Etiket: semt

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: BEYKOZ

    Evliya Çelebi, Beykoz’u Seyahatname’de şöyle tasvir eder: “Sekiz yüz haneli, bağ ve bahçeli, mamur bir kasabadır. Camisi, mescidi, hamamı, sıbyan mektebi, küçük sokakları, ağaçlarla müzeyyen çarşı ve pazarı vardır. Çarşı ve pazarı çok bakımlıdır. Halkı bahçıvan, oduncu ve balıkçıdır. Ab-ı havası nefistir.” Elbette, 17. yüzyıldan bu yana çok şey değişti Beykoz’da ama kestane, fındık, ıhlamur, meşe ve kayın ağaçlarıyla bezenmiş, denize komşu olması yetmezmiş gibi derelerle sulanıp serpilmiş doğası güzelliğini hiç kaybetmedi. Batısı İstanbul Boğazı, kuzeyi Karadeniz’le sınır, karadaki komşuları Şile, Çekmeköy, Ümraniye ve Üsküdar olan ilçede mutlaka görmeniz gereken yerler var. İşte onlardan sadece birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yahya Kemal’in, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” dizesini yazdığı Mihrabat Korusu, denize nazır yalıları, Arnavut kaldırımlı sokakları, pudra şekerli yoğurdu ve daha pek çok ünlü ayrıntısıyla Kanlıca semti, Beykoz’un göz bebeklerinden biri. Kanlıca’nın nostaljik ve sevimli iskelesi ise buluşma mekânlarının başında gelir. İskele civarındaki çay bahçeleri de Boğaz manzarasını huzurla seyre dalabileceğiniz yerler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Beykoz’un Kavacık semtindeki Otağtepe, İstanbul Boğazı’nı doyasıya yaşayabileceğiniz, doğayla baş başa ve sakinlik içinde saatlerce vakit geçirebileceğiniz bir lokasyonda yer alıyor. Ayrıca manzaraya karşı sevdiklerinizle birlikte öğle ya da akşam yemeği yiyebileceğiniz hoş bir kafesi de bulunuyor. Bu arada Otağtepe isminin, Fatih Sultan Mehmet’in Fetih’ten önce kurdurduğu ve karargâh niteliği taşıyan otağından, yani çadırından geldiğini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kanlıca ile Kandilli arasındaki Anadoluhisarı semti, tarihi yapıları, görkemli yalıları ve muhteşem manzarasıyla mutlaka görülmesi gereken Beykoz semtlerinden biridir. Semt bu adı, Boğaz’ın en dar noktasına Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış Anadolu Hisarı’ndan alır. 14. yüzyıl yapısı olan Hisar, 7 bin m2’lik bir alan üstüne inşa edilmiştir. Günümüzde bazı bölümleri yıkılmış olan yapının ortasından bir yol geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir Boğaz köyü olan Çubuklu’nun sırtlarında, Mısır’ın son hidivi (yani valisi) Abbas Hilmi Paşa tarafından, 1907 yılında İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırılan Hıdiv Kasrı, İstanbul’un sembol kasırları arasındadır. 1000 dönümlük arazi üzerine art nouveau tarzında inşa edilmiş yapı, vitrayları, süs havuzları, çeşmeleri ve geniş bahçesiyle dikkat çekmektedir. Günümüzde restoran ve sosyal tesis olarak işlev gören Hıdiv Kasrı, ziyaretçilerini hem mimarisiyle hem de manzarasıyla kendine hayran bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Söz kasırlardan açılmışken, Üsküdar-Beykoz sahil yolu üstünde bulunan ve tüm detaylarıyla göz kamaştıran bir eseri daha gezi listenize almanızı önereceğiz. O eser, Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Küçüksu Kasrı. 