Etiket: şair

  • CEMAL SÜREYA ve ŞİİRLERİNDEN ALINTILAR

    Erzincan doğumlu Cemalettin Seber, Haydarpaşa Lisesinde yatılı olarak eğitim görmüş, hukuk diploması alarak memuriyet hayatına atılmış; maliye müfettişi, Darphane ve Damga Matbaası müdürü gibi görevlerde bulunmuştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Kurulu üyeliği yapmış, yüksek bir bürokrat olarak emekliliğe ayrılmış, 9 Ocak 1990 yılında 59 yaşında iken hayata veda etmişti. Anlattığımız bu hikâye İkinci Yeni’nin öncü şairlerinden Cemal Süreya’ya, onun pek de aşina olmadığımız farklı bir yönüne ait. Aradaki isim uyuşmazlığına gelince… Cemal Süreya ismi, şairin kendi seçtiği mahlası. Bununla birlikte neden “Süreyya” değil “Süreya” dendiği de hep merak konusudur. Nedeni isminden bir harf atmak karşılığında girdiği bahse dayanıyor. Şair bahsi kaybedince Süreyya’daki “y” harflerinden birini çıkarmış ve o tarihten sonra Cemal Süreya olarak anılmıştır. Gelin biz Cemal Süreya’yı en aşina olduğumuz yanı, yani şiirleri ile analım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Şiirlerinden 10 Alıntı İle Yalnızlığın Kıyısındaki Şair Cahit Zarifoğlu

    Şiirlerinden 10 Alıntı İle Yalnızlığın Kıyısındaki Şair Cahit Zarifoğlu

    Türk şiirinin ince ruhlu şairi Cahit Zarifoğlu; yalnızlığı sevmesiyle, dostlarının arasında bile derin düşüncelere, farklı diyarlara dalıp gitmesiyle tanınırdı. Kendi kendine yetmeyi önemli bir meziyet olarak gören şair, hayatının çeşitli dönemlerinde Avrupa’da ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde uzun seyahatlere çıkmış, buralarda ruhunu zenginleştirmiş ve birbirinden güzel şiirleriyle okuyucularına geri dönmüştür. Eserlerini üretmek için ihtiyacı olan sessizlik ve kendi halindelik arkadaşları tarafından “Aristo” lakabıyla anılmasına sebep olmuştur. Her yönden farklı bir sanatçı olan Zarifoğlu, güreşe ve pilotluğa da ilgi duymasıyla klasik şair kalıplarının ne kadar dışında bir karakter olduğunu gözler önüne serer. Cahit Zarifoğlu ne yazık ki 1982 yılında 47 yaşındayken bu diyardan ayrıldı ama şiirlerini ardında bıraktı. Buyurun, Cahit Zarifoğlu’nun ince ruhuna bir de şiirlerinden alıntılarla bakın…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • SHAKESPEARE HAKKINDA ŞAŞIRTAN BİLGİLER

