Etiket: tasavvuf

  • Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı II

    Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı II

    Kültürümüzde özel bir yeri bulunan Mevlana ve Şems-i Tebrizi, tasavvuf üzerinde düşünceleri ile dostluk hakkında yazdıklarıyla her okuyanı düşündürür, iyiliğe ve güzelliğe yönlendirir. Dostluğu, tasavvufu en güzel şekilde anlatan Sufi’lerin 40 Kuralı dünyanın hangi çağında olursa olsun insanın gönlüne hitap eder. Gönlü yüce ruhu seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 kuralını listelediğimiz serinin ikinci içeriği ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • DEDE EFENDİ: KLASİK TÜRK MÜZİĞİNİN BÜYÜK İSMİ

    İnsanlığı ilgilendiren her konuda mihenk taşı olmuş bazı isimler vardır ki onları geleceğe taşımak kültürel görevlerimiz arasındadır. Türk musiki tarihinde de akla ilk gelen isimlerden biri, yüzyıl sonraya ulaşan besteleri, peşi sıra yetiştirdiği öğrencileri, müzik konusundaki üretimleri ile Dede Efendi’dir. Sesini dinleme şansı olmayan kuşaklarız ama gelin en azından hikâyesinin küçük bir kısmına vâkıf olalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dede Efendi’nin hayat hikâyesi 1778 ile 1846 yılları arasını kapsar. İstanbul’da dünyaya gelmiş, Hac vazifesi için gittiği Mekke’de hayatını kaybetmiştir. İsmindeki “Hammâmîzâde” unvanı babasının hamam işletmecisi oluşundan, “Dede” unvanı ise bağlı olduğu Yenikapı Mevlevihanesinden gelmektedir. Sesinin güzelliği henüz çocuk iken fark edilmiş ve küçük yaşlardan itibaren musiki dersleri almaya başlamıştır. Mevlevihane’nin müzik üstadı şeyhi Ali Nutki Dede’nin kardeşi olan şair Abdülbâki Nâsır Dede’den ney üflemeyi öğrenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mevleviliğin gerekliliklerinden olan inziva sürecine girdiğinde Keçecizade İzzet Molla’ya ait sözleri bestelemiş ve seslendirmiştir: “Zülfündedir benim baht-ı siyahım/ Sende kaldı gece, gündüz nigâhım/ İncitirmiş seni meğerki ahım/ Seni sevdim odur benim günahım.” Bu ilk bestesi Osmanlı sarayına kadar ulaşmış, kendi de bestekâr olan III. Selim’in büyük beğenisini kazanmış, Padişah şarkıyı bir de genç bestekârın kendisinden dinlemek istemiştir. Bundan sonraki uzun soluklu süreçte Dede Efendi sarayda büyük ilgi görmüş, saray fasıllarına hem besteleri hem sesiyle katılmış, müezzinbaşı olarak görevlendirilmiş, Mevlevihane’de musiki dersleri verirken Enderun’da da hocalık yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Art arda yaptığı bestelerle sadece dönemini değil kendinden sonrasını da etkileyecek bir üretimde bulunmuştur. Hicazbuselik, sababuselik, arabankürdi, sultanıyegâh, neveser makamlarını bulmuş ve ilk kez seslendirmiştir. Bestelediği 500’den fazla eserden günümüze 300 kadarı ulaşabilmiştir. Hepimizin bildiği “Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü” diye devam şarkı da Dede Efendi’ye aittir. Büyük müzik adamının son bestesi ise sözleri Yunus Emre’ye ait olan ve Hac sırasında bestelediği “Yürük değirmenler gibi dönerler” dizesiyle başlayan ilahi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tasavvuf müziğinin ve Türk musikisinin mihenk taşlarından olan Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi, evliliğini saraydan Nazlıfer Hanım’la yaptıktan sonra Fatih’de Ahırkapı semtinde bir eve taşınmıştı. Günümüzde o ev Dede Efendi Müze Evi olarak ziyaretçilere açık bulunmaktadır. Büyük oranda ahşap olan iki katlı yapıda çeşitli sanatsal ve kültürel aktiviteler düzenlenmekte, etkinlik takvimi internet sitesi üzerinden düzenli olarak duyurulmaktadır.

  • Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı I

    Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı I

    Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin derin dostluğu ve tasavvuf üzerine düşünceleri, yazdıkları aradan geçen yıllarla eskimemiş, kültür dünyamızı etkilemeye devam etmiştir. Günümüz Türk Edebiyatı’nın güçlü yazarlarından Elif Şafak, “Aşk” isimli romanında tasavvufun derin dünyasına dokunur ve Mevlana ile Şems-i Tebrizi’yi okurlarıyla buluşturur. Şafak, romanında Sufi’lerin 40 Kuralı’na da yer verir. Bu kuralların ne kadarının Şems-i Tebrizi’nin kaleminden çıktığıyla ilgili farklı rivayetler bulunsa da kuralların her okuyanın gönlünü okşadığı tartışılmaz bir gerçektir. İşte bu listemizde, Sufi’lerin ilk 10 kuralını huzurlarınıza taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaradan’ı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi, öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de çoğunlukla korku ve utanç içindesin. Eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batınî mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki, tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kâinattaki her zerrede, Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aklın kimyası ile, aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir, adımlarını korka korka atar, “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, koy gitsin.” Akıl kolay kolay yıkılmaz, aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen, sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” 9#” title_font_size=”13″]

    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah âşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Ne yöne gidersen git; doğu, batı, kuzey ya da güney. Çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

  • Türk Sanat Müziğinin Huzur Veren Sesi Ahmet Özhan

    Türk Sanat Müziğinin Huzur Veren Sesi Ahmet Özhan

    1950 yılında dünyaya gelen Ahmet Özhan sanat hayatında tam yarım asır devirdi. İstanbul Belediye Konservatuvarı ve Üsküdar Musiki Cemiyeti eğitimlerinin ardından profesyonel olarak girdiği müzik dünyasına aslında çok daha önceden atılmıştı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Çok romantik bir çocukluk ve ilk gençlik yılları yaşadığımı söyleyebilirim (…) Şarkı söyleyerek uyuduğumu, rüyamda şarkı söyleyip, şarkı söyleyerek uyandığımı hatırlarım.” diyen sanatçının asıl adı Ahmet Katıgöz’dü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1970’li yıllardan başlayıp 80’li yılları da içine alan dönemde Türk Sanat Müziği’nde popüler bir isim olarak öne çıkan Ahmet Özhan art arda plaklar çıkardı. Kapın Her Çalındıkça,  Kemancı, Gülünce Gözlerinin İçi Gülüyor, Yaşadım mı Öldüm mü şarkıları onun sesiyle bu plaklara girdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türk müziğinin temiz yüzlü, yeşil gözlü, naif sesli çocuğu olarak parladığı dönemlerde beyaz perde için de üretti ve sinemada romantik komedi filmlerinin sevilen yüzü oldu. Hemen hatırlayacağınız Hale Soygazi ve Şener Şen’le rol aldığı “Bak Yeşil Yeşil” bu filmlerden biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Aslında plaklar ve sinema öncesinde gazino dönemi vardı. Hatta eğitimini tamamladıktan hemen sonra, 1968 yılında yani 18 yaşında Bebek Belediye Gazinosu’nda uvertür olarak başladığı işi aynı zamanda ilk profesyonel sahne deneyimiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bestekâr Dede Efendi, Itrî gibi büyük isimlerin yolundan giden Özhan 80’li yıllarda tasavvuf müziği ile de ilgilenerek yeni bir akımın öncülüğünü yapmış, yıllar içinde bu merakını daha da geliştirmişti. Güldeste isimli albüm serisi bu türün örneklerini barındırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Klasik Türk Müziği’nin güzel eserlerini seslendiren Ahmet Özhan’ın sesi 1881-1991 yılları arasında TRT İstanbul Radyosu’ndan da duyuluyordu. O yıllarda kurulan Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nun kuruluşunda bulundu ve genel yönetmeni oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tasavvuf müziği albümlerinden oluşan Meşk isimli projesinin ilk ürününü 2006 yılında verdi. Albümün adı “Ramazan İlahileri”ydi. Ahmet Özhan Konya Şeb-i Arus Törenleri, İstanbul Festivali gibi etkinliklerde hem Türk müziği hem de tasavvuf müziğinden eserler seslendirmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Müzik kariyerinde yarım asrı tamamladığında birçok ödülün sahibi olmuştu. Bunlardan biri de Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi tarafından 2013 yılında sanatçı olarak ilk kez kendisine verilen fahri doktora unvanıydı.

