Etiket: soprano

  • LEYLA GENCER’İN HAYATI VE DUDAK ISIRTAN BAŞARILARI

    Batı ülkelerinde “La Diva Turca”, “La Gencer”, “La Regina” olarak anılan, Türk operasının dünyaya kazandırdığı sopranosu Leyla Gencer, dünyanın en önemli opera sahnelerinde performans sergilemiş bir devlet sanatçısı… Sesini her dinleyeni kendine hayran bırakan, İtalya’da hayallerini süsleyen opera sahnelerinde deneme performansından sonra başroller için teklif alan ve hayallerinin peşinden koşmak için gece gündüz çalışan Gencer’in hayatını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    10 Ekim 1928’de Polonezköy’de dünyaya gelen Gencer’in annesi de babası da soylu ailelerden gelmektedir. Annesi Polonyalı aristokrat bir aileden, babası ise varlıklı ve köklü bir aileden gelen Safranbolulu Hasanzade İbrahim Çekrekgil’dir. Annesi Alexandra Angela Minakovska, İbrahim Bey’le evlendikten sonra Müslüman olup Atiye adını alır. Baba İbrahim Bey, çeşitli ticari işletmeleri, Karaköy’de hanları olan, aynı zamanda Lale Sineması’nın işletmesini yapan vizyon sahibi, kibar bir insandır. Çocukluk yıllarını varlıklı bir aileden geldiği için rahat geçiren Gencer’in yaşamına etki eden isimlerden biri de bakıcılığını üstlenen Fransız dadısı Madame Lejeune’dur. Leyla, dadısından dünya ve Fransız edebiyatı, tiyatro ve müzik konularında geniş bir eğitim alırken, Polonezköy’deki uçsuz bucaksız aile çiftliğinde de doğa ve hayvan sevgisi edinir. 9 yaşından beri şarkı söylediğini belirten Leyla Gencer, dadısı ile beraber gittiği kilise ayinlerini tiyatro izler gibi izlediğini ve çok yönlü bir sanatçı olmasında hem doğunun hem de batının kültürel ögelerinin etkisinin büyük olduğunu belirtir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Genç yaşta babasını kaybeden Leyla, babasının ölümünden sonra yaşadığı derin üzüntüyü kitaplarla ve müzikle dindirir. Hobileri arasında kütüphaneye gitmek olan genç Leyla, daha o yaşında dünya edebiyatının en seçkin eserlerini okur ve kendisi de ileride yazar olmak ister. İstanbul İtalyan Lisesinden mezun olduktan sonra Beyazıt Kütüphanesi’nde işe başlayan Gencer, o dönem ismi İstanbul Belediye Konservatuvarı olan, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında eğitim hayatına devam eder. Aynı yıl, ileride hayat arkadaşı olacak olan İbrahim Gencer’le bir tesadüf sonucu Kadıköy vapurunda tanışan Gencer, iyi bir arkadaşlık temeli üzerine kurulan bu ilişkide müzik ve sanat hayatının içinde olması için İbrahim Bey tarafından her zaman destek görür. Konservatuvara başladığı ilk yıl, İtalya’da bulunan dünyanın en önemli opera performanslarının sergilendiği La Scala’da opera söylemeyi kendine hedef koyan Gencer, bu amacına ulaşmak için Reine Gelenbevi’den ses ve solunum teknikleri dersi, koro şefi Muhittin Sadak’tan solfej dersleri ve cumhuriyet tarihinin ilk bestecilerinden Cemal Reşit Rey’den armoni dersleri alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Konservatuvarın son sınıfında, dünyaca ünlü İtalyan soprano opera sanatçısı Giannina Arangi-Lombardi’nin İstanbul’u ziyaret ettiğini öğrenen Gencer, sınıf arkadaşı ile birlikte ünlü sopranonun kaldığı köşkün adresini bularak kendisi ile tanışmak için bir ziyaret gerçekleştirir. Ankara Devlet Konservatuvarında ders vermek için Türkiye’ye gelen ve dinlenmek amacıyla İstanbul’a uğrayan Lombardi, kendisine “Aida” operasını söyleyen genç Leyla’nın sesinden çok etkilenir ve Gencer ile bir anlaşma yapar. Leyla Gencer, ünlü sopranoyu 15 gün evinde misafir edecek, İstanbul’u ve Türk kültürünü tanıtacak ve karşılığında Lombardi’ni Leyla’ya şan dersleri verecektir. 