Etiket: müze

  • 8 Madde İle İnsanlığın En Güzel Miraslarından Ayasofya

    8 Madde İle İnsanlığın En Güzel Miraslarından Ayasofya

    İnsanoğlunun yeryüzündeki en kıymetli miraslarından biri olan Ayasofya, karşı kıyıdan bakanlara Sultanahmet Camisi ile birlikte İstanbul’un kimliğini çizer. Adı, “ilahi bilgelik” anlamına gelen bu görkemli yapıyı Kültür ve Yaşam’ın 8 maddelik listesinde daha yakından tanıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya, Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından yaptırılmış, 532 yılında başlanan inşası 5 yıl sürmüştür. Eserin büyüklüğüne bakıldığında bu oldukça kısa bir süredir fakat inşasında 10.000 işçinin çalıştığı bilgisini de eklemek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en eski katedrali olan yapı bir kiliseye göre o kadar büyük yapılmıştı ki 1000 yıl boyunca bu büyüklüğün üstüne çıkan bir eser yapılamadığı ifade edilir. Bu haşmeti en iyi yansıtan detayı ise kubbesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bizans döneminin ürünü olan Ayasofya, Roma mimarisinin özelliklerini barındırır. Duvarları taş, tuğla ve harç ile inşa edilmiştir. İç yapı malzemesinde mermer ağırlığı dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya mermer küpleri, süslemeleri, freskleri ve mozaikleri ile efsaneleşir. Altın varak hâkimiyetindeki “Sunu Mozaiği” dünyanın en özel eserleri arasında bulunur. İstanbul ve Ayasofya maketlerini Hz. Meryem’e sunan imparatorların tasvir edildiği mozaiğin 10. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle camiye dönüştürülen yapıya, İslam’ı sembolize eden iç detaylar ve farklı zaman dilimlerinde dört adet minare eklenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya’nın iki katlı yapısında dikkat çeken bölümlerinden biri Dilek Sütunu ya da Terleyen Sütun adı verilen yerdir. Bronz levhalarla kaplanmış ortası oyuk bu sütunun olağanüstü özelliği olduğunu düşünen insanlar Bizans döneminden bu yana başparmaklarını bu oyuğa sokarak şifa bulacaklarına ya da dileklerinin olacağına inanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya’nın yapımı ile ilgili çok sayıda efsane vardır. Altında gizli geçitler olduğu, sütunlarını Süleyman Peygamberin emrindeki devlerin taşıdığı, kilisenin planını arıların yaptığı, kapılarının tılsımlı olduğu bu efsanelerden sadece birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ayasofya 1 Şubat 1935 yılında müzeye dönüştürülmüştür ve dünyanın her yerinden ziyaretçileri akın akın İstanbul’a ve kendine çekmeye devam etmektedir.

  • DÜNYANIN EN SIRA DIŞI MÜZELERİNE YOLCULUK

    Dünyanın her yerinden farklı kültür, yaşam tarzı ve inanışa sahip binlerce insanı buluşturan müzeler aynı zamanda insanlık tarihi hakkında bilgi veriyor. Ancak bazı müzeler sıra dışı konseptleri ve benzersiz koleksiyonlarıyla diğerlerinden ayrılıyor. Hayal gücünü zorlayan ve ziyaretçilerine benzersiz bir deneyim sunan dünyanın en sıra dışı müzelerinden bazılarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cancun Sualtı Müzesi, Meksika ” title_font_size=”13″]

    Meksika’nın Cancun şehrinde bulunan müze, ziyaretçilerine farklı bir deneyim yaşatıyor. Dünyanın ilk su altı heykel müzesi olan mekân, 2009’da ziyaretçilere açıldı. Başlangıçta 100 heykelin olduğu müzede, şu an 400’den fazla heykel bulunuyor. Meksika’ya gelen turistlerin uğrak yeri olan Cancun’da bulunan heykeller dört ile sekiz metre arasına yerleştirilmiş, insan figürleri, hayvan figürleri ve çeşitli cansız nesnelerin figürlerinden oluşuyor. Müzenin kurucusu ise bol ödüllü İngiliz fotoğraf sanatçısı, heykeltıraş ve dalış eğitmeni Jason deCaires Taylor. Müzenin en ilgi çekici eseri olan 26 çocuk heykeli Vicissitudes ve müzedeki diğer heykeller denizin farklı noktalarında bulunuyor. Heykellerde kullanılan malzemeler doğal hayata uyum sağlaması için özenle seçilmiş. Bu sayede heykeller yapay resif görevi üstleniyor. pH değeri nötr olan bu dayanıklı çimento üzerinde mercanlar ve diğer deniz canlıları yuva yapabiliyor. Tüplü dalış yaparak gezilebilen sergiyi, şnorkel ile yüzenlerin de görmesi mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hiçbir Şey Müzesi, İsviçre ” title_font_size=”13″]

    Kültürel zenginlikleriyle ünlü İsviçre’deki Hiçbir Şey Müzesi, benzersiz konseptiyle dikkat çekiyor. Başkent Bern’de yer alan müzede adından da anlaşılacağı gibi hiçbir şey sergileniyor. Ziyaretçilere sıra dışı bir deneyim sunan müzede boş vitrinler, boş duvarlar ve boş sergi alanları bulunuyor. Herhangi bir sanat eseri veya tarihi objenin bulunmadığı müzede ziyaretçilerin kendi hayal güçlerini kullanmaları ve boşlukları doldurmaları bekleniyor. Sessizlik ve huzur sunan minimalist bir atmosfere sahip olan müze, geleneksel sanat tanımlarını sorgulayarak ezber bozuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Parazit Müzesi, Japonya” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın başkenti Tokyo’daki Parazit Müzesi, bilim ve tıp alanında benzersiz bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Tokyo Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 1953’te kurulan müzede parazitlerin insan ve hayvan sağlığı üzerindeki etkilerini araştırmak, bilimsel çalışmaları desteklemek ve toplumda parazitler hakkında farkındalık oluşturmak amaçlanıyor. Dünya genelinde toplanmış binlerce farklı parazit türünü içeren geniş bir koleksiyona sahip müzede parazitler; canlı örnekler, modeller, fotoğraflar ve bilgilendirici materyaller aracılığıyla sergileniyor. Parazitlerin anatomisi, yaşam döngüsü, hastalıklara neden olan etkileri ve önlenmesi hakkında detaylı bilgilerin yer aldığı Parazit Müzesinde ziyaretçiler mikroskoplar aracılığıyla parazitleri yakından inceleyebiliyor, doğal yaşamlarını keşfederek parazitlere karşı alınacak önlemler hakkında bilgi edinebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kanalizasyon Müzesi, Fransa ” title_font_size=”13″]