  • 8 Madde İle Her Sene Binlerce Kişiyi Mevlana’nın Işığında Bir Araya Getiren Şeb-i Arus

    8 Madde İle Her Sene Binlerce Kişiyi Mevlana’nın Işığında Bir Araya Getiren Şeb-i Arus

    Şeb-i Arus Törenleri, 13. yüzyılda yaşamış düşünce adamı ve büyük mutasavvıf Mevlana Celaleddin Rumi’nin ölüm yıl dönümü olan 17 Aralık haftasında Konya’da düzenlenen anma törenleridir. “Şeb-i Arus”un ifade ettiği anlamı, sadece ülkemizde değil uluslararası düzeyde ilgi gören Şeb-i Arus Törenleri denildiğinde akla ilk gelenleri sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf, mevlana müzesi

    Farsça ve Arapça kelimelerden oluşan Şeb-i Arus’un Türkçe karşılığı “düğün gecesi” demek. Mevlana’nın öldüğü gecenin Şeb-i Arus olarak tanımlanmasının nedeni, büyük düşünürün ölüm algısına ve sözlerine dayanıyor… “Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür.” ya da “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan.” diyen Mevlana için ölümün bir ayrılık değil kavuşma anı olduğu anlaşılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf

    Mevlana’nın 1273 yılında vefat etmesinin ardından, bugün Mevlana Müzesi olarak bilinen külliyenin içindeki altıgen havuzun etrafında dervişlerin sema yaptığı, ney, kudüm, tef çalarak ölüm yıl dönümünü kutladıkları biliniyor. Bin yıllık geçmişi olan havuz bu nedenle Şeb-i Arus Havuzu olarak adlandırılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf, mesnevi

    Günümüzde ise Mevlana’nın yaşadığı yer olan Konya’da her sene anma etkinlikleri düzenlenmekte. Mevlana ve Şems Tebrizi’nin ilk kez karşılaştıkları Alaeddin Keykubat Tepesi yakınlarına yerleştirilen ve iki denizin buluşması anlamına gelen Marecel Bahreyn Kandili’nin yakılmasıyla törenler başlatılıyor. Bu törenler için Türkiye’nin her yerinden Konya’ya turlar düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf, mesnevi

    1990 yılında açılan Mevlana Kültür Merkezi Şeb-i Arus Törenleri’nin yapıldığı ana mekânlardan. Yüz bin metrekarelik bir alana sahip olan yapı Mevlana Haftası’nda özel etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Konya’ya büyük anlam ve değer katan yapılardan Mevlana Müzesi ise en çok ziyaretçiyi bu törenler sırasında ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf, mesnevi

    Törenlerde sergi, panel ve şiir dinletileri gerçekleştiriliyor, Mevlana Müzesi’ne kadar sevgi ve hoşgörü yürüyüşü organize ediliyor. Bu törenlerin özünü ise sema ayinleri oluşturuyor. Tasavvufta sema, “makam ile okunan ilahileri ve dini musikiyi dinleme, raks etme, devran etme, dinlenen dini musikinin etkisiyle coşup dönme” anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf, mesnevi

    Hem sema ritüelinde hem de semazenlerin kıyafetlerinde tasavvuf öğretisinin sembolik anlamları bulunuyor. Semazenlerin taktığı 40 – 45 cm. yükseklikteki kahverengi başlık “mezar taşı”nı, tennure denilen beyaz semazen elbisesi “kefen”i sembolize ediyor. Tennure üzerine giyilen ve ayağa kadar uzanan siyah hırka ise mezarı örten toprağı yansıtıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf

    Törende yapılan sema ayini, “Hû diyelim hûû…” bölümüne çoğumuzun aşina olduğu bir dua ile başlıyor. Hep bir ağızdan, özel bir makamla yapılan bu duaya Mevlevilikte “gülbank” adı veriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    tasavvuf, mesnevi

    Halk arasında bilinen adıyla Şeb-i Arus Törenleri artık “Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’’ olarak adlandırılırken, 2017 yılında bu büyüleyici organizasyonun 744’üncüsü düzenleniyor, Mevlana ölüm yıl dönümünde anılıyor.