Etiket: sağlık

  • KIŞIN HAZIRLAYABİLECEĞİNİZ PRATİK SMOOTHİELER

    Virüslerle savaşmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gereken soğuk havalarda kış mevsiminde görülen sebze ve meyvelerden değişik şekillerde faydalanabiliriz. Sebze ve meyvelerle hazırlanan smoothie’ler ile A, B, C ve E vitaminlerini alan vücudumuz hastalıklarla savaşacak direnci yakalayacaktır. Lezzetli oldukları kadar fit görünmek isteyenlerin de tercih ettiği smoothie’leri listeledik. Bu smoothie’leri hazırlarken lifli yapısını korumak için meyve ve sebzelerin posasını da bu karışımlara ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orman Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Antioksidan bakımından oldukça zengin olan yaban mersinli smoothie için bir adet olgunlaşmış muz, yulaf, süt ve bir çay bardağı yaban mersini yeterli olacaktır. Bu malzemeleri blenderden geçirdikten sonra taze bir şekilde tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Dilerseniz bu sağlıklı içeceği mevsime göre çilek, ahududu ve böğürtlen ile zenginleştirebilir; gün içerisinde enerjinizi yükseltirken, cildinize de fayda sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil Smoothie” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemine faydalı olan yeşil smoothie için malzemeler; üç adet orta boy yeşil elma, 200 gr körpe ıspanak, taze zencefil ve 100 gr yoğurt… Tatlandırmak için bir tatlı kaşığı bal ekleyerek, bağışıklık sistemine de katkı sağlayabilirsiniz. Vejetaryen beslenenler için yoğurt yerine yarım su bardağı demlenmiş yeşil çay tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avokado Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Son dönemlerde gittikçe popülerleşen avokadoyu, salatalardan tatlılara pek çok tarifte görmeye alıştık. İçeriğindeki lif, vitamin, mineraller ve tekli doymamış yağ sayesinde oldukça faydalı bir besin olan avokadoyu; yarım yağlı süt, çeyrek yeşil elma ve birkaç yaprak nane ile hazırlayabilirsiniz. Bal ve limon da eklenebilen bu smoothie’yi çok bekletmeden tüketmek daha faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bal Kabaklı Smoothie” title_font_size=”13″]

    Kış mevsiminin en gözde smoothie’lerinden olan bal kabaklı smoothie’yi isteğe bağlı olarak badem sütü ile hazırlayabilirsiniz. Bir çırpıcı yardımıyla köpürtülen badem sütü ve bal kabağı püresi karışımına bal ya da şurup ekleyebilir; tarçın ve toz zencefille baharatların şifalı dünyasından faydalanabilirsiniz. Servis edilirken üzerine eklenen beş-altı adet kabuksuz kabak çekirdeği göze hitap ettiği gibi, tokluk süresini uzun tutmaya yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Portakal Zencefil Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kış aylarının en gözde meyvelerinden C vitamini deposu portakal ile hazırlanan bu smoothie’yi yeşil elma ekleyerek lifli hâle getirebilir ve kan şekerinizin hızlı düşmesini engelleyebilirsiniz. Kabukları soyulan portakal ve elmanın çekirdekleri de temizledikten sonra ince ince doğranan zencefil ve kefirle kıvam alana kadar karıştırılır. Yapımı oldukça kolay olan bu smoothie, enerjinizi yükselteceği için gündüz saatlerinde tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Badem ve Hindistan Cevizli Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kavrulmuş ya da çiğ bademle hazırlayabileceğiniz bu smoothie’nin en büyük özelliği, uzun süre tok tutma özelliği… Bir kâseye eklenen eşit miktardaki badem ve Hindistan cevizine bir kaşık toz kakao eklenir ve yüksek devirde köpürene kadar iyice blend edilir. Hindistan cevizi suyunu bu karışım için saklayın ve smoothie’nin kıvam alması için yeterli bulduğunuz miktar kadar ekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pancar Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemini düzenleyen ve iyi bir lif kaynağı olan pancar; karaciğeri arındırması ve iltihap önleyici olmasından dolayı detoks suları listesinde ilk sıralarda yer alıyor. İçeriğindeki betanin ile antioksidan bakımından da zengin olan pancar smoothie’si için öncesinde pancarı bir miktar haşlamanız gerekmektedir. 200 gram haşlanmış pancar, bir tatlı kaşığı taze sıkılmış limon suyu, 100 gram yoğurt, 10 adet maydanoz ve bir parça zencefili blenderden geçirerek hazırlayabileceğiniz bu şifalı içecek için kış aylarının gözdesi demek yerinde olacaktır.

