Etiket: şemsiye

  • DUYDUĞUNUZDA ŞAŞIRACAĞINIZ İLGİNÇ BİLGİLER

    Yaşadığımız gezegen, gözümüzün önünde duran ama çoğu zaman fark etmediğimiz sayısız sır saklıyor. Tarihin sayfalarından doğanın gizemli harikalarına, bilimin şaşırtıcı gerçeklerinden kültürlerin saklı inceliklerine kadar birçok ayrıntı sizi bekliyor. Okudukça “Acaba başka neler var?” diye meraklanmamak elde değil… Hazırsanız, sizi hem gülümsetecek hem de şaşırtacak ilginç bilgilerle dolu bu yolculuğa başlayalım!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tavuk, yüzyıllar boyunca hem besin kaynağı hem de bereket ve doğurganlığın simgesi olarak farklı kültürlerde yer edinmiş; 20. yüzyılda endüstriyel üretimin başlamasıyla sayıları hızla artmış ve bugün neredeyse tüm dünya mutfaklarında olduğu kadar mutfak geleneklerinde de kendine sağlam bir yer bulmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlk şemsiyeler eskiden sadece seçkinlerin güneşten korunması için kullanılırken, palmiye yaprağı ve papirüsten yapılan şemsiyeler prestij ve otorite sembolüydü. Bugün ise herkesin yağmurdan korunmak için kullandığı bir eşya hâline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sirius, Yunancada “parıldayan” veya “kavurucu” anlamına gelir ve Büyük Köpek (Canis Major) takımyıldızında yer alan bir çift yıldız sistemidir. Çiftin parlak bileşeni, mavi-beyaz bir yıldız olup Güneş’ten 25,4 kat daha parlak ve Dünya’ya yalnızca 8,6 ışık yılı uzaklıkta bulunur; bu özelliği, onu gökyüzündeki en parlak yıldız hâline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fransa’da patates, uzun süre değersiz bir gıda olarak görülmüş, hatta cüzzam hastalığına neden olduğuna inanılarak yasaklanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mavi gözlerin oluşmasını sağlayan mutasyon, OCA2 geninde meydana gelen küçük bir değişiklik sayesinde ortaya çıkmıştır. Normalde bu gen, iriste kahverengi pigment üretilmesini sağlayan P proteininin üretiminden sorumludur. Mutasyonla birlikte OCA2’nin etkisi kısmen azalır; bu da melanin üretiminin düşmesine ve gözlerin mavi görünmesine yol açar. Yani mavi gözler, genetik bir “anahtarın” kahverengi pigmenti azaltması sayesinde oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yağmurdan sonra toprağın kendine özgü kokusu, “petrikor” olarak adlandırılır. Bu kokunun temel kaynağı, toprakta yaşayan aktinomiset bakterileridir. Bu bakteriler, zor koşullarda hayatta kalmak için dayanıklı sporlar üretir. Toprak kuruduğunda bu sporlar uykuda kalır; yağmur yağdığında ise nem ve damlaların etkisiyle geosmin adlı bileşik havaya karışır. Böylece, yağmur sonrası toprağın o karakteristik aromatik kokusu duyulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sincaplar aslında yeni ağaç yetiştirmeyi amaçlamaz. Bu çalışkan kemirgenler, kışı atlatmak için yağ ve protein açısından zengin tohumları, fındıkları veya meyveleri toprağa gömer. Amaçları, zor zamanlarda besin bulmaktır. Ancak gömdükleri tüm yiyecekleri hatırlayamazlar; bulamadıkları tohumlar baharda filizlenir ve böylece doğaya yeni ağaçlar kazandırılmış olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Antik Mısır mezarlarında, Kral Tutankhamun’un mezarı dâhil olmak üzere, karpuz resimleri ve tohumları bulunmuştur. Bunun nedeni, karpuzların diğer meyvelerin aksine haftalarca hatta aylarca saklanabilmesi ve kurak mevsimde suyunu çıkarmak için periyodik olarak kullanılabilmesidir. Ayrıca arkeologlara göre, Mısırlı firavunların ölümden sonraki yolculuklarında bir su kaynağına ihtiyaç duydukları için, karpuzun bu amaçla mezarlara bırakılmış olabileceği düşünülmektedir.

  • BİR ZAMANLAR STATÜ SEMBOLÜ ŞEMSİYENİN İCAT SERÜVENİ

    Günümüzde yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılan şemsiyelerin 4 bin sene önce güneşten korunmak için tercih edildiğini biliyor muydunuz? Dilimize Arapça “güneş” anlamına gelen “şems” kelimesinden geçen ve “güneşlik” anlamını taşıyan şemsiyenin icat serüvenini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Arkeolojik bulgular ilk şemsiye kullanımına ilişkin bilgilere Mezopotamya’da rastlar. Asur İmparatorluğu’na ait kabartmalarda ve oyma eserlerde kralların şemsiye ile korunduğunu betimleyen antik bulgular şemsiyenin atası olarak bu uygarlığı ve dönemi gösterir. M.Ö. 704-681 yılları arasında Asur Kralı Sanherib’e ait rölyeflerde şemsiyenin kullanımına dair kayıtlar bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Daha sonraki yıllarda Antik Mısır medeniyetlerinde şemsiye yine seçkin devlet insanları ve din adamları tarafından güneşten korunmak amacıyla kullanılır. Bir çubuğa bağlı palmiye yaprağı veya papirüslerden yapılan bu şemsiyeleri taşımak ise hizmetlilerin görevidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzunca bir süre otorite sembolü olarak kullanılan şemsiye, Çin topraklarına ulaştığında güneşten korunmak için değil, yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılır. Yağlı kâğıdı dayanıklı olması için su geçirmez bir materyal olan balmumu ile kaplayan Çinlilerin şemsiyesi ise hem ağır hem de dayanıksızdır. Zamanla daha sağlam şemsiyeler kullanan Çinliler; çatı kısımları deriden, çıtaları balina kemiğinden, sapları ise ahşaptan yapılan şemsiyeler üretirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzun bir dönem varlıklı kesimler tarafından kullanılan şemsiyeler, 16. yüzyılda Avrupa’da özellikle Fransa’da moda olur. Kadınlar 18. yüzyıla kadar güneşten korunmak amacıyla küçük, zarif ve renkli şemsiyeleri aksesuar olarak kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda Faslı gezgin ve yazar Janas Hanway, Londra’da kullanılan şemsiyelere “Hanway” ismini verir ve şemsiye bu isimle anılır. 1750’lerde İngiltere sokaklarında erkeklerin de kullandığı bir aksesuar haline gelen şemsiye, İngiliz Samuel Fox’un 1852’de çelik iskelete sahip, hafif ve kullanışlı bir şemsiyeyi tasarlamasıyla yaygınlaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1928’de ise Alman Hans Haupt, Fox’un tasarımını geliştirerek katlanabilen ve çantada taşınabilen ilk portatif şemsiyeyi tasarlar. Farklı renk ve tasarımlarla şemsiye, yağmur esnasında ıslanmamızı engelleyen ya da çok güneşli günlerde bizleri güneşe karşı koruyan, taşınması oldukça kolay bir eşya olarak günümüzde de çoğu kişi tarafından tercih ediliyor.