Etiket: parfüm

  • ANTİK ÇAĞLARDAN GÜNÜMÜZE PARFÜMÜN HİKÂYESİ

    Parfüm, binlerce yıllık geçmişe sahip olan, kokularla insan yaşamını zenginleştiren kadim bir keşiftir. Kökeni, antik uygarlıkların mistik ve ritüelistik dünyasına uzanır. Mısır, Mezopotamya ve Hindistan gibi medeniyetlerde parfümün ilk adımları atılmış, zamanla yaşamımızın bir parçası hâline gelmiştir. Kimya biliminin gelişimiyle birlikte, parfümün evrimi hız kazanmış ve bugünkü modern formlarına ulaşmıştır. Parfüm tarihinin derinliklerinde, farklı medeniyetlerin katkıları ve izleri bulunmaktadır. Bu uzun ve etkileyici yolculuğun izlerini yazımızda sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Parfüm kelimesi, Latince “per fumum” (duman aracılığıyla) anlamına gelir ve bu, güzel kokuların ilk olarak tütsü yakma şeklinde kullanıldığını göstermektedir. Bitkilerin kurutularak yakılmasıyla elde edilen tütsülerin yerini zamanla daha sofistike parfümler almıştır. Parfümün bilinen en eski örnekleri Mezopotamya, Mısır ve Hint uygarlıklarına kadar uzanır. Milattan önce 2000’li yıllarda yaşamış olan Tapputi adında bir kadın kimyager, Akad dilinde kil tablet üzerine yazdığı parfüm formülüyle tarihe geçmiştir. Bu formül, parfüm üretimine dair bilinen ilk yazılı kaynak olarak kabul edilmektedir. Tapputi, bitkilerden ve çiçeklerden elde ettiği kokulu yağları damıtma teknikleri kullanarak parfüme dönüştürmüş ve bu tekniği tablete aktarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Parfüm, Antik Mısır’da hem dinî ritüellerde hem de mumyalama işlemlerinde önemli bir rol oynamaktaydı. Mısırlılar, o dönemdeki inançlarına göre özellikle kokulu yağları tanrılara adak olarak sunar ve dünyadan ayrılan sevdiklerinin ruhlarının huzura ermesi için bu özel esansları kullanırlardı. Nefertiti ve Kleopatra gibi ünlü Mısır kraliçeleri, yalnızca güzellikleriyle değil, aynı zamanda kullandıkları parfümlerle de efsaneleşmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antik Yunanlılar ve Romalılar, parfümü hem günlük yaşamlarında hem de dinî ve sosyal törenlerde yoğun bir biçimde kullanmışlardır. Parfüm, bu medeniyetlerde sadece estetik bir unsur değil, aynı zamanda sağlığı ve iyileşmeyi destekleyen bir araç olarak da görülmüştür. Hipokrat, bitkisel kokuların iyileştirici etkilerini anlatan birçok çalışmaya imza atmış ve bu doğrultuda parfümün tıbbi yönü ön plana çıkmıştır. Bitki, reçine ve otların öğütülerek yağlarla karıştırılması sonucu hazırlanan ilk sıvı parfüm ise Yunanlılar tarafından icat edilmiştir. O dönemde tütsü ve parfüm yapımında kullanılan malzemeler, Büyük İskender’in fetihleri sırasında ele geçirilen altın kadar değerli görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Roma İmparatorluğu Dönemi’nde parfüm, aristokrat sınıf için bir statü sembolü hâline gelmiş ve Roma’nın ünlü banyo kültürünün vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Ancak, Orta Çağ’da Avrupa’nın parfüme olan ilgisi azalmış ve bu alanda öncülük İslam dünyasına geçmiştir. Sıvı parfümü ilk olarak Yunanlılar keşfetmiş olsalar da parfümün modern formuna ulaşmasında damıtma işlemini geliştiren İslam âlimlerinin katkısı büyüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük hekimlerinden biri olarak kabul edilen İbn-i Sina, 11. yüzyılda gül yapraklarını damıtarak gül suyu üretme tekniğini geliştirmiştir. Bu yöntem, bitkilerin (özellikle güllerin) su ile kaynatılmasıyla su buharı elde edilmesi ve bu buharın, bitkinin içindeki uçucu yağları taşıyarak soğutulduğunda tekrar sıvı hâle gelmesi esasına dayanır. Soğutulan bu sıvı, yoğunlaşma yoluyla ayrışır ve böylece esansiyel yağlar elde edilir. Bu süreç, modern parfüm yapımının ve tıbbi esansların üretiminin temelini oluşturmuştur. İbn-i Sina’nın damıtma teknikleri hem İslam dünyasında hem de Avrupa’da tıp ve kimya alanındaki çalışmalara önemli katkılar sağlamıştır.

