Etiket: Meddahlık

  • UNESCO KÜLTÜREL MİRAS LİSTESİ’NDEKİ GELENEKSEL TİYATROLAR

    Tiyatro, tarihin en köklü sanat dallarından biri olarak her kültürde farklı biçimlerde gelişmiştir. Her toplumun kendine özgü geleneksel tiyatrosu, o ülkenin dünya görüşünü, yaşam tarzını ve estetik anlayışını yansıtır. Sadece eğlendirmekle kalmaz; toplumsal hafızayı canlı tutar, kültürel değerleri aktarır ve tarihsel olayları sahneye taşır. Dünyanın dört bir yanındaki kültürel öğeleri koruma ve yaşatma amacı güden UNESCO da köklü geçmişi olan, geleneksel sahne sanatlarını Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alarak gelecek nesillere aktarmayı amaçlamaktadır. Bu liste, sadece geleneksel sanatları değil, aynı zamanda geleneklerin, kutlamaların, bilgi ve becerilerin korunmasını da hedeflemektedir. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan ve toplumsal yaşama ayna tutan, dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce yıllık geleneksel tiyatro türlerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meddahlık, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Meddahlık, bir kişinin taklit ve canlandırmalarla, doğaçlama olarak hikâye anlatarak dinleyiciyi hem eğlendirdiği hem de düşündürdüğü geleneksel bir sanattır. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan bu köklü geleneğin ustaları, hikâyelerini taklitler, ses değişiklikleri ve basit aksesuarlarla zenginleştirir. Osmanlı Dönemi’nde özellikle kahvehanelerde büyük ilgi gören meddahların anlattığı hikâyeler, genellikle toplumsal olaylara, tarihî figürlere ve mizahi unsurlara dayanır. 19. yüzyıla kadar popülerliğini koruyan bu sanat, modern tiyatronun yaygınlaşmasıyla eski etkisini yitirse de geleneksel bir anlatım biçimi olarak günümüzde hâlâ yaşatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Noh ve Kabuki, Japonya” title_font_size=”13″]

    Noh tiyatrosu, geleneksel Japon tiyatrosunun en eski türlerinden biridir. 14. yüzyılda gelişen bu sanat, maskeler, geleneksel kostümler ve şiirsel anlatımla mistik ve tarihî temaları işler. Müzik ve dansın önemli bir yer tuttuğu Noh tiyatrosunda karakterler, genellikle ahşap maskelerle sahneye çıkarak doğaüstü varlıkları veya kahramanları canlandırır. Oyuncuların hareketleri ağır ve minimaldir; sahne tasarımı ise sade ve simgeseldir. Günümüzde Japonya’da belirli tiyatrolarda ve festivallerde sahnelenmeye devam eden Noh tiyatrosu, 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınmıştır.

    Kabuki tiyatrosu, hareketli ve görkemli sahnelemeleriyle ünlü geleneksel bir diğer Japon tiyatro türüdür. 17. yüzyılda ortaya çıkan bu sanat, abartılı kostümler, yoğun makyaj ve dinamik sahne kullanımıyla izleyiciyi büyüleyen etkileyici bir performans sunar. Noh tiyatrosunun aksine, Kabuki oyuncuları maske yerine yüzlerini beyaz, kırmızı ve siyah gibi belirgin renklere boyayarak sahneye çıkar. Dramatik jestler, hızlı sahne değişiklikleri ve akrobatik unsurlar, Kabuki’nin öne çıkan özelliklerindendir. Başlangıçta hem kadın hem erkek oyuncuların sahne aldığı bu tiyatro, zamanla yalnızca erkek oyuncuların rol üstlendiği bir forma evrilmiştir. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Kabuki, günümüzde Japonya’daki özel tiyatrolarda geleneksel bir sanat olarak yaşatılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kathakali, Hindistan” title_font_size=”13″]

