Etiket: niğde

  • BİNLERCE YILLIK TARİHİN DERİNLİKLERİNDE: GÜMÜŞLER MANASTIRI

    Niğde ilimizde yer alan Gümüşler Manastırı, Kapadokya bölgesinin en önemli tarihî yapılarından biridir. Doğrudan kayaya oyularak inşa edilen bu manastır, Bizans İmparatorluğu Dönemi’ne ait olup, 8. ile 12. yüzyıllar arasında yapılmış olduğu düşünülmektedir. Mimarisi, freskleri ve yer altı yapılarıyla, dönemin dinî ve kültürel yaşamına dair önemli bilgiler sunan Gümüşler Manastırı hakkındaki detayları yazımızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük bir tüf kaya kütlesinin içine oyulmuş olan Gümüşler Manastırı, Bizans Dönemi’nde “Traicas” (Dragia) adıyla biliniyordu. Çevresinde eski dönemlerden kalma gümüş yataklarının bulunmasından dolayı Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ise “Eski Gümüşler” kasabası adını aldı. 1924’teki Lozan Mübadelesi sonrasında manastır işlevini yitirip terk edildi ve yaklaşık 40 yıl boyunca gizli kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Merkezinde geniş bir avlu bulunan manastır, yerleşim merkezlerinden uzakta inşa edilmiştir. Kare biçimli avlusundan manastırın kilisesi ve diğer bölümlerine geçiş sağlanır. Avlunun kuzey kısmında mezar odaları yer alırken, güney tarafında ise çok katlı bir yer altı şehri bulunmaktadır. Yer altı şehri, manastırın savunma ve gizlenme amacıyla da kullanıldığını gösterir. Şapel, yemekhane ve keşiş hücrelerinin yer aldığı kilisenin iç kısmı Bizans sanatının önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen fresklerle süslüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kilisenin dört sütunu üzerinde yer alan rozet motifleri ve dinî figürlerle süslenmiş freskler, yapının sanatsal kimliğini gözler önüne serer. Özellikle Meryem Ana, Çocuk İsa ve Vaftizci Yahya tasvirlerinden oluşan freskler, Bizans sanatının Anadolu’daki özgün örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ayrıca, hayvan figürleri ve av sahneleri gibi günlük yaşamdan betimlemelerin yer aldığı resimler de yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gümüşler Manastırı, tamamen kayaya oyularak yapılmış bir yapıdır. Bu, Kapadokya bölgesindeki birçok diğer manastır ve kilise gibi doğal volkanik kayaçların oyulmasıyla oluşturulmuştur. Bu tür yapılar hem dayanıklı hem de korunaklı bir ortam sağladığından özellikle Bizans Dönemi’nde dinî merkezler ve sığınaklar olarak sıkça tercih edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1962 yılında tesadüfen keşfedilen manastırın restorasyon çalışmaları, İngiliz arkeolog Michael Gough tarafından 1963 yılında başlatılmıştır. Köylüler, bölgedeki kayalardan taş çıkarırken manastırın girişine ulaşmış ve yapının iç kısmını fark etmişlerdir. Bu durum, manastırın uzun bir süre boyunca toprağın ve kayaların altında gizli kaldığını göstermektedir. Manastır ve çevresi 1973 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilerek ziyarete açılmıştır. Zaman içinde çeşitli nedenlerle zarar görmüş olmasına rağmen, fresklerin büyük bir kısmı iyi durumdadır. Ancak, manastırın bazı bölümleri zamanın yıkıcı etkisinin karşısında duramamış, aşınmış ve yıpranmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gümüşler Manastırı gibi kayaya oyularak inşa edilen yapılar, mimarinin doğa ile uyumunu gösteren eşsiz örneklerdir ve dünyanın farklı bölgelerinde karşımıza çıkar. Ürdün’deki Petra Tapınağı, zengin tarihi ve olağanüstü yapısıyla tanınırken, Hindistan’daki Ajanta Mağarası, binlerce yıl öncesine dayanan freskleri ve heykelleriyle bir sanat hazinesidir. Etiyopya’nın Lalibela kasabasında bulunan 11 kaya kilise ise Hristiyanlığın erken dönemlerine ait en etkileyici yapılar arasında yer alır. Bu tür yapılar, yalnızca inşa teknikleriyle değil, aynı zamanda her biri, yerel kültürlerin ve dinî inançların izlerini taşıyan tarihî miraslarıyla da dikkat çeker. Dünya genelindeki bu kaya oyma yapılar hem mühendislik hem de estetik açıdan benzersizdir ve insanlık tarihinin büyük mimari başarılarını simgeler.