     

    İslam medeniyeti, parfümün gelişiminde yalnızca teknik alanda değil, aynı zamanda kültürel anlamda da zengin bir miras bırakmıştır. Baharatlar, tütsüler ve çiçek özleri bu medeniyetin günlük yaşamında ve ritüellerinde yoğun şekilde kullanılmış, parfüm sanatı büyük bir ustalıkla ilerletilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ’da Avrupa’da azalan parfüm kullanımı, Rönesans Dönemi’nde yeniden canlanır. Bu dönemde İtalya, parfüm üretiminin merkezi hâline gelir; özellikle İtalyan zenginliği ile tanınan Medici ailesi sayesinde parfümlerin popülaritesi giderek artar. 16. yüzyılda, Fransa’ya gelin olarak giden Catherine de Medici, parfümlerini ve parfüm üreticilerini yanında götürerek, Fransa’nın parfüm üretiminde dünya lideri olmasına zemin hazırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    17. yüzyıla gelindiğinde, özellikle Fransa’daki kötü hijyen koşulları nedeniyle hoş olmayan vücut kokularını gidermek için parfüm, günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline gelir. Fransa Kralı XIV. Louis’nin sarayında parfüm sıkça kullanıldığı için bu mekân, “parfümlü saray” olarak anılmaya başlanır. İngiltere’de ise parfüm kullanımı, 16. yüzyıldan itibaren Kral VIII. Henry ve Kraliçe I. Elizabeth Dönemi’nde görülse de Fransa’daki kadar yaygınlaşamaz ve saraya özgü, pahalı bir zevk olarak kalır. O dönemde parfümlerin içeriğinde, nesli tükenmekte olan hayvanlardan elde edilen misk gibi maddeler bulunmaktaydı. Ancak 18. ve 19. yüzyıllarda kimya biliminin gelişmesiyle birlikte sentetik kokular üretilmeye başlandı; bu, modern parfümcülüğün doğuşunu sağladı. Sentetik malzemelerin kullanımı sayesinde, 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde moda evleri ve kozmetik markaları hızla parfüm üretimine yönelmeye başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Doğal esansiyel yağlar ve nesli tükenmekte olan hayvanlardan elde edilen maddeler yerine sentetik bileşenlerin kullanılması, parfüm üretimini hem daha ekonomik hâle getirdi hem de daha uzun ömürlü ve çeşitlilik arz eden kokuların elde edilmesine imkân tanıdı. 1889 yılında, Fransız bir parfüm evi tarafından üretilen “Jicky”, hem doğal hem de sentetik bileşenler içeren ilk modern parfüm olarak dikkat çekti. Bu parfüm, kadınlar ve erkekler tarafından kullanılabilen ilk ürün olma özelliğini taşıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılda parfüm, lüks ve popüler bir tüketim ürünü hâline geldi. Bu dönemde, dünyaca ünlü moda evleri, parfümleriyle de anılmaya başladı ve parfüm, moda dünyasının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Günümüzde ise parfüm, yalnızca bir kişisel bakım ürünü olmaktan çıkmış, bireysel kimliğin önemli bir parçası hâline gelmiştir. Modern parfüm endüstrisi hem klasik kokuları yeniden yorumlayarak hem de yenilikçi formülasyonlar geliştirerek sürekli bir dönüşüm içinde. Artık kokular, kimliğimizi ifade etmenin bir yolu olarak, duygusal bağlar kurmamıza ve kişisel anılar biriktirmemize olanak tanıyor.

  • Parfüm Üretilen Çiçekler Çiçek Kokulu Parfümler

    Parfüm Üretilen Çiçekler Çiçek Kokulu Parfümler

    Bitkilerden elde edilen esans belli oranlarda kimyasal maddelerle birleştiriliyor ve ortaya parfüm olarak kullandığımız araçlar çıkıyor. Duymuşsunuzdur; parfüm notalarla değerlendirilir. Burnumuzun ilk algıladığı koku “ilk nota” (açılış ya da üst nota da deniyor), yarım ya da bir saat sonra ortaya çıkan koku “orta nota” ve birkaç saat sonra ortaya çıkarak parfümün asıl karakterini ortaya koyan notaya da “alt” ya da “dip nota” deniyor. Parfüm konusu apayrı bir konu… Biz parfüm yapılan çiçekleri hatırlatalım istedik size… Zaten yeryüzündeki şu mis kokulu çiçekler olmasaydı birbirinden güzel kokan parfümler nereden ilham alacaktı ki?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • EDEBİYATTA PARFÜMÜN YERİ