19. yüzyılda Nigoğos Balyan tarafından yapılan Küçüksu Kasrı’nın iç dekorasyonu Paris Operası dekoratörü Sechan tarafından dizayn edilmiş. Bu yapı, sadece oya gibi işlenmiş mimari detaylarıyla değil, özgün bahçesiyle de ziyaretçilerini etkilemeyi başarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyıldaki Kırım Savaşı sırasında, Boğaz ile Karadeniz arasındaki deniz yolu geçişlerini kontrol edebilmek amacıyla yapılan Anadolu Feneri, günümüze kadar ulaşmayı başaran özel yapılardan biridir. Adını verdiği Anadolufeneri de nostaljik bir balıkçı köyü olarak karşımıza çıkmakta. İstanbul gibi bir metropolde kendinizi sahil kasabasında hissedebileceğiniz Anadolufeneri, Beykoz’da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Beykoz’da doğaya yakın olmak için çaba harcamaya gerek yok ama yine de temiz havayı çok daha rahat soluyup, kuş cıvıltılarını daha fazla duyabileceğiniz yerleri de var. Örneğin Polonezköy Tabiat Parkı onlardan biri. İstanbul’un ilk ve en büyük tabiat parkı olan yer, yürüyüş ve koşu parkurları, piknik alanları ve sahip olduğu çocuk oyun bahçeleri nedeniyle özellikle aileler tarafından tercih ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bu mutena ilçede, 360 dönümlük bir arazi içine konumlanmış ve ismini Osmanlı dönemindeki Beykoz Cam ve Billurât Fabrika-i Hümâyûnu’ndan alan bir müze var ki hem tarihi binası hem barındırdığı eserler hem de bahçesindeki 117 çeşit ağaç ile mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Türk cam sanatının ve Avrupa camlarının, zengin bir koleksiyonla 12 ayrı bölümde sergilendiği Beykoz Cam ve Billur Müzesi, aynı zamanda ülkemizin ilk cam müzesi unvanına sahip.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: ÜSKÜDAR

    Yahya Kemal, “İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar” isimli şiirinde büyük bir önem biçtiği yer için “Görmüş İstanbul’a yüz bin meleğin uçtuğunu, / Saklamış durmuş, asırlarca, hayâlinde bunu.” dizelerini uygun görmüştür. Üsküdar’ın sokaklarında, caddelerinde, sahillerinde yürürken taşıdığı uhrevi havayı hissetmemek mümkün değildir gerçekten de… Aklınızda olsun bu tarihi ilçenin öne çıkan adreslerini baştan sona gezmek için bir gün yetmeyecektir. Bakın, sadece şu lokasyonlar için bile üç gününüzü ayırmanız gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bu şehirle o kadar özdeşleşmiştir ki bir fotoğrafta tek başına Kız Kulesi’ni görmek İstanbul’u görmekle eşdeğerdir. O, 2500 yıllık geçmişi ve denizin orta yerindeki konumuyla Boğaz’ın değerine değer katan eşsiz bir yapıdır. Üsküdar’daki Salacak semti kıyılarından ulaşım sağlanan mekânı uzaktan seyretmek kadar, terasından Boğaz ve Üsküdar’ı seyretmek de ayrı bir hoşluktur. Fakat gitmeden önce açık olduğu zaman dilimlerini öğrenmek ve rezervasyon yaptırmak gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyılda inşa edilmiş olan Osmanlı yapılarının en görkemlilerinden Beylerbeyi Sarayı dış cephesinden iç mimarisine, dekorasyonundan bahçelerine ve deniz köşklerine kadar büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Üsküdar’ın Beylerbeyi semtinde Boğaz kıyısında yer alan saray günümüzde müze statüsündedir ve haftanın belli günlerinde ziyarete açıktır. Beylerbeyi Sarayı’nı hakkıyla gezebilmek için en az iki saat ayırmak gerektiği unutulmamalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İskelenin karşı tarafında yer alan Mihrimah Sultan Camii