    Başkent Paris’teki Kanalizasyon Müzesi, şehir altı dünyasını ve insan sağlığının korunması ve iyileştirilmesi için uygulanan tüm işlem basamaklarının bir arada toplandığı “sanitasyon” sisteminin tarihini ziyaretçilere keyifli ve eğitici bir şekilde sunarak ilginç bir deneyim yaşatıyor. 19. yüzyılda inşa edilen ve tarihi önem taşıyan kanalizasyonlarda ziyaretçilere şehrin altındaki bilinmeyen dünyanın kapıları aralanıyor. Tarihi kanalizasyon tünellerinde şehrin altındaki yaşamı, su taşıma sistemlerini ve atık yönetimini anlatan interaktif sergiler bulunuyor. Müzenin en dikkat çeken sergileri arasında, tarih öncesi dönemlerden modern sanitasyon sistemlerine kadar olan gelişimi anlatan maketler, kanalizasyon tünellerinin restorasyonundan görüntüler ve atık yönetimi konusunda interaktif deneyimler sayesinde ziyaretçiler Paris’in altındaki sıra dışı dünyayı keşfedebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kadavra Müzesi, Almanya” title_font_size=”13″]

    Almanya’da bulunan Kadavra Müzesi, insan anatomisi ve bedenin iç yapısını keşfetmeyi amaçlayan oldukça ilginç bir müze. Tıp dünyasına ve insan vücuduna ilgi duyanlar için çarpıcı ve eğitici bir deneyim sunan müzede ziyaretçiler insan bedeninin gizemli dünyasına derinlemesine bir yolculuk yapıyor. Gerçek kadavraların kullanıldığı müzede sunulan detaylı anatomi bilgisi özellikle tıp öğrencileri ve meraklıları için eşsiz bir deneyim sunuyor. Müzenin temel amacı, insan vücudunun karmaşık yapısını detaylı inceleyerek ziyaretçilere eğitici bir deneyim sağlamak, insan anatomisinin inceliklerini ve karmaşıklığını gösterebilmek. İnsan vücudunun iç yapısını anlatan interaktif panel ve maketler, tıbbi durumları gösteren örnekler ve tarihi anatomik parçalar bulunan müzede en dikkat çekenler arasında embriyoloji, beyin anatomisi ve kalp-damar sistemi hakkında detaylı bilgi veren eserler yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avanos Saç Müzesi, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Avanos, Kapadokya’nın eşsiz güzelliklerinden biri. Nevşehir’deki Avanos Saç Müzesi ise sıra dışı ve merak uyandıran bir konseptle ziyaretçilere farklı bir müze deneyimi sunuyor. Dünyada benzeri olmayan bir konseptle kurulan bu müzede yıllar boyunca toplanan insan saçı örnekleri sergileniyor. Müzenin amacı ise insan saçının tarih boyunca nasıl bir öneme sahip olduğunu ve farklı kültürlerdeki kullanım alanlarını gözler önüne sermek. Ziyaretçiler insan saçının tıbbi, sanatsal ve geleneksel kullanım alanları hakkında bilgi edinirken aynı zamanda insan saçından yapılmış eşyalar, objeler ve sanat eserlerini de görme imkânı buluyor. Saçtan yapılmış özel elbiseler, takılar, resimler ve heykeller gibi ilginç eserlerin bulunduğu müzede saçın doğal özellikleri ve yapısı hakkında bilimsel bilgiler de sunuluyor.

  • TÜRKİYE’NİN GECE DE ZİYARET EDİLEBİLEN MÜZELERİ

    Efes Ören Yerinden İstanbul Arkeoloji Müzelerine; Zelve-Paşabağları Ören Yerinden Galata Kulesi’ne… Pek çok müzeyi bugüne dek gündüz saatlerinde gezmişizdir. Peki, geçmişin sessiz tanıklarını gece görmeye ne dersiniz? Kültür ve Turizm Bakanlığının 2024 yılında başlattığı ve 2025’te kapsamını genişlettiği gece müzeciliği uygulamasıyla, özellikle yaz aylarında müzeler akşam saatlerinde de ziyarete açık. Bu uygulama, 1 Haziran-1 Ekim tarihleri arasında geçerli olup, ziyaretçilerine sergi deneyiminin ötesine geçerek, sakin ve huzurlu bir ortamda geçmişi keşfetme imkânı sunuyor. Yazımızda, Türkiye’de gece müzeciliği uygulamasına dâhil olan müze ve ören yerlerinden bazılarını sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Efes Ören Yeri, İzmir” title_font_size=”13″]

    Efes Ören Yeri, bu uygulama kapsamında çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri 19.00-23.00 saatleri arasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Bu özel saatlerde, tarihî yapılar ışıklandırmalarla aydınlatılarak Efes’e bambaşka bir atmosfer kazandırılıyor. MüzeKart sahipleri, kartlarının geçiş hakkına ek bir ücret ödeyerek belirlenen alanları gezebiliyor. Binlerce yıllık geçmişiyle İzmir’in Selçuk ilçesinde yer alan Efes Ören Yeri; Celsus Kütüphanesi, Antik Tiyatro, Hadrian Kapısı ve Artemis Tapınağı gibi önemli yapılarıyla yalnızca fiziksel olarak değil, dijital ortamda da zengin bir kültürel deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri, Denizli” title_font_size=”13″]

    Bergama Kralı II. Eumenes tarafından MÖ 2. yüzyılda kurulan Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri, gün batımında travertenlerin ışıklarla ortaya çıkan ihtişamı ve antik kalıntıların dinginliğiyle ziyaretçilerini büyülüyor. Termal suların sıcaklığı sayesinde, akşam saatlerinde gezmek çok daha keyifli bir hâl alıyor. Ören yeri, gece saat 23.00’e kadar ziyarete açık. Üstelik, dijital platformlar aracılığıyla da yalnızca bir tık uzağınızda!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul’da Gezilecek Dört Önemli Müze” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da, sakin bir atmosferde saat 22.00’ye kadar tarihle baş başa kalmak ister misiniz? Türkiye’nin en zengin ve önemli arkeolojik koleksiyonlarına ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, bu deneyimi sunan yerlerden biri. Üstelik dijital ortamda ziyaret etmek de yalnızca bir tık uzağınızda! Elbette seçenekler bununla sınırlı değil. Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Osmanlı’dan Selçuklu’ya uzanan birçok medeniyetin sanat eserlerini barındırıyor ve akşam saatlerinde müzeseverleri ağırlıyor. Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ise ziyaretçilerine unutulmaz bir kültürel deneyim sunuyor. Bu müzede Ayasofya’nın mimari ihtişamını yakından görebilir; sanal turlar sayesinde yapının tarihî derinliğini keşfedebilirsiniz. Galata Kulesi de gece müzeciliği kapsamında 23.00’e kadar ziyaretçilere açık ama bilet satışları 22.00’ye kadar yapılabiliyor. Özellikle gün batımında veya akşam saatlerinde İstanbul’un ışıklarını izlemek isteyenler için harika bir mekân.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzeleriyle Antalya Yazı Karşılıyor!” title_font_size=”13″]

