Etiket: mutfak

  • KİLER: DÜNDEN BUGÜNE ÖNEMİNİ KAYBETMEYEN BİR KÜLTÜR

    Gıdaların hem bozulmadan korunmasını sağlamak hem de depolamak üzere insanlığın geliştirdiği, günümüzde ilkel gibi görünen ama aslında dâhiyane çözümlerden biridir kilerler… Sözü uzatmadan, tarihin eski dönemlerinde ortaya çıkmış ve farklı bölgelerde farklı stillerde kullanılan bu yöntemle ilgili detaylara geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kiler, evin içinde veya dışında olabilir” title_font_size=”13″]

    Buzdolabı teknolojisinin olmadığı eski dönemlerde, henüz inşa sürecindeyken evlerin güneş almayan serin bir odası kiler olarak ayrılır, bu oda çoğunlukla mutfağın yan tarafında veya evin bodrum katında yer alırdı. Çiftlik gibi yerlerde ise yaşam alanından uzak bir yere yapılır, hatta bazen yer altına doğru inşa edilirdi. İçerideki nem ve ısıyı koruması için üstü toprak, saman gibi malzemelerle kapatılan yer altına gömülmüş bu kilerlerin zemini toprak, tavanı ise kütük veya keresteden oluşurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Büyük odalardan kiler dolaplarına” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun pek çok yerinde hâlâ karşılaşabileceğimiz, yöreye göre serender, nayla, hızna gibi farklı isimler alabilen bu kilerler, ahşap raf ve bölmelerle dizayn edilmekte. Günümüz modern yapılarında ise mutfak içine kiler olarak konumlandırılan ayrı odalar yapılabiliyor. Bununla birlikte çoğumuz, ısıdan ve nemden uzakta olan dolaplarımızı kiler olarak kullanıyoruz. Biçim değiştirmiş olsa da buzdolabının icat edildiği günümüz dünyasında da kiler, pek çok ürün için saklama ve depolama alanı olarak önemini korumaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu ürünleri buzdolabında değil kilerde saklayın ” title_font_size=”13″]

    Çiğ ürünlerden konservelere, sebzeden meyveye kilerde saklayabileceğiniz ürünler listesi, buzdolabında saklayabileceklerinizden fazla olabilir. Örneğin baharatlarınız… İster tarçın ister pul biber olsun, tüm baharatlarınızı kilerde saklayabilir ve böylece çok daha uzun ömürlü olmasını sağlayabilirsiniz. Soğan, sarımsak, domates, patates, kuru yemişler de buzdolabına değil kilere girmeli… Un, şeker, kabartma tozu, karbonat, salça, zeytinyağı, bal, pekmez, reçel, sirke ve kavanoz kavanoz kurduğunuz konservelerin yeri kesinlikle kiler olmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ara sıra yapmak gereken bir işlem: Kiler düzenlemek” title_font_size=”13″]

    Kileri zaman zaman düzenlemek, özellikle mevsim değişimlerinde yapılması gerekenler arasındadır. Her ne kadar saklayan, muhafaza eden bir depo olsa da her ürünün bir kullanım süresi vardır ve o süreyi dolduranları kilerden çıkarıp yenilerine yer açmak yerinde bir tutum olacaktır. Bunun dışında ürünleri gruplara ayırarak depolamalı, neyin nerede olduğunu görebilmek için cam kavanozlar kullanmalı, paketlerin ağzını hava almayacak biçimde kapatmalısınız. Sık kullandıklarınızı ön tarafta çabuk erişebileceğiniz yere koymayı da düşünebilirsiniz.

