Etiket: osman hamdi bey

  • SABIRLA BEKLEYEN KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ

    Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi eseri, dönemin kültürel yapısını ve sanatçının düşünsel dünyasını, özellikle kaplumbağa figürleri üzerinden sembolik bir anlatımla yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Osman Hamdi Bey, Kaplumbağa Terbiyecisi’ni 1906 ve 1907 yıllarında iki versiyon hâlinde çalıştı. Yağlı boya tekniğiyle yapılan eser, 222 × 122 cm ölçülerindedir. İlk kez 1906’da Paris’teki Grand Palais’de L’homme aux Tortues (Kaplumbağalı Adam) adıyla sergilendi. Dönemin Osmanlı Ressamlar Cemiyeti tarafından ise Kaplumbağalar ve Adam olarak anıldı. Zamanla eser, bugün bilinen adıyla hafızalara yerleşti. Tablonun Bursa Yeşil Camii’nin üst katındaki bir odada çizildiği aktarılır. Dikey kompozisyonun hâkim olduğu sahnede alçak bir pencereden süzülen gün ışığı mekânı aydınlatır. Loş ortamda, kaplumbağaları terbiye etmeye çalıştığı düşünülen bir figür ve onun çevresinde ağır adımlarla ilerleyen kaplumbağalar yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Resimde izleyiciye arkasını dönmüş erkek figürü, yerde bulunan altı kaplumbağanın içinde konumlanır. Figürün ellerinde bir üflemeli çalgı, sırtında ise nakkare bulunur. (Def çalan kişilere eskiden “nakkar” denmesi, bu çalgının adının da aynı kökten türediğini gösterir; nakkare büyük def anlamına gelir.) Doğu’ya özgü kırmızı entarisi, belindeki kemerle birlikte kompozisyonda güçlü bir görsel ağırlık oluşturur. İç mekânda dökülen sıvalar, yıpranmış çiniler ve genel loşluk hissi dikkat çeker. Işık, pencere kemeriyle figür arasında simetrik bir ilişki kurar. Osman Hamdi Bey, ışık-gölge karşıtlığından yararlanarak sahnedeki dramatik etkiyi artırırken; nesnelerin doğal renklerine bağlı kalmayı tercih etmiştir. Eserle ilgili yaygın yorumlardan biri, kırmızı giysili figürün Osman Hamdi Bey’i temsil ettiğidir. Sanatçının başka eserlerinde de kendi figürünü kullandığı bilinir. Bunun için önce istediği açıdan fotoğraf çektirdiği, ardından bu görüntülerden yararlanarak resimlerini oluşturduğu aktarılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sanatçının müzecilik çalışmaları, sanat eğitimi alanındaki girişimleri ve arkeolojik kazılar yoluyla bilimi yayma çabası, figürün reformcu bir kimlik olarak okunmasına zemin hazırlar. Yerdeki kaplumbağalar ise bu dönüşüm sürecine ayak uydurmakta zorlananları simgeler. Yavaş hareketleri ve sert kabuklarıyla kaplumbağalar, zahmetli bir süreci işaret eder. Eğitilmesi güç bu figürler karşısında dervişin hafifçe eğilmiş duruşu, üstlendiği sorumluluğun ağırlığını ve buna eşlik eden yılgınlığı sezdirir. Kaplumbağaların tabloda yer almasının kesin nedeni belgelere dayandırılamasa da Türk kültüründe ve mitolojik anlatılarda taşıdıkları sembolik anlamlar göz önüne alındığında bu tercihin rastlantısal olmadığı düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kompozisyonun üst bölümünde yer alan ve “Kalplerin şifası, sevgiliyle buluşmaktır.” şeklinde çevrilen Şifâʾü’l-kulûb likāʾü’l-mahbûb ifadesi, tablonun düşünsel merkezlerinden biridir. Bu sözün, terbiyecinin kaplumbağalara aktarmaya çalıştığı bilgi ve bilgelik anlayışına işaret ettiği düşünülür. Yazının kompozisyonda her şeyin üzerinde konumlanması, ona atfedilen kutsallığı da görünür kılar. Kaplumbağa Terbiyecisi, aynı zamanda “sabır” kavramı üzerinden okunur. Yavaş hareket eden ve eğitilmesi güç kaplumbağalarla kurulan ilişki, uzun soluklu bir çabayı işaret eder. Figürün müzik aletlerinden yararlanması ise, dönüşümün aceleyle değil; incelik, süreklilik ve zamanla mümkün olabileceğini simgesel bir dille ortaya koyar.