    Antalya, yalnızca güneşi ve deniziyle değil; geçmişi bugüne taşıyan müzeleriyle de yaz mevsimine kültür dolu bir başlangıç yapıyor. Gece müzeciliği uygulaması kapsamında Antalya’daki 6 önemli müze ve ören yeri, saat 22.00’ye kadar ziyarete açık. Türkiye’nin en büyük ve en zengin arkeoloji müzelerinden biri olan Antalya Müzesi, tarih tutkunlarına geniş bir koleksiyon sunuyor. Üstelik sanal tur seçeneğiyle de bir tık uzağınızda! Bölgenin tarihî ve kültürel mirasını yansıtan Alanya Müzesi, Alanya ve çevresinin geçmişine uygun kurgusuyla öne çıkıyor. Antik Aspendos ise özellikle görkemli tiyatrosuyla ünlü; gece ışıklandırmaları altında unutulmaz bir deneyim sunuyor. Likya’nın en önemli antik kentlerinden biri olan Patara, gün batımından sonra tarihî atmosferini bambaşka bir ışıkla sergiliyor. Side Antik Kenti ise sütunlu caddeleri, antik limanı ve görkemli kalıntılarıyla, gece saatlerinde tarih tutkunlarını kendine çekiyor. Bölgenin mezar kültürüne ışık tutan Nekropol Müzesi de gece saatlerinde kapılarını aralayarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Muğla” title_font_size=”13″]

    Bodrum Kalesi içerisinde yer alan ve dünyanın sayılı su altı müzelerinden biri olan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, gece müzeciliği kapsamında saat 22.00’ye kadar ziyaret edilebiliyor. Cam batıkları, antik amforalar ve yüzyıllar öncesine ait gemi kalıntıları, özel ışıklandırmalar sayesinde etkileyici bir görsel şölene dönüşüyor. Özellikle aydınlatmalarla birlikte müzenin mistik havası daha da belirginleşiyor ve ziyaretçilere farklı bir deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yerin Altındaki Tarih, Nevşehir” title_font_size=”13″]

    Kapadokya, benzersiz doğa oluşumlarının yanı sıra yer altına gizlenmiş tarihî zenginlikleriyle de dikkat çekiyor. Gece müzeciliği kapsamında saat 21.00’e kadar açık olan Zelve-Paşabağları Ören Yeri, peribacaları arasında yürüyüş yapma ve doğal oluşumlarla iç içe bir tarih yolculuğu yaşama imkânı sunuyor. Bölgenin en bilinen yer altı şehirlerinden Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak ise serin atmosferleri, dar geçitleri ve gizemli yapılarıyla ziyaretçilerine etkileyici bir deneyim sunuyor. Akşam saatlerinde daha az kalabalıkla gezilebilen bu yapılar, Kapadokya’nın yer altındaki yüzünü keşfetmek isteyenler için eşsiz bir fırsat.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçek Boyutlu Heykelden Amazon Mozaiğine, Şanlıurfa” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, dünyanın ilk gerçek boyutlu insan heykeline ev sahipliği yapmasıyla öne çıkıyor ve Türkiye’nin en büyük müzesi ünvanını taşıyor. Gece müzeciliği kapsamında saat 21.00’e kadar ziyaret edilebilen bu etkileyici müze, aynı zamanda sanal tur imkânıyla da keşfedilebiliyor. Müzenin hemen yanındaki Haleplibahçe Mozaik Müzesi ise mitolojide adı geçen kadın savaşçılardan Amazonları anlatan ve dünyada eşi benzeri bulunmayan bir mozaiğe ev sahipliği yapıyor. Bu iki önemli müze, gece müzeciliği uygulamasıyla hem kapsamları hem de benzersiz koleksiyonları sayesinde ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğu’nun Yaşayan Mirası, Erzurum” title_font_size=”13″]

    Erzurum ve çevre illerden getirilen çeşitli eserlerin sergilendiği Erzurum Müzesi, gece müzeciliği kapsamında özel aydınlatmalar eşliğinde saat 21.00’e kadar ziyaretçilere açık olacak. Müzenin sergi salonlarında, bölgede yaşamış toplumların kültürel gelişimi, dinî inançları ve gelenekleri hakkında zengin bilgiler sunan eserler yer alıyor. Ayrıca müze, sanal tur imkânıyla da yalnızca bir tık uzağınızda keşfedilmeyi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gece Müzeciliğiyle Tarihe Yolculuk, Ankara” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın iki önemli kültür durağı olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Etnografya Müzesi, gece müzeciliği kapsamında yaz boyunca saat 21.00’e kadar ziyarete açık. Paleolitik Çağ’dan Roma Dönemi’ne uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan Anadolu Medeniyetleri Müzesi, özel ışıklandırmaları sayesinde akşam saatlerinde geçmişi çok daha etkileyici bir atmosferde sunuyor. Etnografya Müzesi ise Türk kültürünün sanat, günlük yaşam ve inanç ögelerine dair eserleriyle dikkat çekiyor. Her iki müze de hem fiziksel olarak yerinde hem de sanal tur imkânıyla sizi geçmişin izlerini keşfetmeye davet ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nemrut Heykelleri Işıklandırılıyor, Adıyaman” title_font_size=”13″]

    Adıyaman’daki Nemrut Ören Yeri, Güneydoğu Anadolu’nun en çok ziyaret edilen tarihî alanlarından biridir. 1987 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan bu alan, Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek amacıyla kireç taşı bloklarından yaptırdığı, 8 ila 10 metre yüksekliğindeki anıtsal heykellere ev sahipliği yapıyor. Heykeller, özel ışıklandırmalarla özellikle sabah 04.00 ile 09.00 saatleri arasında büyüleyici bir atmosferde ziyaret edilebiliyor. Üstelik bu eşsiz alan, sanal gezi imkânıyla da yakınınızda: Tıklayın, keşfedin!

  • ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİNİN ZENGİN HAZİNESİ

    Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Anadolu topraklarında yaşamış medeniyetlerin zengin mirasını sergileyen, Türkiye’nin en önemli arkeoloji müzelerinden biridir. Ankara’nın Altındağ ilçesinde yer alan müze, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da en saygın müzeleri arasında kabul edilir. 1997 yılında “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilerek uluslararası alanda büyük bir prestij kazanmıştır. 1921 yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Anadolu’nun zengin arkeolojik mirasını korumak amacıyla müze kurulması fikri ortaya atılmış; 1928 yılında eserler toplanmaya başlanmış, 1943 yılında ise müze, bugünkü binasında ziyarete açılmıştır. Anadolu’nun farklı dönemlerdeki medeniyetlerini bir araya getirerek, bu toprakların tarih boyunca nasıl bir kültür mozaiğine ev sahipliği yaptığını gözler önüne seren Anadolu Medeniyetleri Müzesindeki önemli eserleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehir Planlaması Olan İlk Dünya Haritası” title_font_size=”13″]