  • Sağlıklı Bir Yaşam İçin İş Yerinde Konforunuzu Artıracak 8 Pratik Öneri

    Sağlıklı Bir Yaşam İçin İş Yerinde Konforunuzu Artıracak 8 Pratik Öneri

    Günümüzün büyük kısmını iş yerimizde geçiriyoruz, dolayısıyla iş yerimizdeki konforumuz hayat kalitemizi büyük oranda etkiliyor. Bu içeriğimizde, alacağınız basit önlemlerle, çalışma ortamınızda yapacağınız ufak değişikliklerle ofisteki konforunuzu nasıl arttırabileceğinizi araştırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı bir yaşam için en önemli noktalardan biri bol bol su içmektir. İş yerinin yoğun temposunda su içmeyi unutmamaya özen göstermelisiniz. Bitki çayları su tüketiminizi artırmanın iyi bir yöntemi olsa da siyah çay ve kahveyi fazla miktarda tüketmekten kaçınmanız öneriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ara öğünlere en çok iş yerinde ihtiyaç duyduğumuz yadsınamaz bir gerçektir. Fakat yüksek miktarda karbonhidrat içeren atıştırmalıklar enerjinizi düşürüp performansınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Bu tarz gıdalar yerine kuruyemiş, meyve gibi alternatifleri tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çalışma saatleri içinde hareketsiz kalmak kas ve iskelet sisteminizde rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu rahatsızlıklardan korunmanın en etkili yolu ise hepimizin bildiği gibi spor yapmak. İş yerinde de sandalyeden kalkmanızı bile gerektirmeyecek küçük egzersizlerle vücudunuza bir iyilik yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilgisayar başında çalışanların ise en büyük dertlerinden biri göz yorgunluğu. Devamlı ekrana bakmak gözlerin kuruması, batması gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu rahatsız edici durumdan korunmak için bilgisayar başında çalışırken ara ara gözlerinizi kapayarak dinlendirebilir ya da uzakta bir noktaya bakarak gözlerinize egzersiz yaptırabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eğer çok katlı bir binada çalışıyorsanız, gün içinde katlar arasında dolaşmanız gerektiğinde asansör yerine merdivenleri tercih edebilirsiniz. Böylece, daha fazla hareket etmiş olursunuz ve devamlı oturarak çalışmanın yan etkilerini bir nebze olsun azaltabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    nefes almak, breathing

    Sağlıklı yaşamın, dinç bir zihin ve bedenin olmazsa olmazlarından biri temiz hava. Çalışma ortamınızda cam açmanız mümkünse iş yerinizi bol bol havalandırmanız konforunuzu olumlu etkileyecektir. Cam açmanın mümkün olmadığı bir plazada çalışıyorsanız öğle arasında dışarı çıkarak temiz havanın yararlarından faydalanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    work

    İş yerindeki konforunuzu olumlu etkileyecek unsurlardan biri de kendinize iyi hissedeceğiniz bir çalışma ortamı hazırlamak. Ofisinizi, çalışma masanızı sevdiklerinizin fotoğraflarıyla, bitkilerle, size kendinizi iyi hissettirecek ayrıntılarla düzenleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Vücut yapınıza uygun, ergonomik, çalışırken dik oturmanızı sağlayacak masa ve sandalye seçimleri iş yerinizdeki yaşam kalitenizi artıracaktır. Masa ve sandalyenizin kalitesi kadar, doğru yüksekliğe sahip olması, iyi bir açıyla yerleştirilmiş olması da önemlidir.

  • Ağız Sağlığınızı Korumanın Püf Noktaları

    Ağız Sağlığınızı Korumanın Püf Noktaları

    Ağız ve diş sağlığı sadece temiz ve güzel bir görüntü için değil genel sağlığa etkileri için de çok önemli. Ağız sağlığının özellikle kalp sağlığını ve felç riskini önleme açısından önemi de artık birçok araştırma ile kanıtlanmış bir gerçek. Bu listemizde ağız ve diş sağlığı ile ilgili püf noktalarla karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ağız sağlığınızı korumanız için yapmanız gerekenlerin başında, bir şikâyetiniz olmasa bile 6 ayda bir diş hekimine gitmek geliyor. Unutmayın ki hekim, sizin fark etmediğiniz başlangıç seviyesindeki sorunları belirleyerek erkenden önüne geçebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    çocuk

