Etiket: kurt

  • SÜRÜDEN AYRILAN HAYVANLAR: BU PENGUEN BİZE NE ANLATIYOR?

    Film yapımcısı Werner Herzog’un 2007 yılında çektiği Encounters at the End of the World belgeselinde, Antarktika’nın beyaz boşluğunda kolonisinden ayrılarak denize değil, dağa doğru tek başına yürüyen bir penguen görülür. Herzog bu sahneyi, büyük olasılıkla geri dönmeyecek bir penguenin hikâyesi olarak yorumlar. Uzmanlara göre penguenin seçtiği rota, hayatta kalma ihtimalinin neredeyse olmadığı bir yolculuğa işaret eder. Ancak görüntüler yıllar sonra yeniden dolaşıma girdiğinde sahnenin okunuşu değişir. Bu kez penguen; tükenmişliğin, içsel kopuşun, her şeyi geride bırakma arzusunun simgesi olarak yorumlanır. Video bu nedenle “Nihilist Penguen” adıyla anılmaya başlar. Bu yeni okuma, penguenin davranışını biyolojik bağlamından koparmaz ama ona başka bir soru ekler: Hayvanlar neden sürüden ayrılır?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yön Bulma ve Fiziksel Sınırlar” title_font_size=”13″]

    Penguenin bu yürüyüşü, bilinçli bir tercih ya da sembolik bir “anlam arayışı” olarak değil; içgüdüler, çevresel koşullar ve fiziksel durumlarla şekillenen bir davranış olarak değerlendirilir. Yön bulma mekanizmalarındaki aksaklıklar, duyusal sorunlar ya da ciddi güç kaybı, nadiren de olsa alışılmış rotaların dışına çıkılmasına neden olabilir. Dışarıdan bakıldığında anlamsız gibi görünen bu hareket, çoğu zaman biyolojik sınırların bir sonucudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hastalık ve Zayıflık” title_font_size=”13″]

    Sürü hâlinde yaşayan hayvanlarda tempo hayati öneme sahiptir. Antiloplar, açık arazide yaşayan ve sürü hâlinde hareket ederek yırtıcı baskısını azaltan türlerdir. Sürünün birlikte ilerlemesi hem çevreyi daha iyi gözetlemeyi hem de ani kaçışlarda uyumu sağlar. Ancak hastalık, yaralanma ya da ciddi güç kaybı yaşayanlar bu tempoyu sürdüremeyebilir. Böyle durumlarda sürünün gerisinde kalmak ya da sürüden kopmak, bilinçli bir ayrılıktan çok fiziksel sınırların dayattığı bir sonuçtur. Doğada sürünün devamı, çoğu zaman en yavaş hıza göre değil, çoğunluğun sürdürebildiği hareket ritmine göre şekillenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşlanma” title_font_size=”13″]

    İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda da zamanla hareket kabiliyeti azalır. Filler son derece sosyal hayvanlardır ve karmaşık bir toplumsal yapıya sahiptir. Dişi filler, yaşlı ve deneyimli bir dişinin önderliğinde matriarkal sürüler hâlinde yaşar. Erkek filler ise belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra bu yapıdan ayrılır; yaşamlarını yalnız ya da küçük erkek grupları içinde sürdürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Genetik Çeşitlilik” title_font_size=”13″]

    Aynı sürü içinde kalmak bazı türler için uzun vadede hayatta kalma riskini artırır. Kurtlarda yavrular belli bir olgunluğa ulaştığında doğdukları sürüyü geride bırakır. Bu kopuş, akrabalı üremenin önüne geçmek için gereklidir ve türün genetik sağlığını koruyan doğal bir mekanizma olarak işler. Sürüden ayrılan genç kurtlar, yeni bir eş ve yeni bir yaşam alanı arayışına girer. Bu ayrılık bir çatışmanın ya da başarısızlığın sonucu değil, türün devamlılığı için işleyen bir zorunluluktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hiyerarşi ve Dışlanma” title_font_size=”13″]

    Her sürünün bir düzeni vardır. Mesela aslan sürüleri… Dişi aslanlar ve yavruların oluşturduğu güçlü sosyal bağların yanında erkeklerin yaşam döngüsüne göre şekillenen bir ayrışma sürecini de barındırır. Erkek aslanlar yaklaşık 26-35 ay sürüyle birlikte kalır; bu dönemde sürünün dişileri ve baskın erkekler hem akraba çiftleşmesini önlemek hem de sürünün genetik çeşitliliğini korumak için genç erkeklerin sürüden ayrılmasına neden olur; bazıları tüm hayatını göçebe ve yalnız bir yaşam tarzı sürerek geçirebilir.

