sebeple tahta bir kaşık ile sürekli olarak köpükleri üzerinden toplayın. İyice özdeşleştikten ve kıvam aldıktan sonra limon suyunu da ilave ederek beş dakika daha kaynatın ve ocaktan alın. Reçel soğumadan kavanoza alın ve 12 saat ters olacak şekilde beklettikten sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz. Özellikle kaymak ile çok lezzetli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazıları için patlıcanı tatlı bir lezzet olarak düşünmek zor olsa da Akdeniz Bölgesi ve Iğdır ilinde bu reçele sıkça rastlamak mümkün. Oldukça kolay olan tarif için küçük boyda beş – altı adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanların sapını kesin ve kabuklarını soyun. Her bir patlıcanı dört parçaya böldükten sonra bir patlıcanın acılığını alma klasiği olan 15 dakika tuzlu suda bekletme işlemini uygulayın. Ardından patlıcanları iyice yıkayın, süzün ve bir tencerede limon suyu veya dilerseniz limon tuzuyla yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlanan patlıcanları süzün ve bir bez yardımıyla kurulayın. Son olarak boş bir tencereye aldığınız patlıcanların üzerine iki bardak içme suyu ve yine iki bardak olacak şekilde toz şekeri ekleyerek kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirin. İyice kıvam aldıktan sonra üzerine bir adet limonun suyunu ekleyin ve bir süre daha kaynatıp soğumaya bırakın. Artık patlıcan reçelinizi kavanoza alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı mutfağından miras kalan kızılcık reçeli özellikle Karadeniz Bölgesine has bir reçeldir. Yazın sonlarına doğru hazırlanan bu reçel için olgunlaşmış kızılcık gerekmektedir. Bir kilogram kızılcık, 750 gram toz şeker, yarım su bardağı su ve bir tatlı kaşığı limon suyu ile hazırlanır. Kızılcıklar yıkadıktan sonra suyu süzülür ardından şeker ilave edilerek bir gece bekletilir. Ertesi gün yarım su bardağı içme suyu eklenerek kaynatılır. Daha sonrasında 45 dakika sürecek olan kaynatma işlemi kontrollü bir şekilde karıştırılarak devam eder. Tencerede biriken köpük tahta kaşık yardımıyla alınır. Kıvamlanan reçele son olarak limon suyu eklenir ve beş dakika daha kaynatılır. Reçelin vakumlanabilmesi için sıcakken kavanoza alınmalıdır. Ters bir şekilde bekletilen kavanozlar güneş almayan bir şekilde soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.

