Etiket: konya

  • Mevlana Müzesi’nden Bilim Merkezi’ne Konya

    Mevlana Müzesi’nden Bilim Merkezi’ne Konya

    Tarihiyle, modern yapılarıyla, doğasıyla ve dünyaya kazandırdığı önemli kişilikler ile Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biri Konya… Ama inanıyoruz ki sayfamıza göz gezdirdikten sonra şehrin bilmediğiniz özellikleriyle tanışacaksınız…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Konya’ya gittiğinizde ilk soluklanacağınız yer muhtemelen Karatay ilçesindeki Mevlana Meydanı olacaktır. Geniş kaldırımların, geniş caddelerin ve ilçeyi baştanbaşa dolaşan tramvay yolunun çevrelediği meydanda, Mevlana Türbesi ve yapımına II. Selim’in şehzadeliği sırasında başlanan Selimiye Camii tarihî ve turistik açıdan oldukça önemli eserler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kubbe-i Hadra olarak da bilinen Yeşil Kubbe’si ile Mevlana Meydanı’nın her yerinden görülebilen Mevlana Müzesi Mevlevi öğretisine dair onlarca iz barındırıyor. Burası Türkiye’de Ayasofya ve Topkapı Sarayı’ndan sonra en çok ziyaret edilen 3. müze… Buraya kadar geldiğinizde yakınlarda bulunan Şems Camii’ni de ziyaret etmeden geçmemelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Konya’nın sayfiye ilçelerinden Meram bir zamanlar bağlarıyla ünlüymüş ve bakın Evliya Çelebi nasıl kayıtlara geçmiş: “Peçevi şehrinin Baruthane mesiresi, Kırım’ın Sudak bağı, İstanbul’un yüz yetmiş beşten fazla bahçe ve gülistanları, Tebriz’in Şah-ı Cihan bağı, Konya’nın Meram mesiresinin yanında bir çemenzar bile değildir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezinin 8 kilometre kuzeybatısında Selçuk ilçesinde yer alan antik Rum köyü Sille, neredeyse 3.000 yıllık bir yaşanmışlıktan haber veriyor. Kasabanın içinden geçerek ulaşılan Sille Baraj Parkı ise yürüyüş yollarından restoranlarına, tekne turlarından uçurtma tepesine, spor alanlarından çay bahçesine büyük bir ilgi görüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın en büyük Tropikal Kelebek Bahçesi’nin Konya’da bulunduğunu biliyor muydunuz? Bu olağanüstü kapalı mekân, sizi bir süreliğine gerçek dünyadan koparıp kelebeklerin dünyasında kanat çırpmanızı sağlayacak kadar gerçek. Burası 28 derece sıcak, yüzde 80 nemli ortamıyla kelebeklerin ev sahipliği yaptığı rengârenk bir dünya.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türk ve Japon ilişkilerini güçlendirmek için girişimlerde bulunan Konya ve Kyoto Belediyeleri Anadolu’nun bağrında bir Japon parkı açılmasına aracılık etmiş. Bu parkta neler mi var? Dört bin metrekarelik bir gölet, içinde rengârenk koi balıkları, doğal tepeler, köprüler, onlarca çeşit bonsai ve sair…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2014 yılında Türkiye’nin ilk Bilim Merkezi TÜBİTAK desteği ile Konya’da açıldı. 26.000 metrekaresi kapalı olmak üzere 100.000 metrekarelik alana yapılan Konya Bilim Merkezi eğlenerek öğrenmek isteyenlerin mutlaka gidip görmesi gereken bir adres.