    Çocuklarınızı da küçük yaşta diş hekimine götürün, böylece hem bu alışkanlığı erkenden edinirler hem de çocukluk yıllarında müdahale edilmesi gereken ortodontik sorunları varsa gözden kaçmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ağız çalkalama suyu

    Her gün en az iki kez dişlerinizi fırçalamayı asla atlamamalısınız; bunu hepimiz biliyoruz ama unutmayın ki fırçalama işlemini doğru uygulamak da çok önemli. Uzmanlar her bir dişinizi en az 10-15 kez dairesel hareketlerle, diş etlerinize zarar vermeden fırçalamanız gerektiğini söylüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    çocuk

    Yemeklerden sonra diş fırçalama alışkanlığını çocuklarınıza da erken yaşta kazandırmalı ve tabii ki miniklerin dişlerini hakkını vererek fırçalamak için yardımınıza ihtiyaçları olacağını unutmamalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazen dişlerinizi fırçalamak yeterli olmayabilir; dişlerinizin arasında kalan yemek artıklarının çürüklere sebep olmaması için diş ipi ve gargaralardan yardım alabilirsiniz. Ayrıca yemek yedikten sonra diş fırçalayamayacağınız bir ortamdaysanız, ağzınızı suyla çalkalayabilir, böylece dişlerinizin üzerindeki asidik kalıntıları bir nebze temizleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    diş fırçası

    Yiyip içtiklerimiz de ağız sağlığımız için önemli… Sigara, şeker ve asitli içecekler dişlerin en meşhur düşmanları, üstelik bunlardan sakınmanız sırf dişleriniz için değil genel sağlığınız için de iyi bir yatırım olacaktır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı dişlerin bir başka düşmanı ise şişe kapaklarını ağzınızla açmak, dişinizle fındık kırmak gibi sert cisimleri ısırmanızı gerektiren eylemler… Diğer yandan diş hekimleri meyve ve sebzeleri kabuklarıyla beraber ısırarak yemenin dişler için faydalı olduğunu belirtiyor.

  • Sağlıklı Beslenmek İsteyenler İçin Ekim Ayının En Taze 9 Sebze Ve Meyvesi

    Sağlıklı Beslenmek İsteyenler İçin Ekim Ayının En Taze 9 Sebze Ve Meyvesi

    Ülkemizin iklim koşulları ve tarıma uygun, verimli toprakları sayesinde birçok sebze ve meyveyi taze taze tüketme fırsatı buluruz. Gelişen seracılık yöntemleri sayesinde bu sebze ve meyveleri her mevsim tezgâhlarda görüyor olsak da onları yeni hasat edildikleri zaman tüketmek daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Karşınızda, içinde bulunduğumuz ekim ayında taze taze tüketebileceğiniz, içerdiği vitamin ve mineraller ile hayatınıza sağlık katacak 9 sebze ve meyve…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lezzet Bombası İncir” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salataların, Zeytinyağlıların Potasyum Kaynağı Yer Elması” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonbaharın Vitamin Deposu Nar” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Vitaminli Mor: Mürdüm Eriği ” title_font_size=”13″]
    mürdüm eriği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lif Kaynağı Lezzetli Yeşil Pırasa” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonbahar Yağmurlarıyla Gelen Protein: Mantar ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Güzel Reçellerin Meyvesi Kızılcık” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güçlü Bir Antioksidan: Hünnap” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolmaların, Çorbaların Gizli Kahramanı Pazı ” title_font_size=”13″]
  • BAĞIŞIKLIĞINIZI KUVVETLENDİRMEK İÇİN ALTIN TAVSİYELER