15 günlük derslerin sonunda Gencer’in yeteneğini ve azmini gören Lombardini hayallerine ulaşmak isteyen genç kadına Ankara’ya gelmesini teklif eder. Gencer, 1949’da İstanbul’daki okulunu bırakır ve artık Ankara günleri başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ankara günlerini sürekli provalarla geçiren Gencer, Ankara Operası korosunda yer aldığı sırada, 1950’de sahnelenmeye başlayan Cavalleria Rusticana operasında Santuzza rolünü alır ve böylelikle opera sahnelerinde yer almaya başlar. 1958’e kadar devlet konuklarına verilen resitallerde en çok sahne alan sanatçılardan biri olan Gencer, ABD devlet başkanları Harry S. Truman, Dwight Eisenhower, İran Şahı Rıza Pehlevi ve eşi Süreyya, Ürdün Kralı Hüseyin ve Yugoslavya’nın kurucu lideri Mareşal Tito gibi isimler adına verilen devlet etkinliklerinde soprano olarak sahne alır. 1953’te İtalya ve Türkiye arasında imzalanan kültür anlaşması, Gencer’in hayalini gerçekleştirmesi için fırsat olur ve Roma’da resital vermesi için görevlendirilir. Bu performansı canlı olarak yayımlanan ve büyük övgüler toplayan Gencer, bir tavsiye üzerine önemli ve görkemli opera sahnelerinden biri olan San Carlo Operası’nda seçmelere katılır. Seçmeleri kazanabileceğine pek ihtimal vermeyen Leyla Gencer’in aryası bittiğinde opera yöneticisi gelecek hafta sergilenecek olan Cavalleria Rusticana’da opera söylemesi için teklifte bulunur. Ankara’da da aynı karaktere buğulu sesiyle can veren Gencer, beş günde eserin İtalyanca metnini çalışarak 10 bin kişinin karşısında muhteşem performansını sahneler. Bu performansından sonra Gencer’in sahnelediği tüm performanslar başrol olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gencer’in operaya olan tutkusu ve yoğun provaları nihayet meyvesini verir. 1957’de La Scala Operası’nda ünlü Fransız bestekâr Francis Poulenc’in, “Les Dialogues des Carmelites” eserinin dünya prömiyerinde Lidoine rolüyle sahne alır ve tam 25 sene bu sahnenin başrol sanatçısı olur. Moskova, San Francisco, Viyana, Milano, Roma, Paris, Napoli, Köln, Londra, Buenos Aires ve daha pek çok ülkenin önemli ve seçkin opera temsillerinde ülke ülke gezen Gencer’in repertuvarı 23 bestecinin 72 eserini kapsamaktadır. Sanat hayatının büyük bir kısmını Milano’da geçiren ve uzun yıllar bu ülkede yaşamayı tercih eden Gencer’e İtalyan vatandaşlığı teklif edilse de konser afişlerinde bile Ankara Devlet Operası sanatçısı olduğunun yazılmasını isteyen sanatçı bu teklifi geri çevirir. 1985’te büyük tutku ile gerçekleştirdiği operadan emekli olan Gencer, 1983’ten bu yana eğitimci olarak kariyerini sürdürdüğü “La Scala Lirik Akademisi”nde sanat yönetmeni ve genç sanatçılar okulunun da yöneticisi olarak mesleğine devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2008’de kalp yetmezliği nedeni ile 79 yaşında hayata veda eden usta sanatçıya ölümünden çok önce, 1988’de devlet sanatçısı unvanı verilmiştir. Vefatına kadar La Scala’da opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini sürdüren Gencer, ülkemizde de pek çok önemli opera sanatçısını yetiştirmek için Ankara ve İstanbul’da dersler ve seminerler vermiştir. 2004 yılında “Bin Yılın Türkleri” isimli özel para koleksiyonuna resmi basılmıştır. 12 Mayıs’ta Milano’da La Scala Operası’nın Santa Babila Kilisesi’nde düzenlenen kalabalık bir törenle uğurlanan Leyla Gencer’in vasiyeti üzerine bedeni krematoryumda yakılmış ve 16 Mayıs’ta külleri Dolmabahçe Sarayı ile Dolmabahçe Cami arasında yapılan bir törenden sonra yine Dolmabahçe açıklarından Boğaz’ın sularına dökülmüştür. Ülkemiz topraklarından dünyaya iz bırakan bu denli büyük bir sanatçının yetişmesi gurur ve ilham kaynağıdır.