  • DÜNYA MUTFAKLARINA İLHAM VEREN EN PRESTİJLİ 6 ŞEF

    Bazı şefler kendilerine özgü teknikleriyle, yaşam tarzlarıyla, mutfağa bakış açılarıyla diğerlerinden sıyırılabilir ve “özgün olma” durumu tam da bu noktada başlar. Michelin yıldızlı restoranlarda çalışmadan önce yolları bulaşıkçılık ya da garsonluktan geçen ancak bugün yemeklerini tatmak için herkesin sırada beklediği dünyanın en prestijli şeflerinden birkaçını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Thomas Keller için Fransız pişirme sanatının üstadı demek mümkündür. Kariyeri, sadece şeflik ile sınırlı değil aynı zamanda bir restoran sahibi ve yemek yazarı. 1996 yılında En İyi Amerikan Şef Ödülü’nün sahibi olan Keller, başarılarını Michelin yıldızıyla zirveye taşıdı ve hatta iki farklı restoranı için tam üç Michelin yıldızı almayı başaran bir şef olarak tarihe geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2008 yılında Forbes Dergisi’ne göre en etkileyici 100 isimden biri olan Alain Ducasse, dünyanın birçok noktasında açtığı restoranlarla tanınan ve gastronomi dünyasının süper starı olarak bilinen bir şeftir. Ünü önce Fransa’ya ve ardından tüm dünyaya yayılan Alain Ducasse 20’den fazla Michelin yıldızına sahip olarak rekoru elinde tutuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek programları, kitapları ve kendi adını taşıyan restoran zincirleriyle dünyanın en ünlü şeflerinden biri Jamie Oliver. Özellikle okullardaki sağlıksız beslenme alışkanlıklarına karşı duruşu ile bilinen Jamie Oliver, yayımladığı “Jamie’s 30 Minute Meals” isimli kitabı ile 2010 yılında satış rekoru kırdı. Aşçılık kariyerinin ardından televizyon dünyasına da geçen Oliver, özellikle “Feed me better / Beni daha iyi besle” kampanyasıyla İngiltere’de büyük yankı uyandırdı. Bu kampanya ile İngiliz okullarındaki yemek menülerinin değiştirilmesine büyük katkı sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İskoçların ilk Michelin yıldızlı şefi olan Gordon Ramsay, yeteneğini tüm dünyaya kanıtlamış dünyaca ünlü şeflerden biridir.  Toplamda 16 Michelin yıldızı olan Gordon Ramsay aynı zamanda dünyanın en çok kazanan ünlülerinden biri olarak bilinir. Yalnızca bir şef, televizyon sunucusu ya da “ünlü” değil aynı zamanda dünyanın pek çok yerinde “çok satanlar” arasına giren ünlü bir yazardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Henüz çocuk yaşta annesiyle beraber mutfağa giren ve o günlerden bugüne mutfak macerasında başarıyla ilerleyen bir şef; Wolfgang Puck. Fransa’nın en iyi restoranlarında çalışan Gang, yolculuğuna Los Angeles’da devam etti ve Hollywood’da dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. İstanbul’da da şubesi bulunan Spago adındaki restoranıyla adından söz ettiren Gang, aynı zamanda Yılın Üstün Şefi Ödülü’ne sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fatih Tutak, uluslararası platformlarda ülkemizi temsil eden başarılı Türk şeflerden biridir. Pekin, Tokyo, Singapur, Kopenhag, Hong Kong ve Bangkok gibi global mutfaklarda deneyim kazanan Tutak, gastronomi topluluğu tarafından belirlenen dünyanın en iyi 100 şefi arasına girdi. Bomonti’de bulunan TURK Fatih Tutak isimli restoranında misafirlerini ağırlayan Tutak, Türkiye’nin gastronomi anlamında ilerlemesine katkı sağlamaya devam ediyor.

  • ÜLKELERİN GELENEKSEL TATLILARI VE ARDINDAKİ HİKÂYELERİ

    Her ülkenin mutfağında, yerel malzemelerle ve geleneksel yöntemlerle hazırlanmış benzersiz tatlılar yer alır. Bu tatlılar yalnızca damak zevkimize hitap etmekle kalmaz, aynı zamanda o ülkenin tarihini, kültürünü ve yaşam tarzını da yansıtır. Kimi zaman bir aile tarifinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla, kimi zaman ise bir ülkenin tarım ürünlerinin ve coğrafi özelliklerinin mutfağa yansımasıyla, bu tatlılar geleneksel lezzetlere dönüşür. Bu yazımızda, farklı ülkelerin geleneksel tatlılarını ve bu tatlıların ardındaki hikâyeleri keşfedeceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sütlaç, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Dönemi’nde saray mutfağının vazgeçilmez tatlılarından biri olan sütlacın kökeni, Orta Asya’ya kadar uzanır. Hem lezzeti hem de besleyici değeriyle öne çıkan sütlaç, özellikle Ramazan aylarında ve özel günlerde sıkça yapılır. Saray mutfağında gül suyu, badem gibi ek malzemelerle zenginleştirilen sütlaç; pirinç, süt ve şeker ile hazırlanır. Pirinç, önce suyla haşlanarak yumuşatılır; ardından süt ile kaynatılır. Şeker ilave edildikten sonra, kıvam alana kadar pişirilir. Bazı tariflerde vanilya, tarçın veya portakal kabuğu gibi aromalar da eklenir. Genellikle soğuk olarak, üzeri dövülmüş fındık ile süslenerek servis edilir. Sütlaç kelimesinin, “sütlü aş” ifadesinden türediği kabul edilir. Rivayete göre, çok eski zamanlarda mide rahatsızlığı yaşayan birine hem doyurucu hem de hafif bir yemek hazırlanmak istenir. Evde bulunan süt, pirinç ve şeker gibi basit malzemelerle sütlü aş hazırlanır. Kaşgarlı Mahmut’un 11. yüzyılda yazdığı Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eserinde geçen “uwa” adlı yiyecek, bazı kaynaklara göre sütlacın atası olabilir. Uwa burada, soğuk olarak yenen, pirinçle yapılan bir tür yemek olarak tanımlanır. Süt içerip içermediği belli olmasa da pirinç bazlı soğuk yemek olması sütlaçla benzerlik kurulmasına neden olmuştur. Sütlaç, dünyanın birçok yerinde farklı isimlerle ve çeşitlerle hem geleneksel tariflerle hem de modern dokunuşlarla hazırlanır. İspanya’da “arroz con leche”, Hindistan’da “kheer”, Yunanistan’da “rizogalo” olarak bilinir. Her kültür sütlacı kendi mutfak geleneklerine göre yorumlamış ve farklı tatlar katmıştır. Örneğin; Hindistan’da sütlaç genellikle kakule ve safran ile tatlandırılırken, İspanya’da limon kabuğu ve tarçın kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gulab Jamun, Hindistan ” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın en meşhur lezzetlerinden olan gulab jamun, ülkemizin ünlü tatlısı Kemalpaşa tatlısına çok benziyor ve bu yuvarlak hamur topları gül suyu ile lezzetlendiriliyor. Geleneksel tariflerde gulab jamun, Hint mutfağına özgü olan kurutulmuş tam yağlı süt olan “khoa” ile hazırlanıyor. Khoa, un ve kabartma tozu ile yoğrularak küçük toplar hâline getiriliyor ve ardından altın rengini alana kadar derin yağda kızartılıyor. Kızartılan bu toplar; şeker, su, kakule ve gül suyu ile yapılan şerbette bekletilerek servis ediliyor. Kimi rivayetlerde bu tatlının aslında Moğol İmparatorluğu Dönemi’nde Pers (İran) mutfağından Hindistan’a getirildiği söyleniyor. Ünlü yemek tarihçisi ve yazar Michael Krondl, “The Donut: History, Recipes, and Lore from Boston to Berlin” adlı kitabında, Pers işgalcilerinin yanlarında “gulab jamun tatlısına benzeyen yuvarlak bir çörek” getirdiklerinden bahseder. Gulab, Farsçada gül anlamına gelen bir kelimeden türetilmiştir, jamun ise yerel bir meyveyi ifade eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pastel de Nata, Portekiz ” title_font_size=”13″]