    İlk şehir planlamasını içeren dünya haritası olarak kabul edilen Çatalhöyük Haritası, MÖ 6200 yılına tarihlenmektedir. Bu harita hem arkeoloji hem de haritacılık tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. 1963 yılında Konya’daki Çatalhöyük kazılarında bulunan bu harita, uzun süre dünyanın en eski haritası olarak kabul edilmiştir. Bu ünvanını, 1965 yılında Ukrayna’nın Mezhyrich köyü yakınlarında yapılan kazılarda keşfedilen yeni bir haritaya kadar korumuştur. Çatalhöyük Haritası’nda, dikdörtgen biçiminde ve birbirine bitişik evlerden oluşan yerleşim alanları ile volkanik bir dağ olan Hasan Dağı betimlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Frig Kralı Midas’ın Çalışma Masası” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da kurulan Frig Krallığı’na en parlak dönemini yaşatan Kral Midas, MÖ 736 yılında tahta çıkmış ve tarihin en dikkat çeken figürlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ankara’nın Polatlı ilçesinde yer alan mezarının keşfi sırasında, dağınık hâlde bulunan ahşap parçaların, uzun ve titiz çalışmalar sonucunda bir çalışma masasına ait olduğu anlaşılmıştır. Günümüzde Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen bu masa, Frig Dönemi ahşap işçiliğinin ender örneklerinden biri olarak büyük değer taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hitit Güneş Kursu (Yazılıkaya)” title_font_size=”13″]

    Hitit uygarlığı ve sanatının simgesi olarak kabul edilen, Alacahöyük’te bulunan güneş kursunun MÖ 2500-2250 yıllarına ait olduğu düşünülmektedir. Hititli din adamları tarafından törenlerde kullanılan, evreni simgeleyen ve genellikle bronzdan yapılmış bu kurslar, dairesel bir formun çevresine yerleştirilmiş kuş figürleri ve güneş ışınlarını temsil eden uzantılardan oluşur. Arkeologlar, bu tür güneş kurslarının Hitit kültüründe savaş arabalarının üzerine yerleştirildiğini, tapınak süslemelerinde kullanıldığını ve hatta mühürlerde bile yer aldığını tespit etmiştir. Günümüzde Yazılıkaya’daki kabartmalarla birlikte bu sembol, Hititlerin sanatsal ve dinî anlayışını anlamak için en önemli kaynaklardan biri sayılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anadolu’da Bulunmuş Tek Tunç Tablet ” title_font_size=”13″]

    Hitit Kralı IV. Tuthaliya ile Tarhuntaşşa Kralı Kurunta arasında MÖ 1200’lü yıllarda yapılan antlaşma, Hitit İmparatorluğu’nun siyasi dengelerini anlamak açısından son derece önemli bir belgedir. Bu antlaşma, Boğazköy-Hattuşa kazılarında bulunan ve Hitit çivi yazısıyla yazılmış tabletler arasında keşfedilmiştir. Anadolu’da bulunmuş tek tunç tablet olma özelliğiyle dikkat çeken bu belge, IV. Tuthaliya’nın Kurunta’ya verdiği yetkileri, toprak sınırlarını ve sadakat şartlarını detaylı şekilde içermektedir. Söz konusu tunç tablet, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen en değerli Hitit belgelerinden biri olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geyikli Güneş Kursu” title_font_size=”13″]

    Geyik figürlü Hitit güneşi, Hitit medeniyetinin en önemli sembollerinden biri olan güneş kursu ile bağlantılı bir eserdir. Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen bu eser, MÖ 2000’lere tarihlenmektedir. Çorum’daki Alacahöyük kazılarında gün yüzüne çıkarılan bu kurs, yuvarlak bir disk formuna sahiptir ve üst kısmı geyik figürleriyle süslenmiştir. Orta bölümde yer alan güneş sembolü, Hititlerin güneş ve doğaya dair inançlarını yansıtır. Geyik, Hititler için kutsal bir hayvan olup doğayı ve doğurganlığı simgeler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akadlı Sargon’a Ait Kil Tablet” title_font_size=”13″]

    Anadolu Medeniyetleri Müzesi, tarih öncesi ve antik döneme ait eşsiz eserleri barındıran önemli bir kurumdur. Müzede sergilenen en dikkat çekici parçalardan bir diğeri ise, Akad İmparatorluğu’nun kurucusu Sargon’a ait olan son derece değerli bir kil tablettir. MÖ 19-18. yüzyıllara tarihlenen bu eser, Kayseri yakınlarındaki Kültepe kazılarında gün yüzüne çıkarılmıştır. Eski Asur lehçesiyle yazılmış olan metin, Sargon’un zaferlerini, fetihlerini ve imparatorluğunun görkemini anlatır. Tablet üzerindeki yazıt, etkileyici bir ünvanla başlar: “Kral Sarrukin, Akad Kralı, dört cihanın kralı, kuvvetli kral.” Bu ifade, sadece bir hükümdarın gücünü değil, aynı zamanda Mezopotamya tarihinin dönüm noktalarından birini yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kültepe Tabletleri ” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun tarihine ışık tutan en önemli keşiflerden biri olan Kültepe tabletleri, yazılı tarihin Anadolu’daki ilk örnekleri olarak kabul edilir. Bu tabletler, MÖ 2000’li yılların başlarına, yani Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na (MÖ 1975-1725) tarihlenmektedir. Kültepe’de şimdiye dek bulunan yaklaşık 23.000’den fazla kil tablet, çivi yazısıyla yazılmıştır. Tabletlerin büyük bölümü ekonomik, ticari ve hukuki içerikli metinlerden oluşur. Aralarında evlilik sözleşmeleri, borç senetleri, vasiyetnameler ve kişisel mektuplar yer alır. Kültepe tabletlerinde dikkat çeken önemli bir unsur ise kadınların ekonomik hayattaki aktif rolüdür. Kadınlar, tüccar eşleri olarak ticari faaliyetlere katılmış; eşlerinin yokluğunda bu işleri tek başlarına yürütmüşlerdir. Çoğunluğunun Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilendiği bu tabletler, 2015 yılında UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne alınarak dünya kültür mirası açısından da tescillenmiştir.

  • TARİHE EV SAHİPLİĞİ YAPAN MÜZELER

    Bize tarihimizi hatırlatan, geçmişe dokunmamıza olanak sağlayan ve yıllar hatta yüzyıllar öncesine tarihsel bir yolculuk sunan müzeler, eski zamanlar ve günümüz arasındaki yıkılmaz köprülerimizdir. Ülkemizin dört bir yanında var olan ve bir anlamda tarihe ev sahipliği yapan müzeler, kültürel mirasımızı emanet ettiğimiz en önemli yerlerdendir. Bu yazımızda yalnızca tarihteki önemli olaylara tanıklık eden Cumhuriyet Müzesi ve endüstriyel mirasımızın aynası niteliğindeki Rahmi Koç Müzesi hakkında kısa bilgiler vermekle kalmayıp, sizleri bu müzelerde seslendirilen şahane ezgilerle de buluşturuyoruz. Kısaca bu yazımızda tarih ve müzik bir araya geliyor ve ortaya çıkan harmoni ruhumuza huzur veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cumhuriyet Dönemi’nin ilk idari ve siyasi binası olma özelliğini taşıyan, Cumhuriyet Müzesi ya da diğer bilinen adıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi binası, 1923 yılında Mimar Vedat Tek tarafından tamamen kesme taştan, Cumhuriyet Halk Fırkası toplantı yeri olarak kullanılmak üzere inşa edilmiştir. Bina, 1924-1960 yıllarında Atatürk ilke ve inkılaplarının gerçekleştirilmesi, tarihimize yön veren uluslararası anlaşmaların imzalanması ve çok partili sisteme geçişe tanıklık etmiştir. Dünden bugüne pek çok önemli karara şahitlik eden Cumhuriyet Müzesinin etkileyici atmosferinde kısa bir müzik molasına ne dersiniz?

