Etiket: moda

  • BARIŞ MANÇO’NUN SAHNE VE GÜNLÜK STİLİ

    Bugün, Barış Manço’nun doğum gününde, yalnızca bir sanatçıyı değil; sahneye taşıdığı özgün çizgiyi, kendi dünyasını stiller üzerinden kuran bir anlatıcıyı hatırlıyoruz. Yazımızda Barış Manço stilinin temel unsurlarını bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yüzükleri ve Aksesuarları” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun parmaklarını dolduran büyük ve gösterişli yüzükler yalnızca sahne ışıltısı için değildi; Manço gündelik yaşamında da onları takardı. Bu aksesuarlar, onun için kişisel bir değer taşırdı. Hatta evinde yüzüklerini, notlarını ve özel eşyalarını sakladığı kilitli dolaplar için kendi geliştirdiği ilginç bir düzen bile vardı. Dolaplar birbirine bağlanmış gibiydi: Birinin anahtarı başka birinin içinde bulunur, tüm dolaplara erişmek âdeta küçük bir bulmacayı çözmeyi gerektirirdi. Bugün hâlâ birçok parmağında yüzük taşıyan birini gördüğümüzde “Barış Manço gibi” dememiz boşuna değil. Çünkü o, başparmağı da dâhil parmaklarını süsleyen yüzüklerini neredeyse hiç çıkarmayarak kendine özgü bir imza bıraktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kostümleri ve Sahne Kıyafetleri” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun sahne kostümleri yalnızca bir kıyafet değil, âdeta bir hikâyeyi sahneye taşıyan araçtı. Parlak kumaşlar, kaftanlar, geniş yakalar, uzun pelerinler ve metalik detaylar; sahne enerjisini destekleyen bilinçli tercihlerdi. Kostümlerin büyük bir kısmı Manço’nun kendi çizimlerinden yola çıkarak tasarlanır; ardından stilistler ve terzilerle birlikte geliştirilip dikilirdi. Kostümlerde dönem ruhu, Anadolu motifleri ve teatral duruş her zaman bir arada bulunurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saçı ve Bıyığı” title_font_size=”13″]

    Uzun saçları ve karakteristik bıyığı, Barış Manço’nun en tanınan imzasıydı. Bu görünüm yıllar boyunca değişmedi ve onu hemen fark edilir kıldı. Askerlik döneminde saçları kesildiğinde, sahneye kesilmiş saçlarından yaptırdığı perukla çıkması, stilinin dikkat çeken örneklerinden biriydi. Bıyığının hikâyesi ise 1967’de Hollanda’da geçirdiği ağır trafik kazasına dayanıyordu. Kaşından çenesine uzanan derin kesikleri gizlemek için bıyık bıraktığını, “Şimdi bıyığımı kessem bütün izler altından çıkar.” sözleriyle anlatmıştı. Bıyık aşağı doğru uzadıkça saçını da aynı oranda uzattı; zamanla bu görünüm klasik takım elbiseyle uyumsuz hâle geldi. Böylece uzun saçları, sarkan bıyığı ve püsküllü kıyafetleriyle tamamlanan kendine özgü bir stil çizgisi ortaya çıktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çizmeleri” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun giyimde en çok önem verdiği parçalardan biri özel yaptırdığı çizmelerdi. Benimsediği uzun, renkli, motifli, tokalı ve çoğu zaman kovboy tarzını andıran modeller, sahnedeki duruşunun doğal bir uzantısı hâline geldi. Kliplerde, konserlerde ve televizyon programlarında sıkça görülen bu ayakkabılar, Manço’nun hem rahatlık arayışını hem de kendine özgü stil çizgisini yansıtırdı. Özellikle 1988-1998 yılları arasında gezdiği ülkelerden etkilenerek giydiği etnik, renkli ve farklı kültürleri harmanlayan kıyafetlerle birleştiğinde, bu ayakkabılar Manço’nun sahne görünümünün ayrılmaz bir parçasına dönüşüyordu.