    Gelmiş geçmiş en iyi oyun yazarı olarak anılan İngiliz şair ve yazar William Shakespeare, 16. yüzyılda ürettiği eserleri ile günümüzde de popülerliğini koruyor. Birmingham’daki Avon Nehri yakınlarında doğduğu ve büyüdüğü için “Avon’un Ozanı” olarak bilinen İngiltere’nin ulusal şairi Shakespeare hakkında az bilinen bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in kelime dağarcığının 17.000 ila 29.000 arasında olduğu tahmin ediliyor. İngiltere’deki büyük veba salgını nedeniyle tiyatroların kapalı olduğu 1665 ila 1666 yılları arasında şiir türünde eserler üretiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in 1585 ve 1592 yılları arasında ne yaptığı bilinmiyor. Ancak eserlerinde bolca ve ustalıkla kullandığı hukuki terimler nedeniyle Shakespeare’in ailesini geçindirmek için o yıllarda avukatlık veya kâtiplik yaptığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1616’da vefat eden Shakespeare’in öldüğü dönemde mezar soygunculuğu çok yaygın. Huzur içinde uyuyabilmek için kendi mezar taşına yazdırdığı metin nedeniyle mezarı lanetli sanılıyor ve uzun yıllar mezarına yaklaşılmıyor. Ancak 2016’da mezarında yapılan taramalar, Shakespeare’in kafatasının çalınmış olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in mezarında yazan metin ise şöyle:
    “Dostum İsa’nın adı aşkına,
    Bu mezarı kazacak olursa diye;
    Bu taşlara dokunmayan herkes kutsansın.
    Şayet kemiklerimi yerinden oynatacak olana,
    Lanetler yağsın.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare’in eserlerinde geçen en uzun kelime “Honorificabilitudinitatibus” kelimesi; “onura erişebilme durumu” anlamı taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uranüs’ün 27 uydusundan 25’i Shakespeare’in oyunlarındaki karakterlerin ismini taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Shakespeare hayattayken eserlerinin sadece yarısı yayımlanıyor. Usta kalemin İngilizceye 1700 kelime kazandırdığı düşünülüyor.

  • GÜN IŞIĞIYLA GÜZELLEŞEN FOTOĞRAFLAR

    Dünyadan 149,597 milyon kilometre uzakta olan yıldızımız Güneş, uçsuz bucaksız evrende bilimsel olarak sıradan bir gök cismi olsa da yaşadığımız gezegen ve bu gezegendeki tüm canlılar için derin anlamlar taşıyor. Bazen bir fotoğraf karesinde süzülen güneş huzmesi o anı eşsiz kılarken, bazen şairlerin derin hislerinin tercümanı olmak için ilham ışınlarını yansıtıyor. Yazımızda güneş ışığıyla güzelleşen fotoğrafları ve büyük şairlerin dizelerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Süzülen yelkenler var enginde,

    Dalgalar var, güneş var.

    Güneş ayna ayna, güneş pul pul

    Güneş saçlarınla oynar

    Omzundan tutar giydirir seni,

    Sırtında tül olur belinde kemer

    Boynunda inci

    Ve dişlerinin zâlim çocuk sevinci

     

    Ahmet Hamdi Tanpınar

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneş, daldan dala sıçrayarak yürüyor
    Bir neden var mı mutlu olmamam için?
    Daha ne kadar yaşadım ki şunun şurasında
    Adını biliyor muyum bütün çiçeklerin?

     

    Ahmet Erhan

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir ağaç sürüsünün üstünden

    Çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstünden

    Kesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneş…

     

    Edip Cansever

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akan suyu severim ben

    Işıldayan karı severim

    Bir yeşil yaprak

    Bir telli böcek

    Yeşeren tohum

    Güneşte görsem

    Sevinç doldurur içime

    Bir günü

    Güzel bir günü

    Güneşli bir günü

    Hiçbir şeye değişmem

     

    Necati Cumalı

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sanma ki derdim güneşten ötürü;
    Ne çıkar bahar geldiyse?
    Bademler çiçek açtıysa?
    Ucunda ölüm yok ya.
    Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
    Güneşle gelecek ölümden?
    Ben ki her Nisan bir yaş daha genç,
    Her bahar biraz daha aşığım;
    Korkar mıyım?
    Ah, dostum, derdim başka…

     

    Orhan Veli Kanık

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rüzgârın esintisiyle, sallanırken eskiden,

    Boynu bükük çiçekler, bilinmiyor neden,

    Hiç bir el değmemiş, kuytu ücra köşeden,

    Bir demet gül topladım, güneş doğarken…

     

    Ramazan Kocapınar

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güneşi topladım

    yaprak yansımalarından

    gözlük camlarında biriktirip

    gecemi aydınlatmak için

    kıvılcımlı karanfil kokuyordu.