  • 8 Madde ile Sanat Tarihimize Damgasını Vuran Osman Hamdi Bey

    8 Madde ile Sanat Tarihimize Damgasını Vuran Osman Hamdi Bey

    İlk Türk arkeolog ve ilk Türk ressamlarından olan Osman Hamdi Bey, çağdaş müzeciliğin ülkemizdeki hamisi olarak da sanat tarihimizde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Diplomatik görevlerde de bulunan Osman Hamdi’nin bu çok yönlülüğü diğer aile bireylerinde de görülebilir. Örneğin, sadrazamlığa kadar yükselen babası İbrahim Ethem Paşa, ilk maden mühendislerinden olduğu gibi Sultan Abdülmecit’in de Fransızca öğretmenidir. Aşağıdaki 8 maddede Osman Hamdi Bey’in 1842-1910 yılları arasında geçen ve ardında önemli izler bırakan hayatından kesitler bulacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Osman Hamdi Bey’in resim tutkusu 16 yaşında kara kalem çizimleriyle başlamış, babasıyla birlikte gittiği Viyana müze ve sergilerinde kök salmıştı. Hukuk eğitimi için 12 yıl kaldığı Paris’te, önemli ressamların atölyelerinde çıraklık yaparak resim eğitimi de aldı. Henüz 25 yaşında iken Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları hala bilinmeyen üç eserini yollamıştı. Bu resimler Pusuda Zeybek, Zeybeğin Ölümü ve Çingenelerin Molası’ydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Devlet kademesinde çeşitli görevlerde bulunan Osman Hamdi Bey, memurluğu bırakınca Osmanlı’daki ilk müze oluşumu Müze-i Hümayun’un müdürü ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kurucu müdürü yapıldı. Ölümünden 100 yıl sonra bile takdirle anılacak çalışmaları bu görevleri sırasında gerçekleştirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk iş olarak eski eserler tüzüğünü yeniden düzenledi ve Osmanlı topraklarında bulunan eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklattı. Nemrut Dağı’ndan Lagina’ya, Alacahöyük’ten Rodos’a kimine kendisinin de katıldığı arkeolojik kazılar yaptırdı. Ortaya çıkarılan tarihi eserler Aya İrini’deki alana sığmayınca Çinili Köşk’e taşıttı, burası da yetersiz kalınca İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin inşa edilmesini sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    osman hamdi bey

    Sayda Kral Mezarlığı kazısı gerçekleştirdiği kazılardan en önemlisi oldu. Lübnan’da yapılan ve dünyada yankı uyandıran bu kazıda, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte olan İskender Lahdi gün yüzüne çıkarıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Osman Hamdi Bey hepsinin ötesinde bir ressamdı, bütün bu çalışmaları sürdürürken eserler üretmeye devam etti. Coğrafyamızda figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kendisini tanımayanların dahi aşina olduğu eseri Kaplumbağa Terbiyecisi isimli resimdir. 1906’da tamamladığı resim için, Osman Hamdi’ye, Bağdat’taki görevi sırasında babasının gönderdiği Tour de Monde dergisindeki bir makale ve orada anlatılanları betimleyen bir gravürün ilham verdiği düşünülmektedir. Bu makale Aimé Humbert adındaki İsviçreli diplomata aittir ve yazısında Japonya’da gördüğü kaplumbağa terbiyecilerinden söz etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Osman Hamdi Bey’in resimlerindeki üslubu oryantalizme yakın bulunur. Oryantalist izler taşıyan en ünlü eserlerinden biri Kahve Ocağı isimli tablosudur. Pek çok nişan, madalya ve ödül sahibi Osman Hamdi Bey’in eserlerine günümüzde biçilen değerler kendi rekorlarını kırmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Osman Hamdi Bey’in 1884 yılında yaptırdığı ve bir dönem yaşadığı Gebze Eskihisar’daki köşkü 1987 yılından bu yana Osman Hamdi Bey Müzesi olarak ziyaretçilere açıktır. Bu köşkün giriş katındaki ahşap kapılara kendi yaptığı çiçek resimlerine ise bugün paha biçilememektedir.