    Kökeni 18. yüzyıla dayanan, Portekiz’in en popüler tatlılarından biri olan pastel de nata, çıtır hamur içinde zengin bir krema dolgusu ile hazırlanan bir tür muhallebili turtadır. Yumurta sarısı, şeker, süt ve vanilya ile yapılan krema, tereyağı ile incecik katmanlar hâlinde açılan hamura doldurulur ve yüksek ısıda fırınlanır. Üzerine tarçın ve pudra şekeri serpilerek servis edilir. Hafif yanık kremasıyla ünlü bu tatlıyı, ilk olarak Lizbon’un Belém bölgesindeki Jerónimos Manastırı’nda, rahipler giysilerini kolalamak için kullandıkları yumurtaların artan sarılarını değerlendirmek amacıyla yapmıştır. Daha sonra, manastıra maddi katkı sağlamak için bir fırınla anlaşma yapılarak satışı başlamış, zamanla halk arasında popülerleşmiş ve Portekiz’in simgelerinden biri hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Churros, İspanya ” title_font_size=”13″]

    İspanya’nın kuzeyinden tüm dünyaya yayılan churros tatlısının hamuru; su, un, tuz ve şekerle hazırlanır. Hamur, sıcak yağda kızartıldıktan sonra şeker ve tarçın karışımına bulanır. Dışı çıtır çıtır, içi ise yumuşaktır. İspanya’da genellikle sıcak çikolata sosu veya “dulce de leche” (karamelize süt) eşliğinde servis edilir. Churros, İspanya ve Latin Amerika’nın birçok ülkesinde sokak satıcıları tarafından satılan popüler bir atıştırmalıktır. Rivayete göre bu tatlıyı ilk olarak İspanyol çobanlar, az malzeme gerektirmesi ve kolay pişirilmesi nedeniyle dağlarda hazırlamış; zamanla geleneksel bir lezzete dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sticky Toffee Pudding, İngiltere” title_font_size=”13″]

    İngiliz mutfağının en sevilen tatlılarından biri olan sticky toffee pudding, hurma ve karamel sosla hazırlanan enfes bir tatlıdır. Kek hamurunda hurma, şeker, tereyağı, un, yumurta ve vanilya bulunur. Hurma, sıcak su ve karbonatla yumuşatıldıktan sonra kek hamuruna eklenir. Kek, fırında pişirilir ve üzeri altın rengi alana kadar bekletilir. Karamel sos ise tereyağı, şeker, krema ve vanilya ile hazırlanır. Pişen kek, karamel sosla kaplanarak sıcak servis edilir. Bazı tariflerde hurma yerine kuru üzüm veya kuru incir de kullanılabilir. Ayrıca, karamel sosun içine eklenen tarçın veya zencefil gibi çeşitli aromalar, tatlıya farklı lezzetler katar. Tatlının kökenine dair de birkaç hikâye vardır: Bir rivayete göre, İngiltere’ye gelen Kanadalı pilotlar, Kanada’da yapılan bir tatlıdan esinlenerek bu tatlıyı yapmıştır. Bir diğer hikâyeye göre ise bu tatlının aslında II. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktığı ve o dönemde tatlandırıcıların sınırlı olması nedeniyle hurmanın kullanıldığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Éclair, Fransa” title_font_size=”13″]