    Hayatımızdaki önem sıralamasında sağlık, her yaş aralığı ve her cinsiyet için ilk sırada gelir. Yeni bir yıla, yeni bir yaşa girerken “önce sağlık” dileriz. Biliriz ki, diğer her şey sağlığımız yerinde ise anlamlıdır. Ailemiz ve çevremiz, biz sağlıklı isek mutludur. Bağışıklık sistemi ise sağlıklı kalmanın en büyük kalkanlarından biridir. O kalkanı güçlü tutmak da büyük oranda elimizdedir. Biz de, bu yönde hepimizin bildiği ama sık sık unuttuğu tavsiyeler listesiyle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İçinden geçmekte olduğumuz pandemi dönemi, bağışıklığı güçlendirmede uykunun önemini daha da artırmaktadır. Yapılan araştırmalara göre uyku, bağışıklık sisteminde yer alan lökositler, sitokin ve antikor oluşumu üzerinde etki göstererek enfeksiyonların gelişmesini engellemekte veya enfeksiyonlar sırasında iyileşmeyi hızlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Stresi hayatımızdan tamamen çıkarmak mümkün değil ama kronikleşmesini engellemek son derece önemli. Uzun süreli aşırı stresin bağışıklık direncini düşürdüğü, uykudan yeme problemlerine, motivasyon kaybından fiziksel sorunlara kadar pek çok olumsuzluğa neden olduğu biliniyor. Stres kaynaklarından kaçınmak kendimizi aşırı stresten korumanın en etkili yolu. Eğer bu mümkün değilse, bizi strese sokan durumlarla karşılaştığımızda nefes teknikleri gibi uygulamalara başvurarak o andan uzaklaşmaya, stresin etkisini azaltmaya çalışabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu uygulama, tıpkı vücudumuzdaki enfeksiyonlarla başa çıkabilmek için aldığımız takviyelere benzer. Hayatımızın bir tarafında stres durumları oluşurken, bizi mutlu eden aktiviteleri yoğunlaştırmak, bağışıklık sistemimizin elini güçlendirecektir. Bu aktiviteler sinemaya gitmek, açık havada yürüyüş yapmak gibi pek çok şey olabilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Egzersiz yapmak sadece fiziksel gücümüzü yükseltmekle kalmaz, bizleri moral ve motivasyon olarak da yükseltir. Egzersiz yaparken harcadığımız enerji, kendimizi dinamik hissetmemize ve sorunları gülümseyerek karşılamamıza neden olur. Egzersizin bu fiziksel ve ruhsal etkisi, bağışıklığımızı uzun vadede koruma altına alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Halk arasında bir deyim vardır: Ne yersen o’sun! Bir tarafta, mevsiminde yetişen sebze ve meyveleri tüketen, yağlı, kızarmış, katkı maddesi içeren besinlerden uzak duran, şekeri hayatından çıkarmış bir insan düşünün… Diğer tarafta ise sebze ve meyveyi hayatında arkalara atmış, işlenmiş gıdalar ve fast food’la beslenen, asitli içecek olmadan yapamayan başka bir kişi… Bağışıklık sistemi güçlü bulunan kişinin ilki olacağını anlamak hiç zor olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Elbette günde içeceğiniz bir fincan Türk kahvesinden söz etmiyoruz. Fakat aşırı kahve ve hatta çay tüketiminin, yemeklerden aldığımız vitamin ve minerallerin emilimini olumsuz yönde etkilediği bilinmekte. Her ikisinin de içinde bulunan kafein maddesinin, vücudun susuz kalmasına neden olması da cabası. Çay ve kahveyi içmemek değil ama kararında tüketmeye dikkat etmek, bağışıklık sistemi için önemli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bağışıklık sisteminin güçlü olabilmesi için stresten uzak durmaktan, mutlu olmaktan söz ettik, buna bir de gülümsemeyi ekleyelim. Sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmenin üstümüzde bu tür etkiler yarattığını düşünürsek, belki de en önemli tavsiye olacaktır: Sizi sıkı sıkı kucaklayan, paylaşmaktan keyif aldığınız, üretimlerinizi eleştiri değil takdirle karşılayan insanlara bol bol zaman ayırın.

