Etiket: şems

  • Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı II

    Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı II

    Kültürümüzde özel bir yeri bulunan Mevlana ve Şems-i Tebrizi, tasavvuf üzerinde düşünceleri ile dostluk hakkında yazdıklarıyla her okuyanı düşündürür, iyiliğe ve güzelliğe yönlendirir. Dostluğu, tasavvufu en güzel şekilde anlatan Sufi’lerin 40 Kuralı dünyanın hangi çağında olursa olsun insanın gönlüne hitap eder. Gönlü yüce ruhu seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 kuralını listelediğimiz serinin ikinci içeriği ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı I

    Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı I

    Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin derin dostluğu ve tasavvuf üzerine düşünceleri, yazdıkları aradan geçen yıllarla eskimemiş, kültür dünyamızı etkilemeye devam etmiştir. Günümüz Türk Edebiyatı’nın güçlü yazarlarından Elif Şafak, “Aşk” isimli romanında tasavvufun derin dünyasına dokunur ve Mevlana ile Şems-i Tebrizi’yi okurlarıyla buluşturur. Şafak, romanında Sufi’lerin 40 Kuralı’na da yer verir. Bu kuralların ne kadarının Şems-i Tebrizi’nin kaleminden çıktığıyla ilgili farklı rivayetler bulunsa da kuralların her okuyanın gönlünü okşadığı tartışılmaz bir gerçektir. İşte bu listemizde, Sufi’lerin ilk 10 kuralını huzurlarınıza taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaradan’ı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi, öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de çoğunlukla korku ve utanç içindesin. Eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batınî mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki, tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kâinattaki her zerrede, Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aklın kimyası ile, aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir, adımlarını korka korka atar, “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, koy gitsin.” Akıl kolay kolay yıkılmaz, aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen, sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” 9#” title_font_size=”13″]

    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah âşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Ne yöne gidersen git; doğu, batı, kuzey ya da güney. Çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

  • BİR ZAMANLAR STATÜ SEMBOLÜ ŞEMSİYENİN İCAT SERÜVENİ

    Günümüzde yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılan şemsiyelerin 4 bin sene önce güneşten korunmak için tercih edildiğini biliyor muydunuz? Dilimize Arapça “güneş” anlamına gelen “şems” kelimesinden geçen ve “güneşlik” anlamını taşıyan şemsiyenin icat serüvenini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Arkeolojik bulgular ilk şemsiye kullanımına ilişkin bilgilere Mezopotamya’da rastlar. Asur İmparatorluğu’na ait kabartmalarda ve oyma eserlerde kralların şemsiye ile korunduğunu betimleyen antik bulgular şemsiyenin atası olarak bu uygarlığı ve dönemi gösterir. M.Ö. 704-681 yılları arasında Asur Kralı Sanherib’e ait rölyeflerde şemsiyenin kullanımına dair kayıtlar bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Daha sonraki yıllarda Antik Mısır medeniyetlerinde şemsiye yine seçkin devlet insanları ve din adamları tarafından güneşten korunmak amacıyla kullanılır. Bir çubuğa bağlı palmiye yaprağı veya papirüslerden yapılan bu şemsiyeleri taşımak ise hizmetlilerin görevidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzunca bir süre otorite sembolü olarak kullanılan şemsiye, Çin topraklarına ulaştığında güneşten korunmak için değil, yağmurda ıslanmamak amacıyla kullanılır. Yağlı kâğıdı dayanıklı olması için su geçirmez bir materyal olan balmumu ile kaplayan Çinlilerin şemsiyesi ise hem ağır hem de dayanıksızdır. Zamanla daha sağlam şemsiyeler kullanan Çinliler; çatı kısımları deriden, çıtaları balina kemiğinden, sapları ise ahşaptan yapılan şemsiyeler üretirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzun bir dönem varlıklı kesimler tarafından kullanılan şemsiyeler, 16. yüzyılda Avrupa’da özellikle Fransa’da moda olur. Kadınlar 18. yüzyıla kadar güneşten korunmak amacıyla küçük, zarif ve renkli şemsiyeleri aksesuar olarak kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda Faslı gezgin ve yazar Janas Hanway, Londra’da kullanılan şemsiyelere “Hanway” ismini verir ve şemsiye bu isimle anılır. 1750’lerde İngiltere sokaklarında erkeklerin de kullandığı bir aksesuar haline gelen şemsiye, İngiliz Samuel Fox’un 1852’de çelik iskelete sahip, hafif ve kullanışlı bir şemsiyeyi tasarlamasıyla yaygınlaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1928’de ise Alman Hans Haupt, Fox’un tasarımını geliştirerek katlanabilen ve çantada taşınabilen ilk portatif şemsiyeyi tasarlar. Farklı renk ve tasarımlarla şemsiye, yağmur esnasında ıslanmamızı engelleyen ya da çok güneşli günlerde bizleri güneşe karşı koruyan, taşınması oldukça kolay bir eşya olarak günümüzde de çoğu kişi tarafından tercih ediliyor.