Etiket: klasik türk müziği

  • DEDE EFENDİ: KLASİK TÜRK MÜZİĞİNİN BÜYÜK İSMİ

    İnsanlığı ilgilendiren her konuda mihenk taşı olmuş bazı isimler vardır ki onları geleceğe taşımak kültürel görevlerimiz arasındadır. Türk musiki tarihinde de akla ilk gelen isimlerden biri, yüzyıl sonraya ulaşan besteleri, peşi sıra yetiştirdiği öğrencileri, müzik konusundaki üretimleri ile Dede Efendi’dir. Sesini dinleme şansı olmayan kuşaklarız ama gelin en azından hikâyesinin küçük bir kısmına vâkıf olalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dede Efendi’nin hayat hikâyesi 1778 ile 1846 yılları arasını kapsar. İstanbul’da dünyaya gelmiş, Hac vazifesi için gittiği Mekke’de hayatını kaybetmiştir. İsmindeki “Hammâmîzâde” unvanı babasının hamam işletmecisi oluşundan, “Dede” unvanı ise bağlı olduğu Yenikapı Mevlevihanesinden gelmektedir. Sesinin güzelliği henüz çocuk iken fark edilmiş ve küçük yaşlardan itibaren musiki dersleri almaya başlamıştır. Mevlevihane’nin müzik üstadı şeyhi Ali Nutki Dede’nin kardeşi olan şair Abdülbâki Nâsır Dede’den ney üflemeyi öğrenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mevleviliğin gerekliliklerinden olan inziva sürecine girdiğinde Keçecizade İzzet Molla’ya ait sözleri bestelemiş ve seslendirmiştir: “Zülfündedir benim baht-ı siyahım/ Sende kaldı gece, gündüz nigâhım/ İncitirmiş seni meğerki ahım/ Seni sevdim odur benim günahım.” Bu ilk bestesi Osmanlı sarayına kadar ulaşmış, kendi de bestekâr olan III. Selim’in büyük beğenisini kazanmış, Padişah şarkıyı bir de genç bestekârın kendisinden dinlemek istemiştir. Bundan sonraki uzun soluklu süreçte Dede Efendi sarayda büyük ilgi görmüş, saray fasıllarına hem besteleri hem sesiyle katılmış, müezzinbaşı olarak görevlendirilmiş, Mevlevihane’de musiki dersleri verirken Enderun’da da hocalık yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Art arda yaptığı bestelerle sadece dönemini değil kendinden sonrasını da etkileyecek bir üretimde bulunmuştur. Hicazbuselik, sababuselik, arabankürdi, sultanıyegâh, neveser makamlarını bulmuş ve ilk kez seslendirmiştir. Bestelediği 500’den fazla eserden günümüze 300 kadarı ulaşabilmiştir. Hepimizin bildiği “Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü” diye devam şarkı da Dede Efendi’ye aittir. Büyük müzik adamının son bestesi ise sözleri Yunus Emre’ye ait olan ve Hac sırasında bestelediği “Yürük değirmenler gibi dönerler” dizesiyle başlayan ilahi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tasavvuf müziğinin ve Türk musikisinin mihenk taşlarından olan Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi, evliliğini saraydan Nazlıfer Hanım’la yaptıktan sonra Fatih’de Ahırkapı semtinde bir eve taşınmıştı. Günümüzde o ev Dede Efendi Müze Evi olarak ziyaretçilere açık bulunmaktadır. Büyük oranda ahşap olan iki katlı yapıda çeşitli sanatsal ve kültürel aktiviteler düzenlenmekte, etkinlik takvimi internet sitesi üzerinden düzenli olarak duyurulmaktadır.