    .

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın ilk sanayi ve ulaşım müzesi olma özelliği taşıyan müze, Çengelhan adlı tarihî kervansarayda 2005 yılında ziyarete açılmıştır. Sonraki yıllarda yine aynı bölgede yer alan Safranhan satın alınarak restore edilmiş ve 2016 yılında müzenin ikinci binası olarak hizmete girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Damat Rüstem Paşa tarafından 1522 yılında inşa edilen bu kervansaraylar, zamanında yün, deri ve tiftik işleyen tabakhane, depo ve hapishane olarak hizmet vermiştir. Müze, geçmişten günümüze endüstri ve mühendislikle ilgili objelerin ve belgelerin toplanması, araştırılması, korunması ve sergilenmesinde öncü konumdadır. Müzenin geçmişten izler taşıyan dokusu ve tarih kokan ortamıyla müziğin birleşmesinden doğan etkileyici bir şölenle sizleri baş başa bırakıyoruz.

    .

  • ATAMIZDAN MİRAS KALAN EVLER

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk, Türk halkına pek çok değerli miras bıraktı. Çağdaş uygarlık düzeyine erişmiş her toplumun gözü gibi koruduğu sanat ve kültür eserleri de gelecek nesillere emanet edilen en önemli miraslardan biri. Millî Mücadele, Cumhuriyet’in ilanı ve genç Türkiye’yi büyütmek amacıyla verdiği tüm uğraşlar süresince Anadolu’yu karış karış gezen Atamız, görev yaptığı birçok şehirde misafir edildi, karargâhlar kurup savaşlar yönetti. Bugün Anadolu’nun birçok şehrinde onun anısını taşıyan mekânlar bulunmaktadır. Eşyalarıyla birlikte yeniden düzenlenerek halka açık müzeler hâline getirilen bu yapılardan bazılarını Atamızın hayata veda ettiği 10 Kasım’da hatırlamak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Atatürk, 1924’ten 1937’e kadar Trabzon’a gerçekleştirdiği ziyaretlerinde bu köşkte ağırlanır. Çok beğendiği köşkteki son konaklamasında “Mal ve mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime bağışlamakla ferahlık duyacağım. İnsanın serveti kendi manevi kişiliğinde olmalıdır. Ben büyük milletime daha çok şeyler vermek istiyorum,” diyerek mal varlığının bir listesini hazırlayıp gereğinin yapılması için başbakana göndermiştir. Rönesans mimarisinin etkilerini taşıyan köşk, 19. yüzyıl başlarında Konstantin Kabayanidis tarafından yazlık ev olarak yaptırılmış, daha sonra Atamıza, Atamız da Türk halkına armağan etmiştir. Müze olan Köşk, 1943 yılından günümüze ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925’teki Silifke ziyaretinde ilk kez misafir edildiği konak, Atamızın ilerleyen günlerde gerçekleştirdiği diğer üç ziyaretinde de kullanılmıştır. 1912’de inşası tamamlanan iki katlı Hacı Hulusi Konağı, günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. O dönemin yaşam tarzını yansıtan etnografik eserlere yer verilen müzede; üzerinde “Gazi M. Kemal” ibaresi bulunan Atatürk’e ait tabanca ile çiftlik ve kooperatifle ilgili belge ve fotoğraflar da sergilenmektedir. Atatürk’ün doğumunun 100. yıl dönümü dolayısıyla 1981 yılında binanın “Atatürk Müzesi” hâline dönüştürülmesi tasarlanmıştır. 1987’de ziyarete açılan müze, 1999 yılından bu yana Atatürk Evi ve Etnografya Müzesi olarak hizmete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Millî Mücadele’nin başladığı 1919’da Sivas Kongresi sonrası gerçekleştirdiği Kayseri ziyaretinde Atamızın iki gün konakladığı konağın mimarisi, 19. yüzyıl Geç Osmanlı döneminin en güzel örneklerinden biri. İki katlı yapı, Kayseri’ye has kesme taşlarla ve ahşap malzemeyle inşa edilmiştir ve ikinci katı tamamen cumbalı odalardan oluşmaktadır. Atatürk’ün Kayseri’de yayımladığı beyannamenin, burada yaptığı incelemeler sırasında çekilen ve 1. dönem Kayseri milletvekillerine ait fotoğrafların da yer aldığı yapıda ziyaretçilerin en ilgi gösterdiği oda, Atatürk’ün yatak odası ile çalışma odası olarak düzenlenen alanlardır. Atamızın balmumu heykelinin de bulunduğu konak, 1983 tarihinde Atatürk Evi olarak ziyarete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Millî Mücadele döneminde pek çok önemli kararın alındığı taş yapı, ilk olarak 27 Aralık 1919’da Atamızı misafir etmiştir. 1890 yılında Almanlar tarafından inşa edilen, önceleri “Direksiyon Binası” olarak bilinen ev, Kurtuluş Savaşı yıllarının hatıralarıyla dolu… TBMM’nin kurulmasına bu binada karar verilmiş ve Atatürk, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir!” sözünü ilk defa burada söylemiştir. Köşeleri taş dekorlu, giriş katı “Demiryolları Müzesi” olarak düzenlenmiş olan iki katlı yapının ikinci katında ise, Atatürk’ün konuk kabul odası, çalışma odası, yatak odası ve banyosu bulunmaktadır. Kendisine ait özel eşyalarla o günün özelliklerini taşıyan mobilya takımı olduğu gibi korunmaktadır. Ayrıca Atatürk’ün 1935-1938 yıllarında yurt gezilerinde kullandığı özel vagonu da müzenin yanında raylar üzerinde sergilenmektedir. Ulaştırma Bakanlığına bağlı olan bina, 24 Aralık 1964’te müze olarak ziyarete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1881’de dünyaya geldiği ve çocukluk yıllarının geçtiği pembe boyalı baba evinde Atamız; 1907’de Selanik’teki 3. Orduya atanmasından sonra ailesiyle birlikte yine bu evde oturmuştur. Atatürk Evi, 1870’ten önce Rodoslu müderris Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Müze olarak kullanılan yapının birinci katında misafir odası, sandık odası, Zübeyde Hanım’ın yatak odası vardır. İkinci katta ise Atamızın doğduğu oda ve yatak odası bulunmaktadır. Atamızın kullandığı bazı eşyalar ve aile fotoğraflarının da bulunduğu müze evinin dış duvarında Cumhuriyet’in onuncu yılı olan 29 Ekim 1933’te “Türk Milletinin büyük müceddidi ve Balkan ittihadının müzahiri burada dünyaya gelmiştir…” yazılı bir levha asılmıştır. Ev için gerekli eşya, İstanbul’daki Dolmabahçe ve Topkapı Sarayı’ndan seçilerek Selanik’e gönderilmiştir. Evin bütün odaları orijinaline yakın olarak düzenlenmiştir.

  • METROPOLİTAN SANAT MÜZESİNDE HANGİ ESERLER VAR?

