Etiket: midye

  • BEYNİ OLMADAN HAYATTA KALAN DENİZ CANLILARI

    Beyni olmamasına rağmen hayatta kalmakta ustalaşmış canlılar olduğunu biliyor muydunuz? Özellikle deniz ve okyanuslarda rastlanan bu türler, karmaşık bir beyin yapısına sahip olmadan çevrelerine uyum sağlayabiliyor, avlanabiliyor ve yaşamlarını sürdürebiliyor. Peki, sinir sistemlerinin merkezi olmadan tüm bunları nasıl başarıyorlar? Zorlu koşullarda hayatta kalma becerileriyle bilim insanlarını bile şaşırtan bu doğa harikalarını ve benzersiz yeteneklerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizanası” title_font_size=”13″]

    Denizanasının beyni yoktur ancak vücuduna çeşitli sinyaller gönderen nöronlardan oluşan bir ağı vardır. Kalbi ve akciğerleri de olmayan bu canlılar oksijeni doğrudan derileri yoluyla alır. Okyanus akıntılarıyla sürüklenmenin yanı sıra, vücudundan su fışkırtarak da hareket edebilir. Bu sayede plankton gibi avlarına doğru yol alırken balıklar, kaplumbağalar ve deniz kuşları gibi yırtıcılardan kaçabilir. Dokunaçlarındaki keskin iğneler, yabancı cisimlere tepki verir ve toksin salgılar; bu toksin, istenmeyen misafirleri etkisiz hâle getirebilir veya öldürebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Midye” title_font_size=”13″]

    Midye, iki menteşeli kabuğun arasında korunan yumuşacık bir vücuda sahip, denizlerin dayanıklı sakinlerinden biridir. Kabuklarını açıp kapatma yeteneğiyle hem kendini korur hem de çevresine uyum sağlar. İstiridye ve deniztarağı ile aynı aileden gelir. Beyni olmasa da gelişmiş sinir sistemi sayesinde çevresindeki değişimlere hızla tepki verir. Vücudunda böbrek, mide, ağız ve atan bir kalp bulunur; bu organlar onun hayatta kalmasını sağlar. Kolay yakalanması ve dünya genelinde yaygın olması nedeniyle balıkçılıkta da oldukça popülerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz Anemonu” title_font_size=”13″]

    Deniz anemonu, beyni olmamasına rağmen çevresine son derece duyarlı bir deniz canlısıdır. Bitkiyi andıran görünümünün aksine aktif bir yırtıcıdır; uzun, esnek dokunaçlarındaki sinir ağları, çevresindeki en ufak uyarıyı bile algılayıp hızla tepki vermesini sağlar. Bu yetenekleri sayesinde yiyeceklerini yakalar, tehlikelerden kaçar ve hayatta kalır. En etkileyici özelliği ise şeklini değiştirebilme yeteneğidir. Dokunaçlarındaki uzun kaslar kasılıp gevşedikçe deniz anemonu farklı şekillere bürünür. Suda hafifçe sallanırken dokunaçlarının ve bedeninin uyumlu hareketleri fotojenik bir görüntü verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizhıyarı” title_font_size=”13″]

    Denizhıyarı, ilk bakışta sıradan bir deniz canlısı gibi görünse de aslında hayatta kalma konusunda tam bir ustadır. Ne kalbi vardır ne de akciğeri… Beyni de yoktur ama hayatta kalma stratejileri gelişmiştir. Derin denizlerin sakini olan bu canlı, kimi zaman 1.000 metreye kadar iner sonra yüzeye döner ve hiç yorulmaz. Ağız çevresindeki tüp ayaklarıyla planktonları, algleri ve organik atıkları süzer. Tehlike anında bazı türleri holothurin adlı zehirli bir madde salgılar; öyle ki bu madde insanlarda kalıcı körlüğe bile neden olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizyıldızı” title_font_size=”13″]

    Denizyıldızının ne beyni vardır ne de kanı. Ama hayatta kalma konusunda epey başarılıdır. Zamanının çoğunu okyanus tabanında sürünerek geçirir; yüzemez ama kararlılıkla ilerler. Her bir kolunun ucunda ışığı ve karanlığı ayırt edebilen minik göz benzeri yapılar bulunur. Beyin yerine bu ilkel sensörlerle çevresini tanır, yönünü bulur, hatta tehlikeyi sezer. Kırk kola kadar uzanan türleri vardır. Üstelik bu kollar zarar görse bile sabırla yeniden büyüyebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizzambağı” title_font_size=”13″]

    Görünüşü ve adına rağmen denizzambağı aslında bitki değil; beyni olmayan, omurgasız bir deniz hayvanıdır. Tüylü dalları bitkilere benzese de yaşamının büyük bir kısmını okyanus tabanında hareketsiz geçirir. Vücudunun tam ortasında küçük bir ağız bulunur ve genellikle okyanus tabanına düşen hayvan dışkılarıyla beslenir. Bu sayede, mavi suların doğal temizlik görevlilerinden biri olarak çevresine hizmet eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz Tulumlusu” title_font_size=”13″]