  • OSMAN HAMDİ BEY’İN FIRÇASINDAN ÇIKAN ESERLER

    1842 ile 1910 yılları arasına yaşamış olan Osman Hamdi Bey, arkeolog, ressam ve müzeci nitelikleriyle Osmanlı’nın çok yönlü entelektüellerinden biridir. Hatta kendisi Kadıköy’ün ilk Belediye Başkanı unvanına da sahip bulunmaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin 29 yıl müdürlüğünü yapan, Sanayi-i Nefise Mekteb-i’nin, yani bugünkü adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin kurucusu olan Osman Hamdi Bey’in eserlerinin bir bölümünü sizin için listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çinilerin, ahşap kabartma ve oymaların, bindallı ve kaftanın, sedirin, halının, Türk kahvesi ve uzun çubukla içilen nargilenin arzıendam ettiği bu resmi Osman Hamdi Bey, yağlı boya ile tuval üzerine 1879 yılında yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Feraceli iki kadın, cami önünde masasını kurmuş olan arzuhalciye arzuhal yazdırmaktadır. Tablodaki detaylar içinde, cami duvarındaki çini alınlık ile iki sokak köpeği dikkat çekmektedir. Tablo günümüzde Sakıp Sabancı Müzesi’nde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Açık alanda büyük pembe başlığı ve Batılı giyim tarzıyla dikkat çeken kız, Osman Hamdi Bey’in kızı Nazlı’dan başkası değildir. Eser, Pera Müzesi’nde Oryantalist Resim Koleksiyonu içinde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, kızının ayrıca bir portresini daha yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1880 yılına ait Kur’an Okuyan Kız isimli tablosunda Osman Hamdi Bey, sabah saatlerinde rahle başında Kuran okuyan bir kızı resmetmiştir. Sabah saatleri olduğu yorumu, resimdeki ışıktan yola çıkılarak yapılmaktadır. Bu özel tablo, 2019 yılında Londra’daki Bonhams Müzayede Evi’nde düzenlenen açık artırmada rekor bir fiyata satılarak tarihteki en pahalı Türk resmi unvanını almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ayakta tambur ve oturarak def çalan iki kız, Bursa Yeşil Camii’ndeki namazgâhın önündedir. Arka planda ahşap kakmalar, daha ön planda oymacılık eseri mermer bir korkuluk, yerde halılar, kenardan görünen çini duvar tablonun önemli detaylarıdır. Ressam bu tabloyu 1880 yılında yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenen Mimozalı Kadın tablosunda gördüğümüz kişi, Osman Hamdi Bey’in sonradan Naile adını alan eşi, Marie’dir. Ressamın 1906 yılında yaptığı tablonun üslubu o dönem Batılı olarak değerlendirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kimi eski yayınlarda Kaplumbağalar ve Adam ismiyle sunulan, sonraları Kaplumbağa Terbiyecisi adıyla anılan tablo Osman Hamdi Bey’in en ünlü eseridir. Arka tarafta kavuşturduğu elleriyle ney tutan adam ve yaprak yiyen kaplumbağalar, tablonun ne anlattığına dair çok sayıda yorumun yapılmasına neden olmuştur. Ressam, tablonun 1906 ve 1907 yılında iki versiyonunu çizmiştir. İlkinin boyutları 222 × 122 cm iken, ikincisini 136 x 87 cm olarak daha küçük boyutlarda resmetmiştir. Osman Hamdi Bey ilk versiyonda beş kaplumbağaya, ikinci versiyonda altı kaplumbağaya yer vermiştir. İkinci tabloyu dünürü Salih Münir Paşa’ya ithaf ettiğini gösteren bir not eklemesi de tablolar arasındaki diğer bir farktır.