de hem mimarı hem de hakkındaki rivayetler göz önüne alındığında bir Üsküdar gezisinde mutlaka görülmesi gereken adresler arasındadır. Bu cami, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan’a yaptırdığı küçük boyutlarda zarif bir yapıdır. Mimar Sinan’ın erken dönem eserlerinden olan camiyi, Mihrimah Sultan’a duyduğu hisler arasında köprü kuran hikâyeler eşliğinde görüp gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kuzguncuk semti, nostaljik sokakları, minik minik dükkanlar aracılığıyla eski zamanlarda yolculuğa çıkaran özgün caddeleri, cumbalı ve rengarenk boyalı tarihi evleri, Cemil Molla Paşa Köşkü, Marko Paşa Köşkü gibi gösterişli yapıları, sinagog, kilise ve camiyi bir arada yaşatan kültürel dokusu ve elbette sahiliyle sadece Üsküdar’ın değil, tüm İstanbul’un en özgün adresleri arasında yer alır. Üsküdar’a gelip de Kuzguncuk’ta bir tur atmadan, özellikle Üryanizade sokağında bir fotoğraf karesi edinmeden dönmek olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adım adım sokakları gezilmesi gereken başka bir Üsküdar semti de Çengelköy’dür. Eski zamanları günümüze taşıyan evlerinden her sokak başında karşılaşacağınız sevimli kedilerine, hatta ince belli bardaklarda Boğaz’a karşı çay yudumlayabileceğiniz kafelerine kadar huzur veren bir adrestir Çengelköy. Şeyh Nevruz Camii, Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi, Sadullah Paşa Yalısı da semt sınırları içinde yer alan tarihi ve kültürel açıdan önemli, görülmesi gereken mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski yazarların, şairlerin huzur bulmak, ilham almak için gittiği bilinen yemyeşil bir alan Fethi Paşa Korusu. Sultantepe semtinden Kuzguncuk Tepesi ve Paşalimanı’na kadar uzanan koru, Boğaz manzarası eşliğinde yürüyüşler yapmak, ağaçlar, çiçekler arasında oksijen depolamak için birebirdir. Üsküdar gezinizin bu bölümünü kahvaltı, öğle veya akşam yemeği organize edebileceğiniz saatlere denk getirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz seviyesinden 265 m. yüksekte bulunan Büyük Çamlıca veya Çamlıca Tepesi’nin, eylül ve ekim aylarında göçmen kuşların da görülebileceği özel yerlerden biri olduğunu belirtmeliyiz. Gelin ve damatların düğün sonrasında burada mola vermesi, tepeden görünen Boğaz manzarasını arkalarına alarak fotoğraf çektirmesi de artık gelenekselleşmiş bir ritüeldir. Anlayacağınız Üsküdar’da yapılacak bir gezinin belleklerde iz bırakacak final durağı Çamlıca Tepesi olabilir.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: SARIYER

    Beşiktaş, Kâğıthane, Eyüp, İstanbul Boğazı ve Karadeniz ile çevrili olan Sarıyer, Avrupa Yakası’nda şehrin en kuzeyinde yer alan ilçemizdir. Bu büyük şehirde onu biricik yapan özelliği yeşilin hâkim olduğu doğal güzelliklerle bezeli olmasıdır. Sarıyer, İstanbul’un bir tatlı huzur alınacak yeridir ve bunun için de ilk akla gelen adresleri şöyledir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırım Savaşı sırasında İngiliz ve Fransız gemilerinin Boğaz’a girişlerini görebilmek için Fransızlar tarafından inşa edilen Rumeli Feneri ve adını verdiği köy, İstanbul’da huzur bulmak, metropolde köy havası almak isteyenlerin bir kere de olsa gidip görmesi gereken adreslerden. Kule yüksekliği 30 metre olan ve beyaz ışığı ile 