Etiket: Orta Çağ

  • İSTANBUL’UN GÜNEŞ SAATLERİ

    Güneş saatlerinin üzerindeki çizgiler ve işaretler, güneşin gökyüzündeki hareketine göre gölge uzunluğunu ve konumunu gösterir. Bu sayede belirli saatlerde gölgenin düştüğü yerden zamanı okumak mümkündür. İlk örneklerine M.Ö. 3500’lü yıllarda Antik Mısır’da rastlanan güneş saatleri, Orta Çağ’da İslam dünyasında astronomi ve matematikteki ilerlemelerle daha da geliştirilmiş ve cami avlularında kullanılmıştır. İslam kültüründe özellikle namaz vakitlerini belirlemek için kullanılan güneş saatleri, günümüzde tarihî ve kültürel miras olarak korunmaktadır. İnsanlığın doğayla olan bağlantısını ve bilimsel ilerlemenin kökenlerini göstermesi bakımından büyük öneme sahip olan güneş saatlerinin İstanbul’daki örneklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fatih Camii” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet tarafından 15. yüzyılda inşa ettirilen Fatih Camii’nin minare kaidesinde yer alan güneş saati, Türk matematikçi, astronom ve dil bilimci Ali Kuşçu tarafından 1473 yılında yapılmıştır. Osmanlı döneminin en eski güneş saatlerinden biri olan bu saat, özellikle namaz vakitlerini belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Büyük saat, Osmanlıların kullandığı ve günün başlangıcını güneşin batışı olarak kabul eden (12 + 12 = 24) saatlik eşit süreli bir saat sistemi olan gurubî/ezanî saate göre ayarlanmıştır. Bu saat, caminin bu cephesine güneş vurduğu sürece günün öğleden sonraki saatleri gösterir. Saat üzerinde, mevsimlere göre değişen yaz gün dönümü, kış gün dönümü ve ekinoks doğruları da bulunmaktadır. Küçük saat ise ikindi namazını gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üsküdar Ayazma Camii” title_font_size=”13″]

    1760-1761 yılları arasında III. Mustafa tarafından annesi Mihrişah Sultan adına yaptırılan Ayazma Camii’nin minare kaidesindeki güneş saati, mermer üzerine işlenmiş hassas çizgiler ve işaretlerden oluşur. Ayazma Camii ve güneş saati, tarihi eser olarak koruma altındadır. Zamanla yıpranan veya zarar gören kısımları restore edilmiş ve aslına uygun şekilde korunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mihrimah Sultan Camii” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptırılan ve aynı isimle anılan iki camiden biri Edirnekapı’da, diğeri ise Üsküdar’da bulunmaktadır. Üsküdar’daki caminin batı duvarına 1769 yılında mermerden yapılmış bir güneş saati eklenmiştir. Mimar Sinan’ın en önemli eserleri arasında yer alan her iki caminin de güneş saatleri, taşçılık sanatının en güzel örneklerindendir. Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin minaresinde ise batıya bakan tarafında dörtgen ve üçgen formunda iki adet güneş saati bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Topkapı Sarayı ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460-1478 yılları arasında yaptırılan Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda Dairesi’nin ön tarafında bulunan güneş saati, namaz vakitlerinin belirlenmesi için Fatih’in emriyle inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde yapılan ilk güneş saatlerinden biridir ve üzerinde Sultan III. Mustafa döneminde tamir edildiğine dair bir kitabe bulunmaktadır. Sarayda ayrıca MÖ 4.-6. yüzyılları arasında Roma dönemine ait bir güneş saatinin kalıntıları da yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ferruh Kethüda Camii” title_font_size=”13″]

    Ferruh Kethüda Camii, İstanbul’un Balat semtinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası, yani kâhyası Ferruh Ağa tarafından 1562-63 yıllarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Caminin arka duvarında, yola bakan bir konumda yer alan güneş saati, demir miller ile donatılmıştır. Bu millerin gölgesinin izdüşümü sayesinde namaz vakitleri hesaplanabilmektedir. Günümüze ulaşan nadir örneklerden biri olan bu güneş saati, tarihî ve bilimsel değerinin yanı sıra, dönemin mühendislik anlayışını da gözler önüne sermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhaşşi Sinan Camii” title_font_size=”13″]

    Muhaşşi Sinan Camii, İstanbul’un Beykoz ilçesinde bulunan ve minaresinde güneş saati bulunan tek camidir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul Kadısı olarak görev yapan Muhaşşi Sinan Efendi tarafından 1574 yılında yaptırılmıştır. Bu özellik, camiyi Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında benzersiz kılmaktadır. Ayrıca, minarenin tabanında yer alan tarihi çeşme, caminin mimarisi açısından diğerlerinden ayrılmasını sağlayan önemli bir detaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Camii ” title_font_size=”13″]

    Fatih’teki Yeni Camii ya da Valide Sultan Camii, 1597 yılında Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan’ın talimatıyla temelleri atılmış ve 1665 yılında IV. Mehmed’in annesi Turhan Hatice Sultan’ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanarak ibadete açılmıştır. Caminin güneybatı köşesinde avlu duvarında üç tane güneş saati bulunmaktadır. Her bir güneş saati, farklı doğrultu ve açıyla yerleştirilmiş olup, günün çeşitli saatlerini ve mevsimsel değişiklikleri izlemek üzere tasarlanmıştır.