  • Yetimhaneyi de Sahne Işıklarını da Gören Diva Safiye Ayla

    Yetimhaneyi de Sahne Işıklarını da Gören Diva Safiye Ayla

    Osmanlı’nın son yıllarında dünyaya gelen ve Cumhuriyet Türkiyesi’nin yetiştirdiği ilk ses sanatçılarından olan Safiye Ayla Klasik Türk Müziği’nin gelmiş geçmiş en güçlü seslerinden biriydi. Yetimhanede başlayan yaşamı sahne ışıkları altında, dinmek bilmeyen alkışlarla son buldu. Şarkılarda ölümsüzleşen sanatçı şimdi Kültür ve Yaşam’da.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Zor bir çocukluktu onunki… Doğmadan babasını, üç yaşında annesini kaybetmiş, hastalıklarla geçen yetimhane yıllarında evlat edinilmişti. “1907’de İstanbul’da doğdum. Babamı Mısırlı bilirdim. Sonradan Halilrahman’dan bana yazdığı mektuplardan Filistinli olduğunu öğrendim. Annem Suudi Arabistan’dan gelmiş…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaşadığı yokluk ve yoksunluğa rağmen içe kapanık değil aksine oldukça yaramaz bir öğrenciydi. Hayat mücadelesiyse öğretmen yardımcısı olduğunda da bütün hızıyla sürüyordu: “Küçücük bir oda kiralayıncaya kadar Eyüp Camii’nin musalla taşı üzerinde geçirdiğim çok geceler oldu. O dönemde yakalandığım öksürükten uzun süre kurtulamadım.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    En büyük şansı sahip olduğu olağanüstü sesiydi ve tabii dikkat çekmekte gecikmedi: “Mustafa Bey bana usul ve makam öğretti, yetiştirdi. Sonraları Yesari Asim Bey’den de ders aldım ama ilk hocam Hafız Mustafa Efendi’dir. İlk plağımı Columbia Şirketi doldurdu. Bunların hepsi bir ay içinde oldu.” Ve ona göre bunların hepsi rastlantıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Safiye Ayla’nın hayatında yepyeni bir sayfa açılmıştı. Öncekinden farklı, istediği gibi yazabileceği bir sayfaydı bu ama sonrasında olanlar kesinlikle rastlantı değildi; sesini geliştirmek için çok çalıştı. Kısa sürede assolistliğe yükseldi. Dile kolay; 500’dan fazla plağı oldu ve radyodan dinleyicilerine yüzlerce konser verdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Atatürk’ün en sevdiği sanatçılardan biriydi Safiye Ayla… Onunla ilk kez 1932 yılında tanışmış, dört yıl sonra tekrar karşılaşmış ve sonrasında sık sık Gazi’ye şarkılar okumuştu. “Her şeyden evvel tashih etmek isterim ki Atatürk yalnız bir Türk musikisi severi değil, hayranı idi… Üstün bir bestekâr kadar ve belki de onlardan daha fazla makamdan anlar, falsoları yakalar, çok haklı tenkitlerde bulunurdu.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Menekşe Gözler Hülyalı, Bir İhtimal Daha Var, Koklasam Saçlarını Bu Gece Ta Fecre Kadar… Yüzlerce besteyi sesiyle ölümsüz hale getiren Safiye Ayla en çok “Çile Bülbülüm Çile” ve “Yanık Ömer” şarkılarıyla anılır. “Ah Bu Gönül” ve “Aşk Yaprağına Konarak Koza Öresim Gelir” isimli iki şarkının bestesi de kendisine aittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, İbrahim Çallı, Halikarnas Balıkçısı gibi isimlerin yakın arkadaşı olan sanatçı dünya çapında tanınmış bir müzisyenle, Şerif Muhiddin Targan’la evlenmiş, eşi Mekke Emiri’nin oğlu olduğu için kendisi de “prenses” unvanı almıştı. 14 Ocak 1998 tarihinde aramızdan ayrılan Safiye Ayla’nın hayatı, hani derler ya, romanlara konu olacak türdendi.