  • Uygarlık Tarihimize Yolculuk: 8 Madde ile Arkeoloji Müzesi

    Uygarlık Tarihimize Yolculuk: 8 Madde ile Arkeoloji Müzesi

    Bu listemizde eser zenginliği bakımından dünyanın en büyük müzeleri arasında gösterilen İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götüreceğiz sizi… Yapının çoğul olarak ifade edilme nedeni tarihi yarımadadaki adresinde üç müzenin yan yana bulunması: Arkeoloji Müzesi, Çinili Köşk ve Eski Şark Eserleri Müzesi… Ve işte 8 maddelik gezi rotamız!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    Çinili Köşk

    Çinili Köşk, en nadide Türk çini ve seramik eserlerinin sergilendiği, İstanbul Arkeoloji Müzeleri içindeki en eski yapıdır ama tarihçesi müze olarak başlamaz. Arkeolojik eserlerin toplandığı Aya İrini Kilisesi’ndeki mekânın yetmemesi üzerine, daha önce Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olan yapı 1880 yılında müze olarak açılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    Şark Eserleri Müzesi

    Eski Şark Eserleri Müzesi ise 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisi olarak Osman Hamdi Bey tarafından yaptırılmış, okul 1917 yılında başka bir binaya taşınınca Yakın Doğu’ya ait eserlerin sergilenmesi için müzeye dönüştürülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    Arkeoloji Müzesi – Ana Bina

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri içindeki ana bina ise Arkeoloji Müzesi olarak adlandırılan yapıdır. İçinde sergilenen eşsiz nitelikteki eserler arasında, Lübnan’ın Sayda şehrinde yapılan kazılarda keşfedilen lahitler bulunmaktadır. Ve müzenin yapılma nedeni de işte bu eserlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    Lübnan’da bulunan lahitler

    1888 yılındaki Krallar Nekropolü Kazıları’nda bulunan lahitlerin sergilenmesi için bir yapı gerekmiş, Osman Hamdi Bey’in önderliğinde o zamanki adı ile Müze-i Hümayun yani İmparatorluk Müzesi kurulmuştur, 1891 yılında ziyarete açılan müze, Şark Eserleri Müzesi’ni de yapan Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    Osman Hamdi Bey

    Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönem hâkim olduğu geniş topraklarda keşfedilen ve yüzlerce farklı medeniyetin izini taşıyan eserler İstanbul şehrindeki bir müzede bir araya gelebilmiştir. Bunda, kuruluşundan itibaren müzenin  29 yıl boyunca müdürlüğünü yapan, arkeolog olarak kazılara bizzat katılan ressam Osman Hamdi Bey’in rolü büyüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kadeş antlaşması
    Kadeş Antlaşması Tableti

    Dünyada mutlaka görülmesi gereken bazı eserler vardır, işte İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki Kadeş Antlaşması tableti bunlardan sadece bir tanesidir. Şimdiye kadar kaydı bulunmuş en eski antlaşma olan Kadeş, Mısır ve Hitit kralları arasında 13. yüzyıl ortalarında Kadeş Savaşı’nı sonlandırmak için yapılan antlaşmadır. Barışı simgeleyen bu kil tablet, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa’da yani Çorum Boğazköy’de yapılan kazılar sonucu bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    Sidamara Lahdi

    İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki paha biçilmez eserlerden biri de Sidamara Lahdi’dir. Ereğli’de bulunan eser o kadar heybetlidir ki Konya demir yoluna ancak 40 manda ile getirilebilir, oradan da trenin vagonunda yapılan düzenlemelerle İstanbul’a nakledilir. MS 3. yüzyıla ait olan lahdin üzerindeki kabartma heykeller ile yapılan betimlemeler de oldukça ilgi çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul arkeoloji müzesi
    İştar Kapısı – Çivi yazısı ile yazılmış Aşk Şiiri Tableti

    İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Bronz Çağı, Helen, Roma ve Bizans dönemlerine ait bir milyona yaklaşan sayıda eser sergilenmekte… Hammurabi Kanunları tableti, üzerinde çivi yazısı ile ilk aşk şiirini saklayan tablet, Babil İmparatorluğu zamanında yaptırılan kent giriş kapısı ve daha niceleri… Bu eşsiz müze 1993 yılında “Avrupa Konseyi Müze Ödülü”nü almıştır.

  • Sanat Tarihinden 8 Resimle Osmanlı Gündelik Yaşamı

    Sanat Tarihinden 8 Resimle Osmanlı Gündelik Yaşamı

    Bu listemizde 8 ressamın Osmanlı topraklarındaki gündelik yaşamı resmettiği 8 tablosunu görebilirsiniz. İngiliz ressam John Frederick Lewis’ten Türk ressam Osman Hamdi Bey’e, Fransız ressam Jean Baptiste Hilaire’den Osmanlı sarayının son ressamı olarak da bilinen Fausto Zonaro’ya hepsi Kültür ve Yaşam sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]