     

    Attila İlhan

  • ÖĞRETMENLİK YAPMIŞ 8 YAZAR VE ŞAİRİMİZ

    Hayatının bir bölümünde öğretmenlik yapan insanlar arasında dilimizdeki en güzel cümleleri kuran yazar ve şairlerimiz de bulunuyor. Naif ruhlu insanları buluşturan bu meslek için Atatürk, “Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.” der. Listemizde sadece yazarak değil, öğretmenlik de yapmış 8 yazar ve şairimizi konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cide doğumlu şiir, roman ve öykü yazarımız Rıfat Ilgaz, Gerede ve Akçakoca’da ilkokul öğretmenliği yapmış, Gümüşova’da başöğretmen olmuştu. İstanbul’da bir ortaokulda Türkçe öğretmenliği yaptığı sırada kendisi de fakültede felsefe öğrencisiydi. Rıfat Ilgaz, 1911-1993 yılları arasında yaşadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Manisa doğumlu yazarımız 1921-1989 yılları arasında yaşadı. Yalnızlık konusunu etkileyici biçimde işlediği Aylak Adam ve Anayurt Oteli kitaplarıyla tanıdığımız Yusuf Atılgan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirmişti ve Akşehir’deki bir askeri lisede edebiyat öğretmenliği yaptı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yahya Kemal Beyatlı; tarih, edebiyat ve uygarlık tarihi dersleri okutmuş, İstanbul Üniversitesine dönüştürülen Darülfünunda medeniyet tarihi, Batı ve Türk edebiyatı tarihi dersleri vermişti. 1884-1958 yılları arasında yaşayan Yahya Kemal’in öğrencilerinden biri de Ahmet Hamdi Tanpınar’dı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yazar, edebiyat tarihçisi ve şair olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerindendi. Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul’da lise edebiyat öğretmenliği yaptı. 1901-1962 yılları arasında yaşayan Tanpınar, Güzel Sanatlar Akademisinde “estetik mitoloji” dersleri de vermişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1898-1973 yılları arasında yaşayan Faruk Nafiz Çamlıbel; Kayseri, Ankara, İstanbul’daki liselerde uzun süre edebiyat öğretmenliği ve kısa süre de coğrafya öğretmenliği yaptı. Behçet Kemal Çağlar ile Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini yazan şairimizin görev yaptığı okullar için yazdığı başka marşlar da bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Anadolu insanını anlattığı roman ve hikâyeleriyle öne çıkan yazarımız Refik Halit Karay, bir süre İstanbul’da Türkçe öğretmenliği yapmıştı. 1888-1965 yılları arasında yaşayan Karay, aslında hukuk fakültesinde öğrenim görmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1934-1977 yılları arasında yaşayan Kastamonu doğumlu yazarımız Oğuz Atay, İstanbul Üniversitesi İnşaat Fakültesinden mezun olmuş ve İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisinin İnşaat Bölümünde öğretim üyeliği yapmıştı, yani bugünkü adıyla Yıldız Teknik Üniversitesinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1867-1915 yılları arasında yaşayan ve son nefesine kadar öğretmenlik mesleğini sürdüren Tevfik Fikret, Türkçe ve edebiyat dersleri vermişti. Aynı zamanda şair ve yayıncı olan Fikret, Mekteb-i Sultani yani bugünkü Galatasaray Lisesinde de müdür olarak da görev yapmıştı.