    Ünlü bir Fransız tatlısı olan éclair, ülkemizde “ekler” olarak bilinir. Birçok yemek tarihçisi, eklerin ilk olarak Fransız kraliyet ailesinin ünlü hamur işi şefi Marie-Antoine Carême tarafından yapıldığını öne sürmektedir. Éclair isminin kaynağı hakkında ise çeşitli rivayetler vardır. Birine göre, tatlıyı ilk kez tadan kişiler onu şimşek hızında tüketmiş, bu nedenle Fransızca “şimşek” anlamına gelen “éclair” adı verilmiştir. Ekler, pâte à choux (şu hamuru) adı verilen özel bir hamurla hazırlanır. Su, tereyağı, un ve yumurtadan oluşan bu hamur, fırında kabararak içi boş bir yapı oluşturur. Pişirilen hamur uzun ve ince bir şekil alır. Ardından içi vanilyalı pastacı kreması (crème pâtissière) ile doldurulur ve üzeri çikolata kreması veya şekerli glazür (şekerli pasta kreması) ile kaplanır. Çikolatalı, kahveli, meyveli, karamel dolgulu ve daha pek çok çeşidi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Daifuku Mochi, Japonya ” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın geleneksel lezzetleri arasında yer alan daifuku mochi tatlısının kökeni, 17. yüzyıla kadar uzanmaktadır. O dönemde Japonya’da halk arasında doyurucu, kolay taşınabilir ve uzun süre dayanabilen tatlılar oldukça popülerdi. Bu yıllarda Japonya’da “mochi”, yani dövülmüş pirinçten yapılan elastik ve yumuşak hamur, dinî törenlerde ve özel günlerde kutsal bir yiyecek olarak tüketiliyordu. Ancak zamanla halk, bu lezzeti daha pratik ve tatlı bir forma sokmak istedi. Böylece mochi hamurunun içine tatlı kırmızı fasulye ezmesi (anko) konulmaya başlandı. İlk başta bu küçük dolgulu tatlılara “uzura mochi” (bıldırcın mochi) deniyordu, çünkü şekilleri bıldırcın yumurtasını andırıyordu. Zamanla ismi değişerek “daifuku mochi” adını aldı. Orijinal daifuku mochi tarifinde, küçük pirinç kekleri (mochi), tatlı kırmızı fasulye ezmesi (anko) ile doldurulur ve dışı nişasta ile kaplanır. Daifuku mochi, mochiko (glutensiz pirinç unu) ve su kullanılarak yapılan mochi hamuru ile hazırlanır. Hamur buharda pişirilir, ardından yoğrularak şekillendirilir. Dolgu malzemesini saracak şekilde ince bir tabaka hâlinde açılır ve top şeklinde kapatılır. Günümüzde daifuku mochi’nin çilekli, kremalı, çikolatalı ve meyve dolgulu gibi pek çok çeşidi de oldukça popülerdir. Japon kültüründe önemli bir yere sahip olan bu tatlı, özellikle özel günlerde ve bayramlarda tüketilir. Geleneksel daifuku mochi sade bir şekilde servis edilirken, modern sunumlarda üzerine pudra şekeri, matcha tozu veya Hindistan cevizi rendesi serpilebilir.

  • BESİN VE ŞİFA DEPOSU KÖK SEBZELER

    Bir kısmı yaz-kış yetişen bir kısmı sadece kış mevsiminde gerçek dönemini yaşayan kök sebzeler mutfakların en güçlü besinleri arasında yer alıyor. Hatırlatması bizden, içinde bulunduğumuz aylar bu sebzeleri bolca kullanmanın tam zamanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Özellikle kış aylarında severek tükettiğimiz havucun Anadolu’da yere batan, yer otu, yere kaçan gibi isimlerle anıldığını biliyor muydunuz? Bu kök sebze kâh yemekleri renklendiren kâh salatalarda başı çeken hali ve içerdiği A vitamini ile dişlerimizin, kemiklerimizin, gözlerimizin en iyi dostlarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz kıyılarının tadı ve faydalarıyla mucizevi olan lezzeti pancar, kök sebzelerin belki de en renklisi. Pancarı nasıl tüketirim diye düşünüyorsanız, yoğurtlu salatasını, yeşil soğan ve sirke ile mezesini, unla karıştırarak çorbasını yapabilir ve elbette turşusunu kurabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mutfak kültürümüzde eskiye oranla daha çok yer bulan kereviz, bilhassa zeytinyağlı olarak yapıldığında tadına doyum olmayan bir kök sebzedir. En geleneksel tariflerinden biri de portakal suyu ile yapılan yemeğidir ve bu tarif kış aylarında adeta şifa deposudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kök sebzelerin baş tacı, hikâyesi binlerce yıl önceye kadar giden patatesten başkası değildir. Kızartmasıyla, haşlamasıyla, püresiyle, salatasıyla, böreğiyle ve çeşit çeşit tencere yemekleri ile Türk mutfağında da en çok kullanılan sebzelerdendir patates.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    C vitamini başta olmak üzere besin kaynağı olma hali, kendimizi iyi hissettiğimizde söylediğimiz “Turp gibiyim!” deyimini doğurmuş. Çorbasını yapıp suyunu sıkabileceğiniz turpları, rendeleyerek veya ince dilimler halinde doğrayarak türlü türlü salatalarını yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Özgün bir tadı olan, ilave edildiği lezzeti kendi aromasıyla hâkimiyeti altına alan zencefil, ilaç üretiminde de kullanılan ve faydaları saymakla bitmeyecek bir kök sebzedir. İster keklerinize kurabiyelerinize katın, ister pilavlarınıza…  Güçlü etkisi nedeniyle tüketilen miktara dikkat edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İşte her mutfağın demirbaşı olan kök sebzeler… Birbirlerinden farklı olsalar da yakın birer arkadaş gibi sürekli birlikte anılan soğan ve sarımsak… Kokularından dolayı uzak duranlar olsa da doğal antioksidan, doğal antimikrobiyel olarak tanımlanan bu ikili için sağlığımızın en iyi dostları diyebiliriz.