  • DİKİŞ MAKİNESİ TARİHİ

    Günümüzde moda diye bir kavram varsa onun sayesinde var! Elle dikilen kumaşların ve kıyafetlerin yerini seri üretim sayesinde ucuz ve ulaşılabilir bir hâle dönüştüren ve zahmetsizce birçok farklı ürüne ulaşmamızı sağlayan dikiş makinelerinin tarihini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hayvan kemikleri ve sinirleri kullanılarak yapılan ilk dikiş aletlerinin tarihi, 20 bin yıl kadar geçmişe dayanmaktadır. 14. yüzyılda kullanılmaya başlanan demir iğneleri, 15. yüzyılda delikli iğneler takip etmiştir. El işçiliğine dayanan dikişlerin yerini alacak olan makineler ise 18. yüzyılda ortaya çıkmaya başlamış, patent başvuruları bu yüzyılda sıklaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dikiş makinesi ile ilgili ilk patent başvurusu 1755’te İngiltere’de Alman Charles Fredrick Wiesenthal tarafından yapılsa da aslında bu başvuru makine için olmamış, derileri dikmek için kullanılan iğnenin tasarımı için yapılmıştır. 1790’da yine İngiltere’de Marangoz Thomas Saint, bildiğimiz dikiş makinesinin temel prensiplerine sahip icadı için patent almıştır. Bu makine, deride delik açan ve açılan delikten bir iğne geçmesini sağlayan çalışma prensibine dayanmaktadır. Patenti alınan Saint’in tasarımının çizimlerinden yola çıkılarak yapılan ikinci bir makine maalesef ki çalışmamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılın başında İngiltere ve İskoçya’da dikiş dikebilen makineler için patent başvuruları olsa da bu teşebbüsler tam teşekküllü çalışan makineler olmamıştır. 1814’te Avusturyalı Terzi Josef Madersperger, dikiş dikebilen bir makine için patent başvurusu yapmış ancak bu çabalar da sonuçsuz kalmış ve düzgün dikiş dikebilen bir makine icat edilememiştir. 1818’de Amerikalı iki mucit John Adams Doge ve John Knowles sahneye çıkmış ve kısa sürede arızalanan ve dişe dokunur oranda dikiş dikmeyi beceremeyen bir makine için patent almışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Takvimler 1829’u gösterdiğinde Fransız Terzi Barthelemy Thimonnier, dikiş dikebilen bir cihazı nihayet geliştirmeyi başarmış, 1830’da da tek ipli zincir dikiş yöntemini uygulayan makinesinin patentini almıştır. Bu makinelerden 80 adet üretmeyi başaran Fransız terzi, o dönemdeki terzilerin “işimizden olacağız” kaygısıyla çıkardıkları isyanda öfkeli kalabalığın elinden son anda kurtularak ölüm tehlikesi atlatmış, mucit terzinin ürettiği tüm makineler de o isyanda yok edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullanılan dikiş makinelerinin benzer bir modelini 1834’te Amerikalı Walter Hunt üretmiştir. İki makara iplik ve bir dikiş iğnesi kullanılarak “çapraz dikiş” yapan bu makineyi üretmesine rağmen işsizlik yaratacağı endişesiyle patentini almayı tercih etmemiştir. Hunt ayrıca çengelli iğnelerin de mucididir. Çengelli iğnenin icadıyla 1846’ta iki farklı kaynaktan iplik kullanarak “kilit dikişi” yapan makineyi geliştiren Amerikalı Elias Howe, dolayısıyla Hunt’a çok şey borçludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir dönem hemen hemen her evde bulunan Singer dikiş makinelerinin atası olan Howe’un bu makinesi terzilik ve oluşacak moda sektörü için dönüm noktası olmuştur. Howe, hayatının geri kalan büyük bölümünde, icadının kendisinden izin alınmadan kullanılması sebebiyle Isaac Singer gibi isimlerle mücadele etmek zorunda kalmış, açtığı davayı kazanarak Singer’den telif ücreti almayı başarmıştır. Bu pürüzleri çözdükten sonra seri üretime geçen Singer, sektörün ana markası hâline dönüşmüştür. Hatta bir dönem dikiş makinesi yerine Singer sözcüğü kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı Helen Augusta Blanchard, 1873’te zikzak dikiş makinesinin patentini aldığı gibi, şapka dikiş makinesi, cerrahi iğneler ve dikiş makinelerinin diğer aksamları için 28 icadın daha patentini almış ve dikiş makinesinin daha efektif çalışmasını sağlayacak adımlar atmıştır. Zikzak dikiş, bir dikişin kenarlarını kapatarak giysiyi daha sağlam hâle getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki ilk dikiş makinesi ise 1886’da satılan Singer marka makine olmuştur. Singer, 1904’te ilk mağazasını, 1959’da da fabrikasını açmıştır. Hatta ülkemizde bayilik açıp fatura kesen ilk yabancı şirkettir. Tüketicilerden izin alarak akşamları ev ziyaretleri gerçekleştirmiş; ürün tanıtımı ve satışını da bu yöntemle sağlayan yine ilk marka olmuştur.

  • KIYAFETLERİMİZİN ÇEVRE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ VE ALIŞVERİŞTE FARKINDALIK

    Dünya genelinde her yıl yaklaşık 92 milyon ton tekstil atığı çıktığını biliyor musunuz? Peki, giysilerin çöplüklerde 200 yıldan fazla sürede ayrıştığını ve yalnızca bir pamuklu gömlek üretmek için 2.700 litre su harcandığını söylesek… Hızlı değişen trendler ve ucuz üretim, modayı geçici bir keyiften kalıcı bir çevre sorununa dönüştürüyor. Dolaplarımızda biriken, sonra da çöpe giden kıyafetler sadece alan kaplamıyor; aynı zamanda toprağı, suyu ve havayı da kirletiyor. İşte tam da bu noktada sürdürülebilir moda devreye giriyor ve gezegenimizle uyum içinde yaşamanın yollarını açıyor. Yazımızda, doğaya saygılı sürdürülebilir modadan bahsedecek ve birey olarak neler yapabileceğimize odaklanacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gardırobunuzun Ömrünü Uzatın” title_font_size=”13″]

