Etiket: ramazan

  • RAMAZANDA BİRLİK VE DAYANIŞMANIN GÜCÜ

    Ramazan ayı; maneviyatın derinleştiği, birlik ve dayanışmanın güçlendiği özel bir zamandır. Yardımlaşma, paylaşma ve empati bu dönemde toplumsal bağları kuvvetlendirirken; sabır ve merhamet duyguları da yeniden canlanır. Ramazan, yalnızca bir ibadet zamanı değil, aynı zamanda içsel arınma ve toplumsal sorumluluğun hatırlandığı kıymetli bir fırsattır. Paylaşım ve dayanışmanın gücünü yazımızda keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında yapılan yardımlar, ihtiyaç sahiplerinin temel gereksinimlerini karşılamada önemli bir rol oynar. Bu paylaşım kültürü, sadece maddi destek sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sahip olunan nimetlerin kıymetini hatırlatır ve şükran duygusunu pekiştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayı, gönüllülük faaliyetlerinin yoğunlaştığı, yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerinin sergilendiği bir dönemdir. Gönüllü gruplar ve sivil toplum kuruluşları, iftar sofraları kurarak ve yardım kolileri dağıtarak toplumun farklı kesimlerine destek olur. Hadislerde, ramazan ayında yapılan hayır işlerinin sevabının kat kat arttığı vurgulanır. Bu nedenle, bu ayda yapılan yardımlar sadece maddi değil, manevi anlamda da çok daha kıymetlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ramazanda oruç tutmak, açlık ve susuzluğun ne anlama geldiğini derinden hissetmeyi sağlar. Bu deneyim, merhamet ve empati duygularını güçlendirerek, insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle daha bilinçli bir bağ kurmasına katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İftar sofralarında bir araya gelmek, aileler ve komşular arasındaki dayanışmayı güçlendirir. Paylaşılan her lokma, sadece bir nimeti bölüşmek değil, aynı zamanda birlik ve beraberliğin anlamını derinden hissetmektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yardımlaşmanın verdiği mutluluk, ruhsal huzura ulaşmaya katkı sağlarken, şükrü ve iyiliği çoğaltmayı da öğretir. Ramazan ayı; şefkatin, sabrın ve dayanışmanın gerçek değerini hatırlatır. Aynı zamanda toplumda dayanışma ve merhamet bağlarını güçlendirerek, bireylerin birbirine karşı sorumluluk bilincini artırır ve ramazanın manevi ruhunu daha derinden hissetmemize vesile olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayı sona erdiğinde sofralar toplanır, iftarlar biter; ancak geride kalan iyilikler, yapılan yardımlar ve kurulan gönül bağları kalıcı olur. Sessiz bir teşekkür gibi dağıtılan sadakalar, komşular arasında oluşan sıcak bağlar, dualarda dile gelen samimi niyetler… Ramazan, insan olmanın özünü hatırlatan, kalpten kalbe köprü kuran en kutsal aydır.

  • ASIRLIK İFTAR DUYURUSU: TOP ATIŞI GELENEĞİ

    Ramazan ayı yalnızca manevi bir ibadet dönemi değil, aynı zamanda kültürel geleneklerin yaşatıldığı özel bir zamandır. Sabır, yardımlaşma ve birlik duygularının güçlendiği bu ayda iftar vaktini duyurmak için top atışı yapılması, yüzyıllardır süregelen bir gelenektir. Bu geleneğin kökenine dair farklı rivayetler bulunmaktadır. Yazımızda, iftar topu atışlarının nasıl başladığını ve Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıl köklü bir gelenek hâline dönüştüğünü okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında iftar vaktini duyurmak için top atışı yapılması, yüzyıllardır süregelen bir gelenektir. Bu geleneğin kökenine dair farklı rivayetler bulunmaktadır. En yaygın anlatımlardan biri, geleneğin ilk olarak Memlükler Dönemi’nde tesadüfen ortaya çıktığı yönündedir. Rivayete göre, 15. yüzyılda Mısır’da bir asker, topu temizlerken yanlışlıkla ateşlemiş ve bu olay akşam ezanına denk gelmiştir. Halk, bu atışın iftar vaktini duyurmak amacıyla yapıldığını sanmış ve zamanla bu uygulama gelenek hâline gelmiştir.