  • ÜLKELERİN GELENEKSEL TATLILARI VE ARDINDAKİ HİKÂYELERİ

    Her ülkenin mutfağında, yerel malzemelerle ve geleneksel yöntemlerle hazırlanmış benzersiz tatlılar yer alır. Bu tatlılar yalnızca damak zevkimize hitap etmekle kalmaz, aynı zamanda o ülkenin tarihini, kültürünü ve yaşam tarzını da yansıtır. Kimi zaman bir aile tarifinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla, kimi zaman ise bir ülkenin tarım ürünlerinin ve coğrafi özelliklerinin mutfağa yansımasıyla, bu tatlılar geleneksel lezzetlere dönüşür. Bu yazımızda, farklı ülkelerin geleneksel tatlılarını ve bu tatlıların ardındaki hikâyeleri keşfedeceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sütlaç, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Dönemi’nde saray mutfağının vazgeçilmez tatlılarından biri olan sütlacın kökeni, Orta Asya’ya kadar uzanır. Hem lezzeti hem de besleyici değeriyle öne çıkan sütlaç, özellikle Ramazan aylarında ve özel günlerde sıkça yapılır. Saray mutfağında gül suyu, badem gibi ek malzemelerle zenginleştirilen sütlaç; pirinç, süt ve şeker ile hazırlanır. Pirinç, önce suyla haşlanarak yumuşatılır; ardından süt ile kaynatılır. Şeker ilave edildikten sonra, kıvam alana kadar pişirilir. Bazı tariflerde vanilya, tarçın veya portakal kabuğu gibi aromalar da eklenir. Genellikle soğuk olarak, üzeri dövülmüş fındık ile süslenerek servis edilir. Sütlaç kelimesinin, “sütlü aş” ifadesinden türediği kabul edilir. Rivayete göre, çok eski zamanlarda mide rahatsızlığı yaşayan birine hem doyurucu hem de hafif bir yemek hazırlanmak istenir. Evde bulunan süt, pirinç ve şeker gibi basit malzemelerle sütlü aş hazırlanır. Kaşgarlı Mahmut’un 11. yüzyılda yazdığı Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eserinde geçen “uwa” adlı yiyecek, bazı kaynaklara göre sütlacın atası olabilir. Uwa burada, soğuk olarak yenen, pirinçle yapılan bir tür yemek olarak tanımlanır. Süt içerip içermediği belli olmasa da pirinç bazlı soğuk yemek olması sütlaçla benzerlik kurulmasına neden olmuştur. Sütlaç, dünyanın birçok yerinde farklı isimlerle ve çeşitlerle hem geleneksel tariflerle hem de modern dokunuşlarla hazırlanır. İspanya’da “arroz con leche”, Hindistan’da “kheer”, Yunanistan’da “rizogalo” olarak bilinir. Her kültür sütlacı kendi mutfak geleneklerine göre yorumlamış ve farklı tatlar katmıştır. Örneğin; Hindistan’da sütlaç genellikle kakule ve safran ile tatlandırılırken, İspanya’da limon kabuğu ve tarçın kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gulab Jamun, Hindistan ” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın en meşhur lezzetlerinden olan gulab jamun, ülkemizin ünlü tatlısı Kemalpaşa tatlısına çok benziyor ve bu yuvarlak hamur topları gül suyu ile lezzetlendiriliyor. Geleneksel tariflerde gulab jamun, Hint mutfağına özgü olan kurutulmuş tam yağlı süt olan “khoa” ile hazırlanıyor. Khoa, un ve kabartma tozu ile yoğrularak küçük toplar hâline getiriliyor ve ardından altın rengini alana kadar derin yağda kızartılıyor. Kızartılan bu toplar; şeker, su, kakule ve gül suyu ile yapılan şerbette bekletilerek servis ediliyor. Kimi rivayetlerde bu tatlının aslında Moğol İmparatorluğu Dönemi’nde Pers (İran) mutfağından Hindistan’a getirildiği söyleniyor. Ünlü yemek tarihçisi ve yazar Michael Krondl, “The Donut: History, Recipes, and Lore from Boston to Berlin” adlı kitabında, Pers işgalcilerinin yanlarında “gulab jamun tatlısına benzeyen yuvarlak bir çörek” getirdiklerinden bahseder. Gulab, Farsçada gül anlamına gelen bir kelimeden türetilmiştir, jamun ise yerel bir meyveyi ifade eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pastel de Nata, Portekiz ” title_font_size=”13″]

    Kökeni 18. yüzyıla dayanan, Portekiz’in en popüler tatlılarından biri olan pastel de nata, çıtır hamur içinde zengin bir krema dolgusu ile hazırlanan bir tür muhallebili turtadır. Yumurta sarısı, şeker, süt ve vanilya ile yapılan krema, tereyağı ile incecik katmanlar hâlinde açılan hamura doldurulur ve yüksek ısıda fırınlanır. Üzerine tarçın ve pudra şekeri serpilerek servis edilir. Hafif yanık kremasıyla ünlü bu tatlıyı, ilk olarak Lizbon’un Belém bölgesindeki Jerónimos Manastırı’nda, rahipler giysilerini kolalamak için kullandıkları yumurtaların artan sarılarını değerlendirmek amacıyla yapmıştır. Daha sonra, manastıra maddi katkı sağlamak için bir fırınla anlaşma yapılarak satışı başlamış, zamanla halk arasında popülerleşmiş ve Portekiz’in simgelerinden biri hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Churros, İspanya ” title_font_size=”13″]