18 deniz mili uzaktan görülebilen feneri diğerlerinden farklı kılan bir özelliği de içinde türbe bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Boğazı ve Karadeniz’le çevrelenen Belgrad Ormanı, sadece Sarıyer’in değil şehrin gözbebeği gibidir. Sırbistan seferi dönüşü Kanuni Sultan Süleyman’la gelen Belgradlıların yerleştirildiği Belgrad köyü, ormana da adını vermiş. Bentleri, dereleri, tarihi hikâyesi ve tabii ki içinde yaşattığı tüm canlılar ile şehrin nadide bölgelerinden biridir Belgrad Ormanı. Yürüyüş yapmak, koşmak, bisiklete binmek, oksijen depolamak, huzur bulmak ve daha pek çok güzellik için idealdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Artık duymayan bilmeyen kalmasa da Boğaz’ın kıyısında, 45 hektardan geniş bir alana yayılmış, etrafı duvarlarla çevrili saklı bir cennet gibidir Emirgan Korusu. Adını, 17. yüzyılda IV. Murat tarafından kendisine hediye edildiği İranlı Emir Güne Han’dan almaktadır. 1940’larda kamulaştırılarak halkın hizmetine açılan Emirgan Korusu içinde Beyaz Köşk, Pembe Köşk, Sarı Köşk olarak adlandırılan yapıları, ağaçları, laleleri, gülleriyle her mevsim ilgi görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinden önce Fatih Sultan Mehmet tarafından, Boğaz’ın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu Hisarı’nın tam karşısına 30 dönümlük bir alana inşa edilen Hisar, İstanbul’u İstanbul yapan eserlerden biridir. Osmanlı kayıtlarında Boğazkesen, Yenice Hisar gibi isimlerle anılan Rumeli Hisarı’nı gezmek İstanbul’da yapılacaklar listesinde olması gereken maddeler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Boğazı’nın karaya doğru yaptığı girintilerden biri olan Tarabya Koyu’nun aslında hepimiz için nostaljik bir önemi vardır, çünkü bu koy ve çevresi Türk Sineması’nda birçok filme set olmuştur. Tarabya Koyu’nu çevreleyen kafelerde kahvaltı yapmak, balıkçı restoranlarında günü sonlandırmak Sarıyer’de yapılabilecek keyifli alternatiflerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin Japonya ile iş birliği içinde oluşturduğu Baltalimanı Japon Bahçesi, doğayı farklı bir kültürün penceresinden görmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Mevsimi geldiğinde Japonya ile özdeşleşmiş sakura ağaçlarının, yani kiraz ağaçlarının da görülebileceği Boğaz manzaralı mekânda; şelale, gölet, çardak gibi düzenlemeler atmosferi daha da etkileyici ve keyifli bir hale getiriyor.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: BAKIRKÖY

    Bizans döneminde kralların taç giyme törenlerine sahne olan Bakırköy; Osmanlı döneminde ise ordunun savaşa çıkmadan önce limanda toplanmasına tanıklık etmiştir. İsmi Hebdomon, Jeptimun, Makrohori, Makriköy derken, Cumhuriyet’le beraber Bakırköy’e dönüşmüş. Nostaljik hikâyesinde, bahçelerinde begonviller açan cumbalı ahşap evler, yaz aylarında yaşanan deniz sefaları, kış olunca uskumruların, palamutların kıyıya vurması, çoluk çocuk yaşanan balık tutma keyfi gibi sayfiye yerine has detaylar yer alır. Günümüzde Bakırköy’de nereleri gezip görebilirim diyenler için ise hemen listemize geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un muteber semtlerinden Bakırköy’de merkezi bir lokasyon olan ve Atatürk Anıtı ile ünlü Cumhuriyet Meydanı için pek çok adresin kesişim noktası diyebiliriz. Örneğin buradan, köklü bir mahalle olarak bilinen Zuhuratbaba’ya geçmek oldukça kolay. Zuhuratbaba demişken de adını aldığı Zuhuratbaba Türbesi’nden bahsetmeden olmaz. Büyük bir park içinde yer alan türbe, kutsallık atfedilen niteliğinden dolayı yaz-kış ziyaretçi ağırlayan bir mekân.