Etiket: radyo

  • BİR SESLE BAŞLAYAN HİKÂYE: TÜRKİYE’DE RADYO TİYATROSU

    Radyo tiyatrosu, Türkiye’de yalnızca bir eğlence aracı değildi; birlikte dinlenen, birlikte susulan, birlikte hayal edilen bir anlatıydı. Oyuncuların sesleriyle odalar büyür, anlatıcının birkaç cümlesiyle zaman değişirdi. Görmeden anlamaya, duymadan tamamlamaya alışılmıştı. Belki de bu yüzden, radyo tiyatrosu uzun yıllar boyunca hem çocukların hem de yetişkinlerin ortak hafızasında yer etti. Bu sesli hikâyeler, Anadolu’nun en uzak köşelerine kadar ulaştı. Yazımızda, Türkiye’nin radyo tiyatrosu dinlediği yıllara gideceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Yayıncılığının İlk Yılları (1927-1939)” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de ilk radyo yayını, 1927 yılında İstanbul Radyosu ile resmî olarak duyulmaya başladı. 1927 ile 1936 yılları arasında yayınlar Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi tarafından yürütüldü. Bu yıllar, yayıncılığın henüz yolunu bulmaya çalıştığı; türlerin, biçimlerin ve seslerin denendiği bir dönemdi. Teknik imkânlar sınırlıydı, kayıt almak ve saklamak kolay değildi. Bu yüzden radyo, büyük ölçüde canlı yayınlara dayanıyordu. 1936’da radyo yönetimi, Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğüne (PTT) devredildi. Bu değişiklikle radyo tiyatrosu, güldürü yönü ağır basan, süresi kısa, yarım saatin altındaki radyofonik oyunlarla öne çıktı. İstanbul Radyosunda 1938 yılında yayımlanan uzun bir eğlence ve spor programının yarısının skeçlerden oluşması, bu anlayışın yaygınlığını açıkça gösteriyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunun Ağırlık Kazandığı Yıllar (1940-1946)” title_font_size=”13″]

    II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde radyo, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de giderek daha önemli bir haber ve iletişim aracına dönüştü. 1940 yılında Türkiye radyolarının yönetimi Matbuat Umum Müdürlüğüne devredildi ve radyo tiyatrosu haftada iki güne çıkarıldı. Bu sürekliliği sağlayabilmek için telif eserlere ağırlık verildi. Kısa bir zaman içinde yüzlerce oyun metni toplandı; bunların yalnızca bir kısmı yayıma uygun bulundu. Bazı oyunlar ise dinleyiciyle birden fazla kez buluştu. Bu yıllarda çocuklar için yapılan yayınlar da özel bir yer tuttu. Radyo Çocuk Kulübü, 12 Şubat 1941’de yayıma başladı ve kısa sürede çocuklara yönelik temsillerle dikkat çekti. Ulusal konuları ele alan oyunların yanı sıra Pinokyo gibi klasik eserler de radyoya uyarlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunun Arada Kaldığı Yıllar (1947-1959)” title_font_size=”13″]

    1946 sonrasında radyo tiyatrosu programları 1959 yılına kadar Söz-Temsil Yayınlarının sorumluluğundaydı. Bu dönemde radyo oyunları, kültür ve sanat yayınları içinde yer almaya devam etti ancak üretim ve hazırlık süreçlerinde farklı kurumlarla iş birliğine gidildi. 1949’da Radyo Temsil Kolunun faaliyetlerine son verilmesinin ardından radyofonik oyunlar 1959’dan itibaren Ankara’da Devlet Tiyatro ve Operası, İstanbul’da ise Şehir Tiyatrosu sanatçıları tarafından hazırlanıp mikrofona taşındı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunun Yaygınlaştığı Yıllar (1960-1979)” title_font_size=”13″]