  • EDEBİYATIN USTA KALEMİ

    Kaleme aldığı eserler ile edebiyat dünyasında şok etkisine neden olan James Joyce, dönemi için oldukça cesur ve farklı yazım tekniğine sahip bir isim. Edebiyatta yeni kapılar aralayan Joyce’un hayatını ve edebi çevrelerce niçin bu denli büyük bir yazar gösterildiğini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    James Joyce, 2 Şubat 1882’de Dublin’de doğar. Babası ile sorunlu bir çocukluk geçiren Joyce, altı yaşında dil ve din eğitimi veren Cizvit okulunda yatılı okumaya başlar. Asosyal geçen çocukluğunda ve gençliğinde bolca kitap okur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Üniversite eğitimini aynı kentteki University College’da tamamlayan Joyce, hayranı olduğu çağdaş tiyatronun kurucularından Norveçli Henrik Ibsen’in oyunlarını orijinal dilinden okuyabilmek için Danca öğrenir. 18 yaşındayken Ibsen’in “Biz Ölüler Uyanınca” adlı oyunu üzerine yazdığı deneme, Londra’da çıkan bir dergide yayımlanır. Bu erken başarı Joyce’un yazar olma yolunu açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1905’te ileride evleneceği Nora ile tanışır. Geçinmek için bankada çalışır, İngilizce öğretmenliği yapar. İrlanda’da haftalık olarak yayımlanan bir gazetede öykü yazar. Bu öyküler “Dublinliler” ismiyle 1914’te Birleşik Krallık’ta yayımlanır ve edebiyat çevresinde ismi duyulan bir yazar haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1916’da “Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi” adlı otobiyografik romanı yayımlandığında yazarın artık iki çocuğu vardır. Sanattan kazandığı parayla ailesini geçindirmeye çalışan Joyce, Zürih’te yoksulluk içinde yaşar. Ancak bu kötü şartlar belki de yazarı motive eden koşullar olur ve en büyük eseri olan Ulysses üzerine çalışır. Joyce’un en büyük ideali Ulysses’in kitap olarak basılmasıdır ancak yayımcılarla yaşadığı sorunlar nedeniyle bu kitabın basımı yıllarca gecikir. Pek çok yeni tekniği kullandığı bu romanı yayımlandığında edebiyat çevresinde büyük yankı uyandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dönemi için oldukça sıra dışı olan, günümüzde bile birçok insanın başucu kitabı Ulysses’i Brezilyalı yazar Paulo Coelho, İngiliz yazar Oscar Wilde, Amerikalı yazar Virginia Woolf gibi edebiyatın usta kalemleri sert bir dille eleştirir. Hatta Coelho, Ulysses’i “Edebiyat dünyasında zarara yol açmış, sadece yazım tekniğine odaklanmış bir kitap” olarak değerlendirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Joyce ailesi, Zürih’ten sonra Paris’te yaşamaya başlar. 1932’de kızları Lucia’ya şizofreni tanısı konur, gelini akli dengesini yitirir. Joyce artık ailevi sorunlarıyla ilgilenmek zorunda kalır; bir de bunlar yetmezmiş gibi ağır hipermetrop olan gözlerinden defalarca ameliyat geçirir. Giderek görme yetisini kaybeder. Ülser teşhisiyle olduğu ameliyat sonrası 13 Ocak 1941’de vefat eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ulysses, daha önce denenmemiş deneysel bir yazım tekniğine sahip olması nedeniyle yazarı hırçın bir kalem yapar. Bu kitap, bilinç akışı tekniği ile yazılan ilk eserdir. Klasik edebiyatın sınırlarını aşan ve insanın kaleme almaya cesaret edemeyeceği duyguları anlatan Joyce’un alaycı dili ve önceki eserlere muzip bir dille sataşması o dönem için çok yenidir.

  • 20. Yüzyılın Büyük Türk Şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı

    20. Yüzyılın Büyük Türk Şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı

    Mahlas/takma ad kullanımının yaygın olduğu dönemlerde “Yahya Kemal” adını alan edebiyatçımızın asıl adı Ahmed Agâh’tı. 1884 doğumlu şair Soyadı Kanunu ile de “Beyatlı” soyadını aldı. O, Divan şiirini, modern Türk şiiri ve Batı şiirini eserlerinde mükemmel bir biçimde sentezleyen büyük bir şair, düşünce ve kültür adamıydı. Bu listemizde 20. yüzyılın Türk şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı’yı ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Üsküp’te dünyaya gelen şair, eğitimini Üsküp ve Selanik’ten sonra İstanbul’da sürdürdü. Ardından Paris’e giderek önce siyaset bilimi okudu sonra edebiyat fakültesine girdi fakat eğitimini tamamlayamadı. Paris’te geçen dokuz yılı tarih ve edebiyat üzerine derin araştırmalar yaptığı, edebi anlayışının şekillendiği yıllar oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’a döndüğünde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı; öğrencileri arasında Ahmet Hamdi Tanpınar da vardı. Milli Mücadele yıllarında çıkardığı ve geleceğin edebiyatçılarını çevresine topladığı Dergâh dergisiyle mücadeleye destek verdi. Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından sırasıyla diplomat, milletvekili ve büyükelçi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye Türkçesi ile de Osmanlıca kelimelerle de şiirler yazan Yahya Kemal Beyatlı Türk edebiyatını daima bir bütün olarak algıladı. Onun asıl vurgusu şiirin dilindeki ahenge oldu ve bunun içindir ki şiiri farklı bir musiki olarak niteledi. Şiirlerini daima aruz ile yazdı, hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri “Ok”tu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yazı ve şiirlerine uyguladığı mükemmeliyetçiliği eserlerini tamamlanmış bulmamasına, dolayısıyla yaşarken kitap yayımlamamasına neden oldu. Eserleri ancak vefatından sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü tarafından 13 ciltlik bir külliyat olarak yayımlandı. İstanbul üzerine yazdığı yazılardan oluşan “Aziz İstanbul” kitabı da bunlardan biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1958’in 1 Kasım gününde hayata veda eden Yahya Kemal Beyatlı Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi. Şair, bugün ziyaretine gidenleri mezar taşındaki şu dizelerle karşılıyor: “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde. / Gönlü her yerde bohurdan gibi yıllarca tüter, / Ve serin serviler altında kalan kabrinde, / Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yahya Kemal Beyatlı’dan geriye, yukarıda okuduğunuz “Rindlerin Akşamı”nda olduğu gibi ölümü anlatan; ya da sonsuzluğu, aşkı, doğayı, tarihi anlatan eşsiz şiirler kaldı.

  • 8 Şairden Sonbaharı Anlatan 8 Dize

    8 Şairden Sonbaharı Anlatan 8 Dize

    Her mevsimin güzelliği ayrı olsa da sonbahar içimizdeki en romantik en şairane duyguları ortaya çıkaran mevsimdir. Artık serinlemeye başlayan havanın ürpertmesinden mi, gökyüzünün, ağaçların aldığı renkten mi bilinmez, sonbahar herkesi bir şaire çevirebilir. Bu durumda edebiyatımızın en yetenekli şairleri de sonbahar için birbirinden güzel dizeler yazmıştır. Buyurun, 8 şairin kaleminden çıkmış sonbahar dizeleriyle bu güzel mevsimin tadını çıkartın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • BAYRAK ŞAİRİ: ARİF NİHAT ASYA

    Sade bir üslupla yazılan şiirleri, milli ve dini duygulara hitap etmesi ile adından söz ettiren şairimizdir Arif Nihat Asya… 71 yıllık yaşamında çok sayıda şiiri kitabı yayımlamıştır. Edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden olan şairi biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Birinci Dünya Savaşı dönemi şiire başlattı…” title_font_size=”13″]

    1904 yılında Çatalca’nın İnceğiz köyünde doğan Arif Nihat Asya, küçük yaşta babasını kaybetmiş, henüz üç yaşında iken annesi yeni evliliği nedeniyle Filistin’e taşınınca, akrabalarının yanında büyümüştü. Balkan Savaşı’ndan kısa bir süre önce İstanbul’a göçmüş, orta öğrenimini ise Bolu ve Kastamonu liselerinde yatılı olarak tamamlamıştı. Millî Mücadele’nin önemli merkezlerinden olan Kastamonu’da milli duyguların sarıp sarmaladığı bir hâletiruhiyeye girmesi hiç zor olmadı. Bu hissiyat, şiire olan ilgisinin de temellerini oluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bayrak şiiri, Bayrak Şairi olarak anılmasını sağladı…” title_font_size=”13″]