  • AVRUPA’NIN GÖRKEMLİ ŞATOLARI VE KALELERİ

    Orta Çağ’da bulundukları bölgenin ekonomik, siyasi ve idari merkezi olan şatolar, 15. yüzyıldan sonra soylu sınıfın görkemli ikametgâh adreslerine dönüşmüştür. Günümüzde müze, lüks otel veya arşiv binası gibi farklı işlevler üstlenmektedirler. Kaleler ise askerî açıdan önemli noktalarda güvenliği sağlamak amacıyla inşa edilmiş yapılardır ve aynı şatolar gibi günümüzde çoğunlukla kültürel ve turistik amaçlarla kullanılmaktadır. Avrupa’nın görkemli şato ve kalelerini sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fransız Kral I. François’in İtalya Rönesans sanatını uygulamak üzere 16. yüzyılda yapımına başlattığı Chambord Şatosu’nun sadece duvarları 15 yılda örülmüş, inşaatın tamamlanması ise 25 yıl sürmüştür. 2. Dünya Savaşı sırasında, bir süre Mona Lisa gibi değerli sanat eserlerine ev sahipliği yapmış olan şato, Moliere’in Kibarlık Budalası oyununun ilk temsilinin sergilenmesi gibi ünlü olaylara da mekân olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yazar Abraham Bram Stoker’ın roman karakteri Drakula’nın kalesi olduğu var sayılan ve turistler tarafından yoğun ilgi gören Castelul Bran (Bran Kalesi), 20. yüzyıl başlarına kadar askeri amaçla kullanılmış, 1920’de ise Romanya Krallığı’nın resmi ikametgâh adresi olmuştur. Ülkede rejimin değişmesinden sonra kraliyet ailesi mirasçılarına geri iade edilmiştir. Günümüzde müze olarak ziyarete açık bulunan kalede Romanya Kraliçesi Marie tarafından toplanan mobilya ve eserler sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak 1228’de inşa edilse de 18. yüzyılda yenilenen ve mimari açıdan Orta Çağ ile Viktorya döneminden izler taşıyan Ashford, şatolar ülkesi İrlanda’nın çok sayıdaki görkemli yapısından biridir. 300 dönümlük devasa bir arazi içinde yer alan tarihi kale günümüzde Galler prensi gibi önemli isimleri ağırlayan bir otel olarak işlev görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Almanya’nın Bavyera eyaletinde, 19. yüzyıl neo-romantizm mimarisiyle inşa edilmiş olan Neuschwanstein Şatosu, Disneyland’a da model olan şato olarak bilinmektedir. Günümüzde Würzburg ile Füssen’i birbirlerine bağlayan durak noktasında yer alan şato, sarp bir tepede olmasına aldırmayan turistler tarafından ziyaret edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    9.yüzyılda inşa edilen ve 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan Alcazar de Segovia (Segovia Kalesi), bir kayalığın üstüne uzanan ve gemi pruvasına benzetilen görüntüsüyle büyüleyicidir. Dışarıda asma köprüsü, avlusu ve kuleleri; içeride kral oda ve salonları, taht odası, şapeli ve çok daha fazlası birleşerek devasa bir kompleks oluşturur. Şato günümüzde müze ve askeri arşivler binası olarak hizmet vermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Danimarka’nın Fyn Adası’na 14. yüzyılda inşa edilen ve mimarisinde Rönesans dönemi izleri taşıyan Egeskov Slot (Egeskov Şatosu), 200 bin metrekarelik bir park alanı içinde yer almaktadır. Şatonun en belirgin özelliği ise en fazla beş metre derinlikteki küçük bir gölün içine meşe kazıklar üstüne inşa edilmiş olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Slovenya’nın kuzeybatısında küçük bir kasaba olan Bled, dağlarla çevrelenen göle ve göle dik bir kayalık üzerinden bakan şatoya da adını vermiştir.  Bir Orta Çağ yapısı olan Bled Şatosu, alametifarikaları olan muhteşem doğa manzarası ve tarihi değeri sayesinde ülkenin en çok ziyaret edilen turistik yerleri arasında bulunmaktadır.