  • SAĞLIKLI VE DİNÇ GÖZ ÇEVRESİ İÇİN BAKIM RUTİNLERİ

    Göz çevremiz, yüzümüze veya vücudumuza göre en hassas bölgelerden biri. Göz çevresindeki derinin çok ince olması göz çevresini daha da hassaslaştırırken; bu bölgenin çok kolay kurumasına, kırışmasına ve maalesef ki şişlik ve morlukların oluşmasına neden olabiliyor. Göz çevresinin genç, sağlıklı ve dirençli bir görünüm kazanması için uygulayabileceğiniz basit ama oldukça etkili yöntemleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaşımız ve yaşam tarzımızın net bir şekilde yansıdığı göz çevresinde en sık karşılaşılan durumlardan olan göz altı morlukları uykusuzluk ve yorgunluk sebebiyle ortaya çıkabileceği gibi genetik faktörler, fazla gün ışığına maruz kalmaktan dolayı oluşabilen melanin oranı yüksekliği ve yaşa bağlı görülen doku kaybından kaynaklanıyor olabilir. Bu durumdan muzdarip olanlar öncelikle sorunun kaynağını belirlemelidir. Yaşa bağlı durumlarda kolajenin zamanla azalması bu bölgede çukurlara ve morluklara sebep olabileceği için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve egzersiz düzeni oluşturmak gerekiyor. Ayrıca bir uzmandan yardım alarak vitamin desteği sağlayabilirsiniz. Günde en az iki ile üç litre su içmeyi unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Göz çevresinde oluşan bir diğer durum ise kırışıklıkların yaşa bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi fazla mimik yapmaktan da kaynaklanıyor olması. Elbette size mimik yapmayın gibi bir tavsiye vermeyeceğiz ancak göz altında bulunan ince çizgilerin zamanla derin kırışıklıklara dönüşmemesi için göz çevresini sürekli nemli tutmanızı önerebiliriz. Unutmayın ki kuru cilt daha çabuk deforme olur. Ayrıca güneşli havalarda kullanacağınız güneş kremi ve güneş gözlüğü ile bu çevreyi ekstra koruma altına alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Göz altı torbaları da morluklar ve kırışıklıklar gibi birçok faktöre bağlı. Yaşlanma, uykusuzluk, beslenme, stres, yetersiz su tüketimi, güneş ışınları ve genetik faktörler vücudumuzda ödeme sebep olduğu gibi göz altı torbalarının da oluşmasına yol açıyor. Evde uygulayabileceğiniz basit yöntemlerle göz altı torbalarını hafifletebilirsiniz. Bir bezin içine buz koyarak göz çevresinde oluşan şişliğe müdahale edebilirsiniz. Çayda bulunan kafeinin ödem atma özelliğinden faydalanarak temiz bir pamuğu çaya batırıp göz altı bölgenize koyarak şişliği azaltabilirsiniz. Ayrıca buz kalıplarınızı yeşil ya da siyah çay ile doldurabilir ve gerektiğinde bu bölgede kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki belirttiğimiz maddeler göz çevresindeki görünümü etkileyen temel unsurlardır. Eğer göz çevresini yoran tüm bu koşulları azaltacak gerekli aksiyonları aldıysanız gelelim sonraki önemli adıma… Cildinize, yaşınıza ve yaşadığınız göz çevresi sorununa uygun bir cilt bakım ürünü ile bölgeye dışarıdan takviye yaparak sağlıklı bir görünüm elde edebilirsiniz. Ancak bu ürünleri düzenli olarak kullanmak oldukça önemli! Göz çevresinde kullanılacak ürünleri nazik bir şekilde uygulamalı; yüzük parmağıyla hafifçe masaj yaparak ürün cilde yedirilmelidir. Bu şekilde göz çevrenizdeki kan dolaşımı da hızlanacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yorgun bir gecenin sabahında göz çevresinde oluşabilecek istenmeyen durumlar için soğuk kompres oldukça işe yarayacaktır. Ancak bu uygulamada süre oldukça önemli! Beş dakika kadar masaj yaparak soğuk kompres uygulandıktan sonra işleme son verilmelidir. Elinizin altında buz yoksa temiz bir tatlı ya da çay kaşığını bir süre buzlukta beklettikten sonra bu bölgeye uygulayabilir; aynı işlemi salatalık gibi C vitamini açısından yüksek meyve ve sebzelerle de gerçekleştirebilirsiniz. Buğday yağı ile hafif masaj yaparak da kan akışını hızlandırabilirsiniz.

  • DURUŞ BOZUKLUĞUNU ÖNLEMEK İÇİN YAPABİLECEKLERİNİZ

    Tıp dilindeki tabiriyle postür bozukluğu, halk dilindeki kullanım şekliyle duruş bozukluğu, günlük yaşantımızda küçük detaylara dikkat etmediğimiz takdirde, farklı seviyelerde de olsa hepimizin başına gelebilecek fizyolojik bir durumdur. Ne var ki alacağımız küçük önlemler sayesinde bu istenmeyen durumun önüne rahatlıkla geçebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BAHAR ALERJİSİ OLANLARA TAVSİYELER