    Gardırobunuzun çevresel ayak izini küçültmenin en etkili yollarından biri, kıyafetlerinizin ömrünü uzatmaktır. Daha az sıklıkta yıkayın; özellikle doğal elyaflı giysiler giyiyorsanız zaten bir avantajınız var. Doğal elyaftan yapılan giysiler, bakteri üremesine daha az eğilimlidir ve genellikle birden fazla kez giyilebilir. Ayrıca giysilerinizi düşük sıcaklıkta yıkamak da kıyafetlerinizin ömrünü uzatır, kumaşın formunu korur ve karbon salınımı ile su tüketiminizi azaltır. Üstelik su ve elektrik faturalarınızı da düşürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yenilerini Almak Yerine Giysilerinizi Onarın” title_font_size=”13″]

    Yama yapılan kıyafetleri veya dikilen çorapları hatırlıyor musunuz? Giysilerinizde eksik bir düğme veya küçük bir delik varsa onları atmanız gerekmez. Yeni bir düğme dikebilir veya deliği kullanmadığınız herhangi bir aksesuarla ya da kumaş parçasıyla kapatabilirsiniz. Bu, sadece paradan tasarruf sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çevre kirliliğini de azaltır. Giysileri onarmak, tekstil atıklarının azalmasına katkıda bulunmanızı ve memnuniyet duygusu yaşamanızı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alışverişinizi Bilinçli Yapın” title_font_size=”13″]

    Kıyafet seçiminde paranızın nereye gittiğini sorgulayın. Ücret ve çalışma koşulları hakkında şeffaf bilgi paylaşan; karbon ayak izi, gereksiz enerji tüketimi gibi çevresel etkilerini azaltmak için somut adımlar atan markaları tercih edin. Moda, doğayı ve toplumu olumlu yönde etkileyebilir; bu nedenle pozitif etki oluşturan markaları destekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkinci El Ürünler ile Gardırobunuzu Yenileyin” title_font_size=”13″]

    Sık sık alışveriş yapmayı seviyorsanız ikinci el kıyafetleri tercih edebilirsiniz. Bu sayede sadece giysilerin ömrünü uzatmakla kalmaz, aynı zamanda çevresel etkiyi azaltır ve benzersiz parçalar bulabilirsiniz. Giderek daha fazla perakendeci, hızlı modayla mücadele etmek için ikinci el ve kiralama modellerini benimsiyor; artan çevre bilinciyle bu pazar da gün geçtikçe güçleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçekten İhtiyacınız Olup Olmadığını Sorgulayın” title_font_size=”13″]

    Her alışverişe çıktığınızda kendinize şu önemli soruları sorun: “Gerçekten buna ihtiyacım var mı?” ve “Bu giysiyi kaç kez giyeceğim?”. Yanıtınız ihtiyaç kaynaklıysa alışveriş yapacağınız yerin kaliteli ve güvenilir olmasına dikkat edin. Unutmayın, “Ucuz ürün alacak kadar zengin değilim!” sözü boşuna söylenmemiştir; kaliteli seçimler hem bütçenize hem de gezegene katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aldığınız Ürünlerin Malzemelerini Bilin” title_font_size=”13″]

    Daha sürdürülebilir alışveriş için giysilerde kullanılan malzemeleri tanıyın. Polyester gibi işlenmiş sentetiklerden kaçının; doğada parçalanması yıllar alıyor ve fosil yakıtlardan üretiliyor. Organik pamuk gibi doğal malzemeler ise daha az su kullanıyor ve zararlı kimyasallar içermiyor. Çevreye daha az zarar veren malzemeler için Global Organic Textile Standard (pamuk ve yün), Leather Working Group (deri) ve Forest Stewardship Council (viskoz) gibi sertifikalara göz atabilir, mümkünse geri dönüştürülmüş malzemeleri tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolabınızı Düzenlerken Sürdürülebilir Olun” title_font_size=”13″]

    Dolabınızı düzenlerken giysilerin çöplükte son bulmasını engellemek en önemli adımlardan biridir. Giysilerinizi satmak, arkadaş grubunuzla takas etmek veya kullanılmış kıyafetleri kabul eden dernek ve yardım kuruluşlarına bağışlamak, onlara ikinci bir şans vermenin en güzel yollarıdır. Artık onarılamayacak veya giyilemeyecek parçalar içinse, mümkün olduğunca özel geri dönüşüm programlarını tercih edebilir; dilerseniz bunları yama, temizlik bezi veya aksesuara dönüştürmek için kullanabilirsiniz.