    Deniz tulumlusu, çoğalmak için bir eşe ihtiyaç duymayan sıra dışı bir deniz canlısıdır. Larva evresinde minicik bir beyni bulunur ve bu beyin çevresel uyarılara tepki vermesini sağlar. Ancak uygun bir yere yerleşip hareketsiz yaşamaya başladığında beynini yavaş yavaş tüketir. Beynini tamamen kaybettikten sonra ise ömrünün geri kalanını basit vücut fonksiyonlarıyla beyni olmadan geçirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizkestanesi” title_font_size=”13″]

    Denizkestanesi, beyni olmayan ama şaşırtıcı derecede düzenli çalışan bir deniz canlısıdır. Vücudu sert dikenlerle kaplıdır ve çıplak ayakla üzerine basmak can yakabilir. Güney Florida dışındaki türleri genellikle zehirli değildir. En ilginç özelliklerinden biri, hareket ve beslenmesini sağlayan su damar sistemidir. Bu sistem, suyun basıncını kullanarak küçük tüp ayaklarını hareket ettirmesine olanak tanır ve yosunları kazıyarak beslenmesini sağlar. Denizkestanesi çoğunlukla kayalık deniz tabanlarında yaşar ve bu hareketleriyle bulunduğu ortamın temiz kalmasına yardımcı olur.

  • FARKLI LEZZETLERLE MASALARA GELEN DENİZ ÜRÜNLERİ

    Kimi “denizden babam çıksa yerim” derken, kimi “balıktan başkasına el sürmem” der. Kimi de var ki kabuklarını görmediği sürece yiyebileceğini söyler… Yesek de yemesek de bilgi sahibi olmak önemli… Aşağıda, ülkemizde de tüketilen leziz deniz ürünlerini görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Farklı türleri bulunan karidesin kabuklarını soymak biraz zahmetli iştir ve ne zaman soyulacağı yapılacak yemeğe göre değişir. Örneğin haşlayarak mezelerde kullanılacaksa önce haşlamak sonra soymak gerekir. Eğer tavası, sotesi, salatası, çorbası yapılacaksa önce soyulup sonra haşlanmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kalamarı alıp kendiniz de temizleyebilirsiniz ama en kolayı temizlenmişini alıp pişirmek olacaktır. Temizlenmiş kalamarı istediğiniz kalınlıkta keserek yumuşatmak üzere marine etmelisiniz. Bunun için birer çay kaşığı tuz, şeker, karbonat karışımıyla iyice ovabilir hatta içinde birkaç saat bekletebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    En çok tavası ve dolması yapılan midyeleri temizlemek, işin en hassas ve özen gerektiren noktasıdır. Kabukları fırçalayarak bol suda yıkamak, kabuğun dışında sakal gibi sarkan kısmı çekerek çıkarmak ve bıçak yardımıyla kabukları ikiye ayırmak, sonrasında tuzlu suyun içinde bekletmek gibi aşamaları vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kesilmesi, temizlenmesi, hazırlanması en çok zahmet isteyen deniz ürünlerinden biri de ahtapottur. Hatta sizin için temizlenmiş ve pişirilmiş halini tercih etmeniz daha mantıklı olabilir. Ahtapot kızartılabilir, sebzelerle sotelenebilir, salata veya makarna gibi birçok tarife eşlik edebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İstiridye de tıpkı midye gibi iki kabuk arasında gelişen bir deniz canlısıdır ve temizlemesi de en az midye kadar hassasiyet ister. Aralarındaki fark ise midye çiğ yenmezken, istiridye etli kısmının üstüne limon sıkılarak çiğ olarak tüketilebilir. İstiridye alırken kabukların aralık olmamasına dikkat etmek tazeliği açısından önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Derin sularda yaşayan deniztarağı da kabuklu bir deniz ürünüdür. Kabukları içindeki beyaz bölüme zarar vermeden ulaşmak için dikkatlice açılmalı ve bu kısım parçalanmadan nazikçe çıkarılmalıdır. Bol suyla yıkanması gereken deniztarağı çiğ olarak veya kızartması yapılarak, sotelenerek, fırında pişirilerek tüketilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Zor bulunduğu için diğerlerine göre daha pahalı olan ve kabuk rengi türüne göre maviden kahverengiye değişebilen ıstakoz önce mutlaka suda haşlanmalıdır, sonrasında isteğe göre ızgarası veya buğulaması yapılabilir. Ayıklamak içinse küçük ıstakoz makası kullanılmalıdır. Istakozun sadece kuyruk, karın ve kıskaç bölgesindeki etler tüketilebilir.