  • TÜRK MÜZİĞİNİN 19. YÜZYILDAKİ ÜNLÜ İSMİ HACI ÂRİF BEY

    Hacı Ârif Bey, Klasik Türk Müziğimizin bugünkü tabirle duayen ismi İsmâil Dede Efendi’den yarım asır sonra, 1831 yılında dünyaya gelmiştir. Bu dönem, Osmanlı sarayında Batı musikisi etkilerinin belirginleştiği dönem olarak bilinir. Hacı Ârif Bey de içine doğduğu zaman diliminde Türk musikisine çok önemli katkılarda bulunmuş önemli bir bestekârdır. 1885 yılında hayatını kaybeden müzik adamı, hayat hikâyesinden kısa bilgilerle sayfamıza konuk oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sesi küçük yaşında fark edilmiş, Zekâi Dede Efendi ve Eyyubî Mehmed Bey’den ders almış, saray bandosu Mızıka-ı Hümayun’da eğitim görmüştür. Böylece genç yaşında saraya adım atmış, sesinin güzelliği Sultan Abdülmecid tarafından onaylanmış, Harem-i Hümayun’da kadınlara musiki dersleri vermekle görevlendirilmiştir. Ne var ki yaşadığı gönül ilişkileri birkaç kez evlendirilmek suretiyle saraydan uzaklaştırılmasına sebep olmuş, fakat ayrılık ve ölüm gibi talihsizliklerle sonuçlanan bu evliliklerin ardından tekrar sarayda kabul görmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hacı Ârif Bey’in yaşadığı sevdalar ve ayrılıklar karşısında yaptığı bestelerden bazıları günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. “Şerhedemem hâlimi cananıma / Çare bulunmaz bilirim yâreme” dizelerinin geçtiği eser onlardan biridir ve günümüzde Tarkan gibi ünlü sanatçılar tarafından da seslendirilmiştir. Hacı Ârif Bey’in gücünün, sesinin yanı sıra çok hızlı beste yapmasından ve yüzlerce eseri hafızasında tutabilmesinden kaynaklandığı söylenir. Herhangi bir saz çalmadığı ve nota yazmayı bilmediği halde bir gecede dokuz-on tane beste yaptığı rivayetler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hacı Ârif Bey Türk musikisinde romantik dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Herkesin anlayabileceği sadelikte sözlerle yazılmış, melodi ve ritim zenginliği içeren şarkı formu onunla birlikte popülerlik kazanmıştır. Padişahlar Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde sarayda görev alan bestekârın yukarıdaki dizeleri de dönemin en ünlü eserleri arasında yer almış ve günümüzde hâlâ seslendirilen şarkılarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En çok kullanılan müzik makamlarından “kürdilihicazkâr” da Ârif Bey’in buluşudur. “Gurûb etti güneş dünya karardı” dizesiyle başlayan kürdilihicazkâr makamındaki şarkı ise bestelediği son eserdir. 1000 sayısına ulaşacak kadar çok eser bestelediği rivayet edilmiştir ama günümüze ulaşan sayı 337’dir. Bazı eserlerin sözleri de kendisine aittir, hatta döneminde Mecmûa-i Ârifî isminde bir güfte dergisi çıkardığı da bilinmektedir. Hacı Ârif Bey kendisinden sonra gelen ve günümüzde de etkisi süren çok sayıda müzik üstadına hocalık yapmıştır. Şevki Bey, Lemi Atlı o ünlü isimlerden sadece ikisidir.

  • Türk Müziği Arşivinden Besteler

    Türk Müziği Arşivinden Besteler

    Itri’den İsmail Dede Efendi’ye, Hacı Arif Bey’den Münir Nurettin Selçuk’a Klasik Türk Müziği birçok evrelerden geçmiş, Yesari Asım Arsoy, Sadettin Kaynak, Avni Anıl, Refik Fersan gibi bestekârlar sayesinde melodileri günümüze ulaşan binlerce eser üretilmiştir. Biz de okuduğunuzda nağmeleri kulağınıza gelecek tadımlık bestelerle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alâeddin Şensoy, Kadere Bak” title_font_size=”13″]
    alaeddin şensoy
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neveser Kökdeş, Neden Bilmem Bu İptila” title_font_size=”13″]
    neveser kökdeş
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abdullah Yüce, Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Izdırap” title_font_size=”13″]
    abdullah yüce
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Münir Nurettin Selçuk, Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın” title_font_size=”13″]
    mini nurettin selçuk
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alaeddin Yavaşça, Boğaziçi Şen Gönüller Yatağı” title_font_size=”13″]
    alaeddin yavaşça
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ali Şenozan, Beni Bırakıp Burada Gitme Güzeller Güzeli” title_font_size=”13″]
    beni bırakıp burada gitme güzeller güzeli şiiri
  • KLASİK TÜRK MÜZİĞİ’NDEKİ MAKAMLAR HANGİ ANLAMLARA GELİYOR?

    KLASİK TÜRK MÜZİĞİ’NDEKİ MAKAMLAR HANGİ ANLAMLARA GELİYOR?

    Klasik Türk Müziğimizin, bugün büyük bir kısmı kullanılmıyor olsa da bünyesinde 600’e yakın makam barındırdığı biliniyor. Yakın geçmişte ve günümüzde kullanılan makam sayısının ise 40 civarında olduğu ifade edilmekte. Biz de adını öyle ya da böyle illaki duyduğumuz makamlardan bazılarını seçtik ve buram buram nostalji havası estiren o makamların hangi anlamlara geldiğini sizin için öğrendik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]