  • Mutfakta Hijyen İçin Püf Noktaları

    Mutfakta Hijyen İçin Püf Noktaları

    Tüm yaşam alanlarında olduğu gibi mutfakta hijyen de önce kendimizden başlar. Mutfağa girdiğimizde ellerimizin temiz olduğundan emin olduktan sonra diğer hijyen konularına odaklanabilir, ailemiz ve sevdiklerimiz için güvenli menüler hazırlayabiliriz. Biz dikkat edilmesi gereken detaylardan birkaçını aşağıda sıraladık, siz bu listeyi dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    mutfak, hijyen, temizlik

    Mutfakların demirbaşlarından olan kesme tahtasını işinizin her aşamasında sıcak su ile yıkamak, işiniz bittikten sonra da sirkeli ya da karbonatlı suyla yıkayarak tamamen kurutmak en başta geliyor. Ve eğer mümkünse çiğ etler ve sebze için ayrı ayrı tahtalar kullanmalı hatta ekmek tahtanızı da ayırmalısınız. Malzemenizi bulaşık makinasında yıkayabilmek ve hijyen konusunda daha rahat hissetmek istiyorsanız o zaman da seramik gibi farklı malzemelerden yapılan kesme tahtalarını tercih etmenizi önerebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Restoranların mutfaklarında ağaç tezgâhların kesinlikle kullanılmadığını biliyor muydunuz? Nedeni, ıslak kaldığında mikrop barındırma potansiyelinin çok fazla olması ve bunu bütün yiyeceklere bulaştırma riskinin bulunması. Bu nedenle mutfağınızda kullandığınız ahşap malzemeler hijyen konusunda ekstra ilgi gerektiriyor. Ve mutfaklardaki diğer demirbaşlar da tahta kaşıklar… Tıpkı kesme tahtaları gibi onları da bulaşık makinasına koymamalı, yıkadıktan sonra da iyice kurutmalısınız. Tahta kaşık satın alırken ise zararlı madde içermeyen ahşaptan yapılmış ve cilalanmış olmasına dikkat etmeyi unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fark ettiğiniz gibi mutfak hijyeninde sirke ve karbonat adeta iksir gibi işlev görüyor. Bazı sebzelerin bakterilerden arındırılmasında da oldukça etkililer. Ama tabii önceliğiniz sebzeleri akan suda yıkayarak topraktan iyice arındırmak olmalı. Özellikle ıspanak, semizotu, marul, roka gibi yeşil yapraklı sebzeleri su ile yıkadıktan sonra sirkeli veya karbonatlı suda bir süre bekletip tekrar durulayabilirsiniz. Patates, kereviz gibi toprak kalıntıları barındıran sebzeleri ise akan suda fırça yardımı ile temizleyebilir, soğan, pırasa gibi sebzelerin en üstteki bir katını soyarak atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    mutfak, hijyen, temizlik

    Mutfaklarımızın olmazsa olmazı bıçakların dezenfekte edilmesi de oldukça önemli, çünkü farklı yiyecekler için aynı bıçağı kullanmak sizi çapraz bulaşma denen büyük bir riskle karşı karşıya bırakabilir. Özellikle çiğ etlerde kullandığınız bir bıçağı tekrar kullansanız da kullanmasanız da kaynar su ile yıkamalı hatta kaynar suda bir süre bekletmelisiniz. Bu arada; çiğ et ve kümes hayvanlarının yıkanırken de etrafa zararlı bakteri bulaştırabileceğini ve belli bir ısıda pişirilmedikçe bakterilerin yok edilemeyeceğini unutmayın. Yani bu tür gıdaları yıkamanın bir anlamı bulunmamakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kısa adı WHO olan Dünya Sağlık Örgütü’nün de tükettiğimiz gıdaların hijyenik ve güvenli olması için verdiği bazı mesajlar bulunuyor. Bunlardan birkaçı şöyle: Öncelikle bizim de yukarıda söylediğimiz gibi pişmiş ve çiğ gıdaları ayrı tutmak. Devamında ise iyi pişirmek, gıdayı güvenli sıcaklıkta tutmak, güvenli su ve hammadde kullanmak geliyor. Yani bir taraftan mutfağımızı, aparatlarımızı temiz tutarken, diğer taraftan tüketeceğimiz gıdaların zararlı bir hale gelmemesi için uygun koşulları gözetmemiz gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hijyen, temizlik

    Siz de yemek yapmayı seven ama toplamaya gelince gönülsüzleşen biri misiniz? O halde kesin tezgâh üstündeki ıslak beze dokunmayı da sevmiyorsunuz! Fakat mutfakta birkaç saat içinde üzerinde milyonlarca bakteri üretebilecek malzemelerin başında o bezler ve bulaşık süngerleri geliyor. Siz siz olun bezleri haftada bir çamaşır makinesinde yüksek sıcaklıkta yıkayın ve süngeri her zaman temiz tutun. Eğer mümkün olabiliyorsa mutfakta bez yerine kağıt havlu kullanmak çok daha hijyenik olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Mutfakta hijyen sağlamamıza yardımcı olan temizlik malzemelerinin gıdalarla bir araya geldiğinde bizzat kendisinin zararlı maddelere dönüşeceğini unutmayın. Bu nedenle sabun köpüğünün yiyeceklere değmesine kesinlikle engel olmalı ve deterjanları kapalı bir alanda tutmaya özen göstermelisiniz. Son olarak… Deterjan kullanırken siz de eldiven kullanabilir, böylece kimyasalların cildinize vereceği zararlardan korunabilirsiniz.