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün en ünlü caddelerinden olan ve sahile dikine uzanan Ebuzziya Caddesi oldukça işlek bir lokasyon. Vitrinlere bakmak, alışveriş yapmak için ideal bir adres. Tabii bu cadde asıl 1800’lerden kalan Dzınunt Surp Asdvadzadzni Ermeni Kilisesi’nin mimarisiyle dikkat çeken çan kulesini görmek için tercih edilmeli… Hemen karşısında daha sade görünümlü bir Rum kilisesi, onun arka sokağında Çarşı Camii, onun arkasındaki sokakta ise bir İtalyan kilisesi olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün denizle haşır neşir mahallelerinden olan Florya deyince akıllara Atatürk’ün bu bölgeyi ziyareti ve denizde çekilen fotoğrafları gelir. Şimdilerde geniş bahçeli, havuzlu villa ve sitelerin konumlandığı yerde sahil boyunca yürüyüşler yapabilir, sahil parkında uzun saatler kafanızı dinleyebilirsiniz. Buraya geldiğinizde sahil kıyısında bulunan ve günümüzde müze olarak hizmet veren Atatürk Deniz Köşkü’nü de ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün en büyük mahallesi olan Yeşilköy’ün adını, burada yaşamış olan edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil’in teklif ettiği ve bu şekilde isimlendirildiği rivayet edilir. Yeşilköy’de görülmesi gereken yerlerin başında ise 3 bin metrekaresi kapalı, 12 bin metrekaresi açık olmak üzere yaklaşık 15 bin metrekarelik bir alana kurulmuş olan İstanbul Havacılık Müzesi gelir. Uçaklardan çeşitli araç gereçlere Türk Hava Kuvvetleri’nin kullandığı pek çok özel parça bu önemli müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün özel adreslerinden biri de Veliefendi Hipodromu’dur. Bu arazi III. Mustafa tarafından, daha önce sürgün ettiği Şeyhülislam Veliyüddin Efendi’ye özür yerine geçmesi umularak hediye edilmiş. Veliyüddin Efendi de burada bakımlar yaptırarak araziyi vakfetmiş. Uzun yıllar Veliefendi Çayırı olarak bilinen alanda günümüzde at yarışları düzenleniyor. Yeri gelmişken, Hipodrom’un kuzeyinde İstanbul’un en büyük eski su depolarından olan Fildamı Sarnıcı’nın bulunduğu bilgisini de söylemeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’den gelip geçen o kadar çok ünlü isim var ki, Toto Karaca, Münir Özkul, Cem Karaca, Tarık Akan burada doğmuş mesela… Cenap Şahabettin, Ahmet Rasim, Ziya Uşaklıgil burada yaşamış… Ne var ki semtin yaşam alanları kadar mezarlığı da etkileyici. Bakırköy Mezarlığı semte gelen yerli turistlerin özellikle ziyaret ettiği mekânlar arasında. Mezar taşları edebi cümlelerle bezeli bu alanda, “Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş / Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma” dizelerini yazan Cenap Şahabettin’in mezarı da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’e gitmenin en güzel yollarından biri deniz otobüsünü kullanmaktır. Araçtan indiğinizde sahil caddesine onlarca teknenin dinlendiği Ataköy Marina’nın içinden geçerek ulaşırsınız. Bu tercih gezinizden daha fazla keyif almanızı sağlayacak güzel bir başlangıç olabilir. Marinanın parkı, spor, yeme-içme, konaklama hizmetleri alabileceğiniz geniş bir bölgeye sahip, belki bir süre burada vakit geçirmeyi de düşünebilirsiniz.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: KADIKÖY

