Etiket: Osmanlı İmparatorluğu

  • ASIRLIK İFTAR DUYURUSU: TOP ATIŞI GELENEĞİ

    Ramazan ayı yalnızca manevi bir ibadet dönemi değil, aynı zamanda kültürel geleneklerin yaşatıldığı özel bir zamandır. Sabır, yardımlaşma ve birlik duygularının güçlendiği bu ayda iftar vaktini duyurmak için top atışı yapılması, yüzyıllardır süregelen bir gelenektir. Bu geleneğin kökenine dair farklı rivayetler bulunmaktadır. Yazımızda, iftar topu atışlarının nasıl başladığını ve Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıl köklü bir gelenek hâline dönüştüğünü okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında iftar vaktini duyurmak için top atışı yapılması, yüzyıllardır süregelen bir gelenektir. Bu geleneğin kökenine dair farklı rivayetler bulunmaktadır. En yaygın anlatımlardan biri, geleneğin ilk olarak Memlükler Dönemi’nde tesadüfen ortaya çıktığı yönündedir. Rivayete göre, 15. yüzyılda Mısır’da bir asker, topu temizlerken yanlışlıkla ateşlemiş ve bu olay akşam ezanına denk gelmiştir. Halk, bu atışın iftar vaktini duyurmak amacıyla yapıldığını sanmış ve zamanla bu uygulama gelenek hâline gelmiştir.

     

    Bir diğer rivayet ise geleneğin Safevîler’den I. Abbas Dönemi’nde (1587-1629) başladığını öne sürer. Bu anlatıya göre, top atışı yalnızca iftar vaktinde değil, sahurun son dakikalarında da yapılırdı. Böylece hem oruç açma hem de oruca başlama vakti halka duyurulurdu.

     

    Başka bir kaynak ise geleneğin kökenini Fâtımîler Dönemi’ne dayandırır. Rivayete göre, Fâtımî halifelerinden biri, Kahire’nin yüksek noktalarından biri olan Mukatam Tepesi’ne bir top yerleştirerek halkın iftar vaktini öğrenmesini sağlamıştır. Bu yöntem, özellikle geniş coğrafyalara yayılmış şehirlerde iftar vaktinin doğru ve eşit şekilde duyurulmasına yardımcı oluyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı arşivlerine göre, ramazan ayında top atışı geleneği ilk olarak 1821 yılında Anadolu Hisarı’nda başlatılmıştır. Halk tarafından da benimsenen bu uygulama 1827 yılında Yedikule Surları’ndan top atışlarının yapılmasıyla devam etmiştir. Kalelerin bulunmadığı bölgelerde ise güvenlik nedeniyle top atışları yasaklanmış, bunun yerine tüfek ateşlenerek iftar vakti halka duyurulmuştur. Halkın büyük ilgisini çeken bu uygulama, ramazan ayı boyunca devam etmiş ve zamanla iftar topu, Osmanlı’da köklü bir gelenek hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde, başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde, iftar ve sahur vakitlerini duyurmak için yapılan top atışları, resmî bir uygulama hâline gelmiştir. Bu görev, olası kazaları önlemek amacıyla özel eğitim almış, tecrübeli Osmanlı askerleri tarafından yerine getirilirdi. İftar topu atışlarında cebel topları, sahra topları, balyemez topu, dağ topu, karabina topu ve kamış topu gibi farklı türde toplar kullanılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın etkisiyle birçok İslam ülkesinde benzer gelenekler oluşmuş ve top atışı, ramazan ayında iftar saatini bildiren bir işaret olarak sürdürülmüştür. Özellikle Osmanlı egemenliğinde bulunan topraklarda bu gelenek benimsenmiş ve zamanla yerleşik hâle gelmiştir. Günümüzde Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Kosova gibi Balkan ülkelerinde iftar topu geleneği hâlâ yaşatılmaktadır. Saraybosna’da iftar vakti Sarı Tabya’dan yapılan top atışları, ramazan ayının önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında top atışı, zamanı duyurmanın ötesinde toplumsal dayanışmanın da sesi olmuştur. Her top atışı; iftar sofralarının kurulmasını, duaların yükselmesini ve birlikte oruç açmanın coşkusunu simgeler. Bu gelenek, ramazanın maneviyatını pekiştiren önemli bir ritüel olarak toplumlardaki yerini korumaya devam etmektedir.

  • OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE RAMAZAN GELENEKLERİ

    Osmanlı İmparatorluğu, derin izler bırakan kültürel zenginliğiyle pek çok geleneği ve değeri günümüze yansıtmaya devam ediyor. Ramazan ayının başladığı bu günlerde, nesilden nesile aktarılarak toplumsal birliği ve dayanışmayı pekiştiren; aynı zamanda kültürel mirasın korunmasına da katkı sağlayan, kök salmış ve hâlâ önemli bir yere sahip olan Ramazan geleneklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cami Minarelerinde Mahyalar ” title_font_size=”13″]