     

    Bir diğer rivayet ise geleneğin Safevîler’den I. Abbas Dönemi’nde (1587-1629) başladığını öne sürer. Bu anlatıya göre, top atışı yalnızca iftar vaktinde değil, sahurun son dakikalarında da yapılırdı. Böylece hem oruç açma hem de oruca başlama vakti halka duyurulurdu.

     

    Başka bir kaynak ise geleneğin kökenini Fâtımîler Dönemi’ne dayandırır. Rivayete göre, Fâtımî halifelerinden biri, Kahire’nin yüksek noktalarından biri olan Mukatam Tepesi’ne bir top yerleştirerek halkın iftar vaktini öğrenmesini sağlamıştır. Bu yöntem, özellikle geniş coğrafyalara yayılmış şehirlerde iftar vaktinin doğru ve eşit şekilde duyurulmasına yardımcı oluyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı arşivlerine göre, ramazan ayında top atışı geleneği ilk olarak 1821 yılında Anadolu Hisarı’nda başlatılmıştır. Halk tarafından da benimsenen bu uygulama 1827 yılında Yedikule Surları’ndan top atışlarının yapılmasıyla devam etmiştir. Kalelerin bulunmadığı bölgelerde ise güvenlik nedeniyle top atışları yasaklanmış, bunun yerine tüfek ateşlenerek iftar vakti halka duyurulmuştur. Halkın büyük ilgisini çeken bu uygulama, ramazan ayı boyunca devam etmiş ve zamanla iftar topu, Osmanlı’da köklü bir gelenek hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde, başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde, iftar ve sahur vakitlerini duyurmak için yapılan top atışları, resmî bir uygulama hâline gelmiştir. Bu görev, olası kazaları önlemek amacıyla özel eğitim almış, tecrübeli Osmanlı askerleri tarafından yerine getirilirdi. İftar topu atışlarında cebel topları, sahra topları, balyemez topu, dağ topu, karabina topu ve kamış topu gibi farklı türde toplar kullanılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın etkisiyle birçok İslam ülkesinde benzer gelenekler oluşmuş ve top atışı, ramazan ayında iftar saatini bildiren bir işaret olarak sürdürülmüştür. Özellikle Osmanlı egemenliğinde bulunan topraklarda bu gelenek benimsenmiş ve zamanla yerleşik hâle gelmiştir. Günümüzde Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Kosova gibi Balkan ülkelerinde iftar topu geleneği hâlâ yaşatılmaktadır. Saraybosna’da iftar vakti Sarı Tabya’dan yapılan top atışları, ramazan ayının önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında top atışı, zamanı duyurmanın ötesinde toplumsal dayanışmanın da sesi olmuştur. Her top atışı; iftar sofralarının kurulmasını, duaların yükselmesini ve birlikte oruç açmanın coşkusunu simgeler. Bu gelenek, ramazanın maneviyatını pekiştiren önemli bir ritüel olarak toplumlardaki yerini korumaya devam etmektedir.