    İspanya’nın kuzeyinden tüm dünyaya yayılan churros tatlısının hamuru; su, un, tuz ve şekerle hazırlanır. Hamur, sıcak yağda kızartıldıktan sonra şeker ve tarçın karışımına bulanır. Dışı çıtır çıtır, içi ise yumuşaktır. İspanya’da genellikle sıcak çikolata sosu veya “dulce de leche” (karamelize süt) eşliğinde servis edilir. Churros, İspanya ve Latin Amerika’nın birçok ülkesinde sokak satıcıları tarafından satılan popüler bir atıştırmalıktır. Rivayete göre bu tatlıyı ilk olarak İspanyol çobanlar, az malzeme gerektirmesi ve kolay pişirilmesi nedeniyle dağlarda hazırlamış; zamanla geleneksel bir lezzete dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sticky Toffee Pudding, İngiltere” title_font_size=”13″]

    İngiliz mutfağının en sevilen tatlılarından biri olan sticky toffee pudding, hurma ve karamel sosla hazırlanan enfes bir tatlıdır. Kek hamurunda hurma, şeker, tereyağı, un, yumurta ve vanilya bulunur. Hurma, sıcak su ve karbonatla yumuşatıldıktan sonra kek hamuruna eklenir. Kek, fırında pişirilir ve üzeri altın rengi alana kadar bekletilir. Karamel sos ise tereyağı, şeker, krema ve vanilya ile hazırlanır. Pişen kek, karamel sosla kaplanarak sıcak servis edilir. Bazı tariflerde hurma yerine kuru üzüm veya kuru incir de kullanılabilir. Ayrıca, karamel sosun içine eklenen tarçın veya zencefil gibi çeşitli aromalar, tatlıya farklı lezzetler katar. Tatlının kökenine dair de birkaç hikâye vardır: Bir rivayete göre, İngiltere’ye gelen Kanadalı pilotlar, Kanada’da yapılan bir tatlıdan esinlenerek bu tatlıyı yapmıştır. Bir diğer hikâyeye göre ise bu tatlının aslında II. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktığı ve o dönemde tatlandırıcıların sınırlı olması nedeniyle hurmanın kullanıldığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Éclair, Fransa” title_font_size=”13″]

    Ünlü bir Fransız tatlısı olan éclair, ülkemizde “ekler” olarak bilinir. Birçok yemek tarihçisi, eklerin ilk olarak Fransız kraliyet ailesinin ünlü hamur işi şefi Marie-Antoine Carême tarafından yapıldığını öne sürmektedir. Éclair isminin kaynağı hakkında ise çeşitli rivayetler vardır. Birine göre, tatlıyı ilk kez tadan kişiler onu şimşek hızında tüketmiş, bu nedenle Fransızca “şimşek” anlamına gelen “éclair” adı verilmiştir. Ekler, pâte à choux (şu hamuru) adı verilen özel bir hamurla hazırlanır. Su, tereyağı, un ve yumurtadan oluşan bu hamur, fırında kabararak içi boş bir yapı oluşturur. Pişirilen hamur uzun ve ince bir şekil alır. Ardından içi vanilyalı pastacı kreması (crème pâtissière) ile doldurulur ve üzeri çikolata kreması veya şekerli glazür (şekerli pasta kreması) ile kaplanır. Çikolatalı, kahveli, meyveli, karamel dolgulu ve daha pek çok çeşidi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Daifuku Mochi, Japonya ” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın geleneksel lezzetleri arasında yer alan daifuku mochi tatlısının kökeni, 17. yüzyıla kadar uzanmaktadır. O dönemde Japonya’da halk arasında doyurucu, kolay taşınabilir ve uzun süre dayanabilen tatlılar oldukça popülerdi. Bu yıllarda Japonya’da “mochi”, yani dövülmüş pirinçten yapılan elastik ve yumuşak hamur, dinî törenlerde ve özel günlerde kutsal bir yiyecek olarak tüketiliyordu. Ancak zamanla halk, bu lezzeti daha pratik ve tatlı bir forma sokmak istedi. Böylece mochi hamurunun içine tatlı kırmızı fasulye ezmesi (anko) konulmaya başlandı. İlk başta bu küçük dolgulu tatlılara “uzura mochi” (bıldırcın mochi) deniyordu, çünkü şekilleri bıldırcın yumurtasını andırıyordu. Zamanla ismi değişerek “daifuku mochi” adını aldı. Orijinal daifuku mochi tarifinde, küçük pirinç kekleri (mochi), tatlı kırmızı fasulye ezmesi (anko) ile doldurulur ve dışı nişasta ile kaplanır. Daifuku mochi, mochiko (glutensiz pirinç unu) ve su kullanılarak yapılan mochi hamuru ile hazırlanır. Hamur buharda pişirilir, ardından yoğrularak şekillendirilir. Dolgu malzemesini saracak şekilde ince bir tabaka hâlinde açılır ve top şeklinde kapatılır. Günümüzde daifuku mochi’nin çilekli, kremalı, çikolatalı ve meyve dolgulu gibi pek çok çeşidi de oldukça popülerdir. Japon kültüründe önemli bir yere sahip olan bu tatlı, özellikle özel günlerde ve bayramlarda tüketilir. Geleneksel daifuku mochi sade bir şekilde servis edilirken, modern sunumlarda üzerine pudra şekeri, matcha tozu veya Hindistan cevizi rendesi serpilebilir.