    Bahar, doğanın en coşkulu hâliyle yeniden doğuşunu müjdelerken, bazıları için burun kaşıntısı, göz sulanması ve bitmek bilmeyen hapşırık nöbetleri anlamına gelir. Evet, bahar alerjisi! Saman nezlesi ya da tıbbi adıyla alerjik rinit olarak da bilinen bu durum, bahar aylarında çiçeklerin, çayırların ve ağaçların yaydığı polenlerden kaynaklanır. Gelin, bu mevsimsel misafiri daha yakından tanıyalım; günlük yaşamda nelerle karşılaştığımızı ve hangi önlemleri alabileceğimizi birlikte öğrenelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Alerjinin en yaygın nedenlerinden biri, bitkilerin üreme amacıyla doğaya saldığı polenlerdir. Ağaç, çimen ve yabani ot polenleri, rüzgârla birlikte soluduğumuz havaya karışır. Vücudumuz bu küçücük tanecikleri yabancı bir tehdit olarak algılar ve savunma mekanizmasını devreye sokar. İşte klasik alerji belirtileri de tam bu noktada ortaya çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Alerjik bünyeye sahip kişiler, çevresel faktörlere karşı daha duyarlı olabilir. Genetik yatkınlık, yaşanılan bölgedeki bitki örtüsü ve hava koşulları, bireyin alerjik tepkilerden ne ölçüde etkileneceğini belirleyen başlıca etmenlerdir. Aynı şehirde bile bazı mahallelerde polen yoğunluğu daha fazla olabilir, bu da alerjisi olan kişiler için semptomların şiddetinde farklılıklara yol açabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Temiz havanın yerini hiçbir şey tutmaz. Ancak özellikle sabah 05.00 ile 10.00 saatleri arasında polen seviyesi en yüksek düzeydedir. Bu nedenle alerjisi olanlar için bahar aylarında sabah yürüyüşü ideal bir tercih olmayabilir. Polen yoğunluğunun arttığı, özellikle sabah erken saatlerde ve rüzgârlı günlerde, camları uzun süre açık bırakmak yerine, kısa süreli havalandırmalar yapılması önerilir. Cam açmak için havanın biraz daha durulduğu öğleden sonra ya da akşam saatlerini tercih etmek, iç ortama giren polen miktarını azaltmaya yardımcı olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bahar alerjisi sadece burnu etkilemez; gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma gibi belirtilerle birlikte, bazı kişilerde ciltte hafif tahrişler de görülebilir. Gözlük kullanmak ise hem güneş ışınlarından hem de havada uçuşan polenlerden kısmen koruma sağlayarak alerji semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dışarıdan geldikten sonra elleri ve yüzü yıkamak hatta mümkünse kıyafetleri değiştirmek, polenle teması azaltmanın etkili yollarından biri. Özellikle saçlara da polenler tutunabileceği için, dışarıda geçirilen bir günün ardından saçları yıkamak bazı kişiler için oldukça rahatlatıcı olabilir. Ayrıca dışarı çıkan kedi ve köpeklerin tüylerine de polen yapışabilir. Bu nedenle, eve geldiklerinde tüylerinin hafifçe silinmesi veya taranması, bu görünmez misafirlerin eve taşınmasını engellemeye yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bahar alerjisi denince akla genellikle dış ortamlar gelse de iç mekânlar da alerjenler açısından düşündüğümüz kadar masum değil. Özellikle camların daha sık açıldığı ve çamaşırların balkonlarda kurutulduğu bu dönemde, dışarıdaki polenler evin içine kolayca taşınabilir. Perdeler, halılar ve diğer kumaş yüzeyler, bu polenlerin tutunabileceği başlıca alanlardır. Bu nedenle, bu yüzeylerin düzenli aralıklarla yıkanması veya güçlü bir elektrik süpürgesiyle temizlenmesi, evdeki alerjen yükünü azaltmada etkili olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Klima filtrelerinin düzenli olarak temizlenmesi, polen ve toz gibi parçacıkların iç ortamda sürekli dolaşmasını engelleyerek alerji semptomlarını hafifletebilir. Polen filtreli hava temizleyiciler, özellikle yatak odasında kullanıldığında hava kalitesinde fark edilir bir iyileşme sağlar. Ev bitkileri genellikle zararsızdır; ancak çiçek açan ve yoğun kokulu bazı türler, hassas bünyelerde alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Elbette her bitki herkeste aynı etkiyi oluşturmaz, bu tamamen kişisel duyarlılıkla ilgilidir. Yeter ki vücudumuzun sinyallerini iyi tanıyalım ve küçük önlemlerle yaşam kalitemizi artırmaya çalışalım.

