Etiket: matbaa

  • TARİHİ ŞEKİLLENDİREN BÜYÜK BULUŞLAR

    Tarih boyunca bazı icatlar nasıl oldu da yaşam biçimlerini ve düşünce sistemlerini kökten değiştirdi? Keşifler ve icatlar, zaman içinde toplumların yönünü değiştiren en etkili güçler olmuştur. Bir çarkın dönmesi ulaşımı hızlandırmış, bir baskı makinesi bilginin yayılmasını kolaylaştırmıştır. Bu önemli buluşların etkilerini yazımızda detaylarıyla inceliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tekerlek” title_font_size=”13″]

    Dünya tarihini değiştiren en eski icatlardan biri tekerlektir. İlk olarak MÖ 4000 civarında Mezopotamya’da ortaya çıktığı ve daha sonra Avrupa’ya yayıldığı düşünülse de bir diğer teoriye göre tekerlek, MÖ 3800 civarında Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında icat edilmiştir. Medeniyetin gelişiminde kritik bir rol oynayan tekerlek, ulaşımı hızlandırarak daha kolay iletişim kurulmasına imkân tanımıştır. Kervanların, at arabalarının ve savaş arabalarının gelişmesi; farklı toplumlar arasındaki ticareti ve kültürel etkileşimi artırmış, böylece medeniyetimizin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Matbaa” title_font_size=”13″]

    Matbaa, ilk kez Çin’de ahşap kalıplarla yapılan baskı yöntemiyle ortaya çıkmış, zamanla ayrı harflerle baskı tekniğine geçilmiştir. Kesin olmamakla birlikte, bu yöntemin MS 6. veya 7. yüzyılda kullanılmaya başlandığı düşünülmektedir. Ancak asıl büyük devrim, 15. yüzyılda Alman mucit Johannes Gutenberg’in geliştirdiği hareketli metal harfli matbaayla gerçekleşmiştir. Bu buluş, iletişim kurma ve bilgi paylaşma biçimimizde köklü bir dönüşüm başlatmıştır. Kitapların daha hızlı ve daha düşük maliyetle üretilmesi, yalnızca aristokratların ve varlıklı kesimlerin değil, toplumun geniş bir bölümünün de okuryazarlığa erişmesini mümkün kılmıştır. Eğitimde büyük bir gelişme yaşanmış, okuma-yazma oranları hızla yükselmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buhar Makinesi” title_font_size=”13″]

    MS 1. yüzyılda İskenderiyeli Heron tarafından teorik olarak geliştirilen ve “Aerolipie” adını verdiği pilot ölçekli buhar makinesi, tarihte bilinen ilk örnek kabul edilir. Mekanik ve pnömatik (havayı sıkıştırarak itme gücü elde etme) alanındaki çalışmalarıyla tanınan Heron’un bu öncü icadı, yaklaşık 1700 yıl sonra İskoç mucit James Watt’ın 1763’te geliştirdiği buhar makinesine ilham olmuştur. Watt’ın tasarımı, 18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin kapılarını aralayarak modern ekonominin temellerini atmıştır. Böylece fabrikalarda hem iş gücü hem de hayvan gücüne olan ihtiyaç azalmış, makineler üretimi daha hızlı ve etkili bir şekilde yürütmeye başlamıştır. Özellikle tekstil ve madencilik sektörlerinde üretim kapasitesi katlanarak artmıştır. Aynı zamanda tren ve gemi gibi ulaşım teknolojilerinin gelişmesine öncülük eden buhar makinesi, kırsaldan şehirlere göçü hızlandırmış, şehirleşmeyi artırmış ve yeni toplumsal dinamiklerin doğmasına zemin hazırlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elektrik” title_font_size=”13″]

    Sanayi Devrimi’nin ikinci aşamasında buhar gücünün yerini alarak üretim süreçlerini köklü biçimde dönüştüren elektrik, makinelerin daha verimli ve sessiz çalışmasını sağlamış, fabrikaların daha küçük alanlarda kurulmasına imkân tanımış ve üretim hacmini önemli ölçüde artırmıştır. Şehirlerin mimarisini ve yaşam tarzını değiştiren elektrik, aynı zamanda güvenliği güçlendirmiştir. Elektrikli ev aletleri gündelik hayatı kolaylaştırarak zaman kazandırmış; televizyon, radyo ve internet gibi iletişim araçlarının gelişimine öncülük etmiştir. Günümüzde bilişim teknolojileri, endüstriyel üretim, sağlık hizmetleri ve enerji altyapıları başta olmak üzere pek çok kritik sektör elektrik enerjisiyle ayakta durmaktadır. Elektrik olmadan küresel tedarik zincirleri, bankacılık sistemleri ve dijital ekonomi sürdürülemez hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Antibiyotik ile Penisilin” title_font_size=”13″]