    Manhattan’daki Central Park’ın yanında konumlanan Metropolitan Sanat Müzesi, iki milyondan fazla eserle dünyanın en önemli müzeleri arasında yer alıyor. New York’un en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan müze, yaklaşık beş bin yıllık bir tarihe ev sahipliği yapıyor. Dünyanın kültürel mirasına ait değerli nesne ve sanat koleksiyonlarının bulunduğu müzeye ait bilgileri ve görülmesi gereken başlıca eserleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1872’de açılışı yapılan müzede; Afrika, Asya, Avustralya, Bizans, Hint ve İslam sanatından oluşan geniş bir koleksiyon bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük sanat müzesi olan Metropolitan Sanat Müzesinin binası yıllar içinde büyütülerek günümüzdeki hâlini almış ve bugün, fiziki olarak dünyanın en büyük dördüncü müzesi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Antik Yunan ve Roma sanatına dair ünlü heykellerin bulunduğu müzenin koleksiyonunda, M.Ö. 4500 ile M.S. 312’ye kadar üretilen eserler bulunuyor. Dünyanın en zengin İslam eserleri koleksiyonlarından birine sahip olan müzede;müzik aletleri, kostümler ve aksesuar koleksiyonlarının yanı sıra Amerikan çağdaş sanatından Avrupalı ressamların eserlerine ve dünyanın dört bir tarafından getirilen savaş aletlerine kadar birçok eser sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Müzenin yoğun ilgi gören bölümünü Antik Mısır uygarlığına ait eserler oluşturuyor. M.Ö. 300 bin ile M.S. 4. yüzyıla kadar uzanan sanatsal, tarihi ve kültürel öneme sahip yaklaşık 26.000 nesne bu alanda sergileniyor. Koleksiyonun yarısından fazlası 1906’da Mısır’da başlatılan, 35 yıllık arkeolojik çalışmalar sonucu elde edilmiş ve müzeye taşınmış. Bütün halde günümüze gelmeyi başarmış tek Mısır tapınağı olan Dendur ise iki bin yıllık tarihi, görkemi ve tüm gizemiyle müzenin popüler eserleri arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tarih arenasındaki önemli medeniyetlere ait koleksiyonlar kadar müzenin ilgi çeken diğer bölümünü çağdaş sanat eserleri oluşturuyor. Soyut dışavurumcu akımın en önemli temsilcilerinden Amerikalı sanatçı Jackson Pollock’un eserlerinin görüldüğü bölüm, müzenin en çok ziyaret edilen alanlarından bir diğeri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ünlü Japon sanatçı Hokusai Katsushika’nın en tanınmış eseri olan Büyük Dalga, “Fuji Dağı’nın Otuz Altı Görünümü” adı verilen bir dizi tahta baskıların bir parçası olarak 1831 civarında yapılmış. 39 cm x 26 cm boyutlarında küçük bir tahtaya yapılan bu baskı, müzenin en çok ilgi gören eserlerinden biri olma özelliği taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gertrude Stein’ın Portresi, İspanyol ressam Pablo Picasso’nun 1905’te başlayıp ertesi yıl tamamladığı; Amerikalı yazar ve sanat koleksiyoncusu Gertrude Stein’ın tuval üzerine yapılmış yağlı boya tablosudur. Müzenin önemli eserlerinden olan bu portre, Picasso’nun “Pembe Dönem”ine ait resimlerinden. Modern sanatın gelişmesinde önemli etkileri olan Picasso, 1905-1907 tarihleri arasında genellikle pembe renk ve tonlarını kullandığı için bu dönem “Pembe Dönem” olarak adlandırılıyor.

  • BİR TIK’LA ZİYARET EDEBİLECEĞİNİZ SANAL MÜZELER

    Dünyanın en ünlü müzeleri, internet sitelerinden sundukları bir özellik ile koleksiyonlarına evinizden çıkmadan erişebilme imkânı sağlıyor. Mona Lisa’dan Van Gogh’a, Zeus Tapınağı’ndan Antik Mısır’a uzanan birçok eser ve müze yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin en önemli tarih ve arkeoloji müzelerinden olan Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu’da yaşamış olan uygarlıklardan geriye kalan arkeolojik eserler kronolojik olarak sergileniyor. Sanal turla gezilebilen müzede Taş Eserler Salonu, Frig ve Eski Tunç Çağı bölümlerini ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Almanya’nın en büyük müzelerinden olan Bergama, bir diğer adıyla Pergamon Müzesi, Berlin’deki Müzeler Adası’ndaki beşinci müze olarak konumlanıyor. Tarihi müze, Bergama ve Milet’ten getirilen Babil İştar Kapısı, Zeus Tapınağı ve Bergama Altarı gibi birçok antik esere ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Metropolitan Müzesi; iki milyondan fazla sanat eserine ev sahipliği yapıyor. Eski Mısır, Roma, Yunan ve Doğu uygarlıklarına ait eserleri incelemek için sanal turların düzenlendiği müzenin web sitesinde çevrimiçi koleksiyonlar, Vincent van Gogh ve Jackson Pollock gibi sanatçıların eserleri de sergileniyor. Ayrıca “Google Cultural Institute” ile birlikte yürüttüğü çalışmayla kendi sitesinde çevrimiçi koleksiyonunda bulunmayan bazı sanat eserlerini de meraklılarıyla buluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en fazla ziyaret edilen müzelerinden olan British Müzesi, insanlık tarihiyle ilgili önemli eserlerin ve arkeolojik kalıntıların bulunduğu bir kültür müzesi. Müzenin sanal turunda Mısır hiyerogliflerinin anahtarı olan Rosetta Taşı, kralların aslan avını anlatan Lion Hunt Rölyefleri gibi önemli eserler sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 10 futbol sahası büyüklüğü ile dünyanın en büyük müzesi olan Louvre Müzesi, önde gelen sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Müzeye girmek için uzun kuyrukların oluştuğu bu sanat merkezini hiç sıra beklemeden sanal tur ile gezdiğinizde Mona Lisa başta olmak üzere diğer sanat eserlerini görebilir; Apollo Galerisi ve Antik Mısır eserlerinin sergilendiği alanları ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rönesans Dönemi’ne ait ünlü eserlerin sergilendiği Uffizi Galerisi, İtalya’nın en önemli ve ünlü sanat müzesi. Dönemin en önemli ailelerinden olan Medici ailesine ait geniş sanat koleksiyonlarının sergilendiği Uffizi Galerisi içinde Botticelli, Lippi, Giotto ve Caravaggio gibi önemli kişilerin eserleri de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eserlerinin yanı sıra trajik hayatıyla da merak konusu olan Vincent Willem van Gogh adına kurulan beş katlı müzede, bodrum katı da dâhil olmak üzere tüm eserler kronolojik sırayla sergileniyor. 37 yıllık yaşamının son 10 yılında 2000’e yakın eser üreten Van Gogh’un vefatından sonra kardeşi Theo van Gogh, eserlerin bir araya getirilmesine ön ayak olmuş ve bu müzenin kuruluşundaki ilk adımların atılmasını sağlamış.

