Etiket: tasarım

  • BAHÇENİZDE UYGULAYABİLECEĞİNİZ TASARIM FİKİRLERİ

    Bahçeli bir evde oturmak çoğu insanın hayalidir. Negatif enerjinizi atabileceğiniz yeşil çimenler, keyifle dinlenebileceğiniz bir hamak, gölgesinde serinlediğiniz bir ağaç ya da ektiğiniz bitkilerin açtığı çiçekler… Yazımızda bahçeli alanlarda kolaylıkla uygulayabileceğiniz önerileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ahşabın doğal dokusu yemyeşil bitkilerle birleştiğinde sadeliğin ve doğallığın çarpıcı etkisi ortaya çıkıyor. Doğanın özünden kopmadan dizayn edilen bahçelerde kullanılan ahşap ürünlerle ortamda sıcak ve özgün bir çizgi yakalayabilir, ahşabın geçmeyen modası sayesinde zamansız bir dekorasyon stili sağlayabilirsiniz. Doğayla iç içe geçirilecek vakitlerde ahşabın bohem etkisi tamamlayıcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İşlevsellik bakımından farklılık gösteren bahçe aksesuarları kullanılarak daha keyifli bir bahçe deneyimi yaşamak ve konforlu alanlar elde etmek mümkün. Hem geniş hem de küçük bahçelerde gerçekleştirilen doğru dekorasyon modelleri sayesinde optimum alan kullanımı sağlanabilir. Bahçe içerisinde tercih edilen dekor ve mobilyalarla özel zevkler yansıtıldığı gibi, kişiselleştirilmiş alanlar da oluşturulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Açık havanın ve doğanın huzurlu atmosferinde soluklanmak isteyenler için hamak veya salıncak güzel bir tercih olabilir. Dinlenme alanlarında kullanılan minderler ise bahçeye hem konforlu hem de şık bir görünüm kazandıracaktır. Minimalist bir çizgi yakalamak isteyenler soft ve sade renkleri tercih edebilir; canlı ve daha dinamik bir tasarım isteyenler ise tercihlerini renkli ve desenli örtüler ve minderlerden yana kullanabilir. Eğer alan dar ise duvarlara sabitlenebilen saksılar ya da sarmaşıklarla doğal ve estetik bir görünüm yakalanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bahçe alanında mahremiyet sağlamak isteyenler büyük bitkilerden faydalanabilir. Bahçe peyzajında kullanılan bitkileri tercih ederken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise iklim koşullarıdır. Sürdürülebilir bir tasarım olması için yaşadığınız yerde hangi iklim koşulu hâkimse ona uygun bitkiler seçerek estetik bir duvar örülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bahçelere enerji katan detaylar en az mobilya seçimi kadar önemlidir. Akşam saatlerinde küçük LED ışıklarını dekorasyona dâhil etmek son dönem bahçe dekorasyonlarında oldukça popüler. Yere konulacak fener, mum veya diğer aydınlatma seçenekleri hem dekorasyonu destekler hem de alana derinlik katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Basit materyalleri dönüştürerek şık bir bahçe elde etmek mümkün. Ekonomik uygulamalarla bahçe alanında özgün ve kişisel tasarımlar yaparken aynı zamanda bu saatleri keyifle geçirilen bir hobi zamanına dönüştürebilirsiniz. Eskiyen ve kullanılmayan eşyayı çöpe atmak yerine farklı bir işlevsellik katarak dekoratif bir bahçe aksesuarı olarak kullanabilir; plastik ve sıradan bir saksıyı ya da yoğurt kabını hasır ve jüt iplerle sararak şık bir saksı elde edebilirsiniz.