    1960’lı yıllarda kültür ve sanat içerikli yayınların yaklaşık yarısını radyo tiyatrosu oluşturuyordu. Oyunlar; Perde Arası, Mikrofonda Tiyatro, Pazar Temsili, Sahneden Mikrofona, Devamı Yarın Akşam, Devamı Yarın Sabah, Pazar Tiyatrosu, Mikrofon 13 ve Tatil Tiyatrosu gibi farklı program adları altında yayımlandı. Haftanın çeşitli günlerinde ve günün farklı saatlerinde radyo tiyatrosuna yer verildi. 1964’ten sonra radyo tiyatrosu, yazarlar ve oyuncular için düzenli bir üretim alanı olmayı sürdürürken, dinleyici alışkanlıkları da yavaş yavaş değişiyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunda Ritmin Değiştiği Yıllar (1980-1999)” title_font_size=”13″]

    1980’li yıllarda radyo tiyatrosu, yayınlar içindeki yerini korusa da eski yoğunluğunu kaybetmeye başladı. Televizyonun yaygınlaşması, dinleyicinin ilgisini başka bir yöne çekti. Bu dönemde radyo tiyatrolarında daha çok gündelik hayattan alınan, geniş dinleyici kitlesine hitap eden konulara yer verildi. Aile, ilişkiler ve aşk etrafında şekillenen oyunlar öne çıktı. Üretim devam etti ancak yeni metinlerin yerini zamanla tekrarlar almaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Günümüzde Radyo Tiyatrosu (2000’li Yıllardan Günümüze)” title_font_size=”13″]

    Günümüzde radyo yayıncılığı büyük ölçüde müzik ve eğlence odaklı bir yapıya yönelmiş durumda. Radyo tiyatrosu ise yayın akışlarında sınırlı bir yer buluyor. TRT radyolarında Arkası Yarın ve Radyo Tiyatrosu gibi programlar belirli gün ve saatlerde sürdürülse de düzenli ve yoğun bir üretimden söz etmek artık zor. Bir zamanlar Arkası Yarın’ı beklemek, saatle randevulaşmak demekti. Aynı hikâyeyi, aynı saatte, aynı sesle dinleyen binlerce kişi vardı. Bugün ise her şeye tek dokunuşla ulaşılabiliyor; durduruyor, geri sarıyor, hızlandırıyoruz. Bu kolaylık içinde, o bekleyişin heyecanı yavaşça kayboluyor. Her ne kadar radyo tiyatrosu artık daha az duyulsa da sesi, hâlâ hatırlayanların içinde sürüyor.

  • DİJİTAL ÇAĞIN YENİ ÜRÜNLERİNDEN BİRİ DE PODCAST

    DİJİTAL ÇAĞIN YENİ ÜRÜNLERİNDEN BİRİ DE PODCAST

    Aslına bakarsanız o kadar da yeni değil, 2000’lerin hemen öncesinde kendini göstermiş, sınırlı da olsa internet kullanıcıları tarafından bilinen bir uygulamaydı podcast. Biz de adını son zamanlarda sıkça duyduğumuz bu dijital ürün hakkında takipçilerimiz için kısa bir bilgilendirme yapalım istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    podcast dinle

    Cep telefonu, tablet, bilgisayar gibi oynatıcılar için dağıtılan ses veya görüntü dosyalarına podcast deniyor, podcast ayrıca “bir radyo yayını veya benzer bir programın, internetten şahsi bir ses çalara indirilebilen dijital kaydı” olarak da tanımlanmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Podcast’in dijital tarih sahnesine çıkışına bir dönemin trendi blog siteleri neden olmuş. Blog yazarları çoğaldıkça takip etmenin zorlaştığını gören Dave Winer, takip edilen bloglardaki güncellemeleri haber veren RSS feed teknolojisini geliştirmiş. Blogger’lar yazılarını sesli kayıt olarak üretmeye başlayınca da bu içerikler kolayca indirilip dinlenir hale gelmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fakat Podcast’in asıl kâşifi olarak Adam Curry gösterilir çünkü geliştirdiği bir program sayesinde, RSS aracılığıyla indirilen dosyaların taşınabilir müzik cihazı iPod’lara otomatik olarak aktarılmasını sağlamış. Zaten kelimenin anlamı da “iPod” yani “küçük kapsül” ile “broadcast” yani “yayın” kelimelerinin birleşiminden türemiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    podcast dinle