  • Zarafetle Serinleten 10 Yelpaze Modeli

    Zarafetle Serinleten 10 Yelpaze Modeli

    Genelde kadınların elinde zarif bir aksesuar olarak görmeye alışık olduğumuz yelpazelerin aslında şaşırtıcı birçok yönü bulunuyor. Biz yelpazeleri bir Japon aksesuarı olarak bilsek de, yelpazenin M.S. 6. yüzyılda Çin’den Japonya’ya geçtiği ve burada gündelik hayatta kullandığımız katlanan yelpaze formuna kavuştuğu düşünülür. Üstelik bilinenin tersine, yelpaze sadece kadınların değil erkeklerin de kullandığı bir aksesuardır ve hatta Japon geleneklerinde bir silah olarak da yer bulur. 15. yüzyılda Avrupa’ya ulaşan yelpaze moda dünyasına girer ve Avrupalı kadınlar şık salonlarda, güzel kıyafetleri içinde zarafetle yelpazelerini sallamaya başlar. Bambu ve sandal ağaçları, fildişi ve bağa gibi malzemeler; kumaş, dantel, hasır ve kâğıt gibi dokularla buluşarak birbirinden güzel yelpazelere hayat verir. Karşınızda, yüzyıllar süren yolculuğunda ihtişamından hiçbir şey kaybetmeyen 10 yelpaze…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    fan, japanese fan
  • Yamadan Modaya Patchwork ya da Kırkyama

    Yamadan Modaya Patchwork ya da Kırkyama

    Eskimiş, yırtılmış, kullanılmayan kumaşlardan kesilen parçaları birbirine yamamak ekonomik güçlük çeken insanların mecburiyetten ürettiği bir yöntemdi. İhtiyaçtan doğan bu el işi şimdilerde kırkyama ya da “patchwork” adıyla bir el sanatına hatta moda akımına dönüşmüş durumda. Biz de listemizde sizi kırkyama yapmaya heveslendirecek 9 örneğe yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Basit bir kırkyama için temel düzeyde dikiş bilmek yeterli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2# ” title_font_size=”13″]

    Ama ileri düzeyde bir çalışma için işin püf noktalarını bilmeniz gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kırkyamanın makas, iğne, iplik yanında kalıp, saçaklama makası gibi özel malzemeleri bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir araya getireceğiniz parçaları ne kadar ölçüp biçerseniz o kadar kusursuz bir eser üretebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kırkyamayı elde birleştirebileceğiniz gibi dikiş makinasında da birleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırkyama yaptıktan sonra kenar bordürü yapmak da işin önemli bir aşaması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kırkyama en çok yorgan, yastık ve yatak örtüsü yapımında kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kilim, masa örtüsü, etek yapabileceğiniz gibi dekoratif amaçlı kırkyama da yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Onlarca parçayı bir araya getirerek yaptığınız örtülere tek parça görüntüsünü ütüleyerek verebilirsiniz.

  • 8 Madde İle Pamuğun En İnce Hali Şile Bezi

    8 Madde İle Pamuğun En İnce Hali Şile Bezi

    İstanbul’un Şile ilçesinde üretilen ve dünya çapında bir ünü bulunan Şile bezi, giyim ürünleri ve ev tekstilinde kullanılır. Dünyanın dört bir yanından moda meraklıları bu kumaşın büyüsüne kapılarak ülkemize alışverişe gelir. Şile bezinin ilginç hikâyesini anlatan 8 maddelik hikâyemizle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    Şile bezi vücutta ter tutmaması, ütü gerektirmemesi ve sağlıklı, pamuklu bir kumaş olması sebebiyle yaz aylarında kullanım için çok uygundur. Yüzde yüz pamuklu ve lifli bir yapısı olan Şile bezinden yapılan elbiseler, gömlekler en sıcak günlerde bile serin kalmanızı sağlar. Şile bezi bu eşsiz niteliklerini özel üretim sürecine borçludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    Şile bezi, 20 numara kıvrımlı bürümcük ipliklerden elde edilir. İlk aşamada “kelep” denilen ipler, bakır kazanlardaki “çiriş” isimli özel bir hamur karışımına atılır ve kaynatılır. Soğuyan kelepler sırıklar üzerinde kurutulur ve üzerindeki hamur kalıntılarından arındırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    Şile bezi özel ahşap dokuma tezgâhlarında dokunur. Bu tezgâhlar yaklaşık olarak bir metre genişliğindedir ve çözgü levendi, masura, tarak, mekik gibi birçok özel parçası bulunur. Şile bezinin hatasız bir şekilde dokunması için bu özel tezgâhların kullanılması şarttır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    Şile bezi üretiminin en ilgi çekici ve karakteristik aşaması, kumaşın deniz suyu ile yıkanması ve Şile kumsallarına serilerek kurutulmasıdır. Kumda bulunan iyot ve kuvars kumaşa özel yapısını verir. Kurutulan Şile bezleri dikilme aşamasına geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    Şile bezi tekstil ürünlerine dönüştürülmeden önce işlenerek süslenir. “Hesap işi” adı verilen özel Şile bezi işleme teknikleri kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam etmektedir. Şile bezi işlemesinde kullanılan bazı özel motifler arasında, Gazi Sofrası, Sümbüllü Çatlak, Kartopu, Zülüf Tarağı gibi örnekler bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    Şile bezinden yapılan giyim ürünlerinde bu güzel motifler, renkli işlemeler tercih edilirken ev tekstili ürünlerinde ise saçak bağlama ve kenarları tığ ile işleme gibi teknikler tercih edilir. Masa ve sehpa örtüleri, perdeler en çok tercih edilen Şile bezi ev tekstili ürünleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    İstanbul’un Şile ilçesine has olan bu özel kumaş ülkemizin önemli kültürel değerlerinden biridir. Her sene Temmuz ayında bu değerimizi tanıtmak amacıyla Şile Bezi Festivali düzenlenir, festivaldeki konser, sergi ve defilelerle Şile bezi yerli yabancı turistlere tanıtılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    kumaş, kumaş türleri