  • ÜLKEMİZİN İLK HEMŞİRESİ SAFİYE HÜSEYİN ELBİ VE ARDINDA BIRAKTIKLARI

    Bir savaş düşünün; cephede kurşun, geride umut taşıyan eller… Ve o ellerin sahibini hayal edin: Kalbinin cesaretiyle, ellerinin şefkatiyle tarih yazan bir kadın… Safiye Hüseyin Elbi, Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında hemşirelik mesleğini icra eden öncü kadınlarımızdan biri olarak yalnızca yaraları sarmakla kalmadı, aynı zamanda bir millete “yapabiliriz” demeyi de öğretti. Safiye Hüseyin Elbi’nin yaşamı, yalnızca tıbbi bir görev değil; inancın, cesaretin ve adanmışlığın ilham verici bir hikâyesi oldu. Bu yazımızda, Türk tıp ve hemşirelik tarihi adına öncü bir isim olan Safiye Hüseyin Elbi’nin hayatını ve ülkemiz için gerçekleştirdiği hizmetleri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1882 yılında dünyaya gelen Safiye Hanım’ın babası, İngiltere’de deniz ataşesi olarak görev yapan Ahmet Paşa; annesi ise İngiliz soylularından Hammond Wilward’ın kızı Josephine Wilward’dır. Büyükbabası Miralay Şükrü Bey, Kırım Savaşı’nda modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale’i Kırım’a götüren geminin süvarisidir. Çocukluğu boyunca Florence Nightingale’in hikâyelerini dinleyerek büyüyen Safiye Hanım’ın hemşirelik mesleğini seçmesinde en büyük etkenlerden biri de ona duyduğu hayranlık olur. Deniz yarbayı Hüseyin Bey’le evlenen Safiye Hanım’ın, Fatma Nihade ve Tarık adında iki çocuğu dünyaya gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Safiye Hanım, ilk eğitimini 1912 yılında, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) tarafından İstanbul’un Kadırga semtinde bir hastanede açılan hasta bakıcı kursunda alır. Bu kursun ilk derslerini, modern Türk tıbbının öncülerinden Prof. Dr. Besim Ömer Akalın vermiştir. Kursu başarıyla tamamlayan 300 hemşire arasında Safiye Hüseyin Hanım da yer alır. İlk görevi, bağışlanan yatak ve yorganları toplamak olsa da zamanla başhemşireliğe kadar yükselir ve yaralı askerlerin tedavisinde üstün bir hizmet örneği sergiler. Ekonomik olarak herhangi bir sıkıntı çekmemesine rağmen, vatanına hizmet etmek için gönüllü olarak Balkan Harbi’nde hemşirelik yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Safiye Hüseyin Elbi, I. Dünya Savaşı sırasında da gönüllü hemşire olarak hizmet verir. Bu dönemde, Osmanlı kadınları arasında savaş alanında aktif görev alan öncü isimlerden biridir. Çanakkale Savaşı sırasında, Gelibolu’daki yaralı askerlerin cepheden İstanbul’a nakledilmesinde kullanılan Reşit Paşa adlı hastane gemisinde hemşirelik yapar. Bu gemide farklı ülkelerden birçok sağlık personeli görev alırken, Safiye Hanım gemideki tek Türk hemşire olarak dikkat çeker. Kendi anılarında, yabancı doktor ve hemşirelerle birlikte çalıştığını; İngilizce bilmesi sayesinde onlarla kolaylıkla iletişim kurduğunu ve üstlendiği sorumluluğu büyük bir ciddiyetle yerine getirdiğini anlatır. Savaş sonrasında da modern hemşireliğin kurumsallaşması adına önemli adımlar atar. Türkiye’de Hemşireler Derneğinin kurulmasına öncülük eder, uluslararası hemşirelik kongrelerinde ülkemizi temsil eder ve mesleğin saygınlığını artıracak pek çok ilke imza atar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyetinin “Hanımlar Heyet-i Merkeziyyesi” kurucularından biri olan Safiye Hanım’a, Çanakkale Savaşı’ndaki üstün hizmetlerinden dolayı kırmızı şeritli harp madalyası takdim edilir. Amerika ve Avrupa’daki birçok kongreye katılan Safiye Hanım, İstanbul’a döndüğünde yeni kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu) idare heyetinde görev alır. Avrupa’yı kasıp kavuran I. Dünya Savaşı sırasında zarar görmüş çocuklara destek sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan “Çocukları Kurtarın Vakfı” (Save the Children Fund) ile çalışmaya başlar ve bu kurumun müfettişi olarak seçilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    11 Aralık 1924 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Kızılay Kongresi’nde, Safiye Hüseyin Elbi’nin de aralarında bulunduğu heyet, bir hemşirelik okulunun açılmasına karar verir. 1925 yılında faaliyete geçen Kızılay Hemşire Okulunun hem idare heyetinde hem de eğitim kadrosunda görev alır. Aynı yıl kurulan Hilâl-i Ahzar Cemiyetinin (bugünkü Yeşilay) ilk kadın üyesi olarak da idare heyetinde yer alır. Aynı zamanda Veremle Savaş Derneği ve Türkiye Kadınlar Derneğinin kurucuları arasında bulunur. Safiye Hanım, yalnızca hemşirelik alanında değil, aynı zamanda kadınların toplumsal hayata katılımı konusunda da aktif rol üstlenir; birçok sosyal sorumluluk projesinde görev alarak kadınların güçlenmesine katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkesi için verdiği özverili hizmetler nedeniyle şefkat nişanları ve birçok madalya ile onurlandırılan Safiye Hanım, 1923 yılında Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından her yıl verilen Florence Nightingale Madalyası’na layık görülür. Bu madalyaya layık görülen ilk Türk hemşirelerinden biri olan Safiye Hanım, tedavi gördüğü Gureba Hastanesinde 6 Temmuz 1964 yılında vefat eder. Varlığını insanlığa adayan, şefkatiyle cephelerde umut ve hemşirelik mesleğinin Türkiye’deki öncüsü olan Safiye Hüseyin Elbi, ardında ilham verici bir iz ve sarsılmaz bir vicdan mirası bırakmıştır.