  • FARKLI KÜLTÜRLERDE RAMAZAN GELENEKLERİ

    Ramazan, milyonlarca Müslüman için yalnızca oruç ayı değil; aynı zamanda ibadet, dayanışma ve paylaşma ayıdır. Her toplum, kültürel zenginliği ve tarihî mirasıyla ramazanı kendine özgü bir şekilde karşılar. Sahur sofralarından iftar davetlerine, geleneksel yemeklerden manevi ritüellere kadar, dünyanın dört bir yanında “11 ayın sultanı” olarak anılan ramazan; şükür, empati ve birliktelik gibi değerleri yeniden hatırlatır. Bu yazımızda, farklı ülkelerin ramazan ayını nasıl karşıladığını ve bu mübarek ayı hangi geleneklerle yaşadığını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mahya geleneğinin, Osmanlı Dönemi’nde 16. yüzyılın sonlarında Sultan I. Ahmet Dönemi’nde başladığı kabul edilir. İlk mahyayı yakan kişinin, ünlü hattat ve mahyacı Hâfız Ahmed Kefevî olduğu rivayet edilir. O dönemde kandillerle oluşturulan mahyalar, Osmanlı coğrafyasına hızla yayılmış ve ramazan gecelerinin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiştir. Mahyalarda genellikle Hoş Geldin Ramazan“, “Oruç Tut Sıhhat Bul“, “İyilik Yap“, “Allah Affeder gibi dinî ve toplumsal mesajlar verilir. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte, LED ışıklar ve modern sistemler kullanılarak daha farklı tasarımlar da yapılmaktadır. Osmanlı’dan miras kalan bu gelenek, özellikle İstanbul’daki Sultanahmet, Süleymaniye ve Eyüp Sultan gibi büyük camilerde hâlâ yaşatılmaktadır. Artık elektrikli sistemlerle oluşturulsa da eski geleneksel ruhunu koruyarak ramazan gecelerinin vazgeçilmez simgelerinden biri olmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mısır’da ramazan ayı, yalnızca derin bir dinî anlam taşımakla kalmaz, aynı zamanda renkli gelenekler ve toplumsal dayanışma ile dolu bir şekilde kutlanır. Bu özel ayın en tanınmış sembollerinden biri fanus, yani ramazan fenerleridir. Renkli cam ve metalden el işçiliğiyle özenle yapılan bu fenerler, ramazan ayında evleri, sokakları ve dükkânları süsleyerek şehirlere büyüleyici bir atmosfer kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Chand Raat, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’te ramazan ayının son gecesi, yani şevval ayının hilalinin görüldüğü gece olarak kutlanan özel bir gelenektir. Ramazan ayının bitişini ve Ramazan Bayramı’nın başlangıcını müjdeleyen bu gece, bir yandan ramazanın ruhani derinliği için şükretme zamanı, diğer yandan bayram hazırlıklarının en yoğun olduğu zaman dilimidir. Akşam saatlerinden itibaren çarşılar ve pazar yerleri renkli ışıklarla süslenir, insanlar yeni kıyafetler, aksesuarlar, ayakkabılar ve bayram hediyeleri almak için alışverişe çıkar. Neşeli kalabalıklar, süslenmiş sokaklar ve bayram coşkusu, bu özel geceyi unutulmaz kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Irak’ta, kökleri çok eski zamanlara dayanan ve tam olarak ne zaman başladığı bilinmeyen bir ramazan geleneği, günümüzde de yaşatılmaya devam ediyor. İftar sonrasında Iraklı erkekler, “muheibe” adı verilen bir oyunu oynamak için kalabalık gruplar hâlinde bir araya gelir. Bu eğlenceli aldatmaca oyunu, kayıp bir yüzüğün kimin elinde olduğunu bulma üzerine kuruludur. Oyuncular, yüzüğü saklarken ya da bulmaya çalışırken yalnızca beden diliyle iletişim kurabilir, konuşmak yasaktır. Muheibe, ramazanın manevi atmosferinde dostluk bağlarını güçlendiren ve birlik duygusunu pekiştiren keyifli bir gelenek olarak Irak kültüründe önemli bir yer tutmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Haq Al Laila, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinde kutlanan geleneksel bir bayram etkinliğidir. Ramazan ayının 13, 14 ve 15. günlerinde, çocuklar geleneksel kıyafetlerini giyerek büyük bir heyecanla kutlamalara katılır. Erkek çocuklar “kandura”, kız çocuklar ise süslemeli abaya veya renkli elbiseler giyerek “kharyta” adı verilen bez çantalar taşırlar. Mahalle mahalle dolaşarak evlerin kapılarını çalan çocuklar, “Haq Al Laila” şarkısını söyleyerek şeker ve kuruyemiş toplarlar. Ev sahipleri, kapılarına gelen çocuklara ikramlarda bulunarak bu neşeli geleneğe katkıda bulunur. Haq Al Laila, toplumsal dayanışmayı ve paylaşım kültürünü pekiştiren renkli bir ramazan geleneği olarak yaşatılmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Endonezya’da ramazan ayında gerçekleştirilen geleneksel arınma ritüeli “padusan”, ramazan ayının son günlerinde, Kadir Gecesi veya bayram sabahı gibi özel günlerde uygulanan bir temizlik ritüelidir. Padusan genellikle büyük nehirlerde, göllerde veya yerel halkın kutsal kabul ettiği su kaynaklarında gerçekleştirilir. İnsanlar, bu sulara girerek tüm yıl boyunca taşıdıkları negatif enerjiden ve günahlardan arındıklarına inanır. Sadece bireysel bir arınma değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da güçlendiren bu gelenek, modern zamanlarda bile birçok bölgede coşkuyla uygulanmaya devam etmektedir.