  • PHOTOSHOP’UN TARİHİNE YOLCULUK

    Fotoğrafçılığın ve tasarımın sınırlarını yeniden çizen, dijital dünyanın en popüler yazılımlarından biri olan Photoshop, yalnızca bir düzenleme aracı değil; tasarım dünyasının vazgeçilmez bir aracı. Bugün sosyal medya paylaşımlarından profesyonel grafik tasarımlara kadar sayısız alanda kullanılan Photoshop’un ilk adımlarını ve bir başarı öyküsüne dönüşen hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Michigan Üniversitesinde doktora öğrencisi olan Thomas Knoll tarafından 1987 yılında geliştirilen Photoshop’un ilk versiyonu “Display”, piksel tabanlı bir görüntü düzenleme programı olarak ortaya çıktı. Knoll’un kardeşi John ile birlikte geliştirdiği bu görüntü düzenleme programı, o dönemdeki diğer yazılımlara kıyasla daha hızlı ve kullanımı daha kolaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1987’de Thomas Knoll, Barselona’daki bir bilgisayar fuarında Display’i sergiledi. Yazılıma büyük ilgi gösterildi ve özellikle grafik tasarım, dijital medya ve yaratıcı içerik üretimi alanlarında kullanılan yazılımlarıyla tanınan Adobe Systems, programı satın alma ve geliştirme kararı aldı. Adobe, programın adını “Photoshop” olarak değiştirdi ve 1988’de Macintosh bilgisayarlar için ilk sürümünü piyasaya sürdü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1988 yılında piyasaya sürülen Adobe Photoshop’un ilk sürümü, Apple tarafından 1986 yılında satışa sunulan “Macintosh Plus” bilgisayarlarda kullanılabiliyordu. Macintosh Plus, bu yazılımı çalıştırabilecek kapasitede olsa da Photoshop gibi grafik düzenleme programları yoğun bellek ve işlem gücü gerektirdiği için performans sınırlamaları yaşanabiliyordu. O dönemde daha fazla RAM (ana hafıza) ve depolama alanı, programın daha verimli çalışması için gerekliydi. Monokrom bir ekranda siyah-beyaz resimleri düzenlemeye olanak tanıyan Photoshop’un bu ilk versiyonu, yalnızca basit fotoğraf düzenleme özellikleri sunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Monokrom ekran, görüntülerin yalnızca bir renk tonuyla (genellikle siyah-beyaz veya yeşil tonlu) gösterildiği ekran teknolojisidir. Renkli ekranların aksine, bu ekranlar farklı yoğunluklardaki tek bir rengi kullanarak görselleri oluşturur. Özellikle eski bilgisayarlarda, cep telefonlarında ve bazı hesap makinelerinde kullanılan bu ekranlar, düşük enerji tüketimi ve basit görüntüleme ihtiyaçları için tercih edilirdi. Photoshop’un bu sürümünde, “denge, renk ve doyma ile renk düzeltme”, “çıktı için görüntü optimizasyonu”, bir yerdeki görüntüden faydalanarak bir başka yerin boyanmasını sağlayan “klon aracı”, görüntü rengini ve tonunu ayarlayan “eğriler” gibi basit ve temel işlemler yapılabiliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1990 yılına gelindiğinde programın 1.0 sürümü piyasaya sürüldü ancak sadece Mac bilgisayarlarda kullanılabiliyordu. 1990’lardan itibaren Photoshop, yeni araçlar ve filtreler eklenerek sürekli olarak geliştirildi. Bu yıllarda adı “ImagePro” olan Photoshop programı ancak 1993 yılına gelindiğinde Mac dışında Windows, IRIX ve Solaris gibi diğer işletim sistemlerinde de kullanılabilir hâle geldi. Bu gelişmeler, programın profesyonel grafik tasarımcılar ve fotoğrafçılar arasında hızla popülerleşmesini sağladı ve kullanıcı kitlesini önemli ölçüde genişletti. Photoshop, yıllar içinde 3D modelleme, animasyon ve video düzenleme gibi birçok yeni özelliğe kavuşarak kapsamını daha da genişletti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Photoshop, her yıl yeni özellikler ve iyileştirmelerle güncellenmeye devam ediyor. Bu süreçte özellikle katmanlar, akıllı nesneler, yapay zekâ destekli düzenlemeler gibi yenilikler yazılımın gücünü artırdı ve Photoshop; grafik tasarım, fotoğraf düzenleme ve dijital sanat alanlarında vazgeçilmez bir araç hâline geldi.