    1928’de İskoç bakteriyolog Alexander Fleming’in laboratuvarında tesadüfen “Penicillium notatum” küfünün bakteriyel büyümeyi engellediğini keşfetmesi, antibiyotiklerin temelini atarak tıp alanını kökten değiştirmiştir. Bu buluş, bakteriyel enfeksiyonların tedavisini mümkün kılmış ve sayısız hayatın kurtarılmasına öncülük etmiştir. Antibiyotiklerin keşfinden önce enfeksiyonlar çoğu zaman ölümcül seyreder ya da etkili bir tedavi yöntemi bulunmazdı. Penisilin gibi antibiyotiklerin kullanıma girmesiyle birlikte tüberküloz ve zatürre gibi hastalıklar ölümcül olmaktan çıkmış, ameliyatlar ve organ nakilleri çok daha güvenli hâle gelmiştir. Ayrıca bağışıklık sistemi zayıflayan kanser hastalarının korunmasında da hayati önem taşımış, böylece ortalama yaşam süresinin uzamasına önemli katkı sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnternet” title_font_size=”13″]

    Modern çağın en etkili buluşlarından biri olan internetin temelleri, 1960’lı yıllarda ABD Savunma Bakanlığı tarafından geliştirilen ARPANET projesiyle atıldı. Soğuk Savaş Dönemi’nin askerî endişeleriyle başlayan bu proje, nükleer saldırı gibi durumlarda bile iletişimin sürdürülebilmesi amacıyla tasarlanmıştı. 29 Ekim 1969’da ARPANET üzerinden ilk mesaj gönderildi. Mesaj sadece iki harften oluşan “LO” idi; aslında “LOGIN” yazılması planlanıyordu ancak sistem çöktü. Bu basit başlangıç, tarihin en büyük dönüşümünün fitilini ateşledi. 1980’lerde sadece askerî ve akademik çevrelerde kullanılan internet, 1989 yılında İngiliz bilgisayar mühendisi Tim Berners-Lee’nin “World Wide Web”i (WWW) geliştirmesiyle herkesin erişimine açıldı ve dünyamız daha önce hiç olmadığı kadar “küçük” bir yer hâline geldi.

  • GEÇMİŞTEN BUGÜNE KİTAP

    Teknoloji, hayatımızın her yerinde hâkimiyetini sürdürüyor olsa da “kitap kokusu” gerçeği asırlar boyunca devam edecek gibi duruyor. Papirüsten parşömene, el yazmalarından matbaanın icadına kadar kitabın gelişimini kaleme aldık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kitabın doğuşu: Papirüs dönemi” title_font_size=”13″]

    İnsanlık tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan papirüs, şekil olarak kamışı andıran bir bitkidir. Mısır’da Nil Nehri kıyılarında yetişen ve boyu 4 metrelere kadar ulaşabilen papirüs bazı işlemlerden geçerek kâğıt haline gelirdi. Bu işlem için önce bitkinin sapları birbirinden ayrılır, ardından enine ve boyuna kesilerek uç uca ve yan yana yapıştırılırdı. Bu sayede tabakalar elde edilirdi.  Tabakaların üzerine kamışlar aracılığı ile kömür ve benzeri maddeler kullanılarak yazılar yazılırdı. Papirüsü dönemin lideri yapan en önemli özelliklerden biri dayanıklı olmasıydı. Malzemeyi uzun ömürlü ve dayanıklı kılmak adına üzerine sedir ağacı yağı sürülürdü. Parşömen kâğıdı icat edilene kadar papirüs uzun bir müddet kullanıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Parşömen ile başlayan bir devir” title_font_size=”13″]

    Yıllarca yazı yazmak için farklı malzemeler kullanıldı; kil tabletler, mağara duvarları, mermerler bunlardan yalnızca birkaçı. Parşömenin icat edilmesiyle birlikte bambaşka bir döneme geçildi. Parşömen kâğıdı, hayvan derisinin fazlalıklarından arındırılması ve derinin gerilerek kurutulması ile elde edilen bir kâğıt türü olarak yazının tarihine dahil oldu. Günümüzde de hâlâ popülerliğini korumaya devam eden parşömen kâğıdının ilk kullanıldığı yer ise İzmir’in Bergama ilçesi olarak kayıtlara geçti. Parşömenin o dönem bu kadar popüler olmasının en büyük nedenleri kolay üretilmesi ve dayanıklı olmasıydı, özellikle yanmayan bir yapıya sahip olması da ilgi çekiciydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Parşömene rakip geldi: Kâğıt” title_font_size=”13″]