    Şile bezi özel üretim süreci ve kumaşın kendine has özellikleri sayesinde moda dünyasının da ilgisini çekmiştir. Günümüzde birçok modacı Şile bezini malzeme olarak kullanır ve batik gibi boyama teknikleriyle değişik kıyafetler üretir.

  • Hep Duyduğunuz 9 Moda Terimi Ve Açıklamaları

    Hep Duyduğunuz 9 Moda Terimi Ve Açıklamaları

    Modaya ilgili olun olmayın moda akımları bir şekilde hayatımızın içinde yer alıyor, modayla ilgili terimler televizyonda, dergilerde, her yerde karşımıza çıkıyor. Bu listemizde, anlam karışıklıklarını gidermek, moda dünyasının terimlerine aşina olmanızı sağlamak için sık kullanılan 9 moda terimini açıklamaları ile beraber veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sık sık duyduğumuz bu terim, sanıldığının aksine ikinci el kıyafet demek değil. Bir kıyafetin “vintage” unvanına layık olması için antikadan daha yeni yani 100 yaşından genç ve aynı zamanda her çağa uyum sağlayan kaliteli bir çizgide olması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tüm dünya dillerinde aynı Fransızca kelimelerle ifade edilen “haute couture” kavramı, kalburüstü moda evleri tarafından kişiye özel ve elle dikilmiş kıyafetler anlamına geliyor. Bu lüks kıyafetler genellikle çağın en iyi terzilerinin dokunuşlarını taşıyor ve bu yüzden aradan geçen zamanla değer kaybetmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bazı karakterler vardır ki giydikleri bir kıyafet, kullandıkları bir aksesuar yeni bir moda akımı oluşturur, kendi ülkelerinde ve hatta bazen dünya çapında modanın seyrini değiştirir, işte bu değerli zatlar “trendsetter” olarak adlandırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Anlam karmaşasına sebep olan bir başka moda terimi ise stiletto. Bazen tipi fark etmeksizin tüm topuklu ayakkabılar için kullanılan bu terim aslında ince ve yüksek topuk anlamına geliyor ve ismini de kısa ve ince bir İtalyan bıçağı olan “stiletto”dan alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Moda dünyası durmaksızın yeni trendlerle şekillense ve değişse de bazı kıyafetler her zaman belli dönemleri akla getirir. Aradan on yıllar geçse de her gördüğümüzde 80’li yılları hatırlatan parlak renkli büyük vatkalı kıyafetler ya da 70’lerle özdeşleşmiş İspanyol paça pantolonlar retro kıyafetlere şahane örnekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İsmi kulağa ilk başta çok yabancı gelse de truvakar dörtte üç demek. Genellikle kol boyunu tanımlamak için kullanılan bu kelime, kısa kolludan uzun ama uzun kolludan kısa kıyafetler için kullanılıyor ve normal kol boyunun tam dörtte üçüne denk geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Modanın sonsuz yolculuğunda zaman zaman çok büyük beden kıyafetleri kullanmak bir akıma dönüşür, birkaç beden büyük ceketler, üstünüzden düşecek kadar büyük pantolonlar dönemin en gözde kombinleri olur, işte bu fazlasıyla büyük kıyafetlere moda lügatinde “oversized” terimi karşılık gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Son yıllarda sık sık duyduğumuz ve gördüğümüz clutch, elde taşınan ve omuza asmak için sapı olmayan çanta anlamına geliyor. Eskiden genellikle gece kıyafetleriyle kullanılan ve “portföy” olarak adlandırılan clutchlar artık gündelik ve spor kombinlerde de karşımıza çıkıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Genellikle erkek giyimi için tercih edilen bu terim takım elbise resmiyeti ile kot-tişört sportifliğinin arasında bir yerde duruyor. Kot pantolonların blazer ceketlerle, kumaş pantolonların spor gömleklerle tamamlandığı smart casual tarzındaki kombinler rahatlığı ve şıklığı bir arada barındırıyor.