  • 3200 YILDIR AYAKTA DURAN EFLATUNPINAR HİTİT SU ANITI

    Eflatunpınar Hitit Su Anıtı’nı hiç gördünüz mü? Hititlerin suya verdiği kutsallık ve bereket anlayışını yansıtan Konya’daki bu alan, dönemine göre hem bir anıt hem de suyu toplayıp düzenleyen bir çeşit erken dönem baraj sistemi niteliği taşır. Yaklaşık 3200 yıldır kesintisiz akan suyu, kuraklık eğilimlerine rağmen akmaya devam eder ve yılın her mevsiminde ziyaretçilerini karşılar. Bu özelliğiyle Eflatunpınar, Hititlerin suyu kontrol etme ve kutsama konusundaki bilgisini günümüze taşıyan nadir örneklerden biridir. Yazımızda, kendi çağını aşan bir teknikle oluşturulan Eflatunpınar Hitit Su Anıtı’nın öne çıkan özelliklerini derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Eflatunpınar Hitit Su Anıtı, MÖ 13. yüzyılın son çeyreğine tarihlendirilir ve Büyük Kral IV. Tuthaliya Dönemi’ne ait olduğu kabul edilmektedir. Konya’ya yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Beyşehir’in 22 kilometre kuzeyinde Sadıkhacı Mahallesi sınırlarında bulunan yapı, Hititlerin öne çıkan açık hava anıtlarından biridir. Anıtı diğer Hitit örneklerinden ayıran en belirgin özellik, Beyşehir Gölü’ne ulaşan Eflatunpınar Deresi’nin kaynağına yakın bir noktada inşa edilmiş kutsal havuz ile doğrudan bağlantılı olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hititler, Hint-Avrupalı bir topluluk olarak MÖ 3000’lerin sonlarında Anadolu’ya göç etmiş ve bölgede yaşayan Hatti halkıyla uzun süre aynı coğrafyayı paylaşmıştır. Bu kültürel etkileşim, Hitit sanatında ve dinî uygulamalarında Hatti etkisinin görülmesini sağlamıştır. Başkenti Hattuşa (Boğazkale) olan Hitit Devleti, MÖ 1650-1200 arasında Anadolu’da varlığını sürdürmüş ve yerleşik toplulukların inanç sistemlerini kendi yapısına dâhil etmiştir. Bu yaklaşım, Hititlerin su kültünü geliştirmesine ve Eflatunpınar gibi kutsal alanların oluşmasına yol açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da Tunç Çağı’na damgasını vuran Hititler, su kaynaklarına verdikleri önem ile dikkat çeker. Tarım toplumu olarak su, onların hayatında sadece tarımsal üretim için değil, inanç ve toplumsal düzen açısından da vazgeçilmezdi. Temizlik, suyun kutsallığının temel koşullarındandı; ritüellerde kullanılan suyun kesinlikle pislikten uzak olması gerekirdi. Dönemin sık görülen salgınları, suyun değerini daha da artırıyordu. Bu nedenle Hititler, devlet sınırları içindeki su kaynaklarına büyük önem verirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hititler, dağlardan veya yer altından çıkan suları kutsal kabul etmiş, bu su kaynaklarını ritüellerin yapıldığı kutsal alanlar olarak değerlendirmiştir. Arınma, doğum, ölüm ve dua gibi birçok ritüel suyla bağlantılıdır. Örneğin su ordali, suçluluğu veya masumiyeti belirlemek amacıyla yapılan bir testti; kişi, belirli bir suya girerek veya sudaki bir nesneyi tutarak tanrısal bir müdahalenin sonucuna göre suçlu veya masum kabul edilirdi. Bu uygulama, suyun kutsallığının ve toplumsal işlevinin somut bir göstergesiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eflatunpınar Anıtı’nın en dikkat çekici bölümü kuzey duvarıdır. Kesme taş bloklardan oluşan bu duvarda kabartmalar yer alır. Merkez figürler Güneş Tanrıçası ve Fırtına Tanrısı olarak kabul edilir. Güneş ışığı granit taşların üzerine vurduğunda ortaya çıkan eflatun renk, anıtın adının kaynağı olabilir. Arkeolojik kazılarda ele geçen başsız boğa heykelleri ve pişmiş toprak tabaklar, burada uzun yıllar süren ritüellerin kanıtıdır. Ayrıca anıtı besleyen havuzda bazı tatlı su balıkları yaşamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1842 yılında Jeolog William John Hamilton tarafından keşfedilen anıtın Hititlerle olan bağlantısını seyyah Charles Texier ortaya koymuştur. İzleyen yıllarda Hans Gustav Güterbock, Kurt Bittel, Rudolf Naumann, Volkert Haas, Emmanuel Laroche ve James Mellaart gibi bilim insanları, Eflatunpınar üzerinde araştırmalar yürütmüş ve Hititlerin su teknolojisi ile ritüel uygulamaları hakkında değerli bilgiler sunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Akan suların merkezî havuz sistemiyle toplanarak gerektiğinde tasarruflu bir şekilde kullanıldığı nadir su sistemlerinden biri olmasından dolayı, 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dâhil edilmiştir. Anıt, Hititlerden günümüze kadar işlevini kaybetmeden ayakta kalabilmiş en iyi örneklerden biridir ve dönemin su tesisatı ve teknolojisi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.