  • YEMEK SANATINDA USTALIK REHBERİ: MUTFAK TERİMLERİ

    Mutfakta zaman geçiren herkesin uyguladığı teknikler, gastronomi dünyasında özel isimlerle anılır. Yeni tarifler denemekten keyif alan ve yemek yapmayı bir sanat olarak gören herkesin bildiği başlıca mutfak terimleri ve teknikleri, hazırlanan yemeklerin daha profesyonel olmasını sağlar. Deglaze etmekten karamelize etmeye, benmari tekniğinden konfi yöntemine, mutfakta lezzetli dokunuşlar için gerekli olan teknik bilgileri ve terimleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konfi” title_font_size=”13″]

    Fransızca bir kelime olan “confit”ten dilimize gelen konfit ya da konfi, yemeğin kendi yağında veya üzerine eklenen bir yağda uzun süre pişirilmesi tekniğidir. Bu teknik, genellikle ördek ve kaz etlerinde, bazen de sebze yemeklerinde kullanılır. Yiyecekler, suyun kaynama noktasının altında, yani 90-95 derece arasında yavaşça pişirilir. Bu sayede lezzet yoğunlaşır ve yiyecekler uzun süre saklanabilir hâle gelir. Etler genellikle tuz, çeşitli otlar ve baharatlarla ovularak marine edilir, ardından birkaç saat veya bir gece boyunca buzdolabında dinlendirilir. Bu işlem, etin fazla suyunu çekerek lezzetinin yoğunlaşmasını sağlar. Marine edilen etler, fazla tuzları temizlendikten sonra tamamen yağla kaplanarak düşük sıcaklıkta yavaşça pişirilir. Pişirme süresi birkaç saat ile birkaç gün arasında değişebilir. Örneğin, ördek konfi genellikle 2-4 saat arasında pişirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kefini Almak” title_font_size=”13″]

    Tavuk, et veya kemik haşlarken kaynayan suyun üzerinde oluşan beyaz yoğun köpük tabakasına “kef” denir. Kefini almak ise haşlama sırasında bir kevgir ya da kaşık ile bu beyaz köpüğü temizlemek anlamına gelmektedir. Berrak ve lezzetli bir et, tavuk veya kemik haşlama suyu elde etmek için mutlaka uygulanması gereken basit ama önemli adımlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deglaze Etmek” title_font_size=”13″]

    Deglaze etmek, yemek pişirme sürecinde tavada kalan kahverengi, karamelize olmuş parçacıkları (fond) çözme ve bu parçacıklardan lezzetli bir sos yapmak için sıvı ekleme işlemidir. Bu teknik, özellikle et pişirildikten sonra tavada kalan lezzetli kısmının değerlendirilmesi için kullanılır. Tavadaki tortuları sos haline getirmek için kullanılacak sıvı, tamamen damak tadına bağlıdır. Eklenen sıvı birkaç dakika kaynatılarak biraz yoğunlaştırılır. Sosa ekstra lezzet katmak için ise tereyağı, krema veya baharatlar ilave edilebilir. Deglaze yöntemi ile tavada pişen etin lezzeti, sos olarak yemeğe dâhil edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Benmari” title_font_size=”13″]

    Benmari, çikolata veya tereyağı gibi yiyeceklerin ısıya doğrudan maruz kalmadan, sıcak su buharı veya sıcak suyun dolaylı ısısıyla pişirilmesi ya da eritilmesi tekniğidir. Bu yöntem, özellikle kolayca yanabilen veya kesilebilen malzemeler için kullanılır. “Benmari” terimi Fransızca “bain-marie” kelimesinden gelir. Krem karamel veya cheesecake gibi yumurta bazlı tatlılar ve hollandez sos gibi soslar benmari yöntemiyle pişirilir çünkü bu yöntem nazik bir ısı transferi sağlayarak pürüzsüz ve kremsi bir doku oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karamelize Etmek” title_font_size=”13″]

    Yemeklere farklı bir doku ve aroma katan karamelizasyon işlemi, gıdalardaki doğal şekerin yüksek ısıda pişirilerek yoğunlaştırılması işlemidir. Isının etkisiyle renk değiştirerek kahverengileşen şeker, gıdaya tatlı bir aroma kazandırır. Karamelize edilecek yiyecek genellikle doğal şeker içeren soğan, havuç gibi sebzeler ve elma gibi meyvelerdir. Ayrıca, beyaz veya esmer şekere su ekleyerek de karamelizasyon yapılabilir. Şeker, 160-180 derece arasında bir sıcaklığa ulaştığında karamelize olmaya başlar; eridikçe sıvı hale gelir ve renk değiştirerek açık kahverengiden koyu kahverengiye doğru döner. Sürekli karıştırmak önemlidir; bu şekilde şekerin yanmadan eşit şekilde karamelize olması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Börmaniye” title_font_size=”13″]