  • İFTARDAN SONRA SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRACAK ÖNERİLER

    İftar sofraları, Ramazan’ın maneviyatı ile bir arada olmanın ve paylaşmanın güzelliğine tanıklık ettiğimiz özel günlerdir. Birlik ve beraberlik ruhu ile ailelerin, komşuların, akrabaların ve dostların sıkça bir araya geldiği Ramazan ayında yenilen yemeklerin lezzeti de bir başkadır. Özenle hazırlanan iftar sofralarından sonra hazmı kolaylaştıracak tavsiyeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Oruç tutulan günün ardından gün boyu yavaşlayan metabolizmayı hızlandıracak sağlıklı ve doğal besinler tercih edildiğinde kilo alma riski de azalacaktır. Sindirimi destekleyen bol lifli gıdalar; sıcak bir çorba, limonlu bir salata ve etli sebze yemekleri mideyi yormayan tercihler olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orucu açarken tercih edilecek çiğ kuru yemiş, kuru meyve ve zeytin gibi iftariyelikler şeker ve tansiyon değerlerini dengeleyecektir. Zencefil, kimyon, kekik gibi baharatlar sindirimi desteklerken hazırlanılan yemeklere de lezzet katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek yerken acele etmemek ve her lokmayı iyice çiğnemek sindirimi kolaylaştırır. Çünkü sindirim önce ağızda çiğnemeyle başlar. İyice çiğnemeden yutulan besinler midede hazımsızlık, şişkinlik, ekşime; vücutta uyuşukluk ve uyku gibi durumlara neden olabilir. Ayrıca beyin, doyma komutunu yemeğe başladıktan 15-20 dakika sonra verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yemek sonrası çay, kültürümüzün bir parçası. Ancak çay demlemek için acele edilmemelidir. Tahıllar, yeşil sebze, baklagil ve kabuklu kuru yemiş gibi besinlerde bulunan bitkisel kaynaklı demirin emilimi, çayda bulunan ‘’tanen’’ nedeniyle azalır. Yemekten hemen sonra sıcak bir şeyler içmek isteyenler ise rezene çayının hazmı kolaylaştıran etkisinden faydalanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çayın yanına tatlı isteyenler tercihlerini 15. yüzyıldan bu yana Osmanlı sultanlarının sofralarından eksik etmediği güllaç gibi sütlü tatlılardan yana kullanabilir. Ramazan denilince akla ilk gelen güllaç, hazmı kolay ve hafif bir tatlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İftar sırasında bol su içmek yerine iftardan sonra bir iki dilim limon eklenilen sudan küçük yudumlar alarak içmek sindirimi destekler. Eğer limon gibi ekşi tatlar damak tadınıza uygun değilse; çilek, salatalık, nane yaprağı gibi ferahlatıcı ve sindirimi destekleyici diğer besinler de tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İftardan sonra sindirimi gerçekleştirmesi için mideye zaman tanımak önemlidir. Sahura kadar yemek yemek, sağlıklı atıştırmalıklar dahi olsa sindirim süresini uzatacaktır. Sindirimi gerçekleştiren organların, iftar sofrasında yenilen besinleri faydalı bir şekilde sindirmesi için birkaç saat bir şeyler yememek sindirime katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yemekten bir süre sonra yapılacak hafif bir yürüyüş, metabolizmayı hızlandırdığı gibi sindirime de katkı sağlayacaktır. Bu süre zarfında vücut, sindirim sürecine başlamış olur ve yemekle alınan enerjiyi kullanmaya başlar. Özellikle yüksek karbonhidrat veya şeker içeren bir öğünden sonra kan şekerinin ani yükselişlerini engellemeye yarayan yürüyüş sadece sindirim sistemini harekete geçirmekle kalmaz; kalp sağlığını korur, uyku kalitesini artırır.

  • OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE RAMAZAN GELENEKLERİ

    Osmanlı İmparatorluğu, derin izler bırakan kültürel zenginliğiyle pek çok geleneği ve değeri günümüze yansıtmaya devam ediyor. Ramazan ayının başladığı bu günlerde, nesilden nesile aktarılarak toplumsal birliği ve dayanışmayı pekiştiren; aynı zamanda kültürel mirasın korunmasına da katkı sağlayan, kök salmış ve hâlâ önemli bir yere sahip olan Ramazan geleneklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cami Minarelerinde Mahyalar ” title_font_size=”13″]

