Etiket: sivas

  • TAŞA İŞLENMİŞ EŞSİZ ŞAHESER DİVRİĞİ ULU CAMİİ VE DARÜŞŞİFASI

    Anadolu’nun kalbinde, Sivas’ın Divriği ilçesinde yükselen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, yalnızca bir ibadethane değil; taşın dile geldiği bir sanat eseri olarak yüzyıllardır ayakta duruyor. 13. yüzyıl Selçuklu taş işçiliğinin en göz kamaştırıcı örneklerinden biri olan bu yapı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almasıyla sahip olduğu kültürel mirasın evrensel değerini simgeliyor. Kapılarındaki olağanüstü taş işçiliğiyle görenleri kendine hayran bırakan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası hakkındaki detaylar yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, 1228-1229 yıllarında, Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği Dönemi’nde, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah ile eşi Melike Turan Melek tarafından inşa ettirilmiştir. Caminin mimarı, dönemin ünlü taş ustası Ahlatlı Hürrem Şah’tır. Hürrem Şah, yapının hem mühendislik hem de estetik detaylarında sergilediği üstün ustalıkla yalnızca Anadolu’ya değil, dünya mimarlık tarihine de adını kazımıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İslam mimarisinin bu başyapıtı, iki kubbeli türbeye sahip bir cami ile ona bitişik bir darüşşifadan (hastane) oluşmaktadır. Caminin en dikkat çekici yanı, dört farklı giriş kapısındaki taş oymalarının benzersiz detaylarıdır. Kapılarda yer alan geometrik desenler, bitkisel motifler ve sembolik figürler, sanat tarihçileri tarafından “taş işçiliğinde bir rüya” olarak nitelendirilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, dıştan sade bir mimari görünüme sahiptir; ancak Darüşşifa Taç Kapısı, Cami Kuzey Taç Kapısı, Cami Batı Taç Kapısı ve Şah Mahfili Taç Kapısı’nın her biri, birbirinden farklı ve göz kamaştırıcı bezemeleriyle birer mimarlık ve mühendislik harikasıdır. Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen plana sahip olan cami, tamamen kesme taşlarla inşa edilmiştir. Her bir kapı, ışık ve gölge oyunları sayesinde günün farklı saatlerinde değişen görünüme bürünür. Bu dinamik estetik, yapının mimari zekâsını gözler önüne sererken, sanatın doğayla nasıl uyum içinde olabileceğini de ortaya koyar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahlatlı Hürrem Şah önderliğinde Ahlatlı ve Tiflisli ustaların ellerinden çıkan taş işçiliğinin en nadide ve en ince örneklerini teşkil eden bu motiflerin dünyada eşi benzeri yoktur. Caminin iç mekânı ise kapılarına kıyasla daha sade bir tasarıma sahiptir. Bu sadelik, ibadet edenlerin dikkatinin dağılmaması ve huzurun bozulmaması amacıyla özellikle tercih edilmiştir. İç mekân, sekizgen sütunları birbirine bağlayan çift yönlü sivri kemerlerle 25 birime ayrılmıştır. Mihrap önündeki bölüm geniş tutulmuş, orta kısmı yuvarlak kubbelerle kaplanmıştır. Diğer alanlarda ise yıldız, artı işareti ve bileşik tonozlar gibi farklı formlarda tonozlar kullanılarak yapıya estetik çeşitlilik kazandırılmıştır. Bu tasarımlar hem işlevsel hem de görsel açıdan mekânın huzurlu ve sade atmosferini desteklemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Divriği Ulu Camii’yi farklı ve özgün kılan bir diğer özellik ise, uzaktan bakıldığında simetrik gibi görünen; ancak yakından incelendiğinde asimetrik olduğu anlaşılan bezemelerdeki on binlerce motifin hiçbir zaman birbirini tekrar etmemesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Camiye bitişik olarak inşa edilen iki katlı darüşşifa, hastaların su sesiyle şifa bulduğu, çağının ötesinde bir sağlık merkezidir. Dönemin tıp merkezi olarak hizmet veren bu yapı, giriş kapısındaki zarif işlemeler ve figürlerle yalnızca dönemin sanat anlayışını yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda mekânın şifa veren ruhunu da gözler önüne serer. Taşın âdeta bir dantel gibi işlendiği Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’ndaki bu barok mimari üslubun, Türk ve İslam sanatında bir benzeri daha yoktur. Taç kapılarda olduğu gibi, cami içindeki her sütun, sütun kaidesi, sütun başlığı ve kubbe içi tavan süslemeleri de farklı üslup ve bezeme örneklerini sergiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Dönemi’nin ünlü seyyahı Evliya Çelebi, gezileri sırasında ziyaret ettiği Divriği Ulu Camii’nin eşsiz ihtişamını şu sözlerle dile getirmiştir: “Methinde diller kısır, kalem kırıktır.” Yani Evliya Çelebi için Divriği Ulu Camii’nin görkemini övmeye kalkışan diller yetersiz kalır, sözcükler bu yapının güzelliğini anlatmaya yetmez; yazıya dökmek isteyenin kalemi acizdir, ne yazarsa yazsın bu ihtişamı aktaramaz. 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Türkiye’de UNESCO tarafından koruma altına alınan ilk eser olma özelliğini taşıyor. Görenleri kendine hayran bırakan bu sıra dışı Selçuklu eseri, “Anadolu’nun El Hamrası” olarak da anılmaktadır.