  • BEREKETİN TEMSİLCİSİ ANAHİTA’DAN NİĞDE’YE

    BEREKETİN TEMSİLCİSİ ANAHİTA’DAN NİĞDE’YE

    Kapadokya denince akıllara ilk önce Nevşehir gelir ama biliyorsunuz ki bu bölge farklı illeri içine alan geniş bir coğrafyaya verilen isimdir. Ve Niğde de bu coğrafyada konumlanmıştır. Antik dönemlerdeki adının Nakita veya Nahita olduğu bilinen şehrin ismi, kimilerine göre de Doğu mitolojisinde bereketin sembolü olan Anahita’dan gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu Bölgesi şehirlerimizden Niğde’nin komşuları Mersin, Adana, Kayseri, Nevşehir, Aksaray ile Konya’dır. Karasal iklimin hâkim olduğu kent Merkez, Çiftlik, Altunhisar, Bor, Çamardı ve Ulukışla ilçelerinden müteşekkildir. Kaplıcalarıyla öne çıkan şehrimiz son yıllarda termal turizm ile de gündeme gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Görkemli Anadolu medeniyetleri, coğrafyanın tam göbeğindeki bu şehirden de gelip geçmiş ve arkalarında çok sayıda izler bırakmıştır. Kültürel değeri yüksek o izlerden biri de Merkez ilçesi Gümüşler beldesindeki Roma döneminden kalma Gümüşler Manastırı’dır. Kayaya oyularak inşa edilen manastır bazı bölümlerindeki duvar resimleriyle göze çarpar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Roma İmparatoru Konstantin’in annesi Helena adına yaptırdığı bilinen ve günümüzde şehir merkezinde yer alan Andaval Kilisesi ise 20 yıldan fazla süren restorasyon sürecinin ardından 2019 yılında ziyarete açılmıştı. Bu ve daha eski medeniyetlerden elde edilen kalıntıları/objeleri görmek için de yine merkezde yer alan Niğde Müzesi ziyaret edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karacaoğlan’ın, “Yörü, behey Bulgar Dağı! / Senden yüce dağ olma mı? / Sende yaylayan güzelin, / Yanakları ağ olma mı?” şiirini yaktığı sıra dağlardır Bolkar Dağları… Niğde, Konya ve Mersin’de uzanır. Bolkarlar’ın 3.524 rakımlı Medetsiz Zirvesi de Niğde’nin Ulukışla sınırları içinde yer almaktadır. Yaz aylarında profesyonel dağcıların ziyaret ettiği Bolkar Dağları Niğde’nin güney siluetini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şehir hem güneyinde uzanan Bolkar Dağları hem de batısında uzanan Aladağlar sayesinde eşsiz bir doğal güzellikle çevrelenmiştir. Gerek Bolkarlar’daki Karagöl ve çevresi gerek Aladağlar Milli Parkı civarında onlarca endemik bitki türü yetişmektedir. Hatta uzmanların ifadelerine göre Türkiye genelindeki endemik bitkilerin %10 kadarı Niğde sınırları içindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Genel olarak İç Anadolu Bölgesi mutfağında yer alan arabaşı çorbası, cevizli erişte, söğürme gibi yemekler Niğde mutfağında da görülebilir. Etli bamya yemeği, pirinç ve kıyma harcıyla doldurulan elma dolması, özel bir harçla hazırlanan mazaklı köftesi de şehrin özgün lezzetleri arasındadır. Çay veya taze meyvelerden yapılan hoşafın yanında tüketilen tahinli ekmek veya tahinli pide ise Niğde’nin en ünlü tatlarından biridir.