  • DÜNYADAN DOĞA TARİHİ MÜZELERİ

    Dünyadaki yaşamın ve canlılığın tarihçesi hakkında bizlere bilgi aktaran doğa tarihi müzeleri; hayvan ve bitki fosilleri, dünyamızın oluşumunda etki sahibi olan jeolojik oluşumlar, kayaç, mineraller ve gök olaylarına kadar birçok örneği içinde barındırıyor. Evrenimizi, gezegenimizi ve canlılığın gelişimini anlamamız adına milyonlarca yıllık örnekleri özel koruma teknikleri ile muhafaza ederek sergileyen en önemli doğa tarihi müzelerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1884’te açılan Londra Doğa Tarihi Müzesi’nde 80 milyon fosil ve canlılık çeşidi bulunuyor. Botanik, mineraloji, paleontoloji, entomoloji ve zooloji alanlarında önemli eserlerin sergilendiği bu devasa müze, Charles Darwin’in eserleri ile beraber, kitap, dergi, el yazmaları ve sanat koleksiyonlarını da kapsayan geniş bir dataya sahip. Diplodocus dinozorunun iskelet kemikleri ile dikkat çeken müzenin girişi randevu sistemi ile gerçekleşiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1793’te kurulan Paris Ulusal Doğa Tarihi Müzesi, çok geniş bir alana dağılmış komplekslerden oluşuyor. Üçü Paris’te olmak üzere 13 adet tesisten meydana gelen müzenin bünyesinde eğitim kurumları da bulunuyor. Yaklaşık olarak 62 milyon parçanın sergilendiği müzede; balık, kuş, fosil, sürüngen, yumuşakça, kayaç, sediment ve çeşitli mineraller sergileniyor. Londra ve Amerikan Doğa Tarihi Müzeleri ile beraber dünyanın en büyük doğa tarihi müzesi olan Paris, ekoloji ve çeşitlilik yöntemi, dünya tarihi, moleküler çeşitlilik alanlarında da geniş bir dataya sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    30 milyondan fazla parçanın sergilendiği Viyana Ulusal Doğa Tarihi Müzesi, dokuz kilometrelik alanda 39 adet sergi salonuna sahip Avrupa’nın en önemli müzelerinden bir tanesi. Arkeoloji, antropoloji, jeoloji, zooloji ve mineraloji alanlarında parçaların ve değerli taşların sergilendiği müzenin tarihi binası 1889’da inşa edilmiş. Böceklerden dinozorlara pek çok ilgi çekici örneğin bulunduğu müzede simülasyon odaları sayesinde geçmiş dönemlere seyahat etmek ve bu hayvanların ilgi çekici dünyasını deneyimlemek mümkün. Müzenin en ilgi çekici bölümü ise ilk insanların yaşamının canlandırıldığı sergi odası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1869’da kurulan ve 26 birbirine bağlı bloktan oluşan Amerikan Doğa Tarihi Müzesi, 45 adet sergi salonu ve çeşitli laboratuvardan oluşuyor. Yaklaşık 34 milyondan fazla parça eserin sergilendiği müzede; okyanus dünyasına ait canlılık çeşitleri, insan biyolojisi, bitkiler, mineraller, fosiller ve göktaşı kalıntılarından oluşan farklı bölümler bulunuyor. Central Park’ın yanında konumlanan müzenin ünlü giriş kapısına da birçok Hollywood filminden aşinayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1889’da kurulan Berlin Doğa Tarihi Müzesi; paleontoloji, zooloji ve mineraloji alanında 25 milyondan fazla parçaya ev sahipliği yapıyor. 13 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük dinozor iskeleti olma özelliğine sahip Brachiosaurus Brancai’nin eseri de bu müzede ziyaretçileriyle buluşuyor. Dinozorlar ile modern kuşların ortak genetiğini taşıyan ilk çağ kuşu Arkeopteriks de bu müzenin önemli koleksiyon parçalarından bir tanesi olarak müzede yer alıyor. Arkeopteriks, bildiğimiz kuşlardan farklı olarak uzun bir kuyruğa ve gagasında dişlere sahip… 2007’de eklenen “Evren, Güneş Sistemi ve Dünya’nın Oluşumu” ile ilgili bölümlerde kozmolojik bilgiler yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Stockholm’de yer alan İsveç Doğa Tarihi Müzesi, 1819’da Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından kuruldu. İsveç’te bulunan iki doğa tarihi müzesinin en büyüğü olan müzede; dünyanın dört bir yanından toplanmış 10 milyondan fazla canlılık türü ve doldurulmuş hayvan sergileniyor. Yeryüzünün yapısı hakkında da geniş bir bilgi ve belge koleksiyonuna sahip olan müze, farklı birçok bilim dalından bilgileri modelleyerek ziyaretçilerine aktarıyor. Müzede sergilenen dev mavi balina ve devasa cüsseye sahip Afrika fili en çok ilgi çeken eserler arasında yer alıyor. Dünyadaki en yaşlı insan iskeleti Lucy adlı homininin hemen hemen eksiksiz olan kalıntıların replikası da müzenin ünlü diğer eserlerinden bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk ve en büyük tabiat tarihi müzesi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından 1968’te kuruldu. 2003’ten bu yana yeni yerleşkesinde ziyaretçilerini ağırlayan müzede dünyanın ve ülkemizin çeşitli yerlerinden getirilen fosil, kayaç, mineral ve maden örnekleri sergileniyor. Müzenin giriş katında ziyaretçiler uzay yolculuğu yaparak güneş sistemindeki gezegenleri yakından görme imkânı buluyor. Sergilenen diğer eserler ise ay taşı, yıldırım taşı ve gök taşları olurken; müze 5 bini aşkın değerli esere ev sahipliği yapıyor. Birinci katında bulunan akvaryumda omurgalı ve omurgasız birçok fosil, Manisa’da yaşamış insanlara ait ayak izleri, mağara sanatına ait eserlerin replikası ve Ankara Beypazarı’nda bulunan soyu tükenmiş “Anadolu Panteri”ne ait iskelet bulunuyor.