    Fransız mutfağından dünya mutfaklarına yayılan ‘börmaniye’ terimi, tereyağı ve unun mükemmel uyumunu ifade eden bir karışımdır. Börmaniye, “yoğurulmuş tereyağı” anlamına gelen “beurre manie” kelimesinden türemiştir. Çorbalardan soslara kadar, içeriğinde bol su bulunan yemeklerin koyulaştırılması ve kıvam kazanması için kullanılır. Börmariye için eşit miktarda tereyağı ve un gerekir. Oda sıcaklığındaki tereyağı ile un, pürüzsüz bir kıvam alıncaya dek karıştırılır. Karışımdan küçük parçalar alınıp, yemeğe eklenir, eriyene ve kıvam verinceye kadar karıştırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bağlamak” title_font_size=”13″]

    Çorba ve tencere yemeği gibi sulu yemeklerin kıvamını bir sos, bağlayıcı veya meyane yardımıyla koyulaştırma işlemine ‘bağlamak’ denir. Bu işlemde, yumurta, yoğurt, ekmek içi, krema ve nişasta gibi malzemeler kullanılarak yemeğin kıvamı artırılır. Bağlama işlemi sırasında soğuk ve sıcak dengesinin iyi sağlanması ve bağdaştırıcı olarak kullanılacak malzemelerin ölçülü bir şekilde ayarlanması önemlidir. Örneğin, bir çorba veya sosu bağlamak için un veya nişasta önce suyla karıştırılır ve ardından yavaş yavaş kaynayan sıvıya eklenir. Bağlayıcı sıvı sürekli karıştırılarak kıvam alana kadar pişirilir. Bu yöntem, yemeğin daha zengin ve yoğun bir doku kazanmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şoklamak ” title_font_size=”13″]

    Şoklama tekniği, yiyeceklerin hızla soğutulmasını ifade eder ve genellikle yiyeceklerin renklerini, dokularını ve besin değerlerini korumak amacıyla uygulanır. Şoklama, özellikle blanşe edilen (kısa süre haşlanan) sebzeler veya pişirilen yiyeceklerde kullanılır. Bu işlem için büyük bir kap veya tencere soğuk su ve bol miktarda buz ile doldurulur; suyun çok soğuk olması, şoklamanın etkili olması için kritiktir. Pişirilen yiyecekler kaynar sudan çıkarıldıktan hemen sonra buzlu suya alınır ve birkaç dakika tutulur. Yiyecekler buzlu sudan çıkarılırken süzgeç yardımıyla süzülür ve kurulanır. Bu aşamada yiyeceklerin fazla suyunu almak için temiz bir mutfak havlusu veya kâğıt havlu kullanılabilir. Şoklama, pişme sürecini hızla durdurarak besinlerin vitamin ve mineral değerlerini korumaya yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Panko ” title_font_size=”13″]

    Panko, Japon mutfağından dünya mutfaklarına yayılan hafif ve gevrek bir ekmek kırıntısı türüdür. Geleneksel ekmek kırıntılarından farklı olarak daha iri ve hafif bir dokuya sahiptir. Panko, kızartılmış veya fırınlanmış yiyeceklere ekstra gevreklik kazandırır. Kabuksuz beyaz ekmekten yapılan panko, iri kırıntılar halinde rendelenir, ardından kurutulur veya hafifçe fırınlanır. Endüstriyel olarak üretilen panko ise özel bir elektrikli akım yöntemiyle pişirilir, bu da kırıntıların hafif ve havadar olmasını sağlar.