    Birkaç günlük geziyle keşfetmenin olanaksız olduğu, akla her düştüğünde mis gibi deniz kokusu, vapur ve martı sesleriyle anıları canlandıran büyük ilçemiz Kadıköy… Her semti ve sokağıyla büyüleyen bu yerleşim, “beni tanı” yerine “beni yaşa” diyen bir bölgedir ve geldim gördüm diyerek geçmeniz oldukça zordur. Yine de şu lokasyonlara vakıf olmak Kadıköy’ün havasını almanız için kâfi gelecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadıköy İskelesi veya iskele meydanındaki Haldun Taner Tiyatrosu’nun önü Kadıköylüler için öteden beri nostaljik bir buluşma noktasıdır. Genellikle buluşan dostların devamındaki eylemi ise nostaljik tramvay güzergâhını takip ederek Boğa Heykeli’nin bulunduğu noktaya, oradan da Bahariye Caddesi’ne çıkmak şeklindedir. İkinci alternatif ise PTT’nin olduğu taraftan ara sokaklara saparak Bahariye Caddesi’ne ulaşmak olabilir. Tabii bu sırada sahafların da yer aldığı pasajları dolaşmak, birbirinden özgün üretimlerin yer aldığı dükkânlardan alışveriş yapmak kaçınılmazdır. Ve Bahariye Caddesi’ne çıkıldığında Süreyya Operası’ndaki bir etkinliği izlemek bu adreste yapılacak en güzel aktivitelerden biridir. 1924-1927 yılları arasında Süreyya İlmen Paşa tarafından yaptırılan Süreyya Operası, tarihi hikayesi ve nostaljik mimarisiyle de ilginizi çeken özel yapılardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu.” der Necip Fazıl, Canım İstanbul şiirinde… Şehre biraz yukarıdan baktığı doğrudur ama bir Modalı olmasanız bile sokaklarını birkaç saat arşınladığınızda sizi dışlamak bir tarafa evinize dostlar edindirerek uğurlar. Moda kafeleri zincir restoranların aksine, yan masadakiyle, işletme sahibiyle, garsonuyla selamlaşmadan girip çıkmanın yadırgandığı mekânlardır. Yemeğinizi yedikten sonra ise ünlü sahilinde uzun yürüyüşler yapmadan, çimenlere örtünüzü serip güneşe karşı uzanmadan dönmek olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avrupa yakasından Kadıköy’e vapurla geçerken ve iskeleye az bir mesafe kalmışken, tarihi tren istasyonu Haydarpaşa Garı tüm yolcuları taşıdığı zengin mirasla selamlar. Muhtemelen İstanbul’da yaşayan veya turist olarak gelmiş pek çok kişi bu anı deneyimlemiştir. Fakat sadece önünden gelip geçmekle yetinilmemelidir. Mutlaka, tarihi yapının içine girilmeli, mimarisi incelenmeli, denize bakan merdivenlerinden “Seni yeneceğim İstanbul!” diye seslenmelidir, zira Yeşilçam filmlerinin yüzümüzü güldüren bu repliğinin seti ya Boğaz gören bir lokasyon ya da Haydapaşa Garı’nın bu merdivenleri olagelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadece Kadıköy’ün değil İstanbul en meşhur adreslerinden Bağdat Caddesi boydan boya yürünmesi gereken bir rota. O bölgede oturanlar için caddenin geniş kaldırımlarında yürüyüşler yapmak klasik bir rutindir. Lüks mağazaların el işi ürünler yapıp satan küçük esnafla dip dibe yer aldığı, şaşırtıcı sürprizlerle karşılaşmanın çok olası olduğu bir yerdir burası. Caddenin üst tarafından ara sokaklara dalarsanız Şemsettin Günaltay Caddesi’ne, alt taraftaki sokaklardan