  • DÜNYANIN EN İYİ SUALTI MÜZELERİ

    Alışageldiğimiz müze tecrübelerinden çok daha farklı bir deneyim yaşatan sualtı müzelerinde çağdaş heykellerin yanı sıra çeşitli nedenlerle sular altında kalmış antik dünyalara ait eserler de bulunuyor. Sualtı yaşamına uyumlu, doğaya ve canlılığa zarar vermeyen materyallerle üretilen çarpıcı ve devasa heykellerin olduğu sualtı müzelerinin dünyadaki en seçkin ve en çarpıcı olanlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Meksika’nın Cancun şehrinde bulunan müze, ziyaretçilerine oldukça farklı bir deneyim yaşatıyor. Orijinal ismi “Museo Subacuático de Arte” olan müze, kısaca MUSA olarak anılıyor. Dünyanın ilk sualtı heykel müzesi olan mekân, 2009’da ziyaretçilere açıldı. Başlangıçta 100 heykelin bulunduğu müzede, şu an 400’den fazla heykel bulunuyor. Meksika’ya gelen turistlerin en uğrak yeri olan Cancun’da bulunan heykeller, dört ile sekiz metre arasına yerleştirilmiş, insan figürleri, hayvan figürleri ve çeşitli cansız nesnelerin figürlerinden oluşuyor. Müzenin kurucusu ise bol ödüllü İngiliz fotoğraf sanatçısı, heykeltıraş ve dalış eğitmeni Jason deCaires Taylor. Müzenin en ilgi çekici eseri olan 26 çocuk heykeli Vicissitudes ve müzedeki diğer heykeller denizin farklı noktalarında bulunuyor. Bunun nedeni, yılda 1 milyona yakın turist ağırlayan şehrin denizinde bir noktada yoğunluk olmasının önüne geçmek. Bu sayede dalışlar farklı noktalarda gerçekleşiyor ve tek bir bölgeye yığılma olmuyor. Heykellerde kullanılan malzemeler, doğal hayata uyum sağlaması için özenle seçilmiş. Bu sayede heykeller, yapay resif görevi üstleniyor. pH değeri nötr olan bu dayanıklı çimento üzerinde mercanlar ve diğer deniz canlıları yuva yapabiliyor. Tüplü dalış yaparak gezilebilen sergiyi, şnorkel ile yüzenlerin de görmesi mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Jason deCaires Taylor‘ın Museo Atlantico adını verdiği sualtı müzesi 2017’de ziyaretçilerine kapılarını açtı. 300’den fazla heykelin bulunduğu dev sualtı müzesi, İspanya’ya bağlı Kanarya Adaları’nda, Lanzarote kentinin güneyindeki Coloradas Körfezi kıyılarında suyun 14 metre altında yer alıyor. Deniz tabanında yaklaşık 2 bin 500 metrekare alana yayılmış olan büyüleyici heykelleri tüplü dalış yapabilenler yakından izleyebilirken, eserleri altı cam olan özel teknelerle üstten görmek de mümkün. 30 metre uzunluğunda 110 ton ağırlığında bir duvarın da aralarında bulunduğu eserlerin tamamı pH nötr maddelerden yapıldı. Bu sayede UNESCO tarafından “Dünya Biyosfer Koruma Alanı” olarak belirlenen alanda yer alan müze sahasının balık ve diğer deniz canlıları için doğal bir yaşam alanı olmaya devam etmesi de sağlandı. Akdeniz’de yaşanan mülteci sorunlarına dikkat çekmeyi amaçlayan sanatçı, oluşturduğu bu sualtı müzesinde çok sayıda sarsıcı heykel enstalasyonunu ziyaretçilerine sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzak Doğu’nun en gözde tatil yerlerinden biri olan Endonezya’daki Bali’nin kuzeybatı kıyısında yer alan Gili Adaları, farklı deneyimler yaşamak isteyen dalış tutkunlarının gözde mekânlarından biri olurken Gili Adaları’nın en sessiz ve küçük bir adası olan Gili Meno Adası’nda mercan resiflerine yuva olarak yapılan Nest Heykelleri bulunuyor. Gerçek insan boyutunda, tam 48 heykelden oluşan sualtı müzesindeki heykeller 5 metre derinlikte yer alıyor. Diğer sualtı müzelerinin de kurucusu Jason DeCaires Taylor’ın ‘Nest’ isimli projesinin bir parçası olan Gili Meno Heykelleri’nin amacı, tahrip olan mercan resiflerinin tekrar oluşmasını sağlamak. Heykeller, yaşamı ve sürekliliği temsil etmesi için çember biçiminde yerleştirilmiş. Yapay bir resif görevi görecek şekilde yerleştirilen heykeller pek çok balığa da yuva oluyor. Deniz tabanına sabitlenen heykeller, yumuşak mercanlar ve süngerlerle deniz yaşamına katkı sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İtalya’daki Napoli Körfezi’nin kuzeybatı açıklarında bulunan Baia Sualtı Parkı, listemizdeki diğer sualtı müzelerinden farklı bir özelliğe sahip. Baia Sualtı Parkı’ndaki eserler, deniz zeminine sonradan yerleştirilmiş modern sanat eserleri ve heykeller değil, Antik Roma İmparatorluğu’ndan arda kalan eserleri barındırıyor. 8. yüzyılda sıtma salgını nedeniyle terk edilen Baia bölgesi, ilerleyen yıllarda volkanik sarsıntılar nedeniyle tamamen su altında kalmış. Dalış tutkunlarının en gözde yerlerinden olan Baia’yı görebilmek sadece tüplü ve şnorkelli dalışla mümkün olurken, Roma döneminden kalan dev heykelleri de görebilmek mümkün. Baia, arkeolojik sit alanı statüsüne sahip ve mitolojik tanrıların, kral ve kraliçelerin mermer heykelleri arasında yüzerken mozaik zeminler de görülebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yine Jason deCaires Taylor tarafından yalnızca görsel açıdan çarpıcı olması için değil, aynı zamanda çevresel çeşitliliği iyileştirmek için tasarlanan sualtı heykel parkı, 2006’da Karayip Denizi’nde bulunan Molinere Körfezi’nde kapılarını açtı. Heykellerini, sürdürülebilir malzemelerden hazırlayan ve mercan büyümesini teşvik edecek deniz yaşamının kolonileşmesi için yapay kayalıklardan oluşturan sanatçı, okyanus tabanına; çoğunlukla yalnız bireylerden, okyanus akıntılarına bakan el ele tutuşan bir çocuk halkasına kadar bir dizi insan formundan oluşan beton figürler yerleştirdi. 800 m2’den büyük bir alanı kaplayan mekânda 65’ten fazla heykel bulunuyor. Molinere Sualtı Heykel Parkı, Afrika’dan getirilen ve köle olarak çalışmak zorunda bırakılan insanlara ithaf edilirken son yıllarda yerel bir sanatçı da heykel parkındaki alana yeni heykeller ekledi. 12 metre derinlikteki eserleri tüplü dalış ve cam tabanlı teknelerle ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Side’de, Deniz Ticaret Odası Antalya Şubesi tarafından hayata geçirilen müze; kıyıdan 1,5 mil açıkta ve ortalama 12 ila 20 metre derinlikte yer alıyor. Türkiye’nin ilk sualtı müzesi olan Side Sualtı Müzesi, denizin derinliğinde 5 farklı temadan oluşuyor. Türk heykeltıraşlar tarafından yapılan 117 adet heykelin bulunduğu müzeyi ziyaret etmek için dalış yapacak olan ziyaretçilerde profesyonel dalış sertifikasına sahip olma şartı aranıyor. Müzede yer alan heykeller; Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı temsilleri, Mevlâna ve semazenleri, Apollon Tapınağı ve deniz tanrısı Poseidon, geçmişte Side’den ticaret amacıyla tahıl ve gıda taşıyan deve kervanı temalarından oluşuyor. Üç buçuk metre uzunluğundaki ve 50 ton ağırlığındaki dev Poseidon heykeli en ilgi çeken eser olurken, eserlerin hepsi sualtı doğasına uygun malzemeden ve nötralize edilerek imal edilmiş materyallerden yapıldı. Deniz canlıları açısından da doğal resif görevi gören sualtı müzesini her yıl ortalama 10 bin kişi ziyaret ediyor.