  • Cildinizin Genç Kalması İçin Yapabilecekleriniz

    Cildinizin Genç Kalması İçin Yapabilecekleriniz

    Vücudumuzun %15’ini oluşturan cildimiz aynı zamanda dış etkilere en çok maruz kalan organımız.  Ona iyi bakmak ve yaşlanmasını geciktirmek için yapabileceklerinizi listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    genç kız

    Yaz aylarının en sevilen aktivitelerinden güneşlenmek cildinizi tehdit eden unsurlardan biri… Bronz bir cilt hoş görünse de güneşe maruz kalmak cildinizin daha erken yaşlanmasına sebep olabilir hatta cilt kanseri riskini de artırabilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kumsal

    Güneşten koruyucu kremler cildinizin gençliğini korumada en büyük yardımcılarınızdan… Uygun koruyucuyu seçmek için koyu renk tenliler en az 30 faktör, hassas tenliler ise en az 50 faktörlük bir ürün tercih etmeli. Ayrıca kremi 2 saatte bir tekrarlamalı ve gölgede de krem kullanmalısınız. Güneş gözlüğü ve şapka kullanmayı da unutmayın. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sağlıkla ilgili her konuda olduğu gibi cildinizin genç kalması için de yeterli su almak çok önemli. Uzmanlar bu miktarı en az 2 litre olarak öneriyor. Şekerli, gazlı içeceklerin veya kahvenin suyun yerini tutamayacağını da hatırlatalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yeterli miktarda su içseniz bile cildinizi nemlendirici kremler yardımıyla dışarıdan da nemlendirmelisiniz. Uzmanlar duş sonrası cildiniz hafif ıslakken uygulayacağınız ürünlerin daha etkili olacağını belirtiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    havlu

    Cildinizin gençliğini muhafaza etmek için yapmanız gerekenlerden bir başkası ise onu temiz tutmak. Cildinizi temizleyerek gözeneklerinizin yağ ve kir ile tıkanmasını engelleyebilirsiniz, böylece nefes alan cildiniz dinç kalacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    pudra

    Makyaj yapmak özellikle de fondöten, kapatıcı ve pudra gibi ürünleri sık sık kullanmak, gözeneklerinizin rahatça nefes almasını engelleyeceğinden cildinizi yaşlandırabilir. Makyajı mümkün olduğunca minimumda tutarak cildinizin yaşlanmasını geciktirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    healthy foods, yazlık yemekler

    Sadece cildinizi değil tüm vücudunuzu genç, zinde tutmanın ve hastalıklardan korunmanın en güzel yolu dengeli beslenerek ihtiyacınız olan tüm besinleri diyetinize dâhil etmek. Özellikle bol bol sebze, meyve ve kaliteli proteinleri tüketerek cildinize iyi bakabilirsiniz.