Marmara sahiline çıkarsınız. Özellikle sahile açılan sokakları ağır adımlarla gezmek gerekir ki birbirinden zarif eski ahşap köşkler gözden kaçırılmasın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Anadolu yakasının Avrupa yakasına kıyasla daha sakin, daha dingin olduğu her zaman söylenir. Bunda iş merkezlerinin büyük bir kısmının Avrupa yakasında toplanmış olmasının ve Anadolu tarafındaki yerleşimlerin şehir merkezine daha sonradan katılmış olmalarının payı büyük elbette. Kadıköy ilçesinde doğayla baş başa kalabileceğiniz, denize yakın sakince vakit geçirebileceğiniz pek çok adres bulunmakta. Onlardan biri de Fenerbahçe Parkı. İster piknik alanlarında kendi yemeklerinizle bir doğa sofrası kurabilir, isterseniz park alanındaki restoranlarında vakit geçirebilirsiniz. Özellikle hafta sonu kahvaltısı için tercih edilen bir yer Fenerbahçe Parkı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Caddebostan’ın ve sahilinin sayfiye yeri olduğu dönemler eskide kaldı ama hâlâ yaz aylarında denizin tadını çıkarmak isteyenler için uğrak nokta Caddebostan sahilidir. Günümüzde genç, yaşlı herkesin rağbet gösterdiği sahilde denize girebilir, yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilirsiniz. Buraya kadar gelmişken uzaktan da olsa görmenizi istediğimiz yapı ise Ragıp Sarıca Köşkü olacak. Ragıp Sarıca Paşa tarafından 1906 yılında yaptırılan köşkün görkemi göz kamaştırıcı. Bugün atıl vaziyette olan yapı uzun süre sessizliğe terkedildiği için halk tarafından Perili Köşk adıyla anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu bölgeye bir gezi planlayın ya da planlamayın Kadıköy’de bir kere de olsa gidip görülmesi gereken müzeler bulunmaktadır. Örneğin İstanbul Oyuncak Müzesi. 1700’lü yıllardan günümüze kalan bir köşkte sergilenen, kimileri insanı hayretler içerisinde bırakan yüzlerce oyuncak Göztepe semtindeki bu müzede görülebilir. 1999 yılında kaybettiğimiz sanatçımız Barış Manço’nun, bir zamanlar yaşadığı Moda’daki evi de Barış Manço Müze Evi olarak ziyarete açık durumda. Sanatçının yaşam alanını ve özel eşyalarını görmek isteyenlerin bu mekâna güzel duygularla girip çıkacağına şüphe yok.

  • BEYOĞLU GEZİ REHBERİ

    İstanbul büyük bir şehir, Beyoğlu ise şehrin en büyük ilçelerinden ve en kozmopolit yerleşimlerinden biri. 45 mahalleden oluşan bu ilçeyi bir günde gezmek, tanımak imkânsız. En azından iki günlük ve iyi planlanmış bir turla, onda da ancak belli başlı yerler gezilebilir.  Peki bu gezide nereler es geçilmemeli?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstiklal Caddesi’nin Tünel ucunda yer alan Galata Mevlevihanesi bir Beyoğlu gezisinde mutlaka listenin ilk sıralarında olmalıdır. 1491 yılında kurulmuş mekân gerek hikâyesi gerek görsel malzemesi ile şehrin değerli kültürel miraslarından biridir. Semahane binasındaki müze sergisi, derviş odaları, hat koleksiyonu mutlaka görülmeli ve yemyeşil bahçesinde derin nefesler alıp verilmelidir. Ziyaret saatleri yaz-kış dönemlerinde değişmektedir, giriş ücretli ve Müze Kart geçerlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elbette Beyoğlu’na gelip de Tünel’den Taksim Meydanı’na uzanan İstiklal Caddesi boyunca yürümemek mantıklı olmaz. Bu yürüyüş sırasında zaman zaman duraksamanız gereken adresler