    Parfümün tarihi yüzlerce değil binlerce yıl önceye uzanıyor. Dünyada ilk damıtma ve ekstraksiyon tekniklerini geliştiren medeniyetin 4000 yıl önce Sümerler olduğu bilinmekte. İcadının temelinde ise insanların kötü ruhları kovmak üzere tütsü yakmaları ve bu sırada bitkilerden yayılan güzel kokuyu fark etmeleri yatıyor. O ilk dönemlerde elde edilen kokulu yağlar güzel kokmak için değil, yine kötü güçleri uzaklaştırması için tüm vücuda sürülüyordu, hatta ölülerin bedenlerinin huzur bulması için de bu kokular kullanılırdı. Mısır Firavunu Tutankhamun’un mezarından parfüm şişelerinin çıkarılması bunun en güzel örneklerinden biridir. Anlayacağınız parfümün tarihçesi uzun, detaylı bir konu… Hayatımızın her yanını saran bu kokuların edebiyattaki yeri de bir hayli nefes kesici…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgiliye yazılan bir şiirde…” title_font_size=”13″]

    “Parfum exotique”, Charles Beaudelaire’nin sevgilisi Jeanne Duval için yazdığı şiirlerden biridir. “O güzel iklimlere sürükler beni kokun / Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu / Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun. / Burnuma kadar gelen hava kokular taşır / Yemyeşil demirhindilerden gelen bu koku / İçimde gemici şarkılarına karışır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hem romanda hem sinemada…” title_font_size=”13″]

    Çağdaş Alman yazarı Patrick Süskind’in 1985 tarihli polisiye romanı Koku, orijinal adıyla Das Parfum 18. yüzyılda Fransa’da geçer ve kokulara son derece duyarlı olan Jean-Baptiste Grenouille’nun koku üretebilmek için çekinmeden işlediği cinayetlere yer verir. Roman daha sonra “Perfume: The Story of a Murderer” adıyla sinemaya uyarlanmış, ülkemizde de “Koku: Bir Katilin Hikâyesi” adıyla gösterime girmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Émile Zola’nın satırlarında…” title_font_size=”13″]

    Edebiyat eserlerinde parfüm detaylarına rastlamak hiç zor değildir. Émile Zola’nın Nana isimli romanı da onlardan biridir. İşte o bölümlerden biri… “Tuvalet masasının üstünü kaplayan gül, leylâk, sümbül demetlerinden yapılan baygın bir çiçek kokusu dolduruyordu insanın içini. Küvetlerden yayılan ağır kokuyla birlikte bir bardağın içine ufalanmış keskin bir lavanta çiçeği kokusu da karışmaktaydı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Balzac’ın gerçeklerden esinlendiği hikâyesinde…” title_font_size=”13″]

    Honore de Balzac’ın ana karakteri Parisli bir parfümcü olan romanı, Parfümcü Cesar Birotteau’nun Yükselişi ve Düşüşü de başka bir örnektir. César Birotteau, sınıf atlama hayaliyle dolu ve parfümeri dükkânı olan bir tüccardır. Balzac,  Birotteau’nun yükseliş ve düşüşünü anlattığı romanı için Paris’in Rue Saint-Honoré caddesinde gerçekten bir parfümerici olan Jean Vincent Bully’den esinlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fantastik bir romanda…” title_font_size=”13″]

    Amerikalı roman yazarı Tom Robbins’in fantastik kitabı Parfümün Dansı’nda konu dönüp dolaşıp nihayetinde üretilen bir parfümün sırrına gelip dayanır. Öldürülmek istenen Alobar adlı bir kral ile dul kaldığı için ölümüne karar verilen Kudra’nın yollarının kesişmesi, maceraları ve karşılarına çıkan kötü kokulu Pan’ın kokusunu gizlemek için ürettikleri parfüm kitabın genel çerçevesini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Refik Halid Karay’ın pek çok kitabında…” title_font_size=”13″]

    Parfümün Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Osmanlı topraklarındaki izini süren ve eserlerinde sıkça yer veren Türk edebiyatçıların başında ise Refik Halid Karay gelir. Edebiyatçının Sonuncu Kadeh isimli kitabından eski zamanların parfüm adları ile ilgili alıntı: “Eski zamanların, Mikado, Opoponaks, Küvir dö rüsi, Lüben gibi parfönlerini ve şişelerini düşündü; sonra Piver markalı harcılâlem kokular yahut kibarcaları, mesela violet dö Parm, fuan Kupe gibilerini hatırladı; arkasından işte suvar dö Pari, Krep de Şin ve büsbütün yenileri, bugünkü neslin kullandıkları!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk edebiyatının usta kalemlerinde…” title_font_size=”13″]

    “…ve kokulardan kamelya, leylak, çayır kokusu, Atkinson, Lubin filan bilmiyorlar.” Bu alıntı ise usta Türk edebiyatçılarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Efsuncu Baba isimli romanından…  Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Halit Ziya Uşaklıgil, Reşat Nuri Güntekin de eserlerinde parfüm ve koku ile ilgili vurgularda bulunan isimlerdir.