  • GELECEĞİN ŞEHİRLERİ İÇİN YEŞİL MİMARİ

    Yeşil mimari, çevresel sürdürülebilirliği ve enerji verimliliğini ön planda tutan bir tasarım ve inşaat yaklaşımıdır. Bu mimari yaklaşım, binaların ve yapıların doğaya en az zarar verecek şekilde tasarlanmasını ve inşa edilmesini amaçlar. Geleceğin inşaat sektöründe önemli bir rol oynayacak olan bu mimari projeler hem çevreye olan etkileri minimize etmek hem de insanların yaşam kalitesini artırmak için büyük bir potansiyele sahip. Yeşil mimarinin ne olduğunu ve temel prensiplerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mimari, enerji verimliliği, su tasarrufu, iç mekân hava kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir malzeme kullanımı ve atık yönetimini içerir. Çevre dostu yapı malzemeleri ve inşaat uygulamaları kullanılarak havayı, suyu, toprağı korumayı ve çevre üzerindeki etkileri en aza indirgemeyi amaçlar; emisyon, kirlilik, atık düzeylerinin de en düşük seviyede olmasına çalışılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mimari kavramı, 20. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle 1960’lar ve 1970’lerde çevre hareketlerinin yükselmesiyle birlikte popülerlik kazanmaya başlamıştır. Yerel iklim ve doğal kaynakları göz önünde bulunduran geleneksel mimari tasarım anlayışına 1990’lı yıllarda yeşil binalar için sertifikasyon sistemleri ve standartlar getirilmeye başlanmış, bu da yeşil mimarinin daha geniş alanlarda uygulanmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeşil binalarda kullanılacak enerjinin doğal yollarla sağlanması ve atıkların geri dönüştürülmesi önemli hususlar arasında yer alır. Güneş ışığını, doğal havalandırmayı ve ısı yalıtımını maksimum düzeyde kullanarak enerji tüketimini azaltmayı hedefler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bitkilerle kaplı çatılar ve duvarlar ısı yalıtımı sağlar, yağmur suyunu emer ve şehir ısısını azaltır. Bu mimaride yenilenebilir, geri dönüştürülmüş veya düşük enerjili üretim süreçlerine sahip malzemeler kullanılır. Ahşap, bambu, geri dönüştürülmüş metal ve cam, bu tür malzemelere örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve jeotermal enerji sistemleri gibi yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak enerji ihtiyacı karşılanır. LED aydınlatma, enerji tasarruflu HVAC (ısıtma, havalandırma ve klima) sistemleri ve enerji yönetim sistemleri kullanılarak enerji tüketimi en aza indirgenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Su tasarruflu musluklar, duş başlıkları ve tuvaletler kullanılarak su tüketimi azaltılır. Çatılardan toplanan yağmur suyu, sulama ve tuvalet rezervuarları gibi ikincil su ihtiyaçları için kullanılır. Kullanılmış suyun (örneğin duş suyu) arıtılarak tekrar kullanılması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İki yüksek binadan oluşan ve dış cephesindeki yoğun bitki örtüsü ile dikkat çeken Milano’daki Bosco Verticale, yağmur suyu toplama ve tamamen sürdürülebilir malzemelerle inşa edilmiş bir yapıdır ve yeşil bina tasarımına verilebilecek en güzel örneklerden biridir. 2017’de ülkemizde de “Binalar ile Yerleşmeler İçin Yeşil Sertifika Yönetmeliği” Resmî Gazete’de yayımlanmış ve ülkemizdeki sınırları çizilmiştir. Ülkemizde de yeşil mimari standartlarıyla inşa edilen; atık yönetimi, enerji verimliliği, su tasarrufu ve sürdürülebilir malzeme kullanımı ile ön plana çıkan pek çok proje bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bina yapımının değerlendirilmesi için pek çok ülke kendi sürdürülebilirlik gereksinimlerini ve iklim koşullarını göz önüne alarak yeşil bina standartları ve değerlendirme araçları geliştirmiştir. Bu derecelendirme sistemlerinde binalar, çeşitli kriterler üzerinden puanlandırılır ve ona göre sertifikalandırılır.

  • SADELİK İLE HUZURUN UYUMU

    Kendine has birçok kültürel ögeye sahip Japonya’nın mütevazı bahçeleri her göreni kendine hayran bırakıyor. Dışarıdan bakıldığında kendiliğinden oluşmuş sandığımız Japon bahçelerinin arkasındaki derin felsefeyi ve bahçe süsleme çeşitlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Japon bahçeleri uzun yıllar süren emeğin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu bahçeler zenginlik ve lüks göstergesi değil, tam tersine doğa ile bütünleşme, sadelik ve tabiat sevgisini ifade eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Japon bahçelerinin altında yatan temel ilkelerden biri de insanın ruhundaki güzellikleri doğanın eşsiz güzellikleri ile yansıtmaktır. Günlük hayatın rutinlerinden kaçmak amacıyla değil; dağların, derelerin, bitkilerin, kayaların ve ağaçların içindeki hoşluğu ortaya çıkarmak, birlikten doğan ahengi yakalamak ve doğaya karşı duyulan hayranlığı göstermek içindir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japon bahçeleri insan eli değmeden, kendiliğinden oluşmuş gibi gözükse de aslında bu bahçelerde insan eli değmemiş ve tasarlanmamış tek bir alan yoktur. Biçim, renk ve duygu bütünlüğü bu sanatın ardındaki estetiktir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Japon mimarisi minimalizm üzerine kuruludur. Basitlik ve sadelik ön plana çıkarılırken, gösterişten mümkün olduğunca uzak durulur. Bu özellikler ülkenin kültürel kimliğine dayanıp Japon estetiğini oluşturur ve bahçeler de bu ilkeler üzerine inşa edilir. Japon bahçelerinin dizaynında üç temel stil vardır. Farklılıkları ise bu stillerin altındaki ince detaylarda gizlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sansui Stili: Göletler, çağlayanlar, köprüler ve adalar gibi peyzajın elemanları ile tepecikler üzerine odaklanmaktadır. Bu stilin vazgeçilmez elemanı sudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Shakkei Stili: “Ödünç manzara” olarak da geçen bu stil, uzak bir manzaranın bahçe kompozisyonuna dahil edilme yöntemidir. Bir göl, okyanus, orman, büyük ağaçlar ve hatta bir mimari yapı bile “shakkei”yi oluşturan ögeler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kare-Sansui Stili: Daha çok “kuru manzara bahçesi” olarak bilinir. Temel olarak Sansui stiliyle benzerdir ancak bu stilde en önemli unsur, suyun tasvir edilmesidir. Susuz bölgelerde su etkisi oluşturmak için çakıl, küçük taşlar, kum ya da kırık taş parçaları kullanılmaktadır. Suyun hareketinden kaynaklanan dalgacık ve girdaplar için tırmıkla şekil verilir, ada ve köprü gibi ögelerde su varmış gibi planlanır.