  • PEMBE ÇİKOLATA RUBY’NİN HİKÂYESİ

    Hangi çikolatayı seversiniz? Bitter, sütlü veya beyaz çikolata? Peki size yepyeni bir çikolata olan Ruby’den haberler versek? Buyurun yazımıza…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Üçüncü tür olarak beyaz çikolatanın tanıtılmasından yaklaşık 80 yıl sonra dünyanın dördüncü tür çikolatası “Ruby” üretildi. Dünyaca ünlü kakao ve çikolata üreticisi bir firma tarafından 2017’de tanıtılan ve doğal pembe rengi ile dikkat çeken Ruby çikolata, çikolata sevenler için son 80 yılın en olağanüstü keşfi olarak kabul ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ruby çikolata, hiçbir renklendirici veya meyve aroması içermemesine rağmen sunduğu yepyeni renk ve tat deneyimi ile şaşırtıyor. Yaban mersini, ahududu gibi orman meyvelerini anımsatan ve hafif mayhoş bir tadı olan çikolatanın pembe rengi ise üretildiği Ruby kakao çekirdeklerinden kaynaklanıyor. Ayrıca Ruby çikolata sütlü çikolatadan daha yüksek antioksidan oranına sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak 2004’te özel bir çikolata şirketinde çalışan kakao uzmanlarından biri, bazı kakao çekirdeklerinden alışılmadık renk ve lezzette bir çikolata üretebileceğini keşfetti. Bunun üzerine küresel araştırma şirketleri ve Jacobs Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleşen araştırmalar yapıldı. 13 yıllık bir AR-GE sürecinin sonucunda; Ekvador, Brezilya ve Fildişi Sahilleri’nde yetiştirilebilen ve Ruby olarak adlandırılan kakao çekirdeklerinde doğal olarak bulunan eşsiz bileşenlerin alışılmadık şekilde pembe renk ve meyvemsi bir tat sağladığı anlaşıldı. Çikolata üreticileri tarafından özenle geliştirilen formülü ile 5 Eylül 2017’de dördüncü tür çikolata olarak tüm dünyaya tanıtıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dördüncü tür çikolatanın keşfi çikolata severler için heyecan verici bir gelişme olmanın ötesinde benzersiz bir çikolata deneyimi de sundu. Öncelikle göz kamaştıran rengiyle tüketiciyi meraklandıran Ruby çikolatanın lezzeti de tüketenleri şaşırttı. Meyve aroması veren hiçbir katkı maddesi içermemesine rağmen orman meyvelerini andıran mayhoş tadı ilgi çekti. Şefler ve çikolata imalatçıları tarafından son yılların en büyük keşfi olarak görülen Ruby çikolata, dünya genelinde 2019’un gıda trendi hâline geldi. Ruby çikolata, akışkan kıvamı ile ganaj, şekerleme ve pastacılık ürünlerinde sıkça tercih ediliyor.

