Etiket: rusya

  • DÜNYANIN EN SOĞUK YERLEŞİM YERİ: OYMYAKON KÖYÜ

    Sizin için en soğuk hava kaç derecedir? -10 mu, -20 mi? Bir de karın neredeyse hiç kalkmadığı, nefesin havada kristale dönüştüğü bir yer düşünün. İşte Oymyakon, tam olarak böyle bir köy: Dünyanın en soğuk yerleşim yeri. Yazımızda, bu köyün en dikkat çekici özelliklerini ve burada yaşayanların günlük yaşamını nasıl sürdürdüğünü derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın Saha Cumhuriyeti’ne bağlı Oymyakon köyü, kalıcı yerleşimin sürdüğü en soğuk bölgelerden biridir. Kış aylarında sıcaklık genellikle -52 ila -71 derece arasında değişir; öyle ki kalemlerin mürekkebi donar, piller hızla güç kaybeder ve metaller kırılgan hâle gelir. Yaklaşık 500 kişinin yaşadığı köyde okul, banka, postane ve küçük bir uçak pisti bulunur; kış boyunca elektronik cihazlar çoğu zaman çalışmaz, otomobiller kullanılamaz hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Oymyakon’a ulaşım da iklim koşulları nedeniyle oldukça güçtür. Köye varmak için önce Yakutsk’tan yola çıkılır ve iki gün boyunca çorak, buzla kaplı ve zaman zaman kapanan bir güzergâh aşılır. Yol boyunca dondurucu hava, araçların özel önlemlerle kullanılmasını zorunlu kılar. Motorların donmaması için arabaların kontağı gece boyunca kapatılmaz ve benzin istasyonları 24 saat açık kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Coğrafyanın sertliğine rağmen köyde sıcak bir atmosfer hâkimdir. Oymyakon’da Yakut Türkleri başta olmak üzere yerel halk misafirperverliğiyle tanınır. Köy adını Yakutça “donmayan su” anlamına gelen Oymyakon Nehri’nden almıştır. Ancak yaşam koşulları zorludur: Toprak ve zemin sürekli donmuş olduğundan evlere boru hattıyla su taşımak mümkün değildir; bu nedenle tuvaletler dışarıda yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pazarlarda buzdolabı veya derin dondurucuya gerek yoktur, çünkü ürünlerin tamamı zaten dışarıda donmuş hâlde bulunur. Çamaşırlar yıkandıktan sonra dışarı asılır ve soğuk havadan dolayı kısa sürede kuruyup sertleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Köyde geçim büyük ölçüde donmuş nehirlerin altından çıkarılan balıklardan sağlanır. Toprak tarıma elverişli olmadığından tarımsal üretim yapılmaz; bu nedenle çoğu kişi hayvancılık veya ısıtma sistemi gibi belediye işlerinden geçimini sağlar. Beslenmede somon, alabalık ve at ciğeri öne çıkar. Tüketilen hayvanların yüksek oranda mikro besin içermesi, halkın ağır iklim koşullarında ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamasına yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yerleşimdeki binalar güçlü ısı yalıtımı sayesinde konforlu bir ortam sunar. Ocak ayında ortalama sıcaklık -50 °C civarındadır; kaydedilen en düşük değer ise -71 °C’dir. Kışın güneş günde yalnızca üç saat görünür. Tüm bu koşullara rağmen günlük yaşam devam eder; herkes işine gider, çocuklar okullarına devam eder. Sıcaklık -52 °C’nin altına düşerse okullar tatil edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bölgedeki hayvanlar da aşırı soğuğa özel olarak uyum sağlamıştır. Örneğin Yakutian (Yakut) atları, -70 °C’ye varan sıcaklıklarda barınaksız yaşayabilir ve kar tabakasının altındaki bitki örtüsünü kazarak yiyecek bulabilir. Bu atlar kalın bir kış kürkü, yüksek yağ rezervleri ve kan dolaşımını ayarlayarak soğuğa karşı biyolojik adaptasyonlar geliştirir. Ayrıca ren geyikleri de bu bölgede yaygındır ve soğuğa dayanıklı kürkleri sayesinde sert kış şartlarında hayatta kalabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Köyün girişine yakın Sovyet Dönemi’nden kalma bir anıt, 1924’te kaydedilen -71,2 °C değerini hatırlatır. Üzerinde “Soğuğun Kutbu Oymyakon” yazan bu anıt, bölgedeki sert koşulların tarihsel bir simgesidir. Günümüzde bazı gezi şirketleri, aşırı soğuğu deneyimlemek isteyen ziyaretçiler için Oymyakon’a turlar düzenler. Görselleri bile dondurucu bir etki bırakan bu yerleşimde, günlük yaşamın nasıl sürdüğü merak uyandırır. Ancak yerel bilgi birikimi, özel yapı teknikleri ve köklü alışkanlıklar sayesinde yaşam burada düzenli biçimde devam eder.