  • OPERADAKİ SES TÜRLERİ

    Genellikle konusunu tarihten, mitolojiden, efsanelerden veya güncel olaylardan alan; sözlerinin tümü veya birçoğu müzikle bestelenen ve güzel sanatların birçok farklı disiplinini bir arada barındıran opera, etkileyici vokaller ile yüzyıllardan beri sahnelerde sergileniyor. Çok sesli bir vokal performansı gerektiren opera ve büyük korolarda, güçlü ve farklı ses türlerine sahip insanlar uzun bir eğitimin ardından vokal performansta ustalaşıyor; ses türüne göre de rol dağılımı gerçekleşiyor. Detayları ve operadaki kadın ve erkek ses türlerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Soprano ” title_font_size=”13″]

    Soprano ses, operadaki en tiz ve yüksek kadın sesidir ve soprano sese sahip sanatçılar genellikle başroldür. Türk opera sanatçısı Leyla Gencer, 20. yüzyılın gördüğü en önemli sopranolardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mezzosoprano ” title_font_size=”13″]

    Mezzosoprano, pes seslerde tizleri daha kuvvetli mezzo ses türüdür. Dramatik soprano rollerinde başarıyla yer alabilir, seslendirme yapabilir. Alman opera sanatçısı Christa Ludwig ve Amerikalı opera sanatçısı Susan Graham en tanınmış mezzosoprano sanatçılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alto” title_font_size=”13″]

    Operada genellikle kötü karakteri canlandıran alto ses, en pes kadın sesidir. Hafif yavaş sesle söylenen, kulağa kalın titreşimlerle ulaşan seslere pes ses ya da diğer bir deyişle göğüs sesi denir. Ünlü operalardaki önemli alto rollerin başlıcaları Verdi’nin Aida’sında Amneris, Saint Saens’in Samson operasında Dalila, Gluck’un Orpheus’unda Orpheus’tur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kontrtenor/Kastrato” title_font_size=”13″]

    Kadın sesi inceliğinde çıkan kontrtenor, operadaki en tiz erkek sesidir. Günümüzde kastratolar ve kontrtenorlar genellikle birbiriyle karıştırılır. Kontrtenor, göğüs rezonansının da desteği ile zenginleştirilmiş kafa sesini kullanarak kadın sesine erişebilen erkek opera sesidir. Ses tellerinin bağ kenarlarının tamamen veya kısmen titreşmesiyle üretilen bu ses, biyolojik faktörler sonucunda oluşan bir ses olmaktan ziyade yapay olarak üretilen bir sestir. Barok dönemine ait hemen hemen her opera, kontrtenor sanatçıları tarafından temsil edilir. Kastratolar ise bu tiz ve çocuksu sese sahip olmak için ailelerin rızası ile çocuk yaşta operasyon geçirir. İlerleyen yaşlarda bile tiz sesi korumayı başaran kastratolar, kontrtenorlar gibi bu sese doğuştan değil, teknik müdahale ile sahip olur. 18. yüzyılda İngiltere, Fransa ve Almanya’daki önemli opera sahnelerinde çıkan ve sahip olduğu ses aralığı ile ünü tüm Avrupa’ya yayılan İtalyan sanatçı Farinelli, tanınan en ünlü kastrato sese sahip bir isimdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tenor” title_font_size=”13″]

    Az rastlanan ses olan tenor, doğal olarak en tize ve yükseğe çıkan erkek sesidir. Operalarda genellikle soprano ile birlikte başrolü paylaşır. Dünyanın tanıdığı en ünlü tenor, İtalyan opera sanatçısı Pavarotti’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bariton” title_font_size=”13″]

    Yaygın bulunan bir ses olan bariton, tenor ile bas aralığındaki ses aralığıdır. Bu ses aralığının verdiği güçlü ve maskülen his nedeniyle operalarda soylular ve generaller gibi rolleri temsil eder. Ünlü Rus opera sanatçısı Dmitri Hvorostovsky en ünlü baritonlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bas” title_font_size=”13″]

    Az rastlanan en kalın erkek sesidir. “Bas Profond”, “Bas Buffo” ve “Yüksek Bas” olarak üçe ayrılır. Bas profond sesin rengi koyu, çok güçlü ve kalın tonları kuvvetlidir. Sahnede çoğunlukla dramatik rollerde görev alır. Bas buffo renk bakımından daha az zengindir. Genellikle komik rollerde oynar. Yüksek bas ise, kalın sesleri diğer baslardan daha zayıf olan sestir. Buna karşı ince sesleri diğer baslara göre parlak ve rahattır. Sayısız ödül sahibi ünlü opera sanatçısı Yevgeny Yevgenievich Nesterenko 80’den fazla bas karakterini seslendirmiş; Glinka, Çaykovski, Musorgski, Borodin gibi ünlü operaların en aranan bas sesi olarak tarihe geçmiştir.