  • DONDURMA: YÜZYILLARDIR DÜNYANIN ORTAK LEZZETİ

    Bir büfenin önünde rengârenk dondurmalar arasından seçim yapmaya çalışmak çocuk, genç, yaşlı herkes için en güzel yaz anlarından biridir. Fakat biliyor musunuz, dondurma, dakikalar içinde eriyip giden yapısının aksine yüzlerce yıldır süren bir tatlı geleneğidir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dondurmanın kimler tarafından nasıl icat edildiği hakkında net bir bilgi bulunmuyor. Fakat dondurulmuş tatlılarla ilgili MÖ 3000 yılına uzanan ve Antik Çin’e ait olan efsaneler hikâyenin burada başladığını düşündürmektedir. Bir varsayım da dondurmanın önce Moğol İmparatorluğu’nda yapıldığı Çin’e bu yolla ulaştığı yönündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    13.yüzyıl Çin’inde dondurma yapımının sır olarak saklandığı, bu sırrın detaylarını öğrenen Marco Polo tarafından İtalya’ya taşındığı, tabii daha öncesinde Arabistan, İran ve Anadolu ile buluştuğu bilinmektedir. Dondurma tarifi 16. yüzyıl İtalya’sında geliştirilirken, ilk dondurma satışı 17. yüzyılda Paris’te gerçekleşmiş ve dondurmacılık meslek haline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    18.yüzyıl Osmanlı’sında süt dondurması, sütsüz yapılan süzme aşure ve elmasiye dondurması gibi farklı türlerde dondurmalar yapılmaktaydı. 19. yüzyılda iyice yaygınlaşarak kaymaklı, çilekli, vişneli, kayısılı gibi çeşit çeşit dondurma yapılmaya başlanır. Kahramanmaraş’ın öne çıkması ise 1920’lere denk gelir. O dönem salepli dondurmanın dövme demir kaşıkla karıştırılarak biçimlendirilmesi ve ancak bıçakla kesilerek tüketilebilmesi Kahramanmaraş’ın ünlü dövme dondurmasını doğurur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dondurma Amerika’ya da 18. yüzyılda ulaşmış, dondurma yapımı için ilk aleti de 19. yüzyılda Amerikalı bir ev kadını üretmiştir. Nancy Maria Johnson, buzdolabının olmadığı dönemlerde hem yapay dondurucu hem karıştırıcı olarak iş gören ve elle çalışan aleti yaparak 1843 yılında patentini almıştır. Önceleri yaz-kış tüketilen dondurma, Amerika’da II. Dünya Savaşı bitişinin dondurmayla kutlanmasıyla bir yaz geleneğine dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dondurmayı çok daha keyifli hale getiren detay, fiziki şeklinden dolayı külah adı verilen yenebilir kaplardır. Yumurta, şeker, tereyağı, un ve kabartma tozu ile yapılan çıtır çıtır dondurma külahları dünyada ilk kez ABD’nin St. Louise kentinde 1904 yılında yapılmıştır. Külahta dondurma yemek çoğunlukla rahat ve salaş zamanların tercihiyken evde veya restoranlarda dondurma servis etmenin yolu şık kuplardan geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski zamanlarda dağlardan kar getirilerek yapılan veya kar kuyuları açılarak soğuk tutulabilen ve yüzlerce yıldır geliştirilerek yapılagelen dondurma, günümüzde tüm dünyanın belki de en sevdiği ortak lezzetlerinden biri. Yaz ayları geldiğinde külah üstünde dondurma yemek kadar kadayıf, baklava, helva, brownie gibi tatlıların yanında dondurma tüketmek de bizim kültürümüzün zenginliklerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuru ve taze meyvelerle yapılabilen, cevizli, fıstıklı, çikolatalı, karamelli hazırlanabilen dondurma çeşitleri arasında dünyada en çok vanilyalı dondurma tüketiliyor. İkinci sırada çikolatalı, üçüncü sırada ise çilekli dondurma geliyor. Bu leziz tatlının günümüzde o kadar ilginç çeşitleri yapılmakta ki kiminin adı bile insanı şaşırtmaya yetmektedir. Mesela mı? ABD’de yapılanlar arasından biber aromalı, turşu aromalı, kaz ciğeri aromalı ya da domates aromalı dondurma kulağınıza nasıl geliyor?