    Camilerde kandil yakma geleneği İslamiyet’in ilk yıllarından itibaren varlığını sürdürse de minarelerde kandil yakılması yalnızca Osmanlı’ya has bir gelenektir. Ayet, hadis veya gül, ay gibi motifleriyle şehri aydınlatan mahyalar, 16. yüzyıldan itibaren verdiği güzel mesajlarla insanları iyiliğe ve doğruluğa çağırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar ve Sahur Şenlikleri ” title_font_size=”13″]

    Kurulan Ramazan çadırlarında toplanan halk, akşam ezanıyla birlikte patlatılan iftar topu ile çadırda dağıtılan iftariyeliklerle dua edip iftarını açar. Tüm gün tutulan orucun ardından afiyetle yenilen yemekler, kılınan teravih namazlarından sonraki mütevazı şenlikler, mahalle ahalisinin hoş sohbetleri sahura kadar devam eder. Osmanlı döneminden bu yana iftardan sonra sahur vaktine kadar Karagöz ve Hacivat gibi geleneksel kukla oyunlarımız hem çocukların hem yetişkinlerin keyifli vakit geçirmesi için meydanlarda sahnelenir. Ramazan’ın birlik ve beraberlik duygusu içinde çocuklar sokaklarda oyunlar oynar, yetişkinler ise ibadetlerini edip manilerle ve fasıllarla Ramazan ruhunu yaşarlar. Sahur vaktinde oruca niyetlenenler Osmanlı’dan beri İstanbul’da Feshane ve Sultanahmet civarında toplu sahur masalarında buluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftarın Habercisi Ramazan Topları ” title_font_size=”13″]

    Bütün gün nefse hâkim olduktan sonra iftar zamanı geldiğinde orucu açmak için sabırsızlıkla beklenen ezan ve top atışları Osmanlı’dan bu yana süregelen geleneklerimizden biri. Şehrin güvenli bir noktasından, bir ay boyunca, akşam ezanı zamanında, iftar vaktinin geldiğini duyurmak için atılan iftar topu, cep telefonları yokken son derece önemliydi ve sesini duyurabildiği tüm evlerin iftar habercisiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zimem Defteri ” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da Ramazan’da hâli vakti yerinde olanlar hiç tanımadıkları yerlerdeki bakkal, kasap, manav vb. dükkânlara giderek veresiye defterindeki alacaklıların borcunu öderdi. Zimem defteri denilen bu gelenek, adını o dönemdeki alacak-verecek defterinden alır. Yardım edilen kişinin mahcup edilmemesi ve “sağ elin verdiğini sol el bilmemeli” öğüdüyle yapılırdı. “Zimem defteriniz var mı?” diye soran kişi kendi imkânı ölçüsünde defterdeki yapraklardan bir kısmını veya defterin tamamını satın alarak bu kişilerin borcunu öderdi. Ne ödeyen kimin borcunu ödediğini ne de borçlu borcunu kimin ödediğini bilirdi. Bakkalın uygun bulunan bir yerine yazı asılır, mahallenin borçlarının silindiği haber verilir, kimse de utandırılmazdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ramazan Pidesi ” title_font_size=”13″]

    Damak tadına göre yemek menüsü değişse de iftarın vazgeçilmez lezzeti olan Ramazan pidesi, tüm ay boyunca uzun kuyruklar pahasına sofralardaki yerini alır. İftar zamanı yaklaştıkça sokağı saran enfes kokusuyla Ramazan ayının en hatırda kalan sembolü olan pideler Osmanlı’dan bu yana sadece bu aylara özel olarak pişirilir. Ramazan aylarında Sultan’ın isteğiyle pişirilen ve halkla paylaşılan pidelerin yapımı normal ekmeğe göre daha zahmetlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diş Kirası ” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminde iftar saati kapıyı kim çalarsa geri çevrilmezdi. Büyük konaklarda hem zenginler hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulur, iftarın ardından ev sahibi yemeğe gelen misafirlerine diş kirası ismi altında hediyeler sunardı. Hâli vakti yerinde aileler görece yoksul ve yardıma muhtaç aileleri evlerine özellikle iftara davet eder; çocuklara altın ve gümüş akçeler verilirdi. Mütevazı keselerde yerleştirdikleri hediyeleri gösterişsizce misafirlerine ikram etmek usuldendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tekne Orucu ” title_font_size=”13″]