  • GÜZELLİK KALIPLARINI DEĞİŞTİREN MODEL

    Bir döneme damga vuran süper model Twiggy, alışageldiğimiz model ve kadın imajını kökten değiştirmeyi başarmış bir isim. 1966’da adım attığı moda sektöründe büyük ve etkileyici bakışları, kısacık saçları ve masum yüzü ile tüm dünyada şöhreti yakalayan, Japonya’dan ülkemize birçok kadının benzemek için çabaladığı İngiliz modelin hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın ilk süper modellerinden olan Twiggy, Eylül 1949’da Londra’da doğar. Asıl adı Dame Lesley Lawson olan top modelin babası marangoz, annesi ise fabrika işçisidir. Kız lisesinde eğitimine devam ederken 15 yaşındayken gittiği kuaför salonunda işe başlayan Lesley, çok zayıf olmasından dolayı “Twigs” lakabıyla anılmaya başlar. Daha o yaşlarda model olmayı kafasına koyan Lesley, birkaç ajans ile görüşse de çok zayıf ve kısa olduğu için modelliğe uygun bulunmaz. Bu ret cevabı genç Lesley’in radikal bir karar almasına sebep olur ve saçlarını kısacık kestirir, oldukça uzun takma kirpikler kullanmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1966’da kuaförde tesadüfen tanıştığı Daily Express’te çalışan gazetecinin dikkatini çeken Lesley, Daily Express’te fotoğraflarının yayımlanmasından sonra Yeşilçam sinemasından aşina olduğumuz gerçeküstü bir şans ve hız ile şöhret basamaklarını tırmanmaya başlar. Aynı sene yılın İngiliz kadını seçilen Lesley, moda dünyasında beden kalıplarının ve estetik anlayışının keskin bir şekilde değişmesine neden olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tüm zamanların efsanevi moda dergisi Vogue ile çalışmaya başladıktan sonra popülaritesi hızla artan Lesley, Andy Warhol’un dikkatinden de kaçmaz. Dönemin marjinal oyuncu ve modellerini etrafına toplamakta oldukça başarılı olan Warhol, Lesley’nin sıra dışı tarzından ve sınırları zorlayan güzelliğinden oldukça etkilenir. 1970’lerde bağımsız filmler ve çeşitli video projelerinde birlikte çalışırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Daha genç bir kızken tüm kuralları yıkıp moda dünyasını alt üst edeceğinden muhtemelen habersiz olan Lesley artık Twiggy olarak anılır. 70’lerde sinema, tiyatro ve televizyon oyuncusu olarak başarılı bir kariyerin sahibi olur. 1971’de rol aldığı “Erkek Arkadaş” filmi ile iki Altın Küre ödülü kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Moda ve sanat dünyasının aranan yüzü Twiggy artık tüm dünyanın tanıdığı bir isimdir ve 60’larda başlayan ve tüm Avrupa’yı saran gençlik hareketinin moda ikonu olur. Artık sokaklarda tıpkı Twiggy gibi giyinen, kısa saçlı ve mini etekli kadınlar görmek sıradan bir hâl almıştır; zayıflığı da maalesef ki güzelliği kadar övünülecek hâle gelmiştir. Uzun yıllar moda dünyasını etkisi altına alan zayıf model modası Twiggy’nin estirdiği rüzgârın bir sonucudur. Neyse ki artık bu güzellik kalıplarının çok ötesine geçilmiş durumda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Oyunculuk ve modellik ile geçen kariyerine iki evlilik sığdıran Twiggy, 1998’de biyografisini kaleme alır ve kitabı en çok satanlar listesine girer. Günümüzde ilerleyen yaşına rağmen sevdiği ve desteklediği markalar ile çalışmaya devam eden Twiggy, Birleşik Krallık’ta kültür, sanat, siyaset, edebiyat gibi alanlarda önemli başarılara imza atan kişilere verilen Britanya İmparatorluğu Nişanı’na layık görülür. Twiggy halen hayatta ailesi ile beraber sakin bir hayat yaşamaktadır.