  • BİNLERCE YILLIK ŞEHRİN GELENEKSEL LEZZETLERİ

    Çok eski dönemlerden beri yerleşim yeri olan, Selçuklu İmparatorluğu’na başkentlik yapan, ülkemizin tahıl ambarı Konya hem tarımın hem de hayvancılığın yapıldığı bereketli topraklara sahip. İpek ve Baharat Yolu’nun kesiştiği bu şehir, İslam âlimlerinin de uğrak noktası olmuştur. Bu köklü kültür, kadim kentin gastronomisini de derinden etkilemiş ve şehre has lezzetler oluşturmuştur. Yolu Konya’dan geçen herkesin severek yediği yemekleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bamya Çorbası ” title_font_size=”13″]

    Kurutulmuş çiçek bamya ve kuşbaşı kuzu eti ile hazırlanan bamya çorbası, geçmişte saray sofralarında günümüzde ise Orta Anadolu’daki pek çok şehrin sofrasında yer buluyor. Coğrafi işaret almasıyla Konya’ya özgü imza yemeklerden biri haline gelen bamya çorbası genellikle davet, düğün ve özel günlerde yapılıyor. Ekşi tada sahip bu çorba, soğan, salça ve limon ile lezzetlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Etli Ekmek” title_font_size=”13″]

    Konya denildiğinde ilk akla gelen yemeklerin başında olan etli ekmek, ince ve uzun bir şekilde açılan hamurun üzerine yerleştirilen kıymalı harç ile taş fırında pişirilerek hazırlanıyor. Kıymalı harcın püf noktası ise soğan, domates ve biberlerin çok ince bir şekilde kıyılması. Uzun tahtada servis edilen etli ekmek de Konya’nın coğrafi işaretli lezzetleri arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırın Kebabı ” title_font_size=”13″]

    Konya’ya özgü bir diğer coğrafi işaretli yemek ise koyun veya kuzu etiyle hazırlanan fırın kebabı. Bu yemekte kuzunun sadece ön kol ve kaburga kısmı kullanılıyor. Bakır tenceredeki ete su ve tuz ilave edilerek meşe odunu ateşinde pişirilen fırın kebabında kuzu etinin pişmesi dört, koyun etinin ise sekiz saat sürüyor. Özellikle ağır ağır pişmesi gereken bu yemek, pidenin üzerinde kuru soğan ve ayranla servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çebiç” title_font_size=”13″]

    Konya’ya özgü bir tandır kebabı olan çebiç, keçi veya kuzu etinden hazırlanıyor. Süzme yoğurt, salça, dövülmüş sarımsak, kırmızı biber ve tuz ile hazırlanan bir sosla kaplanan et iki saat bu sos içinde bekletiliyor. Odun ateşinde harlanan tandırda ortalama üç saatte pişirilen et tiftik haline getiriliyor ve bulgur pilavının üzerinde çeşitli baharatlarla servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ekmek Salması ” title_font_size=”13″]

    Özellikle bayram günlerinde hazırlanan ekmek salmasının malzemesi az, tadı ise çok lezzetli. Tandırda pişirilen kuşbaşı et, tandır ekmeği üzerinde servis ediliyor ve üzerine eklenen eritilmiş tereyağı ile iyice lezzet kazanıyor. Ekmek salması da coğrafi işaret tescili alan bir diğer Konya’ya has lezzettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sac Arası Tatlısı ” title_font_size=”13″]

    Kol böreğinin şerbetle ve fıstıkla zenginleştirilmiş hâli olarak bilinen sac arası, Konya’nın en meşhur tatlısı. Tıpkı baklavadaki gibi çok ince açılan yufkanın içine ceviz veya fıstık ekleniyor ve tereyağı ile yağlandıktan sonra iki sac arasında pişiriliyor. Bu tatlı, ismini pişirilme özelliğinden alıyor. Piştikten sonra şerbeti eklenen ve bir saat bekledikten sonra servis edilen tatlıyı dileyenler dondurma ile tüketebiliyor. Bu leziz tatlı da tescillenerek coğrafi işaret almıştır.