  • MUTFAK DÜNYASIYLA İLGİLİ ÖZEL GÜNLER

    Sağlığımız üzerinde doğrudan etkisi olan veya anlarımıza mutluluk katan lezzetler için özel birer gün ayrılması çok da anlamsız değil… Yiyecekler için belirlenen özel günlerin kimileri var ki dünyada farklı etkinliklerle kutlanıyor. Biz de o günlerden birkaçını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rivayet o ki; 4. Sandwich Kontu Montagu’nun kahyası, iki dilim ekmek arasına et koyarak bir atıştırmalık hazırlamış ve sonraları bu atıştırmalıktan isteyenlerin “Sandwich’inkinden olsun!” demeleri yeterli olmuş. Anlayacağınız şimdilerde onlarca çeşidi bulunan ve dilimize “sandviç” olarak yerleşen yemeğin ortaya çıkışı bir hayli ilginç. Günümüzde ise her yıl 3 Kasım tarihi Dünya Sandviç Günü olarak kutlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kızartma yöntemiyle yapılması birtakım zararlar oluştursa da dünyanın en sevdiği atıştırmalıkların başında patates kızartması geliyor. Elbette bu kadar sevilen ve eşlik ettiği yemeklere keyif katan bir lezzetin de özel günü olmalıydı. Hey yıl 13 Temmuz tarihi Dünya Patates Kızartması günü olarak kutlanmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çocuk, genç ve yetişkinlere, bağışıklık sisteminden beyin fonksiyonlarına çok sayıda fayda sağlayan yumurta, özel bir kutlamayı fazlasıyla hak eden besinler arasında. Her Ekim ayının ikinci Cuma günü kutlanan Dünya Yumurta Günü, mutfakla ilgili özel günlerin belki de en değerlisi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Patlamış mısır sinemada ya da evde, ailece veya arkadaş ortamlarında neşemize neşe katan bir lezzet. Hem yapımı pratik hem de çok lezzetli olan patlamış mısır için elektrikli aletler bile üretildi ve böylece mısırları yakma riski de tamamen ortadan kalktı. Siz de 19 Ocak Patlamış Mısır Günü’nü es geçmeyip, sevdiklerinize patlamış mısır ikram ederek kutlamayı düşünebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çikolatanın ortaya çıkışından bahsedebilmek için kakao çekirdeklerini içecek haline getiren Aztek ve Maya medeniyetleri, İspanyol kâşif Hernan Cortes, kakao makinesini icat eden Coenraad Johannes van Houten gibi daha pek çok kişi ve olaydan söz etmek gerekir. En iyisi konuyu uzatmadan size hemen hangi tarihin çikolata günü olarak kutlandığını söyleyelim: 7 Temmuz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünya Dondurma Günü, her yıl temmuz ayının üçüncü haftası ve pazar günü kutlanıyor.  Bugün, ilk kez ABD başkanı Ronald Reagan tarafından ortaya atılmış. Reagen, 1984 yılında resmi bir bildiriyle 15 Temmuz’u tek seferliğine Dondurma Günü ilan etmiş ama dondurma üreticileri bugünün özel olarak kutlanmasını sürdürmüşler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İstediğini yeme günü, zaten her gün istediğini tüketen kişiler için değil, sağlıklı beslenmeye dikkat edenler için düşünülen bir gün olmuş. Onların bir gün de olsa kendilerini şımartma hakları olduğu düşüncesiyle bu ilginç gün icat edilmiş. Günümüzde her yıl 11 Mayıs tarihi “İstediğini Yeme” veya “Ne İstersen Onu Ye Günü” olarak kutlanıyor.

  • SONBAHARDA MUTFAK YAŞAMINIZDA DEĞİŞİKLİKLER YAPIN

    Evde fazlaca vakit geçirdiğimiz yerlerin başında mutfak gelir. Ve bu elimizde değildir… Kahvaltı için, öğle ve akşam öğünleri hazırlamak için, yemek sonrası dağınıklığı toplamak için, alışveriş malzemelerini yerleştirmek, düzenlemek, kontrol etmek için, derken günü yaşadığımız mekân oluverir mutfak. O zaman ortama ara sıra minik dokunuşlarla heyecan, taze ve yeni enerji katmayı da ihmal etmemek gerekir. Sonbahar aylarında mutfağınızda ufak değişiklikler yapmak isteyenler için ise önerilerimiz hazır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Mutfakta Hayat Kurtaracak 8 Tüyo

    Mutfakta Hayat Kurtaracak 8 Tüyo

    Sadece yemek yapmayı bilmek mutfakta başarılı olmanızı garantilemez. Çünkü bazen gözden kaçırdığınız küçük bir ayrıntı her şeyi bozabilir, bazen kolayca önüne geçebileceğiniz, saniyeler içinde üstesinden gelebileceğiniz bir detay aşçılığınıza, titizliğinize gölge düşürebilir. Biz de mutfakta işinizi kolaylaştıracak, gün gelecek şanınızı kurtaracak tüyoları bulduk ve listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mutfakta acele ile koşuştururken en sinir bozan durumlardan biri her tarafa dolanan streç film değil midir? Streç filmi buzdolabında muhafaza edin böylece ellerinize yapışan streç film ile boğuşmayı mazide bırakacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Herkes bilir ki yumurta yapmak zannedildiği kadar kolay değildir. Lezzetli yumurta pişirmenin ilk adımı ise en taze olanlarını seçmek… Ama bunun da kolayı var, yumurtaları su dolu bir kâseye atın ve sadece kâsenin dibinde kalan yumurtaları kullanın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her mutfağın demirbaşlarından olan kesme tahtalar kararıp çirkin bir görüntü sergilediğinde yine her mutfakta bulunan malzemeler yardımınıza koşar. Tahtanızın üzerine tuz dökün ve yarım limonla iyice ovun. Daha sonra da yağ ile silin ki tahtanız eski parlaklığını kazanabilsin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yumurtalarla ilgili bir başka zor görev ise sarılar ile beyazları birbirinden ayırmaktır. Bu konuda herkesin kendine has çözümleri olsa da bir kâseye kıracağınız yumurtanın sarısını bir pet şişenin içine çekerek bir çırpıda ayırmak en kolayı olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Soğan doğrarken gözyaşlarına boğulmamak için uygulayabileceğiniz en basit püf nokta soğanı 15 dakika kadar buzlukta ya da buz dolu bir kâsede bekletmek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    En sevilen tatlılardan dondurma ve pastayı kesmek için kullanacağınız kaşık ve bıçakları ıslatarak servisi kolaylaştırabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bulaşık makinenizin içine limon kabuğu ya da sirke koyarak bulaşıklarınızın daha iyi temizlenmesini, kokmasını ve parlamalarını sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mutfağınızın sadık demirbaşı tahta kaşıklarınızı tertemiz yapmak için onları su dolu bir tencereye koyup kaynatın. Buradaki önemli nokta ise kaşıkları güneş ışığında kurutmak.