    Yüzyıllardan beri Çin’de kullanılan kâğıdın Avrupa’ya gelişi ile birlikte artık başka bir boyuta geçildi. Semerkant kervanları ile “kâğıt” geldi ve parşömen ciddi bir rakiple karşılaştı. Yumuşak ve dayanıklı olan kâğıt daha çok tercih edilmeye başlandı. Hatta döneme damgasını vuran parşömenden çok daha fazla tercih edilir oldu. Maliyete de olumlu yansıyınca artık kâğıt günümüze kadar ulaşan serüvenine başlamış oldu. Kâğıdın milattan önce 2. yüzyılda Çin’de Cai Lun tarafından icat edildiği bilinir ve hatta Cai Lun için modern kâğıdın öncüsüdür demek mümkündür. Lun kâğıdı oluştururken bazı teknikleri kullandı; ana malzemeleri genellikle ağaç kabukları, bez parçaları ve lifli malzemelerdi. Tüm bu malzemeleri karıştırarak önce yumuşak bir hamur elde etti. Ardından hamuru ezerek su ile karıştırdı ve böylece ilk odun hamurunu üretmiş oldu. Ağaç kabuklarının harmanlanmasıyla başlayan kâğıt kullanımı, günümüz kitaplarının şekil almasında bir milat niteliğindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ortaçağ’da kitap serüveni” title_font_size=”13″]

    Hristiyanlığın yayılmasından sonra Batı Avrupa’da olduğu gibi Bizans dünyasında da Eskiçağ kültürünün korunması öncelikli oldu. Bu kültürü korumak ve yaygınlaştırmak adına manastır kütüphaneleri açıldı. O dönemlerde kitap, kiliselerin ve manastırların en önemli hazinelerindendi. Kalın tahta kapaklarla ciltler yapılır, demir ve bakırla da köşeleri sabitlenirdi. Kitabı kopya ederek çoğaltırlardı ancak bu ağır ve oldukça zor bir işti. Zaman ilerledikçe eğitim ve öğretim alanı da genişledi, artık kitap bir “ihtiyaç” haline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Matbaanın bulunuşu” title_font_size=”13″]

    Kitabın tarihsel ilerleyişinde kâğıdın aşama aşama gelişimi ne kadar önemliyse, matbaanın gelişimi de bir o kadar önemli bir olaydır. Matbaanın icadı ile birlikte artık kitap bir lüks olmaktan çıkmış ve her eve girebilen bir “bilgi kaynağı” haline gelmeye başlamıştı. Matbaanın Çinliler tarafından icat edilmesi ve Johann Gutenberg tarafından Avrupa’ya getirilerek yaygınlaştırılmasıyla artık yeni bir kitap çağı başlamış oldu. Matbaaya geçiş ile kitap basım maliyetleri ciddi bir düşüşe geçince, daha önce zenginlik ve lüksün bir işareti olarak görülen kitaplar artık her eve rahatlıkla girebilmeye başladı. Kitabın evlere girmesi fikirlerin, görüşlerin ve bilginin de doğru oranda yayılmasına olanak sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın ilk kitabı” title_font_size=”13″]

    Yeryüzünde ilk yazılan kitap Kuzeybatı Çin ülkesinde bulundu. Dünyanın ilk kitabının M. S. 868 yılında yazıldığı biliniyor, kitabın adı “Diamond Sutra”. Diamond, elmas anlamına gelirken Sutra kelimesinin ise dini bilgi ve vaaz anlamını taşıdığı bilinir. Kıssalar ve öğütler içeren Diamond Sutra, aynı zamanda dini içerikli bir kitaptır ve Buda’nın öğretilerini kapsar. Tamamı 7 sayfadan oluşan kitabın 6 sayfası metin, 1 sayfası ise Buda’yı resmeden bir sayfa olarak tasarlanmıştır. Dünyada ilk basılan kitap Diamond Sutra iken ülkemizde basılan ilk Türkçe kitap ise basımı 2 yıl süren Vankulu Lügati olmuştur. Bu arada ilk Türk matbaasını kuran ismin İbrahim Müteferrika olduğu bilgisini de verelim.