    Podcast kelimesi ilk kez 2004 yılında Ben Hammersley tarafından The Guardian’daki bir makalede kullanılmış ve “podcasting” kelimesi 2005 yılında Oxford Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilmiş. En önemli özelliği olarak ise dijital kayıtların gezici hale gelmesi, yani teknolojik cihazlar aracılığıyla nerede olunursa olunsun dinlenebilmesi gösteriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Podcast dosyaları internete bağlı iken indirildiğinde internetin olmadığı alanlarda da dinlenebiliyor. En büyük avantajlarından biri de tekrar tekrar dinleme imkânı sunuyor olması. Bu arada ücretsiz abonelikler olduğu gibi ücret talep eden podcast yayınları bulunduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Üzerine video eklenen podcast’lere ise vodcast deniyor fakat bu format henüz yaygınlaşmış değil. Podcast’ler sadece eğlence ya da haber amaçlı değil iş dünyası veya eğitim alanında da tercih edilen bir uygulamaya dönüşmüş durumda. Ve artık internet kullanıcıları da podcast teknolojisini kullanarak kendi yayınlarını yapabiliyorlar.

  • RADYONUN ÜLKEMİZDEKİ TARİHİ

    Günümüz iletişim çağı olarak anılıyor. Akıllı telefonlar, internet ve yakın gelecekte bizi bekleyen birçok yeni teknoloji, mekânlar arası mesafeyi ortadan kaldırıyor. Ancak uzun yıllar boyunca iletişim aracı olarak telgraf, radyo gibi artık bizlere ilkel gelen teknolojiler kullanıldı ve ilk çıktıkları yıllarda dünyayı köklü bir şekilde değiştirecek kadar öncülerdi. Artık hayatımızda telgraf olmasa da radyo, vazgeçemediğimiz iletişim araçlarından biri olarak hayatımızda yer almaya devam ediyor. Eskise de hayatımızda var olmaya devam eden radyonun ülkemizdeki tarihini, ilk radyo yayınlarını ve önemli gelişmeleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Radyonun, eski ismiyle “telsiz telefon”un icadı birçok teknolojik üründe olduğu gibi tek bir isme ait değil. Birçok mucidin çalışmalarının ortak sonucu olarak icat edilen radyo ile ilgili ilk çalışmalar 1800’lü yıllarda başlar. Telgraf sistemi sayesinde kablolu iletişimin mümkün olduğunu keşfeden mucitler çalışmalarına hız kesmeden devam ederken 1900’lü yıllarda radyo artık özellikle savaş ortamındaki Amerika ve Avrupa’da yayın hayatına başlar. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir eğlence aracı olarak da evlerimize girer. Ülkemizde de Kurtuluş Savaşı’nda radyonun ve telgrafın gerekliliği fark edilir ve bu çalışmalara önem verilir. Zaten iki iletişim aracı da aynı dönemde icat edilmiş, gelişimleri birbirini etkilemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde ilk radyo yayını Cumhuriyet’in ilanından sonra 1925’te “Telsiz tesisi hakkında kanun” yasasının çıkmasının ardından süren yoğun çalışmalar sonucu 6 Mayıs 1927’te gerçekleşir. Daha önceki tarihlerde Fransızlar amatör olarak radyo yayını yaparak bando müzikleri yayınlasa da bu çalışmalar yerli yayınlar değildir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de ilk radyo yayınları amatörler tarafından basit bir radyo alıcısıyla yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hükümetin 1925’te çıkardığı yasanın ardından açtığı ihaleyi üstlenen Fransız şirket, “verici istasyonları”nı kurma görevini üstlenir. Aynı yıl Fransız şirket, kurulum için gerekli çalışmalara Ankara ve İstanbul’da başlar. Yeni kurulacak radyonun yayınlarını ise bu konuda çok istekli olan “İleri” gazetesinin sahibi Sedat Nuri Bey başlatır ve bir şirket kurar. 