    Camilerde kandil yakma geleneği İslamiyet’in ilk yıllarından itibaren varlığını sürdürse de minarelerde kandil yakılması yalnızca Osmanlı’ya has bir gelenektir. Ayet, hadis veya gül, ay gibi motifleriyle şehri aydınlatan mahyalar, 16. yüzyıldan itibaren verdiği güzel mesajlarla insanları iyiliğe ve doğruluğa çağırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar ve Sahur Şenlikleri ” title_font_size=”13″]

    Kurulan Ramazan çadırlarında toplanan halk, akşam ezanıyla birlikte patlatılan iftar topu ile çadırda dağıtılan iftariyeliklerle dua edip iftarını açar. Tüm gün tutulan orucun ardından afiyetle yenilen yemekler, kılınan teravih namazlarından sonraki mütevazı şenlikler, mahalle ahalisinin hoş sohbetleri sahura kadar devam eder. Osmanlı döneminden bu yana iftardan sonra sahur vaktine kadar Karagöz ve Hacivat gibi geleneksel kukla oyunlarımız hem çocukların hem yetişkinlerin keyifli vakit geçirmesi için meydanlarda sahnelenir. Ramazan’ın birlik ve beraberlik duygusu içinde çocuklar sokaklarda oyunlar oynar, yetişkinler ise ibadetlerini edip manilerle ve fasıllarla Ramazan ruhunu yaşarlar. Sahur vaktinde oruca niyetlenenler Osmanlı’dan beri İstanbul’da Feshane ve Sultanahmet civarında toplu sahur masalarında buluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftarın Habercisi Ramazan Topları ” title_font_size=”13″]

    Bütün gün nefse hâkim olduktan sonra iftar zamanı geldiğinde orucu açmak için sabırsızlıkla beklenen ezan ve top atışları Osmanlı’dan bu yana süregelen geleneklerimizden biri. Şehrin güvenli bir noktasından, bir ay boyunca, akşam ezanı zamanında, iftar vaktinin geldiğini duyurmak için atılan iftar topu, cep telefonları yokken son derece önemliydi ve sesini duyurabildiği tüm evlerin iftar habercisiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zimem Defteri ” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da Ramazan’da hâli vakti yerinde olanlar hiç tanımadıkları yerlerdeki bakkal, kasap, manav vb. dükkânlara giderek veresiye defterindeki alacaklıların borcunu öderdi. Zimem defteri denilen bu gelenek, adını o dönemdeki alacak-verecek defterinden alır. Yardım edilen kişinin mahcup edilmemesi ve “sağ elin verdiğini sol el bilmemeli” öğüdüyle yapılırdı. “Zimem defteriniz var mı?” diye soran kişi kendi imkânı ölçüsünde defterdeki yapraklardan bir kısmını veya defterin tamamını satın alarak bu kişilerin borcunu öderdi. Ne ödeyen kimin borcunu ödediğini ne de borçlu borcunu kimin ödediğini bilirdi. Bakkalın uygun bulunan bir yerine yazı asılır, mahallenin borçlarının silindiği haber verilir, kimse de utandırılmazdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ramazan Pidesi ” title_font_size=”13″]

    Damak tadına göre yemek menüsü değişse de iftarın vazgeçilmez lezzeti olan Ramazan pidesi, tüm ay boyunca uzun kuyruklar pahasına sofralardaki yerini alır. İftar zamanı yaklaştıkça sokağı saran enfes kokusuyla Ramazan ayının en hatırda kalan sembolü olan pideler Osmanlı’dan bu yana sadece bu aylara özel olarak pişirilir. Ramazan aylarında Sultan’ın isteğiyle pişirilen ve halkla paylaşılan pidelerin yapımı normal ekmeğe göre daha zahmetlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diş Kirası ” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminde iftar saati kapıyı kim çalarsa geri çevrilmezdi. Büyük konaklarda hem zenginler hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulur, iftarın ardından ev sahibi yemeğe gelen misafirlerine diş kirası ismi altında hediyeler sunardı. Hâli vakti yerinde aileler görece yoksul ve yardıma muhtaç aileleri evlerine özellikle iftara davet eder; çocuklara altın ve gümüş akçeler verilirdi. Mütevazı keselerde yerleştirdikleri hediyeleri gösterişsizce misafirlerine ikram etmek usuldendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tekne Orucu ” title_font_size=”13″]

    Küçük çocukları İslam dininin şartlarından olan “oruç tutmaya” alıştırmak için tekne orucu tutmaları sağlanırdı. Öğle vaktine kadar yarım günlük bir oruçla iradelerini sınayan çocukların azimlerini ödüllendirmek için küçük hediyeler vermek de adettendi. Böylece çocukların dini kaidelere ve geleneğe yabancı kalmamaları, ayrıca Ramazan’ın önemini anlamaları sağlanırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ramazan Alışverişi ve Temizliği ” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında ev halkını tatlı bir telaşe alır, evin hem Ramazan hem de bayram boyunca tertemiz olmasına dikkat edilir. Özel günlerde kullanılan tabaklar, bardaklar, çatal ve kaşıklar ortaya çıkarılır. Mütevazı Ramazan sofralarında besleyici yemek ve ikramlar için semt pazarından alışveriş yapılır; börekler, sarmalar ve yöresel yemekler hazırlanarak aynı masada ortak değerleri paylaşmanın keyfine varılır.