    Kathakali, Hindistan’ın en etkileyici geleneksel sahne sanatlarından biridir. 17. yüzyılda Kerala bölgesinde ortaya çıkan bu sanat, abartılı yüz makyajları, görkemli kostümleri ve ritmik danslarıyla dikkat çeker. Klasik Hint mitolojisinden sahneleri canlandıran Kathakali oyuncuları, el hareketleri (mudralar), yüz ifadeleri ve beden diliyle izleyiciye hikâyeler aktarır. Bu performanslar, genellikle Hindu destanları Ramayana ve Mahabharata’dan sahneler içerir. Kathakali’de diyalog kullanılmaz; anlatım tamamen dans, jest ve müzikle yapılır. Oyuncuların yüzleri, oynadıkları karaktere göre belirgin renklerle boyanır. Yeşil yüzlü karakterler kahramanları, kırmızı veya siyah yüzlü olanlar ise kötü karakterleri temsil eder. Müzik, ritmik davullar (chenda ve maddalam) ve vokal anlatımla desteklenir. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Kathakali, günümüzde Hindistan’daki tiyatrolarda ve festivallerde sahnelenmeye devam etmekte, turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pekin Operası, Çin” title_font_size=”13″]

    Çin’in en ünlü geleneksel tiyatro türlerinden biri olan Pekin Operası; şarkı, dans, dövüş sanatları ve oyunculuğun bir araya geldiği çok yönlü bir performans sanatıdır. 18. yüzyılda gelişen bu sanat; müzik, yüz boyama ve dramatik performansları birleştiren çok yönlü bir sahne gösterisidir. Pekin Operası’nda karakterler dört ana gruba ayrılır: Sheng (erkek karakterler), Dan (kadın karakterler), Jing (güçlü veya kötü figürler) ve Chou (komik karakterler). Oyuncuların yüzleri, rollerine uygun olarak farklı renklerle boyanır; kırmızı sadakati, siyah dürüstlüğü, beyaz ise kurnazlığı simgeler. Sahnedeki diyaloglar, şiirsel ve ritmik bir üslupla sunulur. Geleneksel Çin enstrümanlarından jinghu (iki telli keman) ve bianzhong (bronz çanlar) eşliğinde icra edilen müzik, bu sanatın ayrılmaz bir parçasıdır. 2010 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Pekin Operası, günümüzde hâlâ Çin’de önemli bir kültürel miras olarak sahnelenmeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Wayang Kulit, Endonezya ” title_font_size=”13″]

    Wayang Kulit, Endonezya’nın geleneksel gölge kuklası tiyatrosudur. “Wayang” kelimesi Endonezya’da “kukla” veya “gölge”, “kulit” ise “deri” anlamına gelir; dolayısıyla “Wayang Kulit”, deriden yapılan kuklalarla oynanan gölge tiyatrosu demektir. Ustaca tasarlanıp kesilen bu kuklalar, bir perde önünde ışık kaynağına karşı tutulur ve gölgeleri izleyiciye yansıtılır. Hikâyeler genellikle mitolojik karakterlere ve Ramayana ile Mahabharata gibi destanlara dayanır. Bu geleneksel sanat, gamelan adı verilen Endonezya orkestrasının ritmik ezgileri eşliğinde sahnelenir. Gösteriyi yöneten kişiye dalang denir; dalang yalnızca kuklaları hareket ettirmekle kalmaz, aynı zamanda hikâyeyi anlatır ve her karakteri farklı ses tonlarıyla seslendirir. Anlatım, müzik ve diyaloglarla izleyiciye aktarılır. 2008 yılında UNESCO’nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan Wayang Kulit, günümüzde hâlâ yaşatılmakta ve çeşitli kültürel etkinliklerde sergilenmektedir.

  • GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜREN MEDDAHLIK GELENEĞİ

    Meddahlık, taklit ve canlandırmalarla dinleyiciyi hem eğlendirmek hem düşündürmek amacıyla doğaçlama hikâye anlatma sanatı olarak tanımlanır. 2008’de UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınan meddahlık geleneğini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Meddahlık, Türk tiyatro geleneğinin en eski türlerinden biridir. Kökeni hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte meddahlığın Türk kültürüne İran ve Orta Asya’dan geldiği tahmin edilmektedir. “Meddah” kelimesi Arapça kökenlidir ve çok öven (kişi), methedici anlamına gelir. Osmanlı’dan günümüze meddahlar sanatlarını saray ve köşklerde, sünnet düğünlerinde, kahvehane ya da meydan gibi halkın kalabalık olduğu yerlerde icra etmiş ve kültürümüzün önemli bir parçası haline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Başarılı bir meddah, iyi bir taklit yeteneğine, güzel bir diksiyona sahiptir; seyredenleri güldürmeyi ve anlattığı hikâyelerden kıssadan hisse çıkarılmasını amaçlar. Türk sahne sanatlarında tek kişilik gösteriler yapan meddahlar hikâye anlatırken olayın içindeki bu kişilerin taklitlerini de yapar; performansları sırasında müzik kullanır ve bazıları sahneye enstrümanlarıyla çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Meddahlık geleneği, meddahların konuşma yeteneklerine ve seyirciyle kurdukları iletişime dayanır. Halk dili diyebileceğimiz konuşma dilini kullanan meddahlar hikâyelerini anlatmak için dinleyicilerden daha yüksek bir yerdeki sandalyesine oturur; eline uzun bir baston alır, omzuna da büyükçe bir mendil koyar. Mendili değişik tiplerdeki kişilerin kıyafetini taklit etmek veya ağzını kapatarak hikâyelerinde bahsi geçen kişileri canlandırmak için kullanır. Sopadan ise oyunu başlatmak, seyirciyi susturmak, saz, süpürge, tüfek, at gibi ögeleri seyircilere aktarabilmek için yararlanır. Ardından ses ve şive taklitlerine dayalı hikâyesini anlatmaya başlar. Genellikle halkın günlük hayattaki olaylar ve sorunları hakkında hiciv tarzda, iğneleyici ve mizahi bir üslup kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Meddah, performansının sonunda anlattığı hikâyeden çıkarılacak dersi vurgular ve “Bu kıssadır bir mecmua kenarına kaydolunmuş, biz de gördük söyledik. Sakiye sohbet kalmazmış baki. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, inşallah gelecek sefere daha güzel bir hikâye söyleriz.” diye sözünü bitirir; gelecek hikâyenin adını, anlatılacağı yeri ve zamanını söyleyerek gösterisine son verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda meddahlık geleneğine bir de kavuk eklenir. Dönemin ünlü komedyenlerinden Abdürrezzak Efendi’nin bütün oyunlarını izlemiş, bütün rollerini ezberlemiş, yetenekli bir genç olan Hasan Efendi ilk kavuk sahibi meddahtır. Orta oyunundaki Kavuklu’ya benzer bir tiplemeyi canlandıran ve saçı olmadığı için “Kel” lakabıyla anılan Hasan Efendi, ilk kez “Küçük İsmail’in Kumpanyası”nda sahneye çıkar, daha sonra Agâh Efendi ile Hayalhâne-i Kumpanya adlı tiyatroyu kurar. Güldüren oyunculuğuyla şöhretlenip “Komik-i Şehir” ünvanını alan Kel Hasan Efendi, meddahlık geleneğinin önemli bir parçası olan kavuğu, güldürü geleneğinin devamını sağlayacak olan öğrencisi İsmail Dümbüllü’ye bir nişane olarak teslim eder. Senelerce meddahlık geleneğini sürdüren İsmail Dümbüllü, devraldığı kavuğu ünlü oyuncumuz Münir Özkul‘a verir. Ustasından emanet aldığı kavuğu 21 yıl taşıyan Özkul da kavuğu ünlü tiyatro sanatçımız Ferhan Şensoy’a devreder. 38 yaşında Kel Hasan Efendi’nin kavuğuna erişen Şensoy da 27 yılın ardından bu sembolik emaneti 2016’da ünlü tiyatro sanatçımız Rasim Öztekin’e bırakır. Kavuğu 4 yıl taşıyan Rasim Öztekin, yaşadığı sağlık sorunlarının ardından “Oynayamayacaksam kavuğun bende olmasının bir anlamı yok.” sözleriyle ölümünden 6 ay önce tiyatro sanatçısı Şevket Çoruh’a devreder.