vardır. Örneğin görkemli mimarisiyle dikkat çeken St. Antuan Kilisesi… İstanbul’un en büyük Katolik kilisesi olan yapının cephe genişliği 38 metredir. İtalyan rahipler tarafından yönetilen kilise gün içinde ziyarete açık durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu, bilhassa İstiklal Caddesi pasajlarıyla ünlüdür. Tarihi Ses Tiyatrosu’nu barındıran Halep Pasajı, Atlas Sineması’na ev sahipliği yapan Atlas Pasajı gibi niceleriyle… 18 daire 24 dükkânıyla 1875’te inşa edilen Çiçek Pasajı da onlardan biridir. 1930’larda çiçekçilerle dolan pasajın adı da o günkü çiçeklerden gelir. İster kapısından içeri bir göz atıp çıkın ister uzun saatler geçirin ama Beyoğlu’na geldiğinizde Çiçek Pasajı’nı görmeden dönmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nda yerleşimin en eski izlerini sürebileceğiniz Galata’yı adım adım gezmenin keyfi başkadır. İlla bir adrese yönelmeniz gerekmez, sokak aralarında karşılaşacağınız sürprizler sizi fazlasıyla keyiflendirecektir. Galata Kulesi’ni işaret etmemize gerek var mı bilmiyoruz. Bu simgesel yapının seyir kısmına çıkmadan, İstanbul’a kuşbakışı bakılmadan yapılan bir Beyoğlu gezisi yarım kalmış demektir. Hatta gezinizi buradan başlatıp Galip Dede Caddesi’ni takip ederek Galata Mevlevihanesi ve oradan da İstiklal Caddesi’ne geçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk zamanlar Tarihi Yarımada’nın karşısında gelişen Beyoğlu’nun Bizans dönemindeki adı, karşı yaka, öte anlamına gelen Pera idi. Şimdilerde Pera’nın adı özellikle iki mekânda yaşıyor ve bu mekânlar Beyoğlu gezisinin içinde yer alması gereken adresler. Bir tanesi ünlü Şark Ekspresi yolcularını ağırlamak için 1895’te açılan Pera Palas. Bu otel Kraliçe II. Elizabeth’ten Alfred Hitchcock’a kimleri ağırlamamış ki. En değerli misafirlerinden Atatürk’ün ve Agatha Christie’nin müze olarak düzenlenen odaları ziyarete açık durumda. Pera isimli ikinci mekân da çeşitli sergilere ev sahipliği yaparak kültür-sanat hizmeti veren Pera Müzesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nun Haliç’e yakın kıyılarında tersanenin inşa edildiği Hasköy büyük bir korulukmuş ve burası Tersane Bahçesi olarak anılmaktaymış. Bu bahçe içine 17. yüzyıl başlarında bugün Aynalıkavak Kasrı olarak bildiğimiz ve o zaman Tersane Sarayı diye isimlendirilen yapı yapılmış. Venedik Muharebesi’nden sonra Venediklilerin III. Ahmet’e hediye ettiği değerli büyük aynalar da sarayın odalarında yerlerini almışlar. İsminde geçen “aynalı” ifadesi buradan geliyor. Osmanlı döneminden kalan bu tarihi mekânın değeri okumaktan ziyade görmekle anlaşılacaktır. Bir Beyoğlu gezisinde hem Aynalıkavak Kasrı hem de Haliç kıyıları ihmal edilmemelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Haliç kıyıları demişken listeye ekleyebileceğiniz bir adres de Sütlüce semtindeki Miniatürk olmalı. Burada Türkiye’nin dört bir yanındaki önemli yapı ve oluşumların minyatürleri görülebilir. İzmir Saat Kulesi’nden Aspendos’a Pamukkale’den Peri Bacaları’na onlarca maket… Toplamda 60.000 m2 olan alanın 15.000 m2’sinde bu maketler sergilenirken, diğer tarafta kafe ve restoran gibi dinlenme alanları, Türkiye-İstanbul Simülasyon Helikopter turu gibi aktivite alanları yer alıyor. Miniatürk her gün 9.00-19.00 saatleri arasında açık durumda.