    İlk şiirleri, hocası Enver Kemal Bey’in idaresindeki Gençlik dergisinde yayımlandı. İlk şiir kitabı olan Heykeltıraş ise yükseköğrenimini gördüğü Dârü’l-Muallimîn-i Âliye’de, yani bugünkü İstanbul Üniversitesi Yüksek Öğretmen Okulunda iken çıktı. Edebiyat öğretmeni olarak Adana’ya tayin oldu. Günümüzde en çok bilinen şiirlerinden olan Bayrak’ı, Adana’nın işgalden kurtuluşu olan 5 Ocak için yazmıştı. Şiirinin gücü, kendisinin sonraları da Bayrak Şairi olarak anılmasına neden oldu. Bu şiire ilk kez, 1946 yılında çıkarttığı Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor isimli kitabında yer verdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aynı zamanda bir dervişti…” title_font_size=”13″]

    Öğretmen olan Arif Nihat Asya, Adana’da mesleğini sürdürdüğü dönemde tasavvufla ilgilenmeye başladı ve Mevleviliğin düsturlarını yerine getirerek şeyhlik makamına kadar yükseldi. Şairin milli duygularla yazdığı şiirlerine böylece tasavvufi bir bakış da eklendi. Vatan sevgisi, kahramanlık, din ve doğa konuları şiirlerinin ana hatlarını belirlemiştir. En çok bilinen eserleri arasında Fetih Marşı ve “Biz, kısık sesleriz… minareleri, / Sen, ezansız bırakma Allah’ım!” dizeleriyle başlayan Dua şiiri yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgiye Mektuplar da yazdı…” title_font_size=”13″]

    Öğretmenlik ve okul yöneticiliği yapan, derviş olan, bir dönem siyasette yer alan Arif Nihat Asya’nın tüm üretimleri bir yana, sonradan eşi olacak Servet Hanım’a yazdığı mektuplardan oluşan Sevgiye Mektuplar isimli kitabı, kendisiyle ilgili ayrı bir biyografik ve edebî öneme sahiptir. Bu kitap, şairin Servet Hanım’a yazdığı 97 adet mektuptan oluşur. Şair bu kitabın ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet etmiş, çocukları şairin bu isteğini, 5 Ocak 1975’te ölümünün ardından yerine getirecek iken, Servet Hanım izin vermemiştir. Bu özel kitap ancak Servet Hanım’ın vefatından sonra okuyucuyla buluşabilmiştir.