  • Türkiye’nin Yüz Ölçümü En Büyük İkinci İli: Sivas

    Türkiye’nin Yüz Ölçümü En Büyük İkinci İli: Sivas

    Sivas, İç Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden biri. Aynı zamanda Türkiye’nin Konya’dan sonra yüz ölçümü en büyük ikinci ili. Farklı dönemlere ait tarihi birikimlerinin yanı sıra geniş coğrafyaya yayılan doğal güzellikleriyle de öne çıkan şehirde kış ayları oldukça çetin geçiyor. Bu nedenle Sivas’a seyahat amaçlı gitmek için en doğru zaman ilkbahar ve sonbahar ayları ile yaz aylarında düzenlenen festival dönemleri diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sivas’ın ilginç tarafı İç Anadolu, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgelerinde ilçeleri bulunmasıdır ve bu kadar geniş bir alana yayılması kültürel çeşitliliğinin en önemli nedenlerinden biridir. Şehre gider gitmez uğranması gereken yer ise Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet eserlerinin bir arada olduğu Cumhuriyet Meydanı’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyetimizin kurulmasında büyük bir öneme sahip olan Sivas Kongresi’nin gerçekleştiği bina günümüzde Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi olarak ziyarete açık durumda. Hem o dönemlere ait önemli belge ve eşyalar hem de şehrin kültürüne ait etnografik eserler şehrin merkezindeki müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Divriği ilçesinde bulunan 13. yüzyıla ait Ulu Camii ve Darüşşifası 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştı. Bir cami ile ona bitişik bir darüşşifadan oluşan tarihi yapının taç kapıları ve iç kısımlarındaki mimari detaylar, tüm Türk-İslam eserleri arasında öne çıkmasını sağlayacak kadar dikkat çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çift minareli taç kapısındaki hayvan figürleri, yıldız ve hayat ağacı motifleri ile muhteşem bir görüntüye sahip olan Gök Medrese Sivas’ın en özel tarihi mekânlarından biridir ve kitabesinde yapımı ile ilgili şöyle yazar: “Ulu sultan, yüce şahlar şahı, dünya ve dinin yardımcısı Kılıç Arslan oğlu Keyhüsrev’in devleti zamanında yapılmıştır. Allah devletini daim eylesin.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çevresinde doğa yürüyüşü yapıp manzarasına karşı çayınızı yudumlayabileceğiniz Sızır Şelalesi SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştı. Gemerek ilçesinde Çat Ormanları içindeki Göksu Çayı üstünde bulunan şelale kent merkezine 135 km. mesafede olmasına karşılık yaz aylarında çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkece en sevdiğimiz çoban köpeklerinden olan Kangal, adını ait olduğu ilçeden alıyor yani Sivas’ın Kangal ilçesinden. Fakat Orta Asya’nın Kanglı Türk boyunun göçerken yanında getirdiği düşünülen köpeğin adını ilçeye vermiş olması da mümkün. Bununla birlikte fazla bilinmese de ilçenin Kangal köpeği gibi koyunu ve balıkları da ünlü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sivas mutfağı, İç Anadolu mutfakları içinde belki de en özgün olan mutfak. Kebaptan hamur işlerine farklı seçenekler bulunduran menüsünde sık kullanılan ürün ise yeşil mercimek. İçine erişte şeklinde hamur katılarak yapılan kesme aşı ya da bulgur ve domates eşliğinde yapılan mercimek badı misafirlere en çok ikram edilenlerin başında geliyor.