  • 6 MADDE İLE COCO CHANEL’İN BİLİNMEYEN DÜNYASI

    Coco Chanel’in moda devi olmadan önce bir süre şarkıcılık yaptığını ve Coco takma ismini, sahneye çıktığı yıllarda aldığını biliyor muydunuz?  Bugüne kadar Chanel’in hayatına ve modaya bakışına dair onlarca yazı okuduk, bu yazımızda ise Chanel hakkında bilinmeyenlere değiniyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Chanel kariyerine bir “hobi” olarak şapka tasarımıyla başladı. 1910 yılında ilk şapkasını tasarladıktan sonra Parislilerin yanı sıra zamanın büyük Fransız aktrislerinin de ilgisini çekti ve bu durum Chanel’in ünlenmesini sağladı. Şapkalarını sattığı Paris’te bir süre sonra Arthur Capel adında güçlü bir iş adamıyla tanıştı. Tasarımlarını çok beğenen Capel, Chanel’in 1912 yılında Deauville’de bir dükkân  açmasına ön ayak oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    5 rakamının ünlü tasarımcı için özel bir anlamı vardı bu nedenle Chanel No. 5 parfümü 5 Mayıs 1921’de tanıtıldı. Tüm zamanların en çok satan parfümü unvanına sahip olan Chanel No. 5 ilk çıktığı andan itibaren adeta bir sansasyon yarattı hatta markanın ikonik parfümünü Andy Warhol bile çalışmalarında kullandı. Marilyn Monroe’nun da zamanında favorisi olan parfüm, bugün hâlâ en çok satan kadın parfümlerinden biri olarak gösterilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Chanel’in en az parfümü kadar ikonik olan ojesinin dünyanın ilk “uğruna sıra beklenen”  ojesi olduğunu biliyor muydunuz? Anlatılanlara göre ojenin çıkış hikâyesi oldukça ilginç. 90’lı yıllarda Chanel defilesi sırasında, makyöz, modellerinin tırnaklarının ojesiz olduğunu fark etti. Keçeli bir kalem ile tırnaklarını boyadı ve defileye bu şekilde çıkmalarını sağladı. Aslında basit bir keçeli kalem ile boyanan tırnaklar bugün Chanel Rouge Noir isimli ikonik ojenin tasarlanmasına neden oldu. Dünyanın ilk yok satan ojesi unvanı hâlâ bu bordo ojededir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kadınlar için ilk takım elbise fikrini geliştiren Coco Chanel’dir; daha önce erkekler tarafından giyilen takım elbiseyi kadınlara uyarlayan ilk isim olarak tarihte yerini alır. O döneme kadar daha feminen çizgileri olan moda dünyası, Chanel sayesinde kadın takım elbisesi ile tanışır ve yepyeni bir döneme geçilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eskiden moda dünyasında siyah renk çok revaçta değildi ta ki Chanel bambaşka bir akımı başlatana kadar. Beyaz, bej, altın ve kırmızı Chanel’in sembolik renkleri olsa da siyahın yeri Chanel için çok başkaydı. Chanel’e göre siyah, bir kadının ışığını yansıtır ve esas olanı vurgulardı; bu düşünceden hareketle ikonik mini siyah elbiseyi tasarladı ve markanın simgelerinden biri haline getirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Coco Chanel’in ismini taşıyan markasının hiçbir zaman tam olarak ona ait olmadığını biliyor muydunuz? İş ortağı Pierre Wertheimer ilk başta şirketin yalnızca %10’luk bir kısmını Chanel’e verdi. Sonra zaman geçtikçe hissesi arttı ancak hiçbir zaman tam anlamıyla şirketin sahibi olmadı. Bugün şirket, Pierre’in varisleri tarafından yönetiliyor.

  • EN POPÜLER DEKORASYON AKIMLARI

    Moda artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Sadece kıyafet ve aksesuarlarda değil, dekorasyonda da hâkim olan trendler yaşam alanlarımızda kendini gösteriyor. Farklı tarzları ve estetik anlayışları temsil eden her akım, kültürel etkilerle ortaya çıktı ve dönemin ruhunu yansıttı. Yazımızda geçmişten günümüze popülerliğini koruyan dekorasyon akımlarını ve karakteristik özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Minimalist Stil ” title_font_size=”13″]

    “Az, aslında çoktur!” felsefesinin yaşam alanlarımızdaki yansıması olan minimalist çizgilerdeki dekorasyon tarzı, sadelikten ilham alıyor. Minimalist stil; az, basit ve işlevsel olarak tanımlanabilir. Renk paleti genelde tek renk ve tonlarından oluşur; renk geçişleri yumuşaktır. Sahip olduğunuz gereksiz eşyayı azaltarak, mobilya seçiminizde daha yumuşak renkleri tercih ederek ve aydınlatmanın gücünden faydalanarak ev dekorasyonunuzda minimalist bir çizgi yakalayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İskandinav Stili ” title_font_size=”13″]

    İskandinav ülkelerindeki gösterişten uzak yaşam tarzının dekorasyondaki yansıması olan bu tarz, doğallığı kapsıyor. Basit ve sade olmasına rağmen sanat eserleri, bitkiler ve dekoratif süsler ile minimalist çizgilerden uzaklaşan İskandinav tarzının olmazsa olmazı ise gün ışığı. Ferah ve minimal alanlarda kullanılan büyük pencereler ve bol güneş ışığı, beyaz ya da yumuşak pastel tonlarla birleşiyor. İskandinav tarzının bir diğer özelliği de doğal malzemelerin kullanılması. Ahşabın sıcaklığı ve doğal dokusuna eşlik eden yün, keten ve pamuk gibi malzemelerden oluşan kilim, perde ve yatak takımları bu dekorasyonun vazgeçilmez parçaları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rustik ” title_font_size=”13″]