  • Mitolojide Adı Geçen Hayvanlar

    Mitolojide Adı Geçen Hayvanlar

    Mitolojik öykülerde var olup da gerçek hayatta bir karşılığı olmayan pek çok mitolojik canlı bulunur. Listemiz onlarla ilgili değil, listemiz bazen iyi bazen de kötü karakterler verilerek mitolojik öykülerde kendine yer bulmuş ya da bir şekilde bu öykülere ilham vermiş hayvanlarla ilgili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sadece Afrika ülkesi Kongo’da yaşayan ve Kongo’nun simgesi olan okapiler ata, zebraya hatta eşeğe bile benzetilir ama aslında zürafagillerdendir. Okapi bir mitolojik öyküde yer almaz. Fakat mitolojik canlılardan tek boynuzlu atın, Latince ismiyle “unicorn”un gerçek bir hayvan olma olasılığından söz edilirken Hindistan gergedanı ya da vahşi bir öküzden esinlenildiğinden hatta gerçekte bir okapi olabileceğinden de bahsedilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mitolojik bir hikâyenin içinde yer almayan komodo ejderi de üzerine varsayımlarda bulunulan hayvanlardandır. Uzakdoğu mitolojilerinde kanatsız olarak tasvir edilen ejderhaların -en azından bazılarının- gerçekte var olan hayvanlar olduğu noktasında bilim insanlarının görüşleri bulunmakta. Bu görüşlerin ana nedenlerinden biri de kimi tasvirlerin dünyanın en büyük kertenkelelerinden olan komodo ejderine olan benzerliğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türk, Moğol ve Altay mitolojisinde yer alan ve öykülerin yansıması olarak günümüzde hala büyük önem atfedilen hayvanların başında kurt geliyor. Bazı Türk-Moğol boylarının kurtların soyundan geldiklerine ve zor zamanlarda kurtların ortaya çıkıp yol göstereceğine inanmaları bu mitolojik öykülerden kaynaklanıyor. Bu hikâyelerde bozkurt gökyüzünü temsil ederken alageyik yeryüzünü simgeliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Geyik, özellikle dişi geyik Türk mitolojisinde yol gösterici kutsal bir figür olarak yer alır. Hatta yine bu öykülerin etkileşimi olarak bir dönem geyik öldürmenin ölümle cezalandırıldığı ifade edilir. Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın gök kurt ile kızıl geyik soyundan geldiğinin düşünülme nedeni de bu mitolojik öykülerdir. Çin mitolojisinde ise aksine geyiğin kötü bir namı bulunur ve vahşi bir hayvan olarak ele alınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Geçtiğimiz günlerde Japon balıkçıların görüntülediği kral ringa balığı ülke genelinde büyük korkuya sebep oldu, çünkü bu canlıların deprem ve tsunami habercisi olduğuna inanıyorlardı. Tabii bu inanışın kaynağı yine mitolojik öyküler… Japon mitolojisine göre kral ringa gelmekte olan felaket konusunda bir uyarıcıdır, denizlerin derinliklerinde yaşar ve 1000 metre uzunluğundadır. Gerçekte 10 metre uzunluğunda olan kral ringanın yılan balığı ile ilgili öykülere ilham verdiği de düşünülmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Possum, yani bir tür keseli sıçan, Kızılderili mitolojisinde kendine yer bulmuştur. Hikâyeye göre kendi taraflarında karanlık olan dünyaya ışık getirmek için hayvanlar arasında possum gönüllü olur ve doğuya doğru yola çıkar. Güneş ışığıyla karşılaşınca önce gözleri kısılır ve ışıktan biraz alıp kuyruğundaki tüylerin arasına saklar, fakat güneş ışığının sıcaklığı bir süre sonra tüylerini yakar. Ve inanışa göre bu minik canlının kuyruğunun çıplak olmasının ve yuvasından sadece geceleri çıkmasının nedeni işte bu mitolojik öyküdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Athena, gece görüş gücü yüksek olan baykuşu karganın yerine, göremediklerini kendisine haber vermesi için görevlendirmiştir. Bu, Yunan mitolojisinde baykuşun geçtiği öykülerden sadece bir tanesidir. Örneğin Roma mitolojisinde ölümün habercisi olan baykuş, Amerikan yerlisi olan Cherokee şamanlarına göre hastalık getiren ruhlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağa da mitolojide adı geçen hayvanlardan biridir. Özellikle Çin mitolojisinde ayaklarından her biri dört elementten birine karşılık gelir ve ejderden sonraki en önemli semboldür. Afrika mitolojisinde ise önce kaplumbağaların yaratıldığına inanılırken, Hint mitolojisinde dünya kaplumbağanın sırtında duran bir filin üzerinde bulunur.