  • MEHMET ÂKİF ERSOY’UN KALEMİNDEN ÇIKAN GÜÇLÜ KİTAPLAR

    Türk milletinin ruhunu yakından tanıyan, sorunlarını paylaşan ve Türk evladının sahip olması gereken erdemleri kaleme alan Mehmet Âkif Ersoy, Kurtuluş Savaşı döneminde yazdığı eserler ile halka umut vermiş bir şair. İstiklal Marşımızı bizlere armağan eden Mehmet Âkif’in marşımız kadar güçlü, öğretici ve yüreklere dokunan kitaplarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mehmet Âkif’in ilk şiir kitabı “Safahat”, 1911’de yayımlanır. 44 manzume tarzında şiirden oluşan eserde dönemin sosyal ve siyasal sorunları ele alınır. Mehmet Âkif’in ileride yayımlayacağı altı şiir kitabında üslubu haline gelen eleştirel tavrı daha ilk kitabında dizelere ustalıkla dökülür. 1943’te Latin alfabesi ile tekrar basılan ikinci “Safahat” kitabında şairin kaleme aldığı yedi kitap bir kitapta toplanır; eski şiirleri ve kitapları Türkçe olarak yeniden basılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1912’de yayımlanan ikinci şiir kitabı “Süleymaniye Kürsüsünde”, 102 mısradan oluşur. Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal ve siyasal anlamda bunalımlı olduğu yıllardır. Dünyaya hükmetmiş köklü ve güçlü bir imparatorluğun çöküş günlerine tanıklık eden Mehmet Âkif, bu şiirinde halkı İslam çatısı altında bir araya getirmeye çalışır. “Süleymaniye Kürsüsünde” şiiri, dönemin bütün Türk coğrafyasını uzun yıllar dolaşarak halkı uyanışa davet eden Tatar Türkü Abdürreşid İbrahim Efendi’nin bakış açısıyla dizelere dökülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1913’ün ortasında kaybedilen Balkan Harbi’nden sonra kaleme aldığı 10 şiirinden oluşan “Hakkın Sesleri”, aynı yıl basılır. Mehmet Âkif bu şiirlerinde umutsuz ve öfkeli gözükse de Türk halkını ayağa kaldırmak için umut dolu dizeler kaleme alır. Sekiz ayet ve bir hadisin açıklamasına da yer verdiği kitabında çaresiz durumdaki Osmanlı Müslümanlarına İslam çatısı altında toplanma ve direnme çağrısında bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1692 mısralık tek bir şiirden oluşan “Fatih Kürsüsünde”, 1914’te basılır. “Hakkın Sesleri” ile aynı konuları işler. “Süleymaniye Kürsüsünde” olduğu gibi tek uzun manzumedir. Mesnevi nazım şekliyle yazılan eser, “İki Arkadaş Fatih Yolunda” ve “Vaiz Kürsüde” isimli iki bölümden oluşur. Mehmet Âkif, “İki Arkadaş Fatih Yolunda” bölümünde anlatıcının; “Vaiz Kürsüde” bölümünde ise vaizin kalemi olur. İki arkadaş arasında geçen uzun bir diyalogdan oluşan eserde halkın umursamazlığı, doğaya yabancılaşması gibi günümüzdekine benzer konular şiirsel bir dille işlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk baskısını 1917’de yapan “Hatıralar”, Birinci Dünya Savaşı sırasında Mehmet Âkif’in gerçekleştirdiği seyahatlerindeki gözlemlerini anlatır. 10 şiirden oluşan kitap, 1314 mısradır. Şiirlerden dördü bazı ayet ve hadislerin manzum yorumudur. “Berlin Hatıraları” şiiri Mehmet Âkif’in İslam dünyası ile Batı’yı mukayese etmesi açısından önem taşır. “Necid Çöllerinden Medine’ye” şiirini Arabistan; “El-Uskur” şiirini ise Mısır seyahatinden sonra kaleme alır. Ülkenin içinde bulunduğu karamsar tablo bu şiirlerine de yansır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1924’te basılan “Âsım”, dört kişinin karşılıklı konuşmasını dile getirir. 2292 mısralık bir manzum hikâyeden oluşan kitapta Mehmet Âkif, hayal ettiği ideal Müslüman Türk gençliğini ayrıntılarıyla anlatır ve bu ideal gençliğe “Asım’ın Nesli” adını verir. “Çanakkale Şehitleri” adıyla meşhur olan şiiri, kitabın sonunda yer alır. Çanakkale Savaşı’nı epik bir dille kaleme alır ve Türk toplumuna bu şiirle umut aşılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    En çok basılan Türkçe eserlerden olan “Gölgeler”, Mehmet Âkif’in kaleme aldığı son kitabıdır. 1923’te yerleştiği Mısır’daki anılarından oluşan kitap, 1933’te Kahire’de basılır. “Gölgeler”, 41 şiirden oluşur, manzum roman olarak da bilinir. Vatanseverliği öven şiirlerinde azim ve cesaret ön plana çıkar. Her bir şiir yaşadığı döneme dair izler taşır.