    Rustik stilde doğanın çekiciliğinden ve güzelliğinden ilham alınarak mekâna hem sıcak hem rahat bir ortam kazandırılır. Kırsal yaşamın sadeliğini ve özgünlüğünü sevenlerin tercih ettiği rustik tarzın temel unsurları arasında aşırı cilalanmamış veya işlenmemiş ahşap, taş ve metaller gibi doğal malzemeler vardır. Mobilya ve aksesuarlar genellikle yıpranmış veya eskimiş gibi görünür. Antika ya da vintage parçalar ve objeler bu stilin olmazsa olmazları arasında yer alır. Renk paletinin favorileri kahverengi, bej, gri, yeşil ve mavinin yumuşak tonlarıdır. Açık tuğla veya kaba yontulmuş ahşap gibi tamamlanmamış dokular bu tarzda yaygın olarak görülür. Bu dokular mekâna derinlik ve şıklık katar. Rustik dekorasyonda detaylara inildiğinde döşeme, perde ve kırlentlerde ekose, çizgili, çiçekli desenler göze çarpar. Doğal malzemelere verilen önem, eskitilmiş yüzeyler, sıcak renkler ve rahat dokularla hiçbir zaman modası geçmeyen, zamansız bir tasarım trendidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Endüstriyel ” title_font_size=”13″]

    Endüstriyel dekorasyon akımı, fabrika binaları, depolar ve atölyeler gibi endüstriyel yapıların estetik özelliklerini iç mekânlara taşımayı hedefler. Bu dekorasyonun temel özelliği, açıkta kalan yapı elemanlarının ve malzemelerinin kullanılmasıdır. Örneğin; tuğla duvarlar, beton zeminler, metal borular ve açık tavanlar endüstriyel dekorasyonun vazgeçilmez unsurlarıdır. Mobilyalar genellikle sade ve işlevseldir. Metal sandalyeler, ahşap masa ve raflar, endüstriyel tarzın karakteristik örnekleridir. Renk paleti genellikle nötr tonlardan oluşur. Gri, siyah ve metalik renkler en çok tercih edilendir. Bu renkler mekânlara sakin ve sofistike bir atmosfer katar. Aydınlatmada açıkta kalan ampuller, büyük ve sade avizeler tercih edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bohem ” title_font_size=”13″]

    Bohem dekorasyonun özgür ruhlu ve sanatsal bir tarzı vardır. Bu akım, renkli ve canlı bir atmosfer oluşturmayı hedefler, rahatlık ve özgünlüğe odaklanır. Tercih edilen renkler turuncu, kırmızı, mor, yeşil gibi enerjik tonlardır. Etnik desenler bohem tarzın vazgeçilmez parçasıdır. Kullanılan mobilyalar genellikle vintage veya geri dönüşüme uygun olan ahşap parçalardır. Bambu ve hasır gibi doğal malzemelerin kullanıldığı mobilyalar rahatlık ve doğallık hissi verir. Aksesuarların da önemli bir rol oynadığı bu tarzda rahat minderler, renkli kumaşlar, dökümlü perdeler, renkli yastıklar, kilimler, duvar süsleri, bitki ve çiçek gibi detaylar ile el yapımı seramikler görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eklektik Stil ” title_font_size=”13″]

    Eklektik dekorasyon, farklı tarzları ve dönemleri bir araya getirerek kişisel bir tasarım oluşturmayı hedefleyen akımdır. Bu tarz, farklı kültürlerden, dönemlerden ve stillerden esinlenerek çeşitli ögeleri bir araya getirir. Kişisel ifadenin önemli olduğu bu akımda renkler ve desenler canlıdır. Farklı renklerin ve desenlerin bir araya gelmesiyle enerjik ve dinamik bir ortam oluşturulur. Örneğin; parlak sarılar, turuncular, mavi tonları ve geometrik desenler sıkça tercih edilir. Mobilyalar genellikle farklı parçaların bir araya gelmesiyle oluşur; modern, vintage, rustik veya endüstriyel tarzda mobilyalar bir arada kullanılabilir. Ahşap bir masa, metal sandalyeler ve renkli kumaşlarla kaplanmış bir koltuk eklektik tarzın karakteristik örnekleridir. Aksesuarların da önemli rol oynadığı eklektik tarzda dekore edilen alan, kişisel zevklerin harmanlanması ile belirgin hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hollywood Glam Stili ” title_font_size=”13″]

    Hollywood Glam stili, Hollywood’un altın çağından ilham alan lüks ve gösterişli dekorasyon akımıdır. Bu tarz, 1930’lar ve 1940’lar döneminde Hollywood film endüstrisinin zirvesindeki ihtişamı yansıtmayı hedefler. Siyah, beyaz, altın, gümüş ve kırmızı gibi renkler tercih edilir. Cam, ayna ve cilalı metaller mekânlara görsel bir hava katar. Mobilyalar zarif ve şık tasarımlardan oluşur; kadife, ipek veya saten gibi lüks kumaşlarla kaplanmış mobilyalar tercih edilir. Yumuşak hatlara sahip koltuklar, şık masalar ve büyük aynalar tarzın karakteristik örnekleridir. Kristal avizeler, büyük ve gösterişli şamdanlar, parlak vazolar, sanatsal tablolar bu stilin vazgeçilmez detaylarıdır.