1926’da vericilerin yapım işlemi tamamlanır ancak yeteri kadar bütçesi olmayan proje için Sedat Nuri Bey, Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan bankadan destek ister.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Radyo için gerekli bütçeyi sağlayan Sedat Nuri Bey, projenin teknik gereklilikleri için telsiz meraklısı olan yeğeni Hayrettin Bey ile görüşür. Hayrettin Bey, Sultan II. Abdülhamid döneminde telgraf sistemlerini kuran isimdir. Yoğun çalışmalar neticesinde İstanbul Radyosu, 6 Mayıs 1927’de ilk anonsla yayın hayatına başlar. İstanbul Radyosu’nun Sirkeci’deki tarihi postane binasında başlayan radyo yayınları, Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi tarafından gerçekleşir. O tarihlerde kimsede radyo alıcısı bulunmadığı için, postane binasının kapısına yerleştirilen bir hoparlör ile her akşam yayın yapılır. Gerekli alt yapılar geçen yıllar içerisinde iyileştirilirken, radyo yayınları da yavaş yavaş İstanbul’daki evlere ulaşmaya başlar. Yayınlar, 1949’da Harbiye’de inşa edilen Radyoevi Binası’nda devam eder. Ankara’da ise ilk radyo yayını anonsu Kasım 1927’de duyulur. 1938’e kadar tüm yayınlar İstanbul ve Ankara’dan 5 kW gücünde, 1554 metre dalga boyu ile gerçekleşir. Anadolu’daki şehirlere yayılması 120 kW güç ile çalışan istasyonların kurulmasıyla 1940’lı yıllarda olur. 1970’li yıllarda ise Türkiye’nin tamamına radyo yayınları ulaşır. İstanbul’daki vericilerin 150 kW güç ile yayına geçmesi araya II. Dünya Savaşı’nın girmesiyle ancak 1949’da gecikmeli olarak gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1960’tan sonra 8 ilde “İl Radyoları” kurulur. 1964’ten itibaren radyo yayınlarının yönetimi, özerk ve tarafsız bir kamu iktisadi kuruluşu olarak düzenlenen TRT bünyesinde devam eder. Radyo yayınları, vericilerinin güçlendirilmesi ile daha geniş kitlelere ulaşır. 1973-1978 yılları arasında vericiler güçlendirilerek 4635 kW’ye çıkarılır. 1974’te TRT; daha önce Merkez Radyoları, Bölge Radyoları, İl Radyoları ismiyle yayın yapan organizasyonları TRT1, TRT2, TRT3 ismiyle yeniden yapılandırır. Bu dönemde radyolar her evin zaruri bir parçası olurken, eğitim amaçlı radyo kanalları, polis radyoları ve meteoroloji radyoları da TRT’nin çatısında yayınlar yapar. Hayatımıza televizyonlar girmeden önce radyo tiyatroları, kitaplardan uyarladıkları eserlerle tüm ülkeyi radyo başına toplamış, büyük orkestralar radyo kanallarında bir araya gelerek müzik yayınları yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hızla gelişen uydu teknolojilerinden faydalanan ülkemiz, 1990’larda önce yurt dışına, sonra ülkemizde kurulan uydu vericileri sayesinde özel radyo yayınlarına başlar. 10 yıl içerisinde 1000’den fazla radyo istasyonu yayın yapar hâle gelir. Sadece kendi ülke sınırlarımızda değil, uzak ülkelerin radyolarına erişimimiz ise 2000’li yıllarda hayatımıza giren internet sayesinde olur. Ancak şöyle bir gerçek var ki bugün sahip olduğumuz iletişim araçları ve internet, radyo dinleme oranlarında sivri bir düşüşe neden olmuştur. Eskiden sevdiğimiz bir şarkıyı dinlemek için saatlerce radyonun başında bekler, çaldığında coşkun bir sevinç duyardık. Günümüzde ise sevdiğimiz müziği dinlemek için telefonumuzda bir tuşa dokunmamız yetiyor.