    Küçük çocukları İslam dininin şartlarından olan “oruç tutmaya” alıştırmak için tekne orucu tutmaları sağlanırdı. Öğle vaktine kadar yarım günlük bir oruçla iradelerini sınayan çocukların azimlerini ödüllendirmek için küçük hediyeler vermek de adettendi. Böylece çocukların dini kaidelere ve geleneğe yabancı kalmamaları, ayrıca Ramazan’ın önemini anlamaları sağlanırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ramazan Alışverişi ve Temizliği ” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında ev halkını tatlı bir telaşe alır, evin hem Ramazan hem de bayram boyunca tertemiz olmasına dikkat edilir. Özel günlerde kullanılan tabaklar, bardaklar, çatal ve kaşıklar ortaya çıkarılır. Mütevazı Ramazan sofralarında besleyici yemek ve ikramlar için semt pazarından alışveriş yapılır; börekler, sarmalar ve yöresel yemekler hazırlanarak aynı masada ortak değerleri paylaşmanın keyfine varılır.

  • 11 Maddeyle 11 Ayın Sultanı Ramazan

    11 Maddeyle 11 Ayın Sultanı Ramazan

    İstisnasız her yıl hayatın akışını değiştiren aydır ramazan… “11 ayın sultanı” deyiminin hakkını veren birçok güzellikle girer hayatlara ve “Hoş geldin!” sevinciyle karşılanır. Biz de kalplerimizde yer eden sevimli detaylarla karşılıyoruz bu güzel ayı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pide Kuyruğu” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan boyunca fırına sürülen çörek otlu pideler dükkânların önünde uzun kuyruklara neden olur. Pidelerin sadece kokusu bile 7’den 70’e herkes için beklemeye değerdir ve akşam ezanı yaklaşırken yolu en çok gözlenenler o pideleri getirecek kişilerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bugün İftar Kaçta?” title_font_size=”13″]
    ramazan

    İftar ve sahur vakitlerini gün gün, dakika dakika belirten “imsakiye”ler de ramazan ayına özgüdür. Evde, iş yerinde, okulda, sosyal medyada “İftar bugün kaçta?” sorusunu bir imsakiyeye bakarak cevaplandırmak tarif edilemeyecek tatta bir faaliyettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytin ve Hurma İle Oruç Açmak” title_font_size=”13″]
    ramazan

    İftar vaktine yaklaşan saatlerde sokaklarda bir koşuşturma, yoğun bir trafik yaşanır ki bazen bu yüzden iftar sofrasına zamanında yetişmek mümkün olmaz. Böyle durumlarda bir zeytin ya da bir hurmayla oruç açmanın ve evde bekleyen sofranın düşüncesiyle teselli bulmanın keyfini ancak yaşayanlar bilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar Topu” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Gümbür gümbür patladı mı yerden zıplatan iftar topu ramazan boyunca hevesle beklenen bir sesti. Top patlayınca sessizliğe bürünen hava çatal-kaşık sesiyle şenlenirdi. Bu uygulama kimi yerlerde devam ediyorsa da tutulan oruçlar artık daha çok minarelerden yayılan ezan sesiyle açılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Özen gösterilmiş iftar sofraları dünden bugüne değişmeyen bir gelenek, ramazan ayının alametifarikalarıdır. Ve bu leziz sofralar aileyle, dostlarla hatta yabancılarla paylaşıldığında daha çok anlam kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahya” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının geleneklerinden biri de eskiden yağ dolu kandillerle günümüzdeyse elektrikli ampullerle yazılan mahyalardır. Büyük camilerin minarelerinin arasında güzel sözler ay boyunca salınarak geceyi aydınlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güllaç” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının resmi tatlısı güllaç narlı, fıstıklı, cevizli, meyveli nasıl yapılırsa yapılsın sevilir. Hepimiz en iyi güllacı kendi annemizin yaptığından emin olsak da ramazan boyunca restoran ve pastanelerde bu hafif tatlıyla karşılaşmak ayrıca mutlu olma sebebidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karagöz ile Hacivat” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Geleneksel seyirlik oyunlarımızdan Karagöz ile Hacivat’ın ramazan akşamlarını nasıl da şenlendirdiğini hatırlıyor musunuz? Televizyon ekranında ya da çarşılarda izlediğimiz perdelerde Hacivat Karagözü’ü sahneye şöyle çağırırdı: “Yar bana bir eğlenceee, aman bana bir eğlence!” Karagöz’den de şöyle cevap gelirdi: “Geliyor kafana düdüklü tencere!” Bu eğlenceli gösteri günümüz ramazanlarında da (nadiren de olsa) yaşatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Davul” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Eskiden insanları uyandırmak için sadece davulun tokmağını değil manileri de kullanırmış davulcular… Şimdilerde sayıları azalmış olsa da sahur yaklaşırken güne hazırlıksız başlamayalım diye sokak sokak, ayın sonlarına doğru bahşiş için ev ev dolaşırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şerbet” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının olmazsa olmazlarından biri de iftar yemeklerinin hazmını kolaylaştırırken ağzımızı tatlandıran şerbetlerdir. Menekşelisinden vişnelisine, safranlısından güllüsüne, meyve ve baharat aromalı bir serinlik sunan şerbetler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahur” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Sahurda hafif yiyeceğinize dair kendi kendinize söz verseniz de iftardan arta kalan lezzetli yemekleri geri çevirmenin oldukça zor olduğu bilinen bir gerçektir ama kişiye tüm gün enerji verecek yakıt olduğu için de elbette çok önemlidir.

  • RAMAZAN SOFRALARI İÇİN HAFİF VE LEZİZ ÖNERİLER

    Hoş geldin Ya Şehr-i Ramazan… Müslüman âleminin en kutsal ayıdır Ramazan…. Bu ayın en güzel ve özel taraflarından biri de iftar menüleri ve iftar sofralarıdır. Dikkat edilmesi gereken nokta ise uzun süre aç kaldıktan sonra mümkün olduğunca hafif ve mideyi yormayan yemekleri seçmektir. Bu düşünceyle sizin için hafif ama çok lezzetli bir öneri listesi hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Köfteli yoğurt çorbası” title_font_size=”13″]

    İster iftar ister sahur vaktinde, doyurucu, besleyici ve tek başına yetebilecek bir lezzet olarak köfteli yoğurt çorbası ilk önerimiz.  Karbonhidrat ve proteini bir arada alabileceğiniz bu çorbayı sadece çorba değil ana yemek olarak da düşünebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Izgara tavuklu salata” title_font_size=”13″]

    Salataların sadece garnitür olarak değer gördüğü zamanlar eskide kaldı. Artık büyük kâselerde protein ve karbonhidrat dengesi yoğunlaştırılmış salatalar revaçta. Bu salata kâseleri hem doyurucu hem de mideyi yormayan özelliği ile daha da cazip hale geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabak graten” title_font_size=”13″]

    Yüksek su ve lif oranıyla bağırsak sağlığını koruyan kabakla yapacağınız farklı yemekleri iftar menülerine dâhil etmeyi düşünebilirsiniz. İçinde kıyma, soğan, sarımsak, kaşar peyniri gibi farklı malzemeler barındıran, beşamel sosla zenginleştirilen kabak graten de bunlardan biri olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sebzeli ya da soğanlı tavuk ciğeri” title_font_size=”13″]

    Sakatat sevenler için de dana ciğerine oranla daha hafif olan tavuk ciğeri tarifleri önerebiliriz. Özellikle iftar vakti için önden sıcak bir mercimek çorbası ve ardından sebzeli ya da soğanlı tavuk ciğeri düşünülebilir. Fakat tavuk ciğerine karşı hassasiyeti olanların dikkat etmesi gerektiğini de eklemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırında sebze” title_font_size=”13″]

    Fırında sebze tarifleri tüm zamanların en keyifli yemeklerindendir. Sebzelerin hangileri olacağını mevsimine göre seçmek ise en doğru olanıdır. Bol domates, soğan ve biberle renklendirebileceğiniz bu tarifleri sulu veya susuz yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hindistan cevizli toplar” title_font_size=”13″]

    Bisküvi, pudra şekeri, süt, kakao, damla çikolata, Türk kahvesi ve tereyağı ile ocakta hazırlayacağınız bir hamur ile oldukça hafif bir tatlı ortaya çıkarabilirsiniz. Hamurdan küçük toplar oluşturabilir ve Hindistan cevizine bulayarak son derece lezzetli bir hale getirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karamelli muhallebi” title_font_size=”13″]

    Güzel bir iftar yemeğinin ardından tatlı yemek istendiğinde en doğrusu hafif ve sütlü tatlılara yönelmek olacaktır. Ocakta un, süt, toz şeker, nişasta, yumurta sarısı ve vanilya ile yapacağınız bir muhallebiyi kuplara dökerek buzdolabında bekletebilir, daha sonra üzerine şeker ve krema ile yaptığınız karameli sos olarak ilave edebilirsiniz.