  • RUSYA’NIN AVRUPA’YA AÇILAN KAPISI: ST. PETERSBURG

    Tarihin, kültürün ve görkemli mimarilerin birleştiği; Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın en büyük dördüncü şehri olan St. Petersburg; Rus Çarı I. Petro tarafından 16 Mayıs 1703’te kurulmuştur. 1918’de Moskova başkent ilan edilene dek, 200 yıl boyunca Rus Çarlığı’na başkentlik yapmıştır. 5 milyona ulaşan nüfusu ile Rusya’nın en kalabalık ve en gözde şehri olan St. Petersburg ile ilgili bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, 16 Mayıs 1703’te Büyük Petro’nun İsveç ile uzun süren bir savaşı kazanması sonrasında Neva Nehri’ni ele geçirmesiyle kurulur. Rusya’nın güneybatısında, Baltık Denizi’nin kıyısındaki bu şehrin tamamı UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir. Neva Nehri’nde 42 adadan oluşan, 55 nehir ve 500’ü aşkın köprüsü ile St. Petersburg, Kuzeyin Venedik’i olarak anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Stalin’in yönetimindeyken Rusya tarafından kaderine terk edilen şehir, Eylül 1941 ile Ocak 1944 yılları arasında yaklaşık 900 gün boyunca Alman kuvvetleri tarafından kuşatılmıştır. Bu süreçte 800.000 civarı kayıp vermiş, birçok kişinin soğuk ve açlıktan ölmüş olmasına karşın şehir ele geçirilememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Peter ve Paul Kalesi, İtalyan kökenli İsviçreli Mimar Domenico Trezzini tarafından şehrin kuruluşundan sonra özel olarak tasarlanır. 2003 yılında 300. yıl dönümü için St. Petersburg’da birçok köşk ve saray restore edilir. 4000 heykel, 36 tarihi ve görkemli yapı, 221 müze, 2000 kütüphane, 45 sanat galerisi, 80 tiyatro ve 62 sinema salonu ile şehir, âdeta Rusya’nın kültür başkentidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, Helsinki ve Finlandiya’ya başkent Moskova’dan daha yakındır. Batı Avrupa şehirleri örnek alınarak inşa edildiğinden Rusların geleneksel soğan biçimli kubbeli mimarilerine nadir rastlanır. Fakat “Voskresenia Khristova Kilisesi” buna uymayan nadir yapılardan biridir. Kilise, Moskova’da bulunan Kızıl Meydan’daki “Basil Katedrali” örnek alınarak inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, Dostoyevski ve Puşkin’in de şehridir. İki yazar farklı dönemlerde esir düştükten sonra St. Petersburg’da yaşamayı tercih etmiştir. Dostoyevski, Beyaz Geceler kitabını burada kaleme almış, Puşkin’in ölümüne neden olan düello yine bu şehirde gerçekleşmiştir. 1836 kışında, Puşkin’i karalamak amacıyla eşi Natalya ile ilgili iftirada bulunan ve karısının Çar ile ilişkisi olduğu haberini yayan Dantes’i düelloya çağıran Puşkin, karnından yaralanmış ve iki gün sonra da vefat etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en işlek noktası Nevsky, gösterişli sokakları ve büyüleyici mimarisinin yanı sıra “beyaz geceleri” ile ünlüdür. Coğrafi konumundan dolayı mayıstan temmuz sonuna kadar 18 saat gündüzün yaşandığı şehir, bu özelliği nedeniyle “beyaz geceler” olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tarihi ve sanatsal yapıları ile St. Petersburg, 3 milyondan fazla eser bulunan dünyanın en büyük ikinci sanat müzesi olan Hermitage’e de ev sahipliği yapmaktadır. “Saray Meydanı” ve alanın ortasındaki “Alexander Sütunu” da turistlerin ilgisini çeken önemli yapılardandır.