  • Radyonun Nostalji Yüklü Kısa Tarihi

    Radyonun Nostalji Yüklü Kısa Tarihi

    Radyonun geliştiricilerinden Amerikalı mucit Lee DeForest’ın şu sözü radyo hakkındaki en iyi ifadelerden biri olsa gerek: “Bir görünmez gök imparatorluğu keşfettim. Soyut, ancak granit kadar sağlam.” Elektromanyetik radyo dalgalarını sese çeviren bu aletin 20. yüzyıl başlarında bir mucide düşündürdüğü şey işte buydu: Görünmez gök imparatorluğu! Günümüzde ise avucumuzun içindeki bir eğlence aracına dönüşen radyonun tarihini sizin için özetledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Radyonun mucidi olarak tarihte yerini alan kişi Guglielmo Marconi olsa da öncesinde İngiliz bilim adamı James Maxwell’in, Alman fizikçi Heinrich Hertz’in, ünlü mucit Nikola Tesla’nın ayrı ayrı yaptığı çalışmalarla bu icadın temelini attıkları bilinmekte. Yine de 1901 yılında Marconi’nin üç adet S harfini kablosuz telgraf aracılığıyla bir gemiden kıyıda bekleyen yardımcısına yollaması radyonun ilk keşif hikâyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mors alfabesiyle gerçekleşen bu deneyimin ardından çalışmanın üstüne eklenen teknolojik gelişmeler, 1910’da Amerika’da ilk müzikli yayını, 1915’te okyanus ötesiyle konuşma içeren ilk iletişimi mümkün kıldı. Birinci Dünya Savaşı’na denk gelen yıllar ise bu gelişmelerin önemini iyice artırdı, çünkü cihaz denizdeki gemilere ulaşmak gibi önemli güvenlik meselelerinde ordu için hayati bir hal almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Halk arasında yaygınlaşması için savaşın geride kalması, ABD ve Avrupa’da çeşitli radyo istasyonlarının lisans alarak yayına geçmesi gerekecekti. İngiltere’de 1922’de BBC ile başlayan radyo yayınları ise radyoyu insanların gazete gibi bilgi alabileceği bir kaynak haline getirdi. Ve nihayet radyo başına toplanan aile fotoğraflarının zamanı da gelmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Birinci Dünya Savaşı sırasında güvenlik amacıyla kullanılan radyolardan İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha fazla müzik sesleri yükselmeye başladı. Hatta günümüzde de sıkça duyduğumuz “en iyi”ler başlığı ilk kez o günlerde kullanıldı ve “Top-40” listeleri yayınlanmaya başlandı. 1948’de transistörün bulunuşu, 1960’larda tümleşik devrelerin geliştirilmesi gibi teknik buluşlar radyoyu çok amaçlı önemli bir iletişim aygıtına dönüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yukarıda okuduğunuz anons 6 Mayıs 1927 tarihinde ülkemizde yapılan ilk radyo yayınının anonsu. Bu anons zamanla ülkemizde de gelişecek ve 60’lardan itibaren büyük bir dinleyici kitlesine kavuşacak radyoculuğun da startı gibi. “Aloo aloo, muhterem sâmiîn” yani “muhterem dinleyiciler” diyerek Sirkeci’deki Büyük Postane binasının bodrum katından, postane kapısının üstüne yerleştirilmiş bir hoparlör aracılığıyla sokaktaki vatandaşa seslenen kişi ise ilk radyoculardan Eşref Şefik. Halka bu şekilde seslenmesinin nedeni ise o tarihlerde henüz hiç kimsenin evinde radyo alıcısının olmaması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Radyo alıcısı nedir bilinmeyen günlerden yavaş yavaş halkın gündemine girmeye başladığı günlere, oradan da evin bir köşesine en değerli konukmuşçasına yerleştirildiği dönemlere radyonun biçimi şimdikilerden oldukça farklıydı. Metal, plastik ama özellikle de meşe kaplı boy boy radyolar, başına toplanan ev ahalisi için dışarıya açılan ve çok önemli bilgiler almasını sağlayan devasa bir pencere, çocuklar için sesi duyulan insanların içinde yaşadığı sihirli bir dünya gibiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    O günlerden bugüne çok şey değişti. Teknoloji aldı başını gitti, internet hayatımıza girdi, radyo programcılığı birkaç kere çıta atladı. Şimdi dünyada dijital radyo çağı, yani parazit veya olumsuz sinyale izin vermeyen, dinlediğiniz kanalın, programın, şarkının, sanatçının adını gösteren, ileri alıp geri sarabileceğiniz bir sisteme uyumlu yepyeni radyo modelleri var artık. Geriye dönüp de yapılan o ilk anonslara ve radyo modellerine bakınca insan “nerden nereye” demekten kendini alamıyor.