  • BİNLERCE YILLIK ŞEHRİN GELENEKSEL LEZZETLERİ

    Çok eski dönemlerden beri yerleşim yeri olan, Selçuklu İmparatorluğu’na başkentlik yapan, ülkemizin tahıl ambarı Konya hem tarımın hem de hayvancılığın yapıldığı bereketli topraklara sahip. İpek ve Baharat Yolu’nun kesiştiği bu şehir, İslam âlimlerinin de uğrak noktası olmuştur. Bu köklü kültür, kadim kentin gastronomisini de derinden etkilemiş ve şehre has lezzetler oluşturmuştur. Yolu Konya’dan geçen herkesin severek yediği yemekleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bamya Çorbası ” title_font_size=”13″]

    Kurutulmuş çiçek bamya ve kuşbaşı kuzu eti ile hazırlanan bamya çorbası, geçmişte saray sofralarında günümüzde ise Orta Anadolu’daki pek çok şehrin sofrasında yer buluyor. Coğrafi işaret almasıyla Konya’ya özgü imza yemeklerden biri haline gelen bamya çorbası genellikle davet, düğün ve özel günlerde yapılıyor. Ekşi tada sahip bu çorba, soğan, salça ve limon ile lezzetlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Etli Ekmek” title_font_size=”13″]

    Konya denildiğinde ilk akla gelen yemeklerin başında olan etli ekmek, ince ve uzun bir şekilde açılan hamurun üzerine yerleştirilen kıymalı harç ile taş fırında pişirilerek hazırlanıyor. Kıymalı harcın püf noktası ise soğan, domates ve biberlerin çok ince bir şekilde kıyılması. Uzun tahtada servis edilen etli ekmek de Konya’nın coğrafi işaretli lezzetleri arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırın Kebabı ” title_font_size=”13″]

    Konya’ya özgü bir diğer coğrafi işaretli yemek ise koyun veya kuzu etiyle hazırlanan fırın kebabı. Bu yemekte kuzunun sadece ön kol ve kaburga kısmı kullanılıyor. Bakır tenceredeki ete su ve tuz ilave edilerek meşe odunu ateşinde pişirilen fırın kebabında kuzu etinin pişmesi dört, koyun etinin ise sekiz saat sürüyor. Özellikle ağır ağır pişmesi gereken bu yemek, pidenin üzerinde kuru soğan ve ayranla servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çebiç” title_font_size=”13″]

    Konya’ya özgü bir tandır kebabı olan çebiç, keçi veya kuzu etinden hazırlanıyor. Süzme yoğurt, salça, dövülmüş sarımsak, kırmızı biber ve tuz ile hazırlanan bir sosla kaplanan et iki saat bu sos içinde bekletiliyor. Odun ateşinde harlanan tandırda ortalama üç saatte pişirilen et tiftik haline getiriliyor ve bulgur pilavının üzerinde çeşitli baharatlarla servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ekmek Salması ” title_font_size=”13″]

    Özellikle bayram günlerinde hazırlanan ekmek salmasının malzemesi az, tadı ise çok lezzetli. Tandırda pişirilen kuşbaşı et, tandır ekmeği üzerinde servis ediliyor ve üzerine eklenen eritilmiş tereyağı ile iyice lezzet kazanıyor. Ekmek salması da coğrafi işaret tescili alan bir diğer Konya’ya has lezzettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sac Arası Tatlısı ” title_font_size=”13″]

    Kol böreğinin şerbetle ve fıstıkla zenginleştirilmiş hâli olarak bilinen sac arası, Konya’nın en meşhur tatlısı. Tıpkı baklavadaki gibi çok ince açılan yufkanın içine ceviz veya fıstık ekleniyor ve tereyağı ile yağlandıktan sonra iki sac arasında pişiriliyor. Bu tatlı, ismini pişirilme özelliğinden alıyor. Piştikten sonra şerbeti eklenen ve bir saat bekledikten sonra servis edilen tatlıyı dileyenler dondurma ile tüketebiliyor. Bu